37
ne sonbaharın yaprakları imgelendi
ne de sevdam olanca güzelliğiyle
geçen zaman içinde sevgili
kuşlar kadar hür şimdi
38
güzelliğin çağrı olur
ilkin düşler çakmaya
sanrılarla
alanlara
sonarlara yakalanmayan
sonrası batık bir kalıt çığlığı
bunca yosun altında
oluşan insanda
çağrın üstüne
bitimli bir aşkın
bitimsiz acısı
buketlenip sunulunca
39
az kalsın bulacaktı bir yangın
sevdası yeni bitmiş yüreğimi
ne kadar istesem de olamaz artık
tanımadan anlamadan
bir ortamı paylaşmadan
şarap içip ölmeden
artık olamaz mutlu bir aşk
acısız tasasız
ve nedensiz yalın ve saf
nereden geldiği ne zaman geleceği
her an nasıl olacağı belli olmayan
olamaz böyle bir aşk
hem sevinirim yalnızlığıma
hem de üzülürüm sevdalarıma
üzüntülerim terk ederken beni
sevincim hala benimle
doğum yaşam ve ölüm
her şeyin yalnızlık üçgeni
ne de olsa hep ayrılıktır yaşam
40
akşam olmuş
zaman sıkıntı içinde
ayaklar yorgun
eller ağırlaşmış
gözlere yansıyan bir çift sözcük
‘seni seviyorum’
umutsuzluk değil işimiz
yarına ölmek hiç değil
mevsim sevi sıcaklığı
kara balçık değil
41
gök kubbenin ala kuşu
uçayazdın keklik pınarından
akasyalar boy atmaz oldu
pınarlar deli sarhoş akmaz oldu
bir doğa ki kalbi durgunluk atar
sen ala kuş
uzaklara sarktın zamansız
gecem gündüzüm çalar oldu türkünü
kekliğim meleğim öter oldu sessiz
sensiz
42
geldi yine yıldızların yansıttığı güz
bahar dallarının çıtkırıldımlığı
yaprakların gurbetselliği
yerçekiminin kükreyişi
geldi yine baharın sonu
yaşamın yenilmişliği
43
uçmuş bahar böcekleri
kümelenmiş çiçeklere her biri
gitme bahar gitme
bekle yetişemiyorum sözlerine
sözlerin bir gün bir yerde
yaşadıklarımızdan arta kalan
ayrılık tohumları açtıkça açan
hüznün ezgisi hep sona kalan
sona kalan hep küçük gözyaşları
bahar böceklerinin son uçuşları
gitme bahar gitme
44
ben ki varlığımla kullanıyorum bu dünyayı
bu dünya beni kullanmış ne çıkar
45
yağmur yağdı
su kavuştu
kara toprağa
gün ışıdı
güneş sarıldı
sarı başaklara
yağmur yağdı
gün ışıdı
sarı başaklar
bağlandı kara toprağa
46
ceviz kabuğunu sarmış yeşil örtü
örtüsü çileli bir yaşamın
ana rahminde meyvesini saklıyor
rüzgardan kıpırdanan dalları
kim bilir kaçıncı yazı yaşıyor
47
rüzgar hızla esip
geçince ağaçların arasından
kıpırdanıp dedikodusunu yapmış yapraklar
rüzgarmış aslında
kendi dedikodusunu yaptıran yapraklara
48
göçer kuş
düşünmeden uçarken hedefine doğru
rüzgarı kanatlarıyla yoğurup
umutla içer gökyüzünü
ve gün ışır yorgun kanatlarında
fırtınadan çıkan göçer kuşun
hedefe ulaştığında
49
yaşamak
kaderden tasadan uzak yaşamak
hasret kokmayan ana vatanın
doğasını saran çiçekleri arasında
koşmak dağları alabildiğine
yarı umut yarı hayalle
ulaşmak yıldızıma
bir bahar sabahı
50
uzanıp da tutuversem
şu kısa baharın al güneşini
dört duvar arası penceremden
uzanıp da hissedebilsem
şu kısa hayatın doyumsuz özgürlüğünü
kan ter içindeki mahzenimden
51
gözlerim gün ışığı doladı
ağrı dağı soğuk mu alabildiğine
kızılırmak suyu hür bereketi gür
alaca gecem sarılır
soğuk gecelerin göçmen kuşlarına
erek dağı kır başlı
kar çiçeklerine gebe
soğuk mu erkekçe dişe diş
nice sevdaların mert çocuğu
türkülerin gölgesinde büyür harran ovası
akşam güneşiyle ısınır akdeniz
hasretlik sevdam parlatır
akşam yıldızını gözlerimde
nefret ve kırgınlık sarmış yüreklerimizi
nice sevdaları ayırdığı için kara asfalt
sisli kalabalıklar
paslı binalar
geçmişin gözleri köreliyor artık
boğaza nazır
karlı çamur değil sıkıntım
ne de arabeske kaptırılışı
gençlik parkının
habersizlik dostlardan
ve umursamazlık yaşananlara
yıllar sonra buluşmak
özgürlüğe itildiğimiz akşamlarda
aynı kentin aynı köşesinde
geçmişin izlerini yaşamak yeniden
imkansızı yaşamak kadar
güzel olsa gerek
52
insana umut verildi bir bilmece içinde
tohumu verildi sevginin
ateşi verildi özgürlüğün
hepsinden önemlisi insan olmanın onuru verildi
bir bilmece içinde
çözebilseydi bu bilmeceyi
yaşayacaktı mutluluk içinde