| Konfüçyüs'le
bir öğrencisi bir keresinde şöyle sohbet etmişlerdi: ''Üstat!Bir insana ne zaman bilgili denir?'' ''Peki ,daha önce sen söyle bakalım:Bir insana ne zaman iyi bir okçu denir?'' ''Attığı hedefi vurursa.'' ''Bilgi için de aynı şey söylenebilir.Okçulukta hedefi delmek marifet sayılmaz.Marifet hedefe isabet ettirmektir.İyi davranış ve anlayış hedefine erişen insanada bilgili denir.Bilgili insan,her türlü aşırılıktan kaçınır.Yeterince ileri gitmemek kötüdür.Çok ileri gitmekte kötüdür.Aşırı uçların arasında kalabilen insan bilgili ve anlayış sahibidir.'' ''Bir insan çok ileri gitmediğini ,orta yere kadar ilerlemiş olduğunu nasıl bilebilir?İyi olan hayat nasıl yaşanır?'' ''Doğruyu iste,iyiye tutun,sevgiyle dol,sanatla ilerle.İyi hayat yaşamanın yolları bunlardır.'' Kendisinden iki yüzyıl sonraki Eflatun gibi o da,ideal bir cumhuriyetin ana hatlarını çizmişti,ama bu Eflatun'un düşündüklerinden çok farklıydı.Çünkü o,toplumun,,sevişen bir aile gibi olmasına özlem duyuyordu.Bu yaklaşım özellikle,aile bağlarının her yerdekinden daha güçlü ve sıkı olduğu Çin için çok düşseldi.O dönemde geleneklerine çok bağlı bir Çinli'den,tüm insanlara ,ailesinin bir bireyiymiş gözüyle bakmasını beklemek çok fazla şey istemek olurdu.Konfüçyüs de bunu biliyor,fakat dünyanın hiç değilse ,idealinin yönünde adım atmasını istiyordu.Bunu sağlamanın tek çaresi ise ,iktidara ''iyi,akıllı ve layık'' insanların getirilmesiydi. Öğrencilerinden oluşan küçük bir kafileyle Çin'i dolaşıp ,dünyaya yeni bir biçim vermesine izin verecek bir hükümdar aramıştı.Ne var ki ona özgü kimi özellikler bu isteğinin gerçekleşmesine engel olacaktı. Örneğin politikacı olarak başarı kazanamayacak denli doğru sözlüydü.Hükümeti yönetme konusunda kendisinden bilgi isteyen zalim bir hükümdara ,''Sen önce kendi kendini yönetmeyi öğren'' dediği söylenir. Konfüçyüs aileden gelen soyluluğa da inanmazdı ve ''Tüm insanlar yaratılış itibarı ile biribirlerine eşittirler,alışkanlıklarında biribirlerinden uzaklaşırlar '' derdi.Ve o dönemde dünyada henüz demokrasi yokken ,tarihte belki de ilk kez ,bir hükümetin gerçek amacının ,ulusunun gönenci kadar ,mutluluğunun da olması gerektiğini söylemişti. Onun görevi bir ülkeyi yönetmek değil ,bir ülkenin nasıl yönetileceğini öğretmekti.Ve şöyle demişti: ''Bir ülke iyi bir biçimde yönetiliyorsa ,yoksulluk ve düşkünlüğün varlığı utanç vericidir..Bir ülke kötü bir biçimde yönetiliyorsa ,zenginlik ve şeref gibi şeylerin varlığı utanç vericidir.'' |