Avatar's Pub
I. Bölüm'ün Devamı...
Büyücüleri temsilen toplantıya adı büyücüler arasında efsaneleşmiş olan Nikkyo gelmişti. Tabiki kendine has uslubu ile gene herkese güldüren bir şekilde şehre girmişti. Kendini bir Deamon'a dönüştürmüş ve sakince şehir kapılarının altından geçip meydana doğru yürüyordu. Bunu iyi bir insanca yönetildiğini bilemeyen şehirdeki yeniler (Normalde Deamon orta çaplı bir orduyu rahatlıkla yok edecek güçteydi) bir anda panik olarak silahlarına sarılmış ve ortalığı komik bir telaş sarmıştı. Absolut bu gelenin en eski dostlarından Nikkyo olduğunu tek bakışta anlamış ve zırhını çıkararak yaratığa yumruklarıyla saldırmaya başlamıştı. Ondan güç alan bazı yeniler ise Absolut'un yanında Deamon'a saldırmaya başladılar. İlginç olanı ise Absolut bir yandan saldırıyor bir yandan da yaratıkla konuşuyor olması idi. Bir kaç dakika sonra büyünün etkisi geçti ve ortaya beyaz bir pelerin ve iç çamaşırından başka birşy giymeyen bir adam belirdi. Bu büyünün gücü üstünüzde ne kadar az kıyafet varsa o kadar güçlüydü. Bir anda Absolut ve bu çıplak adam birbirlerine sarıldılar ve kahkahalara gömüldüler. Absolut bir yakındaki bir yerde içki teklif içmeyi teklif etti. Handan içeri girer girmez bütün gözler bir anda ikisinin üstüne çevrilmişti. Herkesin efsanelerde duydukları insanlardan ikisi şu an yanlarındaydı. Absolut hafifçe gülerek "Bu turnuvaya herhalde büyü gücünü göstermeğe değil güreşlere katılmak için gelmişsin bu ne hal yağ fıçısı gibi olmuşsun" dedi. Her zaman hazır cevap olan Nikkyo ise "Güreşlerde senin sikletinde adam kalmamış aylardır kilona ulaşmak için tonlarca ot harcadım HOHOHO" dedi ve uzun sürecek geceye birer şişe şarapla başladılar. Absolut bu şirin büyücü ile ne zaman tanıştığını hatırlamıyordu bile, Nikkyo her zaman tanıdığı biriydi. Onunla ilgili hatırlayabildiği en eski olay uzun seneler öncesine dayanıyordu ama o zaman bile iyi dost olduklarını hatırlıyordu. İkiside gençlik yaşlarındaydılar ve macera olsun diye Magincia yakınlarındaki mağaralarda geziyorlardı. Buralarda buldukları ufak yaratıklara saldırıp kendilerini Dragon öldüren şövalyeler gibi hissetmeyi seviyorlardı. Daha önce hiç girmedikleri bir mağara bulunca meraktan dayanamayarak içeri girmeye karar verdiler. Buralarda genelde zararsız ufak yaratıklar ve birkaç Mongobat'tan başka hayvan yaşamazdı. Her şövalyeyi korkutacak bir görünüşe sahip olan bu yaratıkların bazen tavşan avlarken bile öldükleri söylenirdi fakat Absolut ve Nikkyo'nun bundan haberi yoktu. Mağaraya ilk giren Absolut oldu ve ağır dışkı kokusunu alınca içerde kendilerine göre bir av oldugunu anladı. Nikkyo biraz arkadan elinde azıcık otla onu takip etti. İlk olarak önlerini görmeleri için çevreyi aydınlattı Nikkyo. İki kafadar daha sonra mağaranını derinliklerine doğru ilerlemeye başladılar. Derinlerde bir kaç kemik bulunca bu mağaranın bir kurt veya yaban köpeğine ait olduğuna karar verdiler. Mağaranın geniş kısmına gelince Absolut ilerde bir kıpırtı olduğunu ve bu sefer kendinin tek başına saldıracağını söyledi. Bu Nikkyo'nun hoşuna gitmişti böylece oda Absolut ile alay edecek boş vakit bulacaktı. Bir kaya parçasının arkasında olduğuna karar verdiği yaratığa ani bir baskın yapmak için Absolut gerildi ve bir anda kayanın üstüne sıçradı. Tam karşısında hayatında ilk kez gördüğü Mongobat ona bir Titan görmüşle eş panik yaratmıştı. Taşın üstünden aynı hızla geri Nikkyo'nun yanına zıplayarak rakiplerinin korkunç kanatları ve pençeleri olduğunu söyledi. İkiside geri dönüp dönmemekte kararsızdı sonra saldırmaya karar verdiler. Nikkyo henüz genç bir büyücü olduğundan büyüleri genelde korunma amaçlı idi. Tek bildiği saldırı büyüsü ise ufak ateş topları yollayan ve sadece karşısındakinin büyü aynasını kırmaya yarayan bir büyüydü. Nikkyo hemen bu büyü için gerekli otlarını eline aldı ve mırıldanmaya başladı. Absolut ise yanında taşıdığı hafiften eski topuzu başı hizasına getirerek yavaş yavaş ilerlemeye başladı. İlk saldıran Nikkyo oldu, ateş topu yaratığın sağ kanadına gelmişti ve gücü düşük bir büyü olduğundan sadece ufak bir zarar vermişti. Absolut hayvanın şaşkınlığından yararlanarak topuzunu kafasına doğru savurdu fakat çevik olan hayvan can havliyle eğilince Absolut'un hamlesi boşa gitti. Nikkyo ikinci ateş topunu hazırlamıştı bile fakat şu an Absolut ve yaratık o kadar yakınlardi ki birbirlerine, büyü ona da zarar verebilir diye henüz yollayamıyordu. Absolut'ta hala hayatta olduğuna göre bu yaratığın sandığı kadar güçlü olmadığını anlamış ve cesaretlenerek yakın dövüşe geçmişti. Nikkyo bir yolunu buldu ve ikinci ateş topunu hayvanın tam ağzına yolladı. Şimdi hayvan her nefes verdiğinde ağzından Dragon gibi alevler çıkarmaya başlamıştı. Absolut bir yandan yaratığa saldırıyor bir yandan da Nikkyo'ya yanan derisi için küfürler sallıyordu. En sonunda Absolut hayvanın başına sert bir darbe vurdu ve yaratık cansız olarak yere yığıldı. İki kafadar bu zafere şehirdekileri inandırmak için yaratığın kanatlarının ucundaki iki pençeyi kestiler ve bunu bir ipten geçirerek boyunlarına astılar. Şehir girişinde yükses sesle kahramanlıklarını anlatırken herkes gülmekten yerlere yatıyordu fakat ikisi hiç oralı olmuyor ve anlatmaya devam ediyorlardı. En sonunda yaşlı bir bilge gelerek konuya açıklık getirdi de onlarda daha fazla dile düşmekten kurtuldular. O gün bugündür bir araya geldiklerinde Absolut nasıl olupta hayvan yerine kendisini yaktığını çevreye anlatır durur Nikkyo'nun.
Trinsic'in en garip misafirleri iki Orc'tu. Onlar da yarı Orc'ların koruyuculuk yaptığı madencilerin şehri olan Minoc'tan geliyorlardı. İkisi de dillere destan olmuş savaşçılardı ve şu an ırklarına karşı başlayacak olan savaşta insanların tarafını tutmaya karar vermişlerdi. Orky büyücü olandı ve her zaman insana daha çok benzediğini iddia ederdi. Anticore ise bu ikilinin savaşçı olan tarafıydı. Orc'lar insanlara göre normalde biraz daha aptaldılar ama bu ikili yarı Orc olduğu için iki tarafında en gelişmiş özelliklerine sahiptiler. İnsan gibi düşünüp bir Orc'un kas gücüne sahip olmak için çoğu kişi kolunu vermeye hazırdı. Absolut bu ikili ile epey yeni tanışmıştı. Kısa bir süre önce Minoc'taki madencilere saldıran eşkilar artık azmış hergün saldırılarını arttırmaya başlamışlardı. Bu Absolut'a uzun zamandır yapmak istediği Minoc ziyaretine bahane olmuştu. Minoc'a varmasına bir kaç saat kala ayndaki tepenin arkasında savaş naraları ve büyü patlamaları geldiğini duydu ve hemen bunların madencilere saldıran eşkilar olduğunun düşünerek şansına sevindi. Tepeyi aştığında bir grup zırhlı adamın iki Orc ile kıyasıya dövüştüğünü görünce once bunları avcı sandı fakat daha sonra saldıranın Orclar değil diğerleri olduğunu ve Orcların maden girşini koruduğunu görünce hemen olayı kavrayarak Orcların tarafını tutması gerektiğini düşündü. İki Orc yaman dövüşüyorlardı, çevrelerinde şimdiden bir kaç ceset vardı. O sırada gruptan biraz uzakta bir büyücünün Orclara sürekli olarak saldırı yaptığını farketti ve en iyi yardımın onu yok etmek olacağına karar verdi. Kendine savunma ve büyü aynası yaptıktan sonra büyücünün büyü aynası kırmak için bir ateş topu yolladı. Ardındanda en güçlü büyülerden biri olan ve sadece master büyücülerin başarıyla yapabildiği Cor Por büyüsünü yolladı zavallı büyücüye. Ateşten ve içinde jilet keskinliğinde demir parcaları bulunan bir büyüydü. Ses gök gürültüsü gibi inletmişti ortalığı. Yanda devam eden savaş bir an durmuş ve herkes sese doğru dönmüştü. Zavallı büyücü yerde kanlar içinde yatıyor ve kendini tedavi edecek büyüler mırıldanmaya çalışıyordu. Fakat birkaç saniye içinde Absolut adamın yanına giderek acısına son verdi. Böyle bir gelişme beklemeyen eşkiyalar bozguna uğramışcasına sağa sola kaçıyorlardı. Çevreleri sarılı olduğundan teker teker hepsi devrilmeye başladılar. Uzun boylu olan Orc elindeki Hellbert'i kılıçmışcasına savuruyordu (Hellbert; ucunda dev bir balta bulunan insan boyundaki ve sadece çok güçlü savaşcıların yok etmek için kullandığı etkili bir silahtı) , demek ki inanılmaz kuvvetli olmalıydı. Daha kısa olan ise Absolut'a gösteriş yapmak için bir Cor Por büyüsü yolladı zavallı eşkiyaya. Büyü savunması olmadığı için adamdan geriye sadece yanık etler kalmıştı. Birkaç saniye içinde yaklaşık 9 kişinin cesedinin çevresinde duruyorlardı. Yaklaşınca bunların Orc değil yarı Orc olduklarını anladı. Bu tür çok az rastlanan bir Orc türüydü. Arada kalmış olduklarından Orclar ve insanlarca tam kabul edilmiyorlardı. Önce büyücü olan ileri çıktı ve kendini tanıttı. "oRg orG Ben Orky, buda Anticore olmak org". "Bende Britt Warlord’u Absolut tanıştığımıza sevindim" dedi. Absolut bu ikiliyi daha önce defalarca duymuştu. Belki de bütün kıtada kendini ikiye tek savaşta yenebilecek tek savaşçılar olduklarını düşünüyordu ve pek haksız da değildi. Orky ve Anticore bu tanışmadan sonra cesetlerin üstündeki değerli eşyaları almaya başladılar. Ot torbasını alan Orky bunu Absolut'a uzatarak bu senin hakkın dedi. Absolut'ta ot torbasını alarak içinde neler olduğuna kabaca göz atıp otları kesesine ekledi. O akşam Orclarla kalarak uzun uzun konuşturlar ve Minoc halkının onları kendilerini korumak için tutmuş olduğunu öğrendi Absolut. Ertesi sabah vedalaşarak Minoc yoluna gitti.
Sir Absolut
Devam Edecek...
|