Avatar's Pub
II. Bölüm'ün Devamı...
Toplantıya gelen bir başka liderde Skara Bre'den geliyordu. Bu şehir hakkında çok az şey bilinirdi. Yolu çok tehlikeli ve uzun olduğundan pek ziyaretçisi de olmazdı Skara Bre’nin. Bu uzaklardaki, biraz da yasadışı şehri temsilen, adı buralarda pek bilinmeyen Shaper adında bir Dwarf gelmişti. Dwarflar genellikle maden işiyle ilgilenen, çok uzun yaşayan cücelerdi, savaşlarda yaman mı yaman dövüşürler ve hiçbir şeyi kolay kolay unutup affetmezlerdi. Absolut daha önce kendisi ile tanışmamış ama kulaktan kulağa gelen bazı haberlerini duymuştu. Bir Elf’ten bile daha sessiz olduğu söyleniyordu ve boyu büyüklüğündeki balta kullanması methedile methedile bitirilemiyordu. Pek fazla büyü ile ilgilendiğini düşünmedi Absolut çünkü yanında otları koyacak bir kesesi yoktu. Kapkara bir cüppe giymişti. Cüppenin altından hafif parlayan bir balta ucu görünüyordu. Demek ki bu Shaper denen Dwarf hakkaten iyi bir savaşçıydı ki o baltayı bu güne kadar kaptırmadan sağ kalmıştı. Toplantı salonunun girişinde baltasını teslim etmemek için bir hayli aksilik yapmış fakat başka türlü giremeyeceğini anlayınca bırakmak zorunda kalmıştı. Yanında tek dokunuşunun kesin ölüm demek olduğu gizli bir hançeri vardı eğer bir sorun çıkarsa bu baltasına giden yolu açmaya yeter diye düşündü.
En sonunda toplantı başladı ve ev sahibi Lord Nar neden herkesin burada toplandığını tekrar açıkladı. Ondan sonra konuşmayı Afex ele aldı ve masadaki yarı Orcları sinirlendirmeyecek bir üslüpla Orc'ların aylardan beridir hummalı bir hazırlıkta olduklarını ve pek yakında çok çetin bir savaş olacağını belirtti. O sırada Afex'in lafını Orky kesti ve kendilerine her türlü konuda tam güvenebileceklerini savaşın onlarında savaşı olduğunu belirtti. Bu açıklama ezeli düşmanları olan Elf'ten başkası için değildi. Afex inanmış gibi yaparak biraz geride kalıp toplantıyı dinlemeye çekildi. Toplantı 2 gün sürmüş ve artık herkes yorgunluktan birmişti. Fakat toplantı çıkışı artık bu odada ki herkes birbirine hayatlarını teslim edebileceklerine inanmıştı. Hatta bir ara Elf ve Orc'lar yan yana dahi oturup konuşmuşlardı.
Yapılan plana göre bütün liderler orduları ile konuşacak ve birer adamlarını (tabi ki en güvendikleri) kendilerinin yerine seçeceklerdi. Kumandayı onlara verdikten sonra gizli olarak Britt'teki bir çiftlikte toplandıktan sonra hepberaber Chaos'a doğru olan yollarına çıkacak ve yaklaşık bir yıl sonra orduları ile orda buluşacaklardı. Buraya önce yalnız gitmelerinin sebebi yolda bulunan her türlü ırkı uyarmak ve liderleri olduklarını savaşa çağırmak içindi. Ayrıca tabi ki böyle bir grup bin yılda bir toplandığından biraz da heyecan istiyorlardı.
Çiftliğe ilk gelen ziyaretçi Nikkyo oldu. Absolut onu içeri buyur ettikten yaklaşık 2 gün sonra bütün ekip 3 eksikle toplanmışlardı çiftlikte. Orc'lar ve Shaper onlara Minoc yolunda katılacaklardı.
Sabah erken saatte kimse görmeden şehirden çıktılar, fakat şehirdeki bazı Orc casusları çoktan Orc'lara haberi uçurmuştu bile. 4 savaşçı en önde Afex olmak üzere Minoc'a doğru yola çıktılar. Elf'lerin içgüdüleri ve tuzak farketmedeki üstünlüklerinden dolayı o en önde gidiyordu. Yaklaşık yarım günlük yoldan sonra ufak bir nehrin yanında mola vermeye karar verdiler. Afex her ne kadar burasının tehlikeli ve tuzağa açık bir alan olduğunu söylese de kabul ettirememişti. Yarım saatlik bir yemekten sonra Afex'in huzursuzlanmaya başladığını farkeden Absolut yanına giderek ne oldugunu sordu. Havada garip bir koku olduğunu bunu daha öncede şehirde aldığını ama tam hatırlayamadığını söyledi Afex. Nikkyo hemen lafa karışarak bunun Absolut'un ter kokusu olduğunu söyledi ama o an herkes bu garip kokunun keskinleşmesi üzerine sustu. Yavaştan savaşcılar silahlarına ve kalkanlarına doğru yaklaşmaya başladılar. Herkes artık silahlanmış ve savaşa hazırdı. Büyülü sözler mırıldanmak için dudaklarda hazır bekliyordu. Savaşçılar her an bir saldırıya karşı tetikteydiler. Sonra bir anda Afex "Gittiler" dedi. Lord Nar "Nasıl yani? Yok olup uçmadı ya bu şeyler" dedi. Hepsi bu ürkütücü yerden bir an once gitmeye karar verdi.
Artık 3 gün geçmişti ve bir şeyin kendilerini takip ettiğinden eminlerdi. Defalarca pusu kurmuşlar ama her nasılsa her seferinde başarısız olmuşlardı. En sonunda bir gece sabaha karşı nöbet sırası Lord'dayken hepsi bir çığlık sesiyle irkildiler. Çığlığın neye ait olduğunu Absolut çok iyi biliyordu ve herkese acele etmelerini ve sırtlarını dayayabilecekleri bir kaya bulmaları gerektiğini söyledi. Bu gelen bir Phoenix'ti. Bu yaratıklar belkide bu adadaki en güçlü yaratıklardandı. Titanları 2 vuruşta yok ettikleri bilinirdi ve master büyücülerle yarışacak seviyede büyü yapabilirlerdi. Arkalarını güvenceye aldıktan sonra herkes savaş pozisyonunu aldı ve beklemeye başladı. Nikkyo teker teker herkese büyü aynası ve zırh koruma büyüsü yapıyor, Afex en arkada oklarını önüne almış yayı yarım gergin mırıldanarak okun ucuna zayıf bir zehir sürüyor. Lord ve Absolut ise en dışta silahları ve kalkanlarını tam siper yapmış bu yaratığın nerden ve ne zaman saldıracağını bekliyorlardı. Bir anda Lord bir şimşek parıltısıyla olduğu yerden birkaç metre geriye fırladı işte saldırı başlamıştı. Eğer büyü aynası olmasa muhtemelen ikiye yarılmış olacaktı ama su an sadece sersemlemiş ve iyi yanı büyünün çoğu yaratığa geri gitmişti. O sırada gökyüzünde Phoenix belirdi. Çok büyük bir kuşa benziyordu fakat yaklaştıkça daha da büyümeğe başladı. Absolut önce ateş topu yollayarak büyü aynasını yok etti kuşun. Daha sonra Afex, Nikkyo ve Absolut birer Cor Por yolladılar. Phoenix çok az zarar almıştı hatta almamış bile olabilirdi. Afex gümüş uçlu oklarından birini yaratığa yolladı ve sağ kanadında ufak bir delik açmayı başardı. Hayvan artık rahat uçamıyordu ve yere inmesi gerekti. Dev cüsseli hayvan karşılarında duruyor ve büyülü bazı laflar mırıldanıyordu. Nikkyo hemen Lord'a tekrar büyü aynası yaptı. Herkes hareketsiz birbirinden bir atak bekliyordu. Bu sırada Phoenix rakiplerinin zor olduğunu anlayarak kendine yardım için bir Daemon yarattı. Nikkyo "Bir bu eksikti" dedi ve ona karşı koyması için birazda tehlikeyi göze alarak kendini bir Daemon'a çevirdi. Lord ve Nikkyo Daemon ile dövüşmeyi seçmişler çoktan bu işe başlamışlardı bile. Absolut ve Afex ise aynı anda Phoenix'e bir paralyz büyüsü attılar bu hayvanı birkaç saniye hareketsiz kılmaya geterdi. Aynı anda Afex hayvanın ölümcül noktalarına oklarını birer birer yolluyor, Absolut ise riski göze alarak sihirli gürzü ile Phoenix'e vuruyordu. Hayvan büyünün etkisinden çıkar çıkmaz pencelerinden biri ile Absolut'un kalkanına yandan bir darbe yaptı. Savrulmamak için bütün ağırlığını o yöne verdiği halde dengesini kaybetti ve yere yuvarlandı Absolut. Nikkyo, Daemonla pençe pençeye bir savaşa girmiş yanda ise Lord kılıçıyla yaratığın pençelerinden kurtulmaya çalışıyor idi. Nikkyo bir yandan kendine bir yandan da Lord'a her türlü savunma büyüsünü yapıyordu. Tam bu sırada Lord kılıcını hayvanın göğüs kafesine saplamayı başardı, bunu fırsat bilen Nikkyo ise Cor Por büyüsü ile hayvana son bir darbe vurdu ve canını aldı. Arkalarını döndüklerinde manzara hiç iç açıcı değildi. Phoenix Absolut'u pençeleriyle tutmuş oyuncak bebek gibi iki yanla sallıyordu. Savaşçı hala silahını ve kalkanını elinden bırakmış değildi ama bu halde uzun süre dayanamazdı. Elf bir yandan ok atıp bir yanda Absolut'a koruma büyüsü yapmaya çalışırken yardım geldi. Nikkyo normale dönmüş ve Afex'ten büyü işini almıştı artık rahat rahat oklarını atabilirdi. Lord hayvanın yanına giderek bacağına sert bir darbe yaptı ve anında geri çekildi. Can havliyle hayvan, Absolut'u yere bırakarak Lord'a yönelince Nikkyo hayvana önce bir paralyze büyüsü gönderdi daha sonra Afex'in oku hayvanın sol gözüne saplandı ve yaratık artık iyice çıldırdı, 3'ü birden aynı anda Cor Por yolladılar Phoenix'e fakat hala ölmemişti iblis yaratık. Absolut artık hayvanın gerisinde kaldığından görüş alanında değildi. Bütün gücünü toplayarak ve Nikkyo'nun kendisine sağlamış olduğu ekstra güç ile hayvanın eğri büyrü kafasına çok sert bir darbe vurdu. Hayvan artık öleceğini anlamıştı ve kaçmaya çalışıyordu. Karşısına Lord çıktı ve son darbeyi kılıçıyla hayvanın kalbini parçalayarak yaptı. Bu sırada hayvan bütün ağırlığı ile Lordun üstüne düşerken, Lord son anda kaçabildi fakat kılıçı hayvanın ağırlığı karşısında kırılmıştı. Başlangıç için böyle bir düşmam beklemiyorlardı ama diğerlerinin birbirlerini tanımaları için çok iyi bir fırsat olmuştu. Hayvanın üzerinde epeyce miktarda ot çıktı, ayrıca birde büyü ile parıldayan bir katana buldular. Bunu Lord'un almasına karar verdiler çünkü hepsi gerektiğinde kendilerini koruyacak büyü biliyorlardı fakat Lord'a böyle bir silah gerekebilirdi. Phoenix ve Deamon topu topu dört savaşçı tarafından hasar almadan kolay kolay yenilebilecek yaratıklar değillerdi. Demek ki gerçekten bu gruba seçilenler doğru insanlardı.
Bu sırada Minoc'taki grup beklemekten sıkılmış ve daha erken buluşmak için Brit'e doğru yollarına çıkmışlardı. Dwarf en önde Orc'lar ise biraz daha arkada hızlı adımlarla ilerliyorlardı. Yolda önlerine çıkan birkaç ufak eşkiya grubunu kolaylıkla hallettiler. Fakat 2. günü sabahı Dwarf erken uyanmış ve keşif gezisine çıkmıştı, döndüğünde Orc’lar hala uyuyordu. Sessizce yanlarına yaklaşıp fısıltıyla “Uyanın uyuşuklar savaş vaktidir” dedi. Uyku sersemi ne olduğunu anlayamayan Anticore önce bunu şaka sandı fakat uzaktan yaklaşan homurtuları duyunca hemen dikildi ve sialhını eline aldı. Orky çoktan silahlanmış ve otlarını kontrol etmişti. Shaper’in dediğine göre yaklaşan grub 9 kişilik bir Orc devriyesiydi. Bunlar şehre belirli bir mesafeden fazla yaklaşmayan, iki şehir arasındaki yolcuları soyarlardı. Hemen ağaçların arasına girerek plan yaptılar. Shaper kendini belli ederek onları ağaçların arasına çekecek böylece hiç beklemedikleri ani bir pusuya gireceklerdi. Orky’nin uzaktan anladığı kadarıyla aralarında 2 büyücü vardı. İlk olarak birini hemen yok etmesi gerektiğine karar verdi ve önde ilerleyenin daha usta olduğuna karar verip ilk ona saldırmayı düşündü. Orky hepsine korunma büyülerini bir çırpıda yaptı ve beklemeye başladılr, birazdan Shaper önde arkada Orc’lar geliyorlardı. Shaper tuzağın arkasına kadar koştu bir anda arkasına dönerek silahını eline aldı ve saldırı durumuna geçti. Bu ana kadar hiç korkmadan saldıran Orc’lar buna bir anlam veremediler ve korunma büyüsü dahi yapmadan saldırıya geçtiler. İlk yere düşen büyücülerden önde gidendi daha ne olduğunu anlayamadan ikinci büyücü de ağır bir darbe almış savrulan kesesini arıyordu. Shaper’de bu arada üstüne gelen ilk savaşçıyı ikiye ayırıp arkadakininde peşinden koşuyordu. Anticore ise göz açıp kapayana kadar diğer 2 Orc’un canını amıştı bile. Geriye kalan 3 Orc tan biri okçuydu ve oklarını yollamaya başlamıştı. Zırhlarından büyü sayesinde seken oklar yavaş yavaş tesirli olmaya başlamıştı ve ilk yok edilme sırası onundu. Orky hiç düşünmeden okçunun üstüne Cor Por’dan bile daha güçlü olan ve genelde başarısızlıkla sonuçlanan EnergyVortex attı. Bu sırada Shaper kaçan Orc’u yakalıyıp çoktan haklamış ve diğer ikisini Anticore ile aralarına sıkıştırmışlardı. Çok uzun sürmeden yok ettiler bu ikiliyi. EnergyVortex direk olarak nerdeyse ölüm anlamına geliyordu. Birebir yakın savaşta kimsenin Vortex’i yenmesine imkan yoktur denebilir. Okçu daha ne olduğunu bile anlayamadan Vortex arkasında belirdi ve tek bir darbe ile okçunun canını aldı. Orky, vortexi dispell ettikten yani büyü ile etkisizleştirdikten sonra ölülerin mallarına bakmaya başladılar. Vortex yaratıldıktan sonra yok edilmesse çevresindeki herşeye saldırırdı ve geneldede büyüsü kendiliğinden geçene kadar bir çok can alırdı.
Sir Absolut
Devam Edecek...
|