Anlaşılan 2 Kasım'da yapılacak ABD seçimlerinden sonra Ortadoğu'da kıyamet kopacak. Irak işgalinin yol açtığı sarsıntıyı bile kaldıramayan, işgalin asıl yakıcı etkisiyle yeni yeni yüzleşen bölge, daha yıkıcı bir geleceğe sürükleniyor. George Bush'un ya da John Kerry'nin kazanması arasında üslup dışında bir fark olmayacak. Hristiyan-Yahudi koalisyonu Bush'un kazanacağından emin. Bu nedenle, seçimden daha fazla seçim sonrası yapacaklarını planlıyorlar.
Seçim sonrasında İran, Suriye, Lübnan-Filistin ile Güney ve Kuzey Kafkasya'da yaşanması beklenen gelişmeler endişe verici. Bir taraftan Darfur krizi nedeniyle Sudan'a yaptırım yolunu açan işgal cephesi, diğer yandan Kafkasya'da etnik çatışmaların fitilini ateşlemeye hazırlanıyor. Suriye'ye ve İran'a yönelik yaptırım sürecini ve askeri tehdidi güçlendiriyor.
Sudan, İran ve Suriye için BM'yi harekete geçiren ABD-İngiliz-İsrail ittifakı, BM'yi bir barış örgütü değil bir askeri müdahale üssü olarak kullanmaya başladı. Suriye askerlerinin Lübnan'dan çekilmesi için BM'den karar çıkartılarak İsrail'in kuzey sınırının güvence altına alınması yönünde önemli bir adım atıldı. Irak'ın parçalanmasıyla tamamlanacak proje, yepyeni bir Ortadoğu haritası çizerken, rejim değişikliği gibi yöntemlerin yanında nükleer çatışmayı ihtimal haline getirdi.
ABD'nin İsrail'e 5 bin adet akıllı bomba satışı, iki ülkenin Suriye ve İran'a yönelik askeri seçenekleri öncelediğine işaret ediyor. Uydular tarafından yönlendirilen bombaların 500 tanesi bir tonluk, bin tanesi yarım tonluk, 500 tanesi de 250 kiloluk. Bunker-buster olarak bilinen ve iki metre kalınlığındaki beton duvarları delen bombalar nerede kullanılacak?
İsrail bunlardan birini 2002 Temmuz ayında Filistin'de kullandı ve Hamas yöneticilerinden Salih Şehade ile birlikte 15 Filistinliyi öldürdü. ABD yapımı F-16'ları ve Apache helikopterlerini Filistin halkına karşı kullanan İsrail'in bu bombaları da aynı amaç için kullanması mümkün. Ancak gözlemciler, İran ve Suriye için alındığını, ABD ve İsrail'in İran'ın nükleer tesisleri ve Suriye'yi vurmak için hazırlık yaptığını belirtiyor.
İran'ı en büyük düşman ilan eden İsrail'in 1981'de Irak'ın Osirak tesislerini bombalaması gibi senaryolar üzerinde çalıştığı gizlenmiyor. Bu ay içinde "ABD'nin İran'a askeri müdahaleyi tartışmaya açtığı" duyuruldu. İki ülkenin de "nükleer İran"a asla izin vermeyeceği ortada.
Özellikle İran'ın uzun menzilli Şahab-2 ve Şahab-3 füzeleri ciddi bir tehdit olarak algılanıyor. ABD ve İsrail, 35 üyesi bulunan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan nükleer programını durdurması için İran'a Kasım'a kadar süre tanıyan karar çıkarttı. Kasım'da tekrar toplanacak olan Ajans, yaptırımları tartışacak. İsrail, Suriye'nin de ileri teknoloji ürünü silahlar geliştirdiği tezini savunuyor.
Ortadoğu'daki tek nükleer güç İsrail. Nükleer bombalarının sayısı bile bilinmeyen İsrail, atom bombası, uranyum bombası, plütonyum bombası, füzyon bombasından termonükleer silahlara kadar çok sayıda kitle imha silahına sahip. Kendisini bölgenin yeni hegemon gücü ilan eden İsrail, caydırıcı hiç bir güce müsamaha göstermediği gibi, ABD yönetimindeki gücünü kullanarak dünyayı bu ülkelere karşı alarma geçirebiliyor.
"Pre-emptive strike" ve bölgesel savaş...
2002 yılında altı nükleer santral kuracağını açıklayan İran, hem İsrail'den kaynaklanan nükleer tehdidi hem de ABD-İngiltere-İsrail ittifakının saldırgan planlarını gerekçe göstererek silahlanıyor. "Neoconların yayılmacı emellerinden ancak ve ancak nükleer güç olanlar kendini koruyabilecek." İran da bu noktadan hareketle nükleer güce ulaşmayı hedefliyor. Nükleer güce eriştiğini açıkladığı anda, kendisine yönelen tehdit nitelik değiştirecek. Nitekim ABD, nükleer güç olan Kuzey Kore'ye yönelik askeri seçenekleri bu sebeple gündemine alamıyor.
Osirak saldırısı "önleyici saldırı"nın (pre-emtive strike) ilk örneği idi. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik benzer saldırısı uzun menzilli füzelerin, belki de nükleer füzelerin rol oynayacağı yeni bir çatışma dönemini başlatacak. Nitekim İran, kendisinin de İsrail ve Amerika'ya karşı "önleyici saldırı" yapabileceğini açıkladı. Geliştirdiği füzelerin menzili dikkate alındığında bu mümkün. Üstelik ABD ve İsrail ile İran artık sınır. İran ve ABD-İsrail Irak'ta zaten bir savaşın içinde.
ABD ve İsrail'in İran ve Suriye'yi vurup vurmayacakları değil, nasıl vuracakları tartışılıyor. İsrail Almanya'dan aldığı denizaltıları bu amaçla füzelerle donattı. Üstelik savaş uçaklarının İsrail'den kalkmasına bile gerek kalmadı. Saldırıya katılacak uçaklar Irak'taki üslerden kalkabileceği gibi, füzeler Irak topraklarından ateşlenebilecek. İran'ın ABD-İsrail kaynaklı baskıya boyun eğeceğine dair bir işaret görünmüyor. ABD ve İsrail'in de İran'ın nükleer güç olmasına izin vermesi beklenmiyor. Dolayısıyla Kasım sonrasında yaşanacakları şimdiden görmek mümkün.
Suriye ve İran'ı da içine alacak şekilde gelişecek savaşın geride nasıl bir Ortadoğu bırakacağını kimse kestiremez. Güneyi ve doğusu ABD-İngiltere-İsrail ordularının savaş alanı olan, Güney ve Kuzey Kafkaslar'da Anglo-Amerikan cephe ile Rusya arasındaki nüfuz mücadelesi etnik çatışmalara dönüşen, Hazar çevresindeki büyük mücadele ile Asya kapısı da küresel güçlerin oyun alanına dönüşen Türkiye'yi nasıl bir gelecek bekliyor?
Türkiye, Doğu-Batı, Müslüman-Hristiyan ya da etnik ve mezhep çatışmalarına dönüşecek büyük çatışmanın dışında kalabilecek mi? Nükleer silahların kullanımının bile öngörülebildiği, cephelerin birbirine karışacağı, birçok ülkenin iç savaşa ve çözülmeye sürüklenebileceği kaostan yara almadan kurtulabilir mi? ABD-İngiliz-İsrail ittifakı, Avrupa Birliği, Rusya, Çin arasında yaşanan gizli savaş arasında kalan Türkiye, bu çemberi kırıp bir gelecek inşa edebilecek mi? Türkiye ile AB arasında yaşanan son krize sadece zina tartışmaları çerçevesinde değil, biraz da bu açıdan bakmak gerekiyor.