III. FETAL KARDİYAK
ARİTMİLER
Kardiyak
aritmili fetüslerin değerlendirilmesi oldukça karmaşık ve zaman
alıcı bir incelemedir. Aritmili olgularda fetal kalbe yaklaşım, iki
boyutlu ekokardiografik değerlendirme ile başlar. Çünkü komplet
kardiyak blok gibi nispeten seyrek görülen bazı aritmiler yapısal
kardiyak bozukluklarla bir arada bulunabilirler.
Fetal
aritmilerrin yönetilmesi, maternal fetal tıp ile ilgilenen hekimin
yanı sıra bir pediatrik kardiolog’un da katıldığı ekip tarafından
yapılmalıdır. Fetal antiaritmik tedavide kullanılan ilaçların
fetomaternal farmakolojileri ve farmakokinetiklerinin bilinmesi,
mevcut ritm bozukluğunun elektrofizyolojik özelliklerinin iyi
değerlendirilmesi, başlangıç aşaması olmalıdır. Kullanılan bütün
antiaritmik ajanlar anne ve fetüs üzerine toksik etki
gösterebilirler. Bu nedenle tedavinin risk ve yarar analizinin çok
iyi yapılması gerekmektedir. Yazının bu bölümünde aritmilerin
kapsamlı elektrofizyolojisi ve ilaçların ayrıntılı farmakolojik ve
farmakodinamik özelliklerine girilmeden aritmilerdeki temel yaklaşım
anlatılacaktır. Başvurulacak kapsamlı kaynaklar yazı içinde
belirtilecektir.
III. 1.
Aritmilerin saptanması
Aritmilerin
en sık saptanma şekli, rutin prenatal vizit sırasında uygulanan
oskültasyonda kalb seslerinin ritminde bozukluk saptanmasıdır. Ritm
bozukluğu; atlanan bir vuru, yani kısa düreli duraksama, ekstra bir
atımın zaman zaman duyulması, taşikardi, bazen de bradikardi
şeklindedir. Taşikardi saptandığı zaman, ilk yapılacak saptama, kalb
hızı ve taşikardinin başlangıç ve bitişinin keskin olarak olup
olmadığının saptanmasıdır. Yavaş, yavaş başlayan ve biten ve
200/dakika’nın altında olan taşikardiler sıklıkla normal kardiyak
akselerasyonlardır. Ancak ani başlayan ve biten ve 200/dakika’nın
üzerinde olan kalb hızları çoğunlukla patolojiktir. Aynı zamanda
fetal bradikardi de fizyolojik durumlardan ayırt edilmelidir. Orta
trimesterde ani başlayan fetal bradikardi sıklıkla ‘supine’
hipotansif sendrom nedeniyledir ve maternal pozisyon
değiştirildiğinde düzelecektir. Ayrıca kord kompresyonuna bağlı
variable deselerasyon ve fetal distrese bağlı deselerasyon olup
olmadığı fetal biyofizik profilin değerlendirilmesiyle anlaşılmaya
çalışılmalıdır (55). Ancak, dakikada 200’ün üzerinde veya 100’ün
altında persiste eden kalb hızı ayrıntılı olarak
değerlendirilmelidir.
III. 2.
Değerlendirme teknikleri
Kardiyak
ritm bozukluklarının değerlendirilmesinde ideal metod
elektrokardiogram (EKG) dir. Ancak fetal ritm bozukluklarının çoğu
termden uzak fetüslerde ve doğum başlamadan ortaya çıktığından bu
inceleme olanak dışı olmaktadır. Bu nedenle fetal aritmilerin
değerlendirilmesinde ideal yöntem M-mode ultrasonografidir.
Genellikle kürsör atrium ve ventriküllerden aynı anda geçirilerek
atrium ve ventrikül duvar hareketleri senkron olarak izlenir
(Resim14) (56). Çoğu zaman fetal pozisyon, fetal hareketler ve fetal
solunum nedeniyle inceleme güç olsa da atrium ve ventrikül
kasılmalarının birbirleri ile olan ilişkisi ve ekstra atımın nereden
kaynaklandığı saptanabilir. Ayrıca pulse Doppler inceleme ile kürsör
intrakardiyak yerleştirilerek her iki ventrikül doluş, boşalışı ve
aort ve pulmoner arter akımları değerlendirilebilir (57).
III. 3. Fetal
ekstrasistoller
En
sık fetal aritmi türü ekstrasistollerdir ve hemen her zaman atrial
prematüre kontraksiyonlar (APC) şeklindedirler. Sıklıkla benign olan
bu aritmi tarzı ebeveynler üzerinde büyük endişe yaratır. Çünkü
ekstra atımın kardiyak siklustaki yerine göre kalb atımlarında
geçici bir duraksama vardır . Bu duraksama sıklıkla 750 mili
saniyeden fazla değildir. M mode ekokardiografide atrial duvarın
prematüre hareketinin gösterilmesi ile tanı konulur (Resim19). Fetal
kardiyak ekstrasistollerin, atrial, ‘junctional’ ya da ventriküler
orijinli olup olmadıklarının saptanması çoğu zaman güç, bazen de
imkansızdır. Bu şekilde bir ayırım yapılması çok önemli de değildir.
Çünkü izole ekstrasistollerin ileride neden olabilecekleri
taşiaritmiler dışında herhangi bir olumsuz etkileri yoktur (58).
Oluşabilecek taşiaritmilerin altında yatan elektrofizyolojik
mekanizma ‘reentran circuit’ lerin oluşmasıdır. Diğer bir deyişle,
ortaya çıkan ektopik uyaran bir dönence oluşturarak kalb kasını
peşpeşe uyarabilir. Bu da taşiaritminin oluşmasına neden olur. Allan
ve arkadaşlarının 1200 olguluk izole fetal ekstrasistollü
serilerinde sadece 5 fetüsde (%0.4) taşiaritmi ortaya çıkmıştır
(59).
Izole
fetal ektrasistoller saptandığı zaman annenin; kafein, kokain,
adrenerjik ilaçlar gibi potansiyel uyarıcı ilaçlardan uzak durması
sağlanır. Eğer erken doğum tehdidi gelişirse, betamimetikler yerine
magnezyum sülfat ya da nifedipin kullanılmalıdır.
Izole
ekstrasistollü fetüsün izlenmesi: Haftada bir kez fetal kalbin
oskültasyonu şeklinde yapılır. Bir haftalık arada, taşiaritmi oluşsa
bile hidropsa neden olmayacaktır. Peşpeşe birkaç hafta ekstrasistol
saptanmazsa, olgu normal gebelik takip şemasına alınır.

Resim
19: M mode ekokardiyogramda, atrium ve ventrikülden aynı anda
geçen kürsör ile saptanan atrial prematüre atım ve ventriküldeki
geçici duraksama. Üstteki duvar hareketleri (düz ok) atrium,
ortadaki duvar hareketleri interventriküler septum, alttaki duvar
hareketleri (eğri ok) ventrikülü göstermekte.
III. 4.
Bradiaritmiler
Bradiaritmili
fetüslerin yaklaşık yarısında kalb yapısal olarak normaldir ve
bradiaritmiden anneden transplasental olarak geçen, anti-Ro ve anti
La olarak bilinen iki antikor sorumludur (60). Bu antikorlar tipik
olarak sistemik lupus eritematozus’lu hastalarda bulunur ve SS-A ve
SS-B antikorları olarak da adlandırılırlar. Plasentadan fetüs
kalbine ulaşan bu antikorlar ileti sisteminin His-Purkinje liflerine
zarar vererek, kardiyak blok oluşmasına yol açarlar. Sıklıkla 18-20
haftalardan sonra ortaya çıkar ve birinci, ikinci ve üçüncü derecede
blok oluştururlar. Birinci ve ikinci derece bloklar her zaman üçüncü
derece bloğa ilerler. Ayrıca bu antikorlar kardiyak myosit’lere
zarar vererek diffüz myokardit oluşmasına da sebep olabilirler.
Fetal kalb; ventriküler atım hızı olan 40-80/dakika hızla
atmaktadır. Bu olgularda yüksek doz kortikosteroidlerin etkili
olduğu bildirilse de intrauterin tedavi güçtür. Ayrıca maternal
antikorların uzaklaştırılması amacıyla maternal plazmaferezis
önerilmektedir (60,61).
Bradiaritmili
olguların diğer yarısında yapısal kardiyak bozukluk vardır. Bunlar
atrioventriküler nodun lokalize olduğu bölgenin anormal olduğu, ASD
ve atrial izomerizm gibi anormalliklerdir. Bu olgularda tedavi ancak
postnatal kardiyak cerrahi veya pace maker yerleştirilmesi ile
mümkündür. Yüz güldürücü sonuçların elde edilmesi güçtür (60).
III. 5.
Taşiaritmiler
Taşikardiye sebep olan sık görülen fetal
aritmiler:
Supraventriküler
(re-entran) taşikardiler (SVT), atrial flatter ve ventriküler
taşikardilerdir.
III. 5. 1.
Supraventriküler taşikardi
SVT
sıklıkla atrium ve ventrikül arasında elektirik enerjisinin sirküler
hareketinden dolayı oluşur ve bir prematüre atım tarafından
başlatılır. Sıklıkla atriumdan başlayan akım atrioventriküler nod
yoluyla ventriküle ulaşır ancak atriuma geri dönerken bir aksesuar
yol kullanır. Böylelikle bir ‘circuit’ oluşturmuş olur. Eğer ileti
atriumdan ventriküle bu aksesuar yolu kullanarak geliyorsa tanı
Wolf-Parkinson-White (WPW) sendromudur. Bu durumları, EKG
yapılamadığı için, intrauterin dönemde ayırt etmek mümkün değildir.
Ancak, re-entran SVT tedavisinde yararlı olan digoksin WPW
sendromunda tehlikeli olabilir.
SVT’de
kalb atım hızı yaklaşık 240/dakikadır (Resim 20).

Resim
20. M mode ekokardiogramda, fetal supraventriküler taşikardi.
Kürsör atrium ve ventrikül hareketlerinin senkron olduğunu
göstermekte. Kalb atım hızı 208/dakika.
Sürekli
olabildiği gibi saatler süren aralıklar verebilir. Aralıkların veya
SVT’nin süresine göre fetüsde hidrops gelişebildiği gibi,
gelişmeyedebilir. Aralıklı taşikardi gözlenen ve hidrops gelişmeyen
olgularda hidrops gelişip gelişmeyeceğini bilmek çoğu zaman zordur.
Doppler çalışmalarında taşikardi sırasında inferior vena kava’da
hepatik sirkülasyon içine doğru retrograd akım gözlenmesi kötü bir
habercidir.
Re-entran
SVT tedavisinde kullanılan farmakolojik ajanlar, iletiyi bloke eden
ve atrioventriküler nod’daki effektif reftakter periodu uzatan
ilaçlardır. Bunlar; kardiyak glikozidler (digoksin), beta-blokerler
(propronolol), kalsiyum kanal blokerleri (verapamil, diltiazem) ve
adenozin gibi ilaçlardır. Tip 1A antiaritmik ilaçlar (kinidin,
prokainamid, disopyramide) ve tip1C ajanlar (flecainide) primer
olarak aksessör ileti yolları üzerine etkilidirler ve SVT
tedavisinde kullanılırlar. Amiodarone, bir tip III ajandır ve
refrakter olgularda, maternal oral ve fetal intravasküler
(kordosentez ) yol ile etkili olduğu bildirilmiştir (62). Ancak
oldukça uzun yarılanma ömrü olan bu ilacın fetal hipotiroidi ve
fetal kardiyak gelişimi etkilemesi gibi yan etkileri olduğundan,
diğer tedavilere dirençli olgularda uygulanması uygundur.
Her
olguda ilaçlara farklı yanıt oluşabilmektedir. Bir ajan ile kolayca
yanıt alınabildiği gibi bazen birden fazla ajanın kullanılmasına
bile yanıt alınamamaktadır. Bir olguda yarar sağlayan ilaç bir başka
olguda etkisiz olabilmektedir. Bunların nedenleri, maternal ve fetal
metabolik değişiklikler , ilacın plasentadan geçişini etkileyen
faktörler, fetüsün hidropik olup olmaması (hidrops varlığında fetüse
yeterli ilaç geçmesi zor olmaktadır) ve aritmideki elektrofizyolojik
olayların değişkenliği olarak sayılabilir (63).
Biz
kliniğimizde ilk ajan olarak digoksin kullanmaktayız. Başlangıçta
1.5 mg günlük intravenöz dozu üçe bölünmüş olarak vermekteyiz.
Takiben günde 0.5 mg oral uygulama ile devam etmekteyiz. Tedavi
süresince 0.8-1.4 ng/ml terapötik kan düzeyini sağlamaya
çalışmaktayız. Şimdiye kadar tedavi ettiğimiz altı fetüsden sadece
birinde effektif kan digoksin düzeyine rağmen taşikardi düzelmedi,
hidropik olan bu olguda ikincil ajan olarak uyguladığımız kinidin
ile aritmi düzeldi ve hidrops geriledi. Kinidin başlanan olgularda
uygulanan digoksin dozu tedavi başlangıcında yarıya indirilmelidir.
Çünkü digoksinin serum seviyeleri ve biyolojik elde edilebilirliği
artacaktır. SVT’li olguların %40’ında tek başına digoksinin
yetmediği ve ikincil bir ajan gerekli olduğu bildirilmektedir
(60,64).
Uygulanan
tüm fetal antiaritmik ajanların annede proaritmik potansiyelleri
vardır. Sağlıklı bir kadına yüksek dozda antiaritmik ajan
verilmektedir. Bu nedenle anneler EKG ile kontrol edilmeli ve
digoksin uygulanan olgular digoksin toksisitesi yönünden
soruşturulmalıdırlar (60).