V.BÖLÜM
1871-1890 TARİHLERİNDE BİSMARCK'IN ALMAN DIŞ SİYASETİ VE KURDUĞU İTTİFAKLAR SİSTEMİ
Bismarck Alman İmparatorluğu'nun ilanından sonra görevden ayrıldı 1890 tarihine kadar izlediği diplomasi ile Almanya'yı üstün konuma getirmiştir. Almanya'nın Avrupa'da üstün konuma gelmesiyle birlikte Almanya'nın etrafında kuvvetler bloğu oluşmaya başlamıştır.
Bismarck Alman birliğini kurup Fransa'dan Alsac-Lorrain bölgesini aldıktan sonra dış siyasette " barışsever " bir politika izleyerek Avrupa'da statükonun korunmasına çalışmıştır. 1890 yılına kadar İmparatorluğun sınırlarını barış içinde koruyup onu içerde kuvvetlendirmek gibi bir politika izleyecektir. Bismarck 1871 tarihinden itibaren birliğin sağlam temellere oturtulup iç politikada güçlü konuma gelinebilmesi için dış politikada uyguladığı " kan ve demir " politikasından vazgeçmiştir.
1871'de sağlanan Alman birliği içeride ve dışarıda bir takım sorunlarla karşı karşıya kalmıştı. Avusturya Almanları, Alman birliği içinde yer almamıştı. Bu nedenle Alman bölünmüşlüğü tam olarak çözümlenebilmiş değildi. Bir başka değişle devlet ve halk özdeşliği 1871 Alman birliği ile sağlanamamıştı. Alman birliği halk iradesiyle aşağıdan değil prensler sözleşmesi ile yukarıdan oluşturulmuş bir birlikti. Bu nedenle Bismarck dış politikada barışsever bir politika izleyerek içeride Alman özdeşliğini sağlamaya çalışmıştır.
Şansölye Bismarck Alman birliğini gerçekleştirdikten sonra içerde ve dışarıda iki mesele ile karşı karşıya kalmıştı:
1. Alman birliğinin sağlam temellere oturtulması. Alman birliği İtalyan birliğinin aksine diğer Alman devletlerinin birliğe kendisinin katılması ile ortaya çıkmış değildi. Sırasıyla Danimarka, Avusturya ve Fransa karşısında kazandığı savaşlar sonrasında Alman devletleri bu birliğe katılmak zorunda kalmışlardı.
İmparatorluk bir yığın krallık prenslik ve serbest şehirde yaşayan çoğunluğu kasabalı bir milletin birleşmesi ile kurulmuştu. Önder konumundaki Prusya sosyal yapısı ideolojisi ve kültürü ile bu devletlerce sevilmemekteydi. Güneyin Katolik kültürü, Kuzey şehirlerinin denizci tüccar niteliği Hassen ve Ren ülkelerinin endüstriyel, Bovyera'nın tarıma dayalı yapısı Prusyalılıkla çatışan unsurlardı. Yeni Alman İmparatorluğu sadece Almanca konuşulan bir imparatorluktu.
Şu halde Alman birliği sağlam temellere oturmuyordu. Birliğin sağlamlaşması için zamanla oluşacak kaynaşmaya ihtiyaç vardı. Bu durumdan dolayı Bismarck Alman İmparatorluğu'nun iç yapısını kuvvetlendirebilmek için hariçte denge siyaseti ve barışsever bir politika izlemeye gayret etmiştir.
2. Fransa'nın sorun teşkil etmesidir. Fransa aldığı ağır yenilgiyi ve Alsac-Lorrain'in acısını unutmamaktadır. Bismarck 1870 Sedan savaşında " hayatının en büyük hatasını " işlemiştir. Bu sebeple Fransa'nın bir intikam savaşına girme ihtimali Bismarck'ın başlıca endişesi olmuştur. Ayrıca Fransa'nın Almanya'ya karşı girişeceği yeni bir savaşta 1870'te olduğu gibi diğer devletler seyirci kalmayacaktır. Şu halde Fransa'nın bir intikam savaşına girmesi önlenerek Almanya'ya karşı ittifak yapabileceği devletleri Bismarck yanına çekerek Fransa'yı Avrupa'da daima yalnız bırakmalıdır.
Kısacası 1871'den sonra Bismarck'ın iki temel ilkesi barışın korunması ve Fransa'nın yalnız bırakılması olmuştur. Avrupa'da Fransa'nın yalnız kalabilmesi için iki devlet önem arz etmektedir. Bunlar Avusturya-Macaristan ve Rusya'dır. Bismarck bu dönemde Fransa Rusya yakınlaşmasından endişe duymaktadır. Zira muhtemel bir savaşta Almanya bu iki devletin arasında sıkışıp kalacaktır. Bu sebeple Rusya ile Fransa'nın birleşmesi ihtimali Bismarck'ın daimi endişesi olmuş ve buna Bismarck'ın " kabusu " da denmiştir.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ise batısında ve güneyinde İtalya ve Almanya gibi devletlerin ortaya çıkmasından dolayı kendisine yayılma sahası olarak Balkanları seçmiştir. Rusya'nın Balkanlar üzerindeki hesapları sebebiyle iki devlet karşı karşıya gelmiştir. Bu sebeple Avusturya-Macaristan Rusya karşısında Almanya'ya bel bağlamak zorunda kalmıştır. Bismarck bu durumdan yararlanarak Fransa'ya karşı Rusya ve Avusturya-Macaristan'ı yanına çekmiş Avrupa'da barışı korumaya çalışmıştır. Bu sebeple 1871 -1890 tarihleri arasında çeşitli kombinezonlar oluşturarak Avrupa diplomasisinde üstünlük sağlamayı başarmıştır.
A.BİRİNCİ ÜÇ İMPARATORLAR LİGİ
Bismarck Fransa'nın Avrupa'da yalnız kalmasını sağlamak amacıyla 1872 yılında Avusturya-Macaristan ve Rusya'yı yanına çekerek bir anlaşma yapmıştır. Anlaşma sözlü olarak sağlanmış askeri, siyasal işbirliğini ön plana çıkartmıştır. Buna göre taraflar:
- Avrupa'da statükonun değişmezliğini
- Avrupa barışı tehlikeye düşerse kendi aralarında dayanışmayı
- İhtilâlci hareketler karşısında işbirliği yapmayı
- Osmanlı Devleti üzerindeki anlaşmazlıkları birlikte çözmeyi yükleniyorlardı.
Bu sonuncu yüklemle Bismarck Avusturya ve Rusya'nın Balkanlar üzerindeki anlaşmazlığını önlemeye yönelmiştir. Ancak Rusya ve Avusturya-Macaristan'ın Balkanlar üzerindeki siyasetleri çatışınca bu iki devleti bir arada tutmak sorun teşkil etmiştir. Osmanlı topraklarının paylaşılamaması Bulgaristan ve Bosna-Hersek sorunu iki devletin arasını açmıştır. Bu sebeple Rusya birinci üç imparatorlar liginden çekilmiştir.
Osmanlı-Rus savaşının yaşanması ve neticesinde imzalanan 1878 Berlin Muahedesi Bismarck'ın işine yaramıştı. Berlin kongresinde aracı rolü sıfatını üstlenen Şansölye Bismarck'tır. Ayastefenos yerine imzalanan Berlin antlaşması Avrupa'nın siyasi haritasını çizen 19.yüzyılın son antlaşması olmuştur ve Osmanlının Balkanlardaki hayatını 35 yıl daha uzatmıştır. Berlin'de namuslu simsar rolünü oynayan Bismarck'ın Avusturya-Macaristan ve Rusya'nın Balkanlarda uğraşarak Avrupa siyasetinden uzak kalmaları lehine olan bir gelişmedir.
Bismarck birinci üç imparatorlar ligini oluşturmaya çalıştığı yıllarda Rusya ve Avusturya-Macaristan'ın tamamen aralarının açılmasına da rıza göstermemiştir. Ayastefenos antlaşmasının yenilenmesine rıza göstermiştir. Çünkü iki devlet arasındaki ihtilafların çözümlenmesine büyük gayret göstermektedir. Müzakerelerin idresine hakim olan Almanya üç imparatorlar birliğinin bozulmaması için başta " seyirci " iken siyasetini değiştirerek şimdi " namuslu bir simsar " durumuna gelmiştir.
Netice itibariyle Bismarck Rusya ve Avusturya-Macaristan arasındaki çekişmelerin önüne geçemeyince Rusya birinci üç imparatorlar liginden çekilmiştir.
B.ALMANYA-AVUSTURYA İTTİFAKI (1879)
Avusturya-Macaristan ve Rusya'yı Balkanlar üzerindeki çıkar çatışmaları sebebiyle bir arada tutamayacağını anlayan Bismarck bu iki devletten birini tercih etmek zorunda kaldı. Bu devletleri ayrı ayrı kendisine bağlama yoluna giden Bismarck 1879 tarihinde Avusturya-Macaristan ile bir ittifak antlaşması imzaladı. Rusya karşısında Avusturya'yı tercih etmesinin sebebi Avusturya'nın o tarihlerde İngiltere'ye yakınlık duymasından kaynaklanıyordu. Zira bir İngiltere-Avusturya ittifakı Almanya'nın karşısına büyük bir tehlike olarak çıkabilirdi. Rusya'nın bu sıralarda yalnızlık siyaseti takip etmesinden dolayı bu ittifakta Bismarck Avusturya-Macaristan'ı seçiyordu.
1879 yılında Avusturya-Macaristan ile yapılan bu ittifak antlaşmasına göre: taraflardan birine Rusya veya Fransa saldıracak olursa birbirlerine bütün güçleriyle yardım edeceklerdi.
C.İKİNCİ ÜÇ İMPARATORLAR LİGİ (1881)
Rusya birinci üç imparatorlar liginden çekildikten sonra siyasi bakımdan yalnızlık içinde kalmıştı. Diğer yandan Almanya ve Avusturya arasında 1879 yılında yapılan ittifak Rusya'yı fazlasıyla telaşlandırmıştı. Rusya, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile anlaşma yoluna gitmeden Osmanlı toprakları üzerindeki emellerine kavuşamayacağını anlamıştı. Bu sebeplerle Rusya Almanya Şansölyesi Bismarck'a ittifak teklifinde bulundu. Bu fırsatı kaçırmayan Bismarck 1881 yılında ikinci üç imparatorlar ligini vücuda getirmiştir.
Avusturya-Macaristan ise Rusya ile anlaşmaya vardığı takdirde Balkanlara daha iyi nüfuz edeceğini ve 1878 Berlin antlaşmasında üzerine aldığı Bosna-Hersek yüzünden Rusya ile çatışmayı önleyebileceği düşüncesiyle bu birliğe imza atmıştır. Anlaşma yazılı olup Avrupa'da barışın korunup Fransa'nın yalnız bırakılmasına yönelik yapılmış bir anlaşmadır. Bu anlaşma ile taraflar birbirlerine yardım etmeyi taahhüt etmişlerdir.
Ancak bu birlik de fazla yaşamamıştır. Rusya ve Avusturya-Macaristan arasındaki Balkanlar sebebiyle ortaya çıkan çıkar çatışması ikisinden birinin bölgeden çekilmeyi kabul etmesiyle çözümlenecektir. Nitekim 1885'te Bulgaristan bunalımının ortaya çıkması ve iki devletin Bulgaristan'ı kendi kontrollerine almak istemeleri sebebiyle bu birlik de yaşamamıştır. Rusya süresi dolunca ikinci üç imparatorlar ligini yenilemeye yanaşmamıştır.
D.ÜÇLÜ İTTİFAK (1882)
1882 yılında Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya arasında imzalan üçlü ittifak Bismarck'ı politikasının en yüksek noktasına eriştirmiştir. Bununla birlikte Almanya Avrupa'da tartışmasız bir üstünlük kurmuştur.
Üçlü ittifak Almanya'yı Fransa karşısında, İtalya'nın Fransa karşısında Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın yardımını Avusturya-Macaristan'ın Rusya ve Fransa karşısında yardımını sağlamak için kurulmuş bir birlikti. Kurulan bu ittifaka göre:
- Taraflar birbirlerine yöneltilen ittifaklara girmeyecekler
- Fransa tehlikesi karşısında birbirlerine yardım edeceklerdi
Süresi 5 yıl olarak saptanan bu birliğe İtalya'nın katılmasının sebepleriyse şunlardı:
1. Sömürgecilik yarışında geç kalmasından dolayı büyük devletlerden pay koparabilmek
2. Büyük devletlerin yanında yer alarak itibarını yükseltmek
3. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgaline tepki göstermek
1882'de oluşturulan bu ittifak Bismarck döneminden sonra 1891 ve 1896 yıllarında iki defa daha yenilenmiştir. Böylece Bismarck 1879'da Avusturya-Macaristan'ı 1881'de ikinci üç imparatorlar ligiyle Rusya'yı 1882'de oluşturulan üçlü ittifak ile İtalya'yı kendisine bağlayarak Avrupa'daki tartışmasız üstünlüğünü oluşturmuş oluyordu.
E.ALMAN-RUS TEMİNAT ANLAŞMASI (1887)
Bismarck Avrupa'da oluşturduğu güçlü kombinezonlarla Avusturya-Macaristan ile Rusya'yı bir arda tutamayacağını anlamıştı. Bu sebeple bu devletleri tek tek kendisine bağlamayı düşündü. 1879'da Avusturya-Macaristan'ı kendisine bağladıktan sonra Rusya'yı da kendisine bağlayabilmek için 1887'de ikili bir anlaşma yaptı.
Bu anlaşma ile Bismarck Rusya'nın Doğu Rumeli ve Bulgaristan üzerindeki haklarını tanımakta Boğazlar konusunda Rusya'ya destek vermekteydi. Rusya'yı Almanya'nın yanına çekebilmek için Osmanlı İmparatorluğu'nu feda etmiş ve Rusya'nın Boğazları ele geçirmesini kabul etmişti. Bismarck Rusya ile yaptığı bu anlaşma ile 1879 Avusturya-Macaristan ittifak antlaşmasına ters düşmekteydi. Bu sebeple anlaşma maddeleri içerisine " gizlidir " maddesi eklenmiştir.
Alman-Rus teminat anlaşması Bismarck'ın Avrupa'da üstünlüğünü kabul ettirdiği ve izlediği denge siyasetinin son aşaması olmuştur. 1890 yılında görevinden ayrılmasıyla birlikte Almanya'nın Avrupa'daki üstünlüğü sona erecek ve üçlü ittifak karşısında yeni bir denge bloğu oluşacaktır.
VI.BÖLÜM
BİSMARCK'IN SON DÖNEMLERİ VE ÖLÜMÜ
Bismarck 1871'de Alman birliğini kurmuş Şansölyelik ünvanı ile 1890 yılına kadar birliğin başında kalarak Alman halkının sevgisini kazanmayı başarmıştır. 1871-1884 tarihleri arasında Avrupa dışı siyasetle fazla ilgilenmemiştir. Bu tarihlerden önce Avrupa'da güttüğü " kan ve demir " politikasını 1871'den itibaren Almanya'nın menfaati gereği bırakarak barışçıl bir politikaya bürünmüştür. Esas hedefi kendi eseri olan birliğin devam ettirilmesidir.
Avrupa'daki yerini kuvvetlendirmek daha önemli olduğundan Orta Doğu ile bu tarihlerde ikinci dereceden ilgilenmektedir. Osmanlı Devleti'nin ayakta durmasından gayet memnundur. Batının, Doğu Akdeniz ve Orta Doğudaki çıkar çatışmaları politik davranışına uygun düşmektedir.
Alman birliğinin güçlenmesi kendi içerisinde özdeşleşmesi ve Avrupa siyasi arenasında yerini muhafaza edebilmesi açısından Bismarck için Doğu problemi; " Pomeranyalı bir askerin kemikleri kadar önemsizdir. " Şark meselesini Avusturya ile Rusya arasında daima koz olarak kullanmaya çalışmıştır. Fakat bu Osmanlı Devleti aleyhine işleyen bir meseledir. Orta Asya ve Boğazlar konusunda Rus yanlısı Mısır meselesinde ise İngiliz yanlısı bir politika izlemektedir.
Almanya başbakanı Bismarck Rus ile Avusturya ile statükoyu korumak, Doğu sorunlarını birlikte çözmek ihtilâlci hareketlere karşı koymak için ittifaklar tesis etmişti. Bu birlikler Fransa'nın yalnız kalmasına yönelik politikalardı. Buradaki temel prensibi Avrupa devletlerini bir birine düşürerek dikkatlerini Orta Avrupa'dan uzaklaştırmak ve Fransa'yı kuvvetlendirecek bütün politik düşünceleri önlemekti.
Bismarck'ın Orta Doğuya, Afrika'ya ve dolayısıyla sömürge politikasına biraz daha ağırlık vermesi 1884'ten itibaren başlamıştır. Alman ticaret firmaları, Afrika'nın Avrupa devletlerine tabi bulunmayan memleketlerinde şubeler açmışlar bunlar için resmi bir himaye istemeye başlamışlardı. Bu sebeple Bismarck 1884-1885 yıllarında Afrika'da ve Uzak Doğuda bazı sömürgeler temin etti. Kamerun, Togo, Güney Batı ve Doğu Afrika sömürgeleri bu suretle kazanılmıştı. Fakat O'nun sömürge siyasetindeki gayesi Almanların hariçte kurduğu müesseseleri korumak ve zarara uğramalarını önlemek içindi.
1887 Alman-Rus anlaşması Bismarck'ın son siyasi faaliyeti olmuştur. 1888 yılından itibaren Almanya'nın yönetiminde meydana gelen bir değişme hem Bismarck'ın başbakanlığının sonunu getirmiş, hem de Avrupa'daki Alman üstünlüğüne son vermiştir.
1888 Martında, Alman İmparatoru I.Wilhelm ölmüş yerine oğlu III.Frederick geçmişti. Yeni imparatorun liberal fikirli olması sebebiyle ihtiyar Şansölye ile yıldızı barışmamaktaydı. Bununla beraber I.Wilhelm ölürken oğluna, Prusya ile Rusya arasındaki münasebetlerin bozulmamasına dair telkinlerde bulunmuştu. Bu sebeple III.Frederick muhafazakar fikirleri ile tanınan Bismarck'tan hoşlanmamasına rağmen ihtiyar Şansölyeyi görevden almamıştı. Fakat III.Frederick 1888 Haziranında öldü.
1888 yılında III.Frederick'in yerine oğlu 29 yaşındaki II.Wilhelm geçti. Başlangıçta yeni imparatorla ihtiyar Şansölye arasındaki münasebetler iyi görünmekteydi. Genç dinamik ve atak olan II.Wilhelm'e göre taht boş bir koltuktan ibaret değildi. Bu sebeple de ülkenin iç ve dış yönetimini kendi eline almaya kararlıydı. Oysa Bismarck 1862 tarihinden beri yani 26 yıldan bu yana Almanya'nın ve Alman Milleti'nin kaderini elinde tutmuştu. Bismarck'ın 26 yıllık başbakanlığı döneminde bütün hükümdarlar O'nun iç ve dış politikadaki işlerine karışmamışlardı. Bismarck dönemindeki hükümdarların hepsine nüfuz etmeyi başarmış ülkenin dış siyasetini düşünceleri istikametinde yönlendirmişti.
1898 yılına gelindiğinde II.Wilhelm ile tecrübeli Şansölye arasında iç ve dış politikaya dair bir takım anlaşmazlıklar zuhur etmişti. Bunlar:
1.Dış politikaya dair görüş ayrılıkları
a) Bismarck Avusturya'dan başka Rusya'nın da Almanya yanında kalmasına özen gösterdiği halde II.Wilhelm için önemli olan Almanya-Avusturya ittifakıydı. Pan-Cermen bloğunun devam etmesi halinde dünyanın en güçlü kara ordusuna sahip olunacaktı ve Rusya'nın bir ehemmiyeti kalmayacaktı.
b) II.Wilhelm'e göre Pan-Cermen bloğuna İngiltere'de katılmalıydı. Bu şekilde denizlerde de üstün konuma gelinilecek Fransız ve Rus ittifakından çekinmeye gerek kalmayacaktı. Oysa Bismarck hayatı boyunca daima Rus yanlısı bir politika izlemiş İngiltere'ye yanaşmamıştı.
c) Bismarck Alman dış politikasını Avrupa kıtasından dışarıya taşırmamaya çalıştığı halde II.Wilhelm'e göre Almanya'nın dünya devleti (weltpolitik) olabilmesi için sömürü ve dışa dönük politikalar izlemesi gerekiyordu.
2. İç politikaya dair görüş ayrılıkları
Bismarck devlet meselelerinde yapısı gereği her mesele hakkında hükümdara izahat vermekten hoşlanmazdı. Bu durum II.Wilhelm ile arasının bozulmasına neden olan olaylardan biriydi.
Bismarck bakanların başbakan hazır bulunmadıkça krala bir mesele hakkında izahat vermelerini yasak eden 1852 tarihli bir emirnameyi yeniden tatbik etmek isteyince imparator buna itiraz ederek kaldırılmasını emretti. Demir Şansölyenin bu emre itaat etmemesi aradaki husumetin şiddetlenmesine neden oldu. Otoritesini tam olarak kurmak isteyen II.Wilhelm Bismarck'tan istifasını istedi. Bunun üzerine Şansölye Otto Von Bismarck 18 Mart 1890 tarihinde istifasını sundu. İmparator Şansölyenin gönlünü almak için Launberg Dükü ünvanını ve süvari orgeneral rütbesini tevcih ettiyse de Bismarck bunu kabul etmedi.
Bismarck azlinden sonra malikanesine çekildi ve ömrünün kalan 18 yılını burada münzevi bir hayat yaşayarak geçirdi. II.Wilhelmle 1894 yılında zahirde kalan bir barışma yapmışlarsa da iktidarı devamlı bir tenkide tabi tutmuş ve gazetelere bu hususta yazılar yazmıştır. Malikanesinde geçirdiği yıllarında tarihi ve edebi yönü bulunan " Düşünceler ve Hatıralar " isimli eserini kaleme almıştır. Ömrünün son yıllarını siyasetten uzak geçiren Otto Von Bismarck 30 Temmuz 1898 yılında ölmüştür ve tarihe bir önemli insan daha adını yazdırmıştır.
SONUÇ
Otto Eduard Leopold Von Bismarck 26 yıllık başbakanlığı döneminde yaptığı işlerle tarihe adını yazdıran bir siyasi deha ve devlet adamıdır. XIX.yüzyılda yaşamış ve devrinin siyasetine yön vermiş bir politikacıdır. Her şeyden önce Almanya'nın tarih sahnesine çıkmasına ve bu devletin dünya siyasetinde rol oynamasına sebep olan insandır. Alman İmparatorluğunu tesis etmekle birlikte XIX.yüzyılın siyasi çehresini değiştirmiştir. Avrupa'da takip ettiği politikalar neticesinde Almanya'yı kıta üstünlüğüne götürmüş ve Avrupa siyasetine yön veren devlet haline getirmiştir.
1871 tarihine kadar uyguladığı " kan ve demir " politikası neticesinde Fransa ve Avusturya gibi devletlerin kaderinde de rol oynamıştır. Bu tarihten itibaren barışçıl bir politika izlemesi ise ileri görüşlü bir devlet adamı olmasından kaynaklanmaktadır. Siyaseti " olanaklar sanatı " olarak değerlendiren Bismarck derin diplomasisi sayesinde XIX.yüzyıl Avrupa'sının karmaşasından Almanya'yı yara almadan kurtarmayı başarmıştır. Bunda etkili olan saik Bismarck'ın ileri görüşlülüğü ve derin siyasi tecrübesidir. Hayatı boyunca Avusturya ve Rusya yanlısı bir politika izlemesi ve Fransa'yı Avrupa'da yalnız bırakması O'nun ileri görüşlülüğüne bir delildir.
Nitekim başbakanlıktan ayrılmasından sonra Alman dış siyaseti değişmiş ve Rus-Fransız bloğu Almanya'nın karşısına çıkmıştır. Bu bloklar I.Dünya savaşı öncesinde oluşan itilaf grubu devletlerine temel teşkil etmiştir. Bismarck döneminin barışçıl Almanya'sı bir müddet sonra dışa dönük ve saldırgan politikaları neticesinde dünya insanlığının felaketi sayılabilecek I. Ve II.Dünya savaşlarının çıkmasına vesile olmuştur.
Devletlerarası menfaat ilkesini daima düstur edinmiş ve politikalarını bu yönde belirlemiştir. Takip ettiği siyaset ve devletlerarası denge politikası II.Abdülhamit ile benzerlikler göstermektedir. Netice itibariyle tarihçilerin söylediği gibi, " O'nun siyaset sahnesine çıkmasıyla birlikte dünyanın çehresi değişmiş, dünya siyaset sahnesinden çekilmesiyle dünyanın çehresi yeniden değişmiştir."