XIX.yüzyıl Avrupa'nın ve Dünyanın karışıklıklar içinde olduğu bir dönemdir. Avrupa'nın güçlü devletleri bir taraftan sanayi hamleleri yaparak dünyayı sömürmekte bir taraftan da birbirleriyle mücadele etmektedirler. Yüzyılın sonlarına doğru sömürge yarışına giren devletler Doğunun " hasta adamı " Osmanlı Devleti'nin topraklarından pay kapabilmek içinde hammadde Pazar ihtiyaçlarının temini için savaştan savaşa girmektedirler.
Bu karışıklıkların cereyan ettiği yıllar içinde tarih sahnesine çıkan Otto Von Bismarck XIX.yüzyıla adını yazdırmış bir siyasi deha ve devlet adamıdır. İdealleri çerçevesinde yaptığı işlerle yüzyılın siyasi olaylarına yön vermiştir. Prusya devleti içerisinde başbakan olarak göreve başlayan Bismarck'ın şüphesiz dünya siyaset arenasında yaptığı en büyük iş Alman birliğini tesis etmesidir. Almanya Devleti dünyadaki varlığını ve ortaya çıkışını O'na borçludur.
Bismarck Alman birliğini tesis etmekle kalmamış 17 yıl gibi kısa bir süre içerisinde Alman İmparatorluğunu güçlü bir konuma getirerek Avrupa siyasetine yön verir hale getirmiştir. XIX.yüzyılın tevelvül hayatına damgasını vuran Bismarck bir çok devletin mukadderatında da önemli rol oynamıştır. Zamanında fikirlerinin ve mefkûresinin çerçevesi anlaşılamamıştır. Tecrübesinin doruğunda olduğu dönemlerde başbakanlıktan azledilmesi buna bir delildir.
Avrupa Devletlerinin çıkarlarının çatıştığı XIX. Asırda Bismarck nasıl olmuşta kısa bir süre içerisinde Almanya'yı kurarak dünya siyasetine yön verir hale getirmişti. Nasıl olmuşta kısa süre içerisinde Avrupa'nın siyasi çehresini değiştirmişti?
Bismarck yaptığı büyük işler sayesinde XIX.yüzyılın " büyük insanlar " listesine adını yazdırmıştır.
I. BÖLÜM
HAYATINA GENEL BAKIŞ
Otto Eduard Leopold Von Bismarck 1815 tarihinde Almanya'da dünyaya gelmiştir. 1836 yılında öğrenimini tamamlamış ve 1847 yılında siyasi hayata adımını atmıştır. Siyasi hayatı Prusya birleşik diyet meclisine girmesiyle başlamıştır. Bu dönemde henüz bir Almanya Devleti tesis edilmediğinden Bismarck siyasi hayatını Prusya Devleti içerisinde idame ettirmiştir.
1854 yılında Prusya Devleti'nin Petersburg büyükelçiliğine ve 1857 yılında Paris büyükelçiliğine atanmıştır. 1862 tarihinde Prusya Devleti'nin başbakanı sıfatıyla göreve başlayan Bismarck başarılara adını yazdırarak 1871 tarihinde Alman birliğini gerçekleştirmiş ve Şansölyelik ünvanını alarak Alman halkının sevgisini kazanmıştır.
1871 ve 1890 tarihleri arasında kurduğu Alman birliği başında Şansölye olarak görevine devam etmiş 18 Mart 1890 yılında başbakanlık görevinden ayrılmıştır. Bundan sonra münzevi bir hayat yaşayan Otto Von Bismarck 30 Temmuz 1898 tarihinde de ölmüştür.
II. BÖLÜM
DOĞUMU VE GENÇLİĞİ
Dünya tarihinin ender siyaset ve devlet adamlarından birisi olan Otto Von Bismarck 1 Nisan 1815 tarihinde Kuzey Almanya eyaletlerinden Brondenburg yakınlarında dünyaya gelmiştir. Brondenburg'un askerliği seven büyük topraklara sahip gelenekçi tarım ailelerine "Junkers" adı veriliyordu ki Bismarck'ta böyle bir aileye mensuptu.
Asıl ismi Otto Eduard Lopold Von Bismarck'tır. Asil bir aileye mensuptu. Belki de gelecekte birçok başarıya imza atmasının ve iyi bir şekilde yetişmesinin temel nedenlerinden biri burada yatmaktadır. Bismrack'ın ailesinin Alman tarihiyle yakından alakası vardı. Prusya tarihinde meydana gelen savaşlarda ailesinden birisi mutlaka bulunmuştu. Örneğin Prusya ordusunda süvari albayı olarak görev yapan Bismarck'ın babası August Frederick 1742'de Bohemya'da yapılan bir savaşta kahramanca ölmüştü. Avrupa'da 1618 tarihinden itibaren başlayan 30 yıl savaşlarında da ve bu tarihten itibaren muhtelif tarihlerde meydana gelen savaşlarda Bismrack'ın ailesinden biri mutlaka ölmüştür.Bismrack'ın annesi ise Prusya Devleti'nin dışişlerinde çalışan yüksek bir memurun kızıydı ve Prusya hanedanı olan Hohenzollarla akrabalığı mevcuttu. Annesinin hayatı Prusya hanedanın varisleriyle iç içe geçmişti. Daha sonra Prusya tahtına 1840 tarihinde geçecek olan IV.Frederick ile Bismrack'ın annesi çocukluk yıllarını oyun oynayarak geçirmişti.
Hayatı tezatlarla dolu olarak geçen bu siyasi dehanın çocukluk yaşamı sıkı disiplin ve iyi bir eğitim altında geçmiştir. Zaten bu Junkers ailelerinin genel karekteridir. Bismrack'ın yetişmesinde ve eğitiminde annesinin etkisi büyüktür. Fakat O annesinin tarzını beğenmemektedir. Annesinden şikayetçi olarak, "bana karşı soğuk ve sert davrandığını çok defa hissettim" demektedir.
Bismrck'ın haytında tezatlıkların varoluşu anne ve babasının arasındaki karekter ve mizaç farklılığından kaynaklanmaktadır. Ailesine son derce düşkündür ve bu özelliğiyle tanınmaktadır. Hususi hayatında şevkatli ve muntazam yaşamaktan hoşlanan, kimseyi gücendirmek istemeyen bir tavır içinde olduğu halde siyasi hayatında rakiplerine son derece şiddetli tavırlar sergilemektedir. Bismarck'ın bu tavırlarının temelini O'nda yatan Prusya sevgisinde aramak gerekmektedir. Onun için Prusya'nın selameti her şeyin üzerinde yer almaktadır.
Bismarck bir yaşına geldiğinde ailesi Berlin'e taşınmıştır. Büyük diplomat yedi yaşındayken Berlin'deki Plamann ilk okuluna verilmiştir. Bundan sonraki öğrenimini Berlin'de devam ettiren Bismarck 1827 tarihinde Frederick Wılhelm okuluna yazılmıştır. Klasik öğrenimine Berlin'de devam eden Bismarck bu yıllarda sıksık gezmeye gittiği halde okula dair görevlerini de yerine getirmeye çalışmıştır.
Klasik öğrenimini Berlin'de tamamladıktan sonra 1832 yılında hukuk tahsil etmek amacıyla Göttingen üniversitesine kaydolmuştur. Bismarck'ın siyasi görüş ve bakış açısı bu yıllarda oluşmaya başlamıştır. Her ne kadar fakülte yıllarında cumhuriyet idaresine bir sempati duymuş olsada bu zahiri olarak kalmıştır. Kalben mutlakiyete bağlı kalmış ve bu bağlılık O'nun ilerdeki siyasi yaşamının çizgisini belirlemiştir. Nitekim zaman içerisinde ortaya koyduğu siyasi uygulamalar bunu açık bir şekilde ifade edecektir.
Bismarck'ın öğrencilik hayatı pek parlak geçmediği gibi düzenli bir öğrencilik hayatı da yaşayamamıştır. Üniversitede bulunduğu yıllarda günlerini daha çok spor ve eğlence ile geçirmişti. Bütün vaktini ata binmek, ava gitmek ve eskrim gibi hoşuna giden faaliyetler ile geçirmeye çalışmıştır. Gürültücü ve dövüşken yapısı ile 25 defa düelloya katılmış ve hepsini kazanmıştır. 50'den fazla da attan düştüğü belirtilmektedir.
Kuvvetli ve iradeli yapısı bu dönemden sonra oluşmaya başlamıştır. Boyu 1.83 metredir. Kabarık ve sık sarı saçları, kırmızı yanakları mavi gözleri ile hafif çilli yüzünde keskin bir zekanın izlerini görmek mümkündür. Bu şekli ile tam bir Cermen tipini andırmaktadır.
Bismarck'ın kişiliği kendisinden başka kimseye "hayran olmaya ve bağlanmaya" da uygun değildi. Bu sebeple Prusya tahtına geçen ve siyasi yaşamında etkin rol oynayan IV.Frederick ve I.Wilhelm'e duyduğu saygı şahsi olmayıp Prusya Devleti'ne olan sevgisi ve sadakatinden kaynaklanmaktaydı. O, imparatoru ulusun başı olarak görür ve bu çerçeve içinde değerlendirirdi. Bismarck tartışmasız bir şekilde "elitçi" idi.
Bismarck'ın parlak geçmeyen öğrenim hayatı O'nun başarılara imza atmasını ve kültürlü olmasını engelleyememiştir. Geniş bilgi ve kültürlü oluşunu şahsi tetebbu ve tetkikleri sonucunda gerçekleştirmiştir. Çok okuyan bir insandır. Nitekim O'nun mütenasip kültürü ve çok okuma alışkanlığı okul hayatından sonra başlamış ve ileriki yaşlarında kemale ermiştir.
Okul hayatı pek parlak geçmeyen Bismarck 22 Eylül 1835 tarihinde mutedil sayılabilecek bir başarı ile imtihanını vererek diplomasını almıştır. Gençliği tam bir arayış içinde geçen bu siyasi deha bir ara dini inancını dahi yitirmiştir. Daha sonraları insan aklının belirli sınırları olduğunu ve bu sınırları bazı noktalarda aşamayacağını düşünerek dini inancına tekrar sarılmıştır.
Avrupa'nın bir çok yerini muhtelif zamanlarda gezen Bismarck altı yabancı dil bilmektedir. Bismarck'ın çok okuma ve gezerek öğrenme isteği kendisini aşmak istediğinin açık bir delilidir. Memuriyet hayatına 1836 yılında adliye teşkilatında kâtip olarak çalışmakla başlamıştır. Fakat memuriyet hayatı da pek parlak geçmemiştir. Memuriyetin mutad hayatından sıkılmış ve görevini de bırakmıştır. Nitekim memuriyet hayatındaki görüşleri şu şekildedir:
"Gerek Potsdam gerekse Aechen dairelerinde işlerin seyri, erişmek istediğim gayeleri için beni teşvik eder mahiyette değildi. Bana verilen vazifeleri ehemmiyetsiz ve sıkıcı buluyordum." Buradan da anlaşılabileceği gibi Bismarck sıradan işleri sevmemekle birlikte, daima kendini aşma isteği O'nu büyük işler yapmak için zorlamaktadır.
1838 yılından itibaren gönüllü olarak askerlik görevine başlamış fakat liyakatsız davranışları sebebiyle üslerinden azarlanmayı hazmedemeyerek buradan ayrılmıştır. 1839 yılından itibaren aile çiftliğine çekilerek buradaki toprakların işletimini üzerine almış ve bir süre çiftlik hayatı yaşamıştır. Bismarck bundan sonra 1847 tarihine kadar yani siyasi hayatının başlangıcına kadar hayatını çiftlikte idame ettirmiştir. Bütün gün çalışmasına rağmen toplantılara, balolara ve eğlencelere katılmaktan da kendini alamamıştır.
Bu yıllarında okumaktan da vazgeçmemiştir. Tarihten, sosyolojiden, edebiyattan ve bilhassa ingilizce'den olmak üzere yabancı dillerden çeşitli eserler okumuştur. "Adresine sadece şarap fıçıları değil aynı zamanda paket paket kitaplar da gelmektedir."
III.BÖLÜM
SiYASi HAYATI
8 Haziran 1815 tarihinde vücuda gelen Cermen konfederasyonu Almanlar'ı bir birlik halinde toplayamamıştı. Frankfurt'ta oluşturulan bu konfederasyon aktı ile Alman milletleri değil Alman hükümetleri temsil edilmekteydi. Genel bir anayasa olmadığı gibi bu konfederasyona 38 devlet iştirak etmişti. Bu sebeple henüz bir Almanya'dan bahsedilemeyeceğinden Bismarck siyasi hayatını Prusya Devleti içerisinde idame ettirmiştir.
1840 yılında Prusya tahtına IV.Frederick Wilhelm çıkmıştı. Wilhelm ömrünü Prusya ile Almanya'yı birleştirmeye hasredeceğini belirtmişti. Nihayet Kral Wilhelm Berlin'de bir birleşik diyet meclisi vücuda getirdi. 11 Nisan 1847 yılında açılan bu mecliste 8 eyalet temsil edilmekteydi. Kral meclisi açarken meclis hakkındaki düşüncelerini de ortaya koymuştu. "Tanrı ile memleket arasına anayasa adı verilen bir kağıt parçasının ikinci bir koruyucu olarak girmesine ve herkesi hükümlerine uymaya mecbur kılmasına tahammül edemeyeceğini" açıkça ifade etmişti. ,
Bu arada Saksonya eyalet meclisine üye seçilmiş olan Bismarck'ta 1847'de açılan birleşik meclisine iştirak etme fırsatını bulmuş ve siyasi hayata ilk adımını atmıştır. O zamanlar otuz iki yaşında ve erkekliğinin tam olgunluk devresindedir. Uzun boyu, sağlam yapısı, zeki ve nafiz gözleri asil ve vakarlı duruşuyla etrafına saygı telkin eden bir hali vardır. Prensip itibariyle " kraldan fazla kral taraflısı " dır. Bir aydan fazla meclis toplantılarına kürsüye çıkmadan katılmıştır.
Aslında Bismarck'ın anti-demokrat düşünceleri ve bu siyasi çizgileriyle Prusya kralı IV.Frederick Wilhelm ile uyuşmaktadır. Meclis konuşmaları, çoğunluk kararları O'na ters gelmektedir. Nitekim meclis içerisindeki konuşmalarında kral taraflı bir siyaset izlemiş ve liberallere karşı mutlakiyetçilerin sözcüsü konumuna yükselmiştir.
Nihayetinde meşruti bir sistem benimsemeyen kral IV.Frederick on bir hafta sonra meclisi dağıtmıştır. Anayasal Alman parlamentosu tasarısı suya düşünce buna en fazla sevinenlerden biri de Bismarck olmuştur.
1848 tarihinde ulusal biriliğin kurulması yanında özgürlüklerin de göz önünde bulundurulması gibi sebeplerle Alman Devletleri'nde ayaklanmalar baş göstermiş, bunun sonucunda da Prusya dahil bazı devletler anayasal yönetime geçmişlerdir. 1849 tarihinde Frankfurt'ta toplanan Alman parlamentosu IV.Frederick Wilhelm'e imparatorluk tacını sunmuş kral bu tacı Avusturya'dan çekinmesinden ve diğer bazı sebeplerden ötürü kabul etmemiştir.
Bismarck 1848 ayaklanmalarının bastırılmasında askeri önlemlere başvurulmasını, ordunun Berlin'e girmesi gerektiği tezini savunduğu için Berlin'de de Frankfurt'ta anayasa çerçevesinde oluşturulan meclislere girememiştir. Berlin'de ve Frankfurt'ta ikinci defa oluşturulan bu meclislerin IV.Frederick Wilhelm'e sunduğu imparatorluk tacını kralın kabul etmemesinin sebeplerinden birisi de Bismarck'ın buna itiraz etmesi ve kral üzerinde kurduğu nüfuzun etkisindendir.
1851 yılında Frankfurt'ta oluşturulan federal diyet meclisine Bismarck tekrar katılma fırsatı bulmuştur. Oluşturulan bu meclis IV.Frederick Wilhelm'in çabalarıyla kurulmuş ve daha monarşist eylimler taşıyan bir meclistir. Daha sonra kral Wilhelm Bismarck'ı Frankfurt'tan alarak Petersburg büyükelçiliğine atamıştır.1851-1859 yılları arasında Frankfurt'taki Cermen konfederasyonunda Prusya temsilcisi olarak bulunduğu yıllarda Kırım savaşı da yaşanmıştır. Bu dönemde Prusya'nın Rusya'ya karşı savaşa girmesine şiddetle muhalefet etmiştir. Zira Alman Birliği'nin kurulması gerektiğine inandığından bunun gerçekleşmesinde Rusya'nın dostluğuna ihtiyaç olduğunu düşünmektedir. Bismarck'ın 1851-1858 yılları arasındaki 7 senelik hayatı diplomasi alanında yetişmesi ve tekâmülü için tam bir mektep devresi olmuştur.
Bismarck 1854 yılında Prusya Devleti'nin Petersburg büyükelçisi olarak tayin edilmiş burada diplomasi alanında deneyim kazanmıştır. 1857 tarihinde de Paris'e elçi olarak tayin edilmiştir. Paris'teki görevi sırsında yakın ilişki içerisinde bulunduğu III.Napolyon'u iyice tanıyabildiği gibi daha sonra kullanacağı zaafları konusunda da fikir sahibi olmuştur. Bismarck ileriki yıllarda karşılaştığı hadiseleri çözmesi açısından bu yıllarında edindiği derin diplomatik ve siyaset ilminin merhalelerini elçilik yıllarında katetmiştir.
Elçilik yıllarında Bismarck, bir taraftan görevinin gereğini yerine getirmeye çalışırken bir taraftan da Almanya'da gelişen siyasi olayları takip etmektedir. Bu sıralarda IV.Frederick Wilhelm'in sıhhi durumunun bozulması sebebiyle kardeşi Wilhelm'e 1861 yılında tahtı teslim etmiştir. Zaten 1849 yılından beri Prusya tahtında naib olarak bulunmaktadır.
Yeni kral orduda ıslahat yapma isteğini meclise sunduğunda meclis buna şiddetle muhalefet etmişti. Kral ile meclis arasındaki bu durum giderek mücadele halini almıştı. Bir ara tahttan feragati dahi düşünen Kral Wilhelm devlet adamlarının önerileriyle Bismarck'ın başbakan olması konusunu düşünmektedir. 1849'dan itibaren naib olarak Prusya'yı yönetmekte olan I.Wilhelm dengeleyemediği siyasal yaşamını bir düzene koyabilmek için 1862 yılında Bismarck'ı Berlin'e çağırdı. Bismarck'ın başbakanlığa atanışı 8 Ekim 1862 tarihindedir.
Böylece fiilen Almanya'nın başına geçen Bismarck Avrupa ve Dünya siyaset sahnesine başrol oyuncusu olarak çıkıyordu. Kafasında hiç kuşkusuz her şeyden önce Almanya ve tutucu ilkeleri vardı. 1862 yılında Prusya başbakanı olan Bismarck 1871 tarihinde Alman birliğini gerçekleştirerek bu birliğin başına geçecektir. 1871'den itibaren Şansölye ünvanı ile başbakanlık görevini devam ettirecek olan Bismarck 18 Mart 1898 tarihinde görevinden ayrılarak siyasal yaşamına son verecektir.
IV.BÖLÜM
ALMAN BİRLİĞİNİN SAĞLANMASI
47 yaşında başbakan olan Bismarck Prusya sevgisi ve Prusya'ya olan bağlılığı ile yaşamıştı. Göreve getirildiği ilk yıllardan itibaren Alman birliğini sağlamayı kafasına koymuştu. Alman birliğini hayatının en büyük ideali haline getiren Bismarck Alman Milleti'nin yaşamasını bu birliğin sağlanmasında görüyordu. Daha 1857 yılında başbakan olmadan 5 yıl önce " Eğer çekiç olmazsak örs haline geliriz " diyordu. Yine aynı tarihte " Eğer korku telkin edebilirsek bütün Alman konfederasyonu emrimize amade olur " demişti.
Kurulacak olan devlet için güçlü bir ordu gerekliydi ve Bismarck bunu kafasına koymuştu. " Söylevler birlikler ve çoğunluk kararlarıyla gayeye erişemeyiz; ancak ' kılıç ve kanla ' üstesinden gelinebilecek ciddi bir mücadeleden kaçmak imkansızdır " demekteydi.
Bismarck Alman birliğinin gerçekleşmesini Prusya'ya bağlamıştı ve kurulacak birlik Prusya'nın önderliğinde olacaktı. Bu birlikten Avusturya atılmalıydı. " O'nun tek büyük amacı vardı; Prusya'yı güçlendirmek sonra da bu güce dayanarak haritada yamalı bir bohça gibi duran Almanya birliğinden Alman imparatorluğu yaratmak. Bu işi başarmak için en başta bir araca başvurulması gerektiğini ve bununda güçlü ve disiplinli bir ordu olduğunu biliyordu. " O'nun için tarihin büyük sorunları kılıç ve kanla çözülürdü. Kararlarla bir yere varmak imkansızdı.
Alman birliğinin gerçekleştirilmesinde Bismarck'ın " Çekiç " olmakla kastettiği devlet Prusya'dır. Prusya'da bu gücü ve kudreti görüyordu. Alman birliğinin dünya siyaset sahnesinde yaptığı etkiden buradan kaynaklanmaktaydı. Prusya'nın 200 yıllık tarihi geçmişi ve Bismarck'ta yatan Prusya sevgisi Prusya'ya yönelmesinde etkili olmuştur. Avusturya'yı dışlaması ise, onun kozmopolit yapısı ve Almanya'ya uyguladığı siyasi baskılardan kaynaklanmaktaydı.
Bismarck'ın tasavvur ettiği güçlü Alman birliğinin oluşturulmasına yönelik siyasetini maddelemek mümkündür.
1.Güçlü bir ordu oluşturulması.
2.Uluslararası alanda güçlü bir konum elde edilmesi ve özellikle küçük prensliklerin topraklarının yutularak birliğin sınırlarının genişletilmesi.
3.Uygun bir fırsat çıktığı zaman Avusturya ile çatışarak Avusturya'nın Alman birliği dışında tutulması.
4.Alman birliğinin Prusya'nın öncülüğünde kurulması.
5.Kurulacak Almanya'nın Avrupa politikasının egemeni ve düzenleyicisi olması.
Alman milletleri arasında Alman birliğinin kurabilecek ve öncülük edebilecek güçte iki aday devlet görülmektedir. Bunlar Avusturya ve Prusya'dır. Avusturya bir Alman devleti olmakla beraber kozmopolit bir imparatorluğun başında bulunması sebebiyle ulusal bir Alman politikası güdecek durumda değildir. Bu nedenle 200 yıldan beri Avrupa siyasi dengesinde önemli rol oynamakta olan Prusya ulusal birliğin kurulmasında liderlik yapabilecek konumdadır.
Büyük Almanya'nın Prusya etrafında kurulmasını isteyen taraftarlar çoğunluktaydı. Prusya ise Alman birliğini kurmak için Avusturya ve Fransa'yı yenmek ve Cermen konfederasyonu içinde sayıları 38'e varan Alman devletlerini kendisine bağlamak zorundaydı.
Alman birliğini kafasına koymuş " inatçı " Bismarck güçlü bir ordunun kurulabilmesi için gerekli çalışmalara başladı. Fakat ordunun kurulması için gerekli olan paranın temini için meclise sunduğu önerge liberal kanadın muhalefetine maruz kaldı. Bunları gözardı eden Bismarck " kan ve demirle yapılacak mücadele için gerekli ödenekleri çıkartarak modern bir ordu kurma yolunda gerekli çalışmalara başlamıştı.
Çıkartılan kanunlara göre 3 yıl zorunlu askerliğin yanında bir 4 yıl daha yedekte hizmet etmek gerekiyordu. Tam bir seferberlik halinde bulunan Prusya yılda 7 kez asker almaktaydı. Bu hizmetlerin parayla başkasına yaptırılmasına izin verilmediği gibi Prusya'ya nüfusuna oranla büyük güçlerin hepsinden çok daha geniş bir cephe hattı ordusu bulundurma imkanı vermekteydi. Bunların iaşe, eğitim gibi ihtiyaçlarının belirlenmesi hususunda Roon ve Moltke gibi iki askeri dehanın fikirleri göz önünde bulundurulmaktaydı.
Kurulan Prusya ordusu stratejik ve teknolojik açıdan üstün olduğu gibi fikirsel anlamda da Alman birliğinin tesisi için adeta tek yürek haline getirilmişti. " Her şeyden önce Alman ulusal birliğini gerçekleştirecek olan Prusya'da ordu tek bir Almanya özlemi duyuyor ve Fransızlardan nefret ediyordu. Sebebi ise daha önceden kurulmuş olan konfederasyon sürekli olarak Fransız etkisinde kalmış Napolyon'un işgaline tepki koyamamıştı."
Bismarck " kan ve demirle " yapacağı mücadele için gerekli hazırlıkları tamamlamıştı. Alman birliğinin sağlanması için Prusya başbakanlığı döneminde (1862-1871) sırsı ile Danimarka, Avusturya ve Fransa ile savaşmak zorunda kalmıştır. Fakat kurulacak bu birlik için iki mesele sorun teşkil etmiştir. Bunlardan birincisi Fransa'nın muhalefeti ve milli birlik hareketine karşı bir Fransa-Rusya blokunun ortaya çıkması; ikincisi ise, Avusturya'nın muhalefetiydi.
Alman birliğine Avusturya'nın sessiz kalması imkansızdı. Avusturya'nın etkisiz kılınması ise ancak Rusya ile bir yakınlaşma sağlamakla mümkün olabilirdi. Bir Prusya-Rusya yakınlaşması aynı zamanda bir Fransa-Rusya blokunuda parçalayacağından Fransa tehlikesi de önlenmiş olacaktı.
Bismarck Rusya ile yakınlaşması için aradığı fırsatı bulmuştu. 1863 tarihinde Rusya'ya karşı Polonyalılar ayaklanmıştı. Bismarck bu ayaklanmada Rusya'ya yardım edeceğini taahhüt ederek hem Rusya'nın minnettarlığını kazanmış hem de dış politikada Fransa ve Avusturya'ya karşı temayülünü ve tavrını ortaya koymuş oluyordu.
Bismarck birliğe karşı oluşabilecek muhtemel ittifakları önleyebilecek Alman birliğinin ilk adımını teşkil eden Danimarka savaşının sebeplerini oluşturmaya çalışmaktaydı. " Kan ve demir " politikasının ilk basamağını teşkil eden Danimarka ile 1864 yılında karşı karşıya gelmiştir.
A.PRUSYA-DANİMARKA SAVAŞI (1864)
Prusya Bismarck'ın akıllı siyaseti sayesinde 1863 Polonya ayaklanmasında Rusya'nın tarafını tutarak minnettarlığını kazanmayı başarmıştı. Diğer taraftan İngiltere ve Fransa arasındaki rekabet ve bu devletlerin Polonya tarafını tutması özellikle 1856 Paris kongresinden beri devam eden Fransa-Rusya yakınlığını bozmuştu. Prusya-Rusya dostluğu ise Prusya'nın doğu sınırlarını güvenlik altına alması ve Avusturya üzerinde bir baskı kurması demekti. Bismarck kurduğu ordusunun gücünü denemek ve Avusturya'yı Almanya'dan atmanın ilk adımını atmak üzere fırsat kollamaya başlamıştı ki O'na bu fırsatı Elbe Dükalıkları sorunu verdi.
Elbe Dükalıkları adı verilen Holştayn, Şlezvig ve Lovenburg Danimarka'ya aitti ve Cermen konfederasyonuna dahildi. Danimarka kralı VII.Frederick 1860 ve 1861'de oluşturduğu kanunları bu dükalıklar üzerinde tahakkuka çalışıyordu.
Bismrack Alman birliğinin ilk adımını bu dükalıkları Danimarka'dan almakta görüyordu. Dayanak noktası ise buralarda yaşayan halkın büyük çoğunluğunu Almanların oluşturmasıydı. Ayrıca bu dükalıklar alındığı takdir de kuzey denizine çıkılacaktı ki bu deniz gücünün oluşturulması anlamındaydı.
Avusturya ise bu savaşa Prusya ile birlikte girdiği takdir de Prusya'nın dükalıklar üzerindeki nüfuzuna ortak olacaktı. İngiltere ise Prusya'nın kuzey denizine çıkmasını istemediği halde yalnız kalacağından korkarak savaşa girmeye cesaret edemedi.
Netice de 19 Şubat 1864 tarihinde Avusturya ile Prusya ittifak halinde Cermen konfederasyonu adına Danimarka'ya savaş açtı. Danimarka bu iki devlet karşısında fazla dayanamadı ve 20 Temmuz'da ateşkes, 30 Ekim 1864'te de Viyana barışına imza atarak Şlezvig, Holştayn ve Lovenburg'u Avusturya ile Prusya'ya terk etti.
GASTEİN (GAŞTAYN) ANTLAŞMASI
Elbe dükalıkları Danimarka'dan alınmakla beraber bunların statüsünün ve kaderinin ne olacağı konusu kısa bir süre sonra Avusturya-Prusya münasebetlerini gerginleştirdi. Alman birliğinin ilk adımı olması ve önemi itibariyle Bismarck bu dükalıklardan vazgeçmek istemiyordu. Dükalıklar sorunu iki devletin münasebetlerini gerginleştirdiyse de I.Wilhelm'in bu sıralarda Avusturya ile bir savaşı göze alamamasından dolayı Bismarck'a itidal bir yol tavsiye etti ve barışçıl bir şekilde çözümlendi.
14 Ağustos 1865 tarihinde yapılan Gastein antlaşması uyarınca Avusturya ve Prusya aralarındaki dükalıklar sorununu çözümleme yoluna gitti. Buna göre:
Şlezvig'in yönetimi Prusya'ya, Holştayn'ın yönetimi Avusturya'ya bırakılıyordu. Lovenburg'u ise Prusya Avusturya'dan satın aldı.
Gastein antlaşması, 1866 Avusturya-Prusya savaşının tohumlarını atmıştı. Fakat Prusya donanma tesislerini kurmayı başararak avantaj elde etmişti. Netice itibariyle 1864 Danimarka savaşı Bismarck'ın birlik konusunda attığı kârlı adımla kalmamış Prusya'yı ve biraz sonra da Almanya'yı deniz gücü haline getiren bir gelişmeyi de başlatmış olmaktaydı.
B.PRUSYA-AVUSTURYA SAVAŞI (1866)
Gastein antlaşmasında Holştayn dükalığının statüsü ve yönetimi konusu Prusya ve Avusturya'yı karşı karşıya getireceği Bismarck tarafından bilinmekteydi. Bismarck Alman birliğinin Prusya etrafında tesisi için Avusturya'nın dışlanması gerektiğine inandığından Avusturya ile savaşı göze alarak diplomatik hazırlıklara başlamıştı.
Bu savaşta İtalya ve Fransa çok önemliydi. İtalya ile bir ittifak antlaşması yaparsa Avusturya güney yönünden gelecek saldırılara da maruz kalacaktı. Prusya arkasından gelebilecek tehlikeleri önleyebilmesi için Fransa'nın tarafsızlığını sağlaması gerekiyordu. Bu amaçla Bismarck 1865 tarihinde III.Napolyon ile bir teminat antlaşması yaptı. Bununla birlikte Fransa'nın tarafsızlığı sağlanmıştı.
Bismarck 8 Nisan 1866'da da İtalya'ya ittifak teklifini yapmış, III.Napolyon'un yardımları sayesinde İtalya bu teklifi olumlu karşılamıştı. Bu durumda Avusturya'ya karşı savaşacaklar İtalya Venedik'i alacaktı. Diplomatik hazırlıklar tamamlandıktan sonra sıra savaş çıkarmaya gelmişti. Bismarck Holştayn'daki karışıklıkların Prusya'nın güvenliğini tehdit ettiğini ileri sürdüyse de Avusturya karşı çıkarak buranın idaresine Prusya'nın karışamayacağını söyledi. Bu tartışma Cermen konfederasyonu üzerinde bir tartışma niteliği aldı ve Prusya 14 Haziran 1866'da Avusturya'ya savaş ilan etti.
Yapılan savaşta Sadowa'da Avusturya ordusu yenilmişti. İtalya bu savaşta Avusturya kuvvetlerinden bir kısmını üzerine çekerek Prusya'ya yardımcı olmuştu. Bismarck Sadowa zaferinden sonra hiçbir direnci kalmamış bulunan Avusturya'nın başkenti Viyana'ya girebilir ve çok ağır bir antlaşma imzalatabilirdi. Fakat ileri görüşlülüğü sayesinde bunu yapmadı. Çünkü Avusturya'nın kalıcı düşmanlığını üzerine çekmemesi gerekiyordu.
Prusya ve Avusturya arsında 26 Temmuz 1866'da ateşkes, 23 Ağustos 1866'da da Prag barışı imzalanmıştır. Buna göre:
1. Avusturya Cermen konfederasyonundan çekiliyor ve konfederasyon ortadan kalkıyordu.
2. Bunun yerine Main nehrinin kuzeyinde ve güneyinde iki Alman konfederasyonu kuruluyordu. Kuzeydeki Prusya'nın başkanlığında olacaktı.
3. Şlezvig ve Holştayn'ı Prusya alıyordu.
4. Avusturya Venedik'i İtalya'ya bırakıyordu.
Prag barışıyla Bismarck Kuzey Almanya birliğini yarı yarıya sağlamıştı. Bu konfederasyona dahil devletler sadece dış politikada Prusya'ya bağlıydı ve federal bir meclis oluşturularak 1867 yılında Kuzey Almanya için bir anayasa yapıldı.
Bu savaş Avrupa'da Viyana kongresi ile kurulmuş olan güç dengesini bozmuştu ve diplomatik bir devrime yol açmıştı. Bismarck Alman konfederasyonunu dağıtmış yerine amaçlarına uygun bir konfederasyon kurmuş ve başına da kendisi geçmiştir.
Bismarck'ın bu seferki hedefini Güney Almanya Devletleri oluşturmuştu ki bu defa karşısına Fransa çıkmıştı.
C.PRUSYA-FRANSA SAVAŞI (1870)
Fransa Ren nehrinin doğusunda bir Alman Devleti'nin kurulmakta olduğunu görerek bundan endişe duymaya başlamıştı. Prusya-Avusturya savaşının kısa sürmesi ve Bismarck'ın kesin bir üstünlük sağlaması III.Napolyon'un hesaplarını altüst etmişti ve kendisine güçlü bir rakip çıkartmıştı. Bu nedenle Almanya'yı güçten düşürmek için çalışmalara başladı bu da iki devlet arasındaki ilişkilerin gerginleşmesine neden oldu.
Bismarck'ın Güney Almanya Devletlerini Alman birliği içine sokmak istemesi karşısında bir engel vardı ki oda buranın halkının Katolik olması ve Protestan Prusya'dan korkuyor olmasıydı. III.Napolyon Katolik politikası sonucunda Güney Almanya Devletlerinin sempatisini kazanmayı başarmıştı. Şu halde Güney Almanya Devletlerinin Alman birliği içine alınması için Fransa'nın etkisinin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Fransa bu tehlikenin önüne geçebilmek için ittifak arayışlarına girdi. Fransa için en doğal ittifak 1866'da Sadowa'da Prusya'ya yenilen Avusturya olabilirdi. Fakat Avusturya bu yenilginin ve Fransız İhtilâli'nin tesirleriyle kendi içinde çözülmelere gitmiş 1867 yılında Avusturya-Macaristan olarak ikiye ayrılmıştı. Ayrıca Rusya Avusturya için bir tehdit unsuruydu. Bu sebeplerle Fransa'nın ittifak telifini reddetti.
Bismarck Fransa ile yapılacak bir savaşın kolay olmayacağını iyi bildiğinden askeri hazırlıklara önem veriyordu. Fransa ise ittifak arayışları sonuçsuz kalınca savaşa yalnız girmek zorunda kalmış askeri hazırlıklara ağırlık vermişti.
Savaşa sebep teşkil edecek hadise ise İspanya tahtının boşalması ve buna Bismarck'ın müdahalesi olmuştu. Bismarck'ın boşalan İspanya tahtına Prusya hanedanına yakınlığı sebebiyle Prens Leopold'u geçirmek için yaptığı teşebbüsler etkili olmuştu. Bismarck'ın düşüncesi Fransa'yı iki ateş arasında bırakmaktı. Fransa ise buna şiddetle karşı çıktı.
Fransa, Prusya'dan İspanya tahtına müdahale etmeyeceğine dair garanti istediyse de Bismarck bu garantiyi vermedi. Fransa 19 Temmuz 1870'te Prusya'ya savaş ilan etti. Savaşa iyi hazırlanan Bismarck, casusları vasıtasıyla Fransa'nın askeri ve coğrafi stratejileri hakkında bilgi edinmişti. Savaş fiilen 2 Ağustos 1870 tarihinde başlamış 1 Eylül 1870 tarihinde Fransa Sedan'da ağır bir yenilgiye uğramıştı. 2 Eylül'de yapılan savaşta ise III.Napolyon esir düşmüştü.
Prusya orduları 19 Eylül'de Paris'i kuşatmışlar ve 10 Mayıs 1871 tarihinde Fransızlar barış yapmak zorunda kalmışlardı. Yapılan Prag barışına göre:
1. Fransa Alsac-Lorrain'i Almanya'ya terk ediyordu.
2. Fransa Almanya'ya 5 Milyar frank tazminat ödeyecekti. Bu tazminat ödeninceye kadar kuzey toprakları Alman işgali altında kalacaktı.
D.ALMAN İMPARTORLUĞU'NUN İLANI
Bismarck son engeli de ortadan kldırmıştı. 1866 Sadowa savaşından sonra Prusya'nın liderliğinde Kuzey Alman Konfederasyonu kurulmuş, Alman birliğinin yarısı gerçekleştirilmişti. 1870 Sedan savaşı sonucunda ise Alman birliği tamamen sağlanmış oluyordu.
Nitekim daha Prusya ordularının Paris'i kuşatmaları sürerken Frankfurt barışı imzalanmadan önce 18 Ocak 1871 tarihinde Versay'da XIV.Louis'in ünlü sarayının aynalı salonunda mutantan bir şölenle Alman İmparatorluğu ilan edilmişti. Prusya Kralı I.Wilhelm imparatorluk sanını almıştı. Main nehri sınırı kaldırılmış bütün Alman Devletleri Prusya etrafında birleştirilerek Alman Milli Birliği tamamlanmıştı.
Böylece Bismarck diplomatik ve askeri alanlarda yaptığı uzun çalışmalar sonucunda Alman birliğini gerçekleştirerek yeni bir Alman İmparatorluğu kurmuş ve eserini yaratmıştı. Alman İmparatorluğu'nun tarih sahnesine çıkmasıyla dünya güç merkezlerine bir yenisi daha eklenmişti bu gücün diğerleriyle ilişkisi ve rekabeti dünyayı büyük olaylara sürükleyecekti.
Bismarck'ın bundan sonraki politikası kurulan yeni imparatorluğun kurulması için yaptığı savaşlarla bozulmaya yüz tutan Avrupa güç dengesini yeniden oluşturarak bir Fransız-Rus blokunun ortaya çıkmasıyla birlikte ortaya çıkacak kanat üstünlüğünü ortadan kaldırmak olacaktır. 1871'de Alman İmparatorluğu'nun kurulmasını sağlayan Bismarck 1890 tarihine kadar Şansölyelik* ünvanına tevcih edilerek başbakanlık görevine devam etmiştir.