|
|
Fetihnet Mail Grubunda Yayinlanan Maillerden Bazi
Seçmeler
Yayinlanan Tüm Maillere ulasmak Için Tiklayin..
http://groups.yahoo.com/group/fetihnet/messages
From: berfece <berfeberf@y...>
Date: Tue Aug 13, 2002 5:01 pm Subject: siir/S.Karakoç/Denizin kentini
yaktim
|
|
DENIZIN KENTINI YAKTIM Denizin
kentini yaktim Vizildayip duran kafamin ortasinda Denizin kentini
yaktim Hurma siriltilariyla Denizin kentini yaktim
Beni çocuklugumdan koparan Denizin kentini yaktim Bir kent kadin
kabuklarindan Denizin kentini yaktim Miras kalmis bir
alevle Denizin kentini yaktim Veli agaçlarla kalbi atan
mermerle Tanriyi anarak kalbi atan Cami sütunlari
bogdu Sararmis gözyaslariyla Kararmis denizin kentini
Istanbul ey sevgili sehir Dön dön karadan gelen sesime Son
veren zaman yatirinda Denizden getirilen biçimine
Sezai Karakoç (Zamana Adanmis Sözler)
|
|
From: "hikmet kafi" <hikmetkafi@h...>
Date: Thu Jul 25, 2002 9:23 pm Subject: O bize yakin, peki biz?
|
gelecegin güne yemin olsun.
bir gün aramiza gelirsen belki bir Ebu Bekir bulamayacaksin ama hepimiz
sana kitmirlik yapacagiz.
Hani bir gün Hanzala (r.a.) içinde bir endise duyunca Hz. Ebu Bekir'in
(r.a.) yanina gelmis ve "Hanzala münafik oldu." Çünkü Allah Rasülünün
yanindayken hissettiklerimi baska zaman hissedemiyorum. dünyaya daliyorum
demisti. Sonra Hz. Ebu Bekir'de ayni endiseyi duyunca solugu Senin yaninda
almislardi. Sen onlara "bazen öyle, bazen öyle" demis ve herzaman ayni ruh
haletini koruyamayacaklarini söylemistin.
Iste Ya Rasülallah (s.a.v) ben de senden uzak kaldikça nifaklara
batiyorum. Senden her ayrilisimda seytana oyuncak oluyorum. Bir de bakiyorum ki
insanliktan alabildiginca uzaklasmisim. Senden her ayrilik bir fasit dairenin
baslangici oluyor benim için. Her günah digerine gebe. Bir süre böyle devam
ediyor. Sonra bir yerlerde adini duyuyorum. Birden içime akiyorsun sanki.
"Kendine gel" diyorum kendime. Hiç hakkim olmadigi halde, kirli ruhumla sana ev
sahibligi yapamayacak oldugum halde sanki yanimdaymissin gibi ayaklarimi
topluyor, çay içeceksem bir bardak fazla hazirliyor, yemege oturacaksam bir
kasik fazladan tepsiye koyuyor ve senin gelecegini düslüyorum.
Sonra acaba gelse ne yaparsin diye kendime soruyorum. Hani bir yazi vardi
ya peygamber evinize gelse ne yaparsiniz diye. Sonra diyorum ki beni birakta
acaba o ne yapardi? Tanidigim kadari ile heralde hiç bir günahimi yüzüme
çarpmaz, bana yüzünü eksitmez, zaten günahlarin erittigi ruhuma bir darbe de o
vurmazdi. Belki bana tebessüm eder, içinde de "Allah'im Seni hakkiyla bilemiyor,
bilse böyle yapmazdi. Sen ona hidayet ver." diye dua ederdi. Ama biraz kaliteli
bir müslüman olsaydim, her an onunla dolmaya çalissaydim, ya da kutsiler
arasinda kendime bir yer bulabilseydim de O'da bana görünseydi heralde biraz
yüzünü asar ve "Allah'in bu kadar nimeti üzerindeyken bu kadar pes payelik
nedendir, insanlik seni beklerken bu bedene takilmislikda nedir? Ettigin
biatlari ne çabuk unuttun. Yoksa geçici dünya nimetlerini bana komsulukla
degisiyormusun?" diyebilirdi.Diyebilirdi diyorum çünkü bunlar benim O'nu
tanidigim kadari ile kafamda tasarladigim kurgular.
Ama bir gerçek var ortada. O bizim her seyimiz.
Hani olurda bir gün günes dogmaz. Artik böyle yasayacaksiniz denir. Bir
yolunu bulup yasamaya çalisiriz.
Yagmurlar kesilecek dense bir gün bir çaresini arariz.
Analarinizdan, babalarinizdan ve evlatlarinizdan ayrilacaksiniz dense
bagrimiza tas basar sabrederiz.
Günlerce aç ve susuz kalabiliriz.
Her musibeti hostur deyip gögüsleriz de yalniz deselerki artik O
(sav) aranizda olmayacak, terk etti sizleri...
Iste buna dayanamayiz. O elimizden tutmazsa, yollarimizi aydinlatmazsa,
sirtimizi sivazlamazsa bizler Yakup olur fakat sabredemez, Züleyha olur
hançerlerimizi kalbimize saplariz. Gönüllerimiz o zaman Sümeyra'ya (ra) alkis
tutar, bizler de inlayen bir kütük olmayi arzulariz.
Biliyoruz ki Seni herkesin dört gözle aradigi mahser yerinde Seninle
tanismak mümkün degil. Ancak dünyadayken Seninle tanisikligi olanlari Sen orada
tanirsin ve ümmetimdendir deyip havzinin basina alirsin.
Allah'a milyonlarca sükürler olsun ki Onu dünyada iken taniyabildik.
Ama acaba O bizleri taniyormu? Benim su adreste bir sadik bendem var deyip
adimizi aniyormu? Rüyalarimiza ugrayip bizlere bayramlar yasatiyormu? Adini her
anisimizda burun kemiklerimizi sizlatiyormu? Evet O'nunla tanismak istiyorsak
O'nu çok iyi tanimaliyiz. O'nu neler üzer, Neler O'nu mutlu eder bunlari
ögrenmeli ve O'nu alabildigince sevindirmeliyiz. Vermeyi istemeseydi istemeyi
vermezdi. O halde O'nu deli gibi isteyin. Riyakarca istemelerimiz varsa önce
ihlasi isteyelim. Öyle isteyelimki diger isteklerimiz geri planda kalsin. Taki
bir gün en içten sesimiz kalp duvarlarimiza çarpinca gönül ellerimizi uzatalim
Akabe ufuklarina ve biat edelim EN SEVGILIYE. h.k. |
|
|
Bugün yeni bir gündür cancagizim, yeni Seyler söylemek
lazim’
Mevlana
Esselamu
aleykum..
Özellikle
esmaulhusna, fetihnet, inciler, nurdamlalari mail gruplarinin hepsine birden üye
olan kardeslerimizin dikkatine..
Lütfen
kardesler, ayni maili üye olduğunuz bu gruplarin hepsine birden
göndermeyiniz..Düsünün ki sizin gibi o gruplara üye olanlar ayni maili dört kez
aliyorlar..Gönüllerin ve vakitlerin alabildiğine dar olduğu su zamanlarda bu,
kutularin dolmasi, gruplarin birbirinin tekrari olduğu..vs gibi sikayetlere
sebep oluyor..
Her
gruba ayri mail yollamak zor değil.. Sür’ati basdöndüren net alemindeyiz.. Her
sey hizla yayiliyor.. Seçtiklerimiz yüreklere hitabediyorsa, zaten istemesek te
dörtbir yana kisa zamanda ulasiyor..
Güzîde
gruplarimizin birbirinin tekrari olmamasi,
Kalitenin
arttirilmasi ve hos paylasimlarin devam etmesi dilekleriyle kardeslerimizden bu
hususa dikkat etmelerini özellikle rica ediyorum...
Vesselamu
aleykum..
|
From: Tuncer Gülen <tuncer@f...>
Date: Sat Aug 10, 2002 1:53 am Subject: Kendini Sifirlama
|
|
Kendini Sifirlama
Allah ne güzel!.. Onun karsisinda bir baska
güzellik de, insanin, kendini günde birkaç defa sifirlayip, mutlak kemâlin O'na
ait oldugunu vurgulamasidir. Evet, insan Allah'in azameti karsisinda
"ben...ben...ben..." diyecegine, marifet-i sâni adina açilan menfezlerden içeri
girerek, asil büyüklügün O'na, küçüklügün ise kendine ait oldugunu ilân
etmelidir.
Yine insan, kendisine ihsan edilen maddî ve manevî
seyler karsisinda "Ben kim, bu ihsanlara lâyik olmak kim? Sayet O'nun sonsuz
lütfu olmasaydi, ben bunlara sahip olamazdim." diye düsünmeli, hatta böyle
düsünmeye kendini sartlandirmalidir. Burada Üstad Hazretlerinin "Allah'in en
büyük ihsani insana mazhar oldugu lütuflari hissettirmemesidir" sözünü
hatirlamak yerinde olur zannediyorum. Evet, bu belki de en büyük bir
mazhariyettir. Keske insanlar bunun suurunda olabilselerdi!..
Bazi hadislerde "ahirette bütün Nebilerin gipta ile
bakacaklari topluluklar" dan bahsedilir. Ihtimal bu topluluklar, peygamberâne
bir azim ve kararlilikla hizmet eden ve yaptiklari hizmet karsiliginda hiçbir
beklentiye girmeyen kisilerdir. M. Akif, Çanakkale Sehitleri için "Yine birsey
yaptim diyemem hatirana" der. Aynen öyle de, din-i mübin-i Islâm için büyük
büyük isler yapanlar "Yine birsey yapamadik senin için" demelidirler ki, hadiste
bahsedilen topluluk içine girebilsinler.
Müslümanlikta tevazu, mahviyet ve hacalet esastir.
Islam'a göre insan kendi acizligi ve fakirligini anlayabildigi ölçüde seviye
kazanir. Iste bu bizim "kendini sifirlama" diye ifade ettigimiz husustur. Zaten
insan Allah'in kulu degil midir? Allah'in kulu olma lütfundan rahatsizlik duyma
olur mu? Büyükler, Hakk'a kullugu en büyük pâye saymislardir. Allah Rasülü'nün
"kul peygamberligi" tercihi bizlere ne önemli bir örnek teskil eder!
Hâsili, kendini Allah'in yükledigi misyonun disinda
farkli farkli makamlarda gören insan, bana göre Islâmî esaslari tam
kavrayamamis, psikolojik açidan da rahatsiz biridir. MFG |
|
From: "antioxidan" <antioxidan@y...>
Date: Fri Aug 2, 2002 11:06 am Subject: DOKTOR AGABEYDEN SOHBET
|
Bu alemde gerçek maksad,
biricik gaye Allah Teâlâ Hazretleridir. Bu yüce gayeye götüren yollar
yaratiklarin nefesleri sayisincadir. Bu yollarin en sağlam en zor en yüce ve
en doğru olani riyazat mücahade ve siddet yoludur. Kalb temizliği ve batin
tasfiyesi zikir ve tevhid ile olur. Çünkü Allah Teâlâ uzak değil belki sah
damarindan daha yakindir; uzaklik perdelerin kalinliğindandir. Bu perdelerin
en büyüğü ise nefis perdesidir. Muhlis kullarin daima büyük bir tehlike
ile karsi karsiya olduklarini unutmamak gerekir. Gerçek kurtulus ve
saadet ihlasa erdirilenlerindir. Kurtulusa erebilenler ehli kemal -
ancak Allah'in ihlasa erdirip, manen güçlendirdiği kimseler- dir.
Nitekim Allah Teâlâ söyle buyurur: " Biz onlari ahiret yurdunu düsünen
ihlasli kimseler kildik." Bu da fan-i tam ve mahv-i külli ile Hakk'in
varliğinda fani olmakla gerçeklesir.
Muhtelif ilim ve irfan
meclislerinden derlenen su ifadelerin tatbik edilmesini Cenâb-i Hakk celle
celâluhu Hazretlerinden dua ve niyaz ederim.
1- Kul haklari ve kul
borçlarimizi acele ödemeye çalismak. Üzerimizde kul hakki olanlarla
helallesip ahirete birakmamaya gayret etmeliyiz.
2- Namaz
borçlarimizi sartlarina uygun kilabilmek. Namaz borçlari ile ahirete
gitmemek için çok dua, çok gayret etmek; nefs ve seytanin tuzaklarina
düsmemek için çok dua etmek.
3- kimseyi incitmemek; kimseden incinmemeye
gayret etmek.
4- Kalb-i selime ulasmaya çalismak. hiç bir mevzudan dolayi
kalbinde kin, buğz, hikit, adavet, hased v.s. kötü huylar bulunmamasina
gayret edebilmek.
5- Ölmeden önce ölebilmekiçin dua ve gayret
edebilmek.
6- Dünyanin varliği, bolluğu; genisliği ve darliği ile
yokluğunun müsavi olabilmesi için halimizde ne sevinç ne de keder, sikinti
olmamasina gayret edebilmek.
7- seven, iltifat edenle; hakir gören,
tekdir edenin musavi olmasina gayret edebilmek.
8- İyi seyler yaptim,
hayir hasenat yaptim saymayip itibar son nefese olduğundan son nefeste iyi
hal ile imani kamil ile hüsn-i hatime ile ahirete gitmek için çok dua etmek;
çok ağlamak.
9- Bir mü'min 24 saatini ibadetle, taatla mesru' ticaret ile
çalismakla, zikirle, ilimle ve alti saatini uyku, yemek, içmek, abdest
tazelemekle geçirirse kurtulanlardan oluyor. onsekiz saatten asaği olursa
hali tehlikede oluyor.
10- Dünyada iken tahayyül etmediğimiz, hatirimiza
gelmeyen kul haklari ve günahlarin karsimiza çikma ihtimali olduğundan
Cenâb-i Hakk'a çok yalvarmak, çok ilticâ etmek lazimdir.
Rahmetli
Doktor Hulûsî BAYBAL (KONYA) kuddise sirrihu ( Sevenleri'nin Doktor Ağabey'i
)
|
|
From: "antioxidan" <antioxidan@y...>
Date: Mon Aug 5, 2002 1:47 pm Subject: DERTLI GONULLERE ARZDIR
|
DERTLI GÖNÜLLERE
ARZDIR
Ey Dost... Gönlünün derinliklerinden bir haykiris, yirtarak
bogazini da, dügümleniverirse dilinin ucunda, bîçare aglarsin degil
mi?
Ve ey dost... Sorularin cevaplara, insaninsa ölene kadar yasamaya
mahkum oldugu bu fânî mekanda, her çirpinista biraz daha bataga
saplandigini farkettikçe, çaglar gözlerin selale misali, akar ötelere
dogru degil mi?
Hayati bir matematik problemi bilip, çözme
gayretindeki kifayetsizligin verdigi izdirabla, sînen paramparça bir halde
kapanip seccadenin sefkatli yumusakligina " Medet.. Himmet.. Imdat " der ve
içli içli haykirirsin o nurlu huzura dogru degil mi?
Ey benim dertli
kardesim, bîçare dostum.. Bil ki, seni yaratan, seni, senden bile
bilemeyecegin kadar iyi bilir ve Hazreti Kur'an'da da sana seni
bildirir.
" Dost arar isen, Hazreti Allah yeter. " lafzinin ince ve derin
idrakinda, terket dünyevî telaslarini, buhranlarini, arzularini.. O'nu
tani.. O'nunla ol... O'nun bildirdigini yasa; O sana kâfîdir.
O Ehad ki,
mekani yoktur, lâkin mü'min kulunun kalbinde ulvî ve muazzam sirli bir
tecelligah kurmustur Kendi'ne...
Fikir, sözle nasil arkadas ise, sen de
kalbine arkadas et dimagini... Melûl ve zelîl duygularindan tiksinti ile yüz
çevirip, o tecelligâhin ahenkli ve tatli sesine kulak ver... Içinle dinle,
içlice dinle... can kusunu dinle... Aldanmazsin, anlarsin... Bil ki, en
kadîm dostun, seni, gerçek sana sagirandir senin....
Ey avlanmaya tâlib,
keklik misali, Hakk yolunun hakkan asigi... Haysiyet ve serefin mikyasinin
sahte mihenklerle degistirilmeye çalisildigi su animizda bize, bizden daha
yakinin siddet ve sefkatle, tavsiye ve hatta emr buyurdugu muazzez ve
muazzam bir ölçü anlayisina kucak aç... Seref bul, safâ bul...
Bil
ki, bu yüce mananin kalplere hakimiyetinin yegane yolu " tüm huzuru
engelleyen beserî sifat ve gayretlerden siyrilmaktan " geçer....
Bu
is tek basina, yapayalniz zordur, olmaz. Ara bul erbabini... Gönül
tabibini... Ask otaginin mihmandârini... ruh kafesinin anahtarini kaybeden
sen, çilingire muhtaçsin. En ednâ bir bilgisayari dahi alirken seksen kisiye
danismadan almazken, ukbânin sirlarina talib oldugunu söylerken, nasil
olurda bu yolun yolcularinin refikliginden kendini müstagnî kilarsin.... Iki
kiyiyi birbirine baglayan köprüye ragmen, suya atlayanlar ya bogulurlar ya
da sirilsiklam bir halde kiyiya vardiklarinda, yorgunluktan bîtab
düserek ötelere varmaya mecal bulamazlar... Gel köprüye, bin dalgalarin
ancak kavî ayaklarina ulastigi, hiç bir zarar veremedigi kurtulus binegine,
havalan zeminden ötelere, taa ötelere, daha ötelere... Buralarin kokusu
senin burnunu yakmis, ötenin kokusunu hissetmez olmussun, cigerini sarmis,
dimagini halkalamis, görmüyorsun görmemeni, bilmiyorsun bilmedigini... vayyy
benim dertli dostum vayyy....
Üstün suur ve ihlas sahiblerinin - ki
onlar eren sifatini layikiyla hazmedebilmis, edeb ve lütûftan alabildigine
nasiblenmis, Ilâhî gaye için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve
Ashâbinin yoluyla yol gösterenlerdir- tasarrufâtinda, onlarin
bildirdiklerince amel et ve aman ha, sabit kal orada... zira istikametin
samimiyetincedir; bu sünnetullahtir bu alemde.... Samimiyetinse
muhabbetinin eseridir....
Ey hayâlî gözümün nûru kardesim, merhabâ
sana... " Dert ne keder bana, bilmem daha nimet." deyicilerin sirlarina
taliblik iddiasindaki sen, bil ki yol baslangici zahmetlidir, narîn ve ciliz
bünyen o tasli patikada yipranir, harab oldugunu zannedersin kendince... ama
ayagina batan her bir diken bir günahina kefarettir itikadiyla yilma, daima
istikamet üzere rehberinin nezaretinde, ondan güç alarak ve hatta yolun
dar ve karanliklarinda, onun kucaginda, istikamet üzere takip et yolu ve
ötelerin ötesini siddetli bir arzuyla temenni et.. Sebatin ve sabrin,
sabahinin dogmasina vesile olacaktir insaAllah...
Kederin nes'en olsun,
ferahlatsin içini, artirsin sevgini... Zira bil ki; Mü'mine ugrayan her belâ
onu ancak olgunlastirir ve imanini kavî kilar; haricinde bir sey degildir ki
belâ ondan sitem edesin... "Kadere inanan kederden emin olur." Kaderin dert
pervanesinden çikan yakici elem, içindeki alevle akl-i selîm bir halde
birlesirse sana âb olur, ferahlik verir, serinlersin; aksi halde birlesme
olmazsa için de disinda yanar, harab olursun....
Ey sabir ve metanet ehli
olmaya azimli, ferâset istiyakli kardesim... Birak birak ki,
menfaatperestlerin dünyasini, Hakkperest asiklarin tevhid eglencesine ortak
olasin. Yik ki tabularini, tabutundan çikasin ve seyreylesin arz-i endamiyla
o koskoca kainati... Iste o zaman görürsün bir üçüncü gözle O'nu, O'ndan bir
hediye ile sirrin sirrinda ve hatta fevkinde fenâdan da fenâ ve daha
fenâ bir hal ile...
Bunca lafin hülasasi... Ey Mevlana'ca aglayan,
Yunus'ça söyleyen, Gazâlî'ce arayan, Rabbanî'ce zikreden, Aksemseddîn'ce
gören, Yavuz'ca kükreyen, Bedîuzzaman'ca çirpinan, Necib Fâzil'ca düsünen
neslin perisan gönüllü dertli evladi... Bil ki, en büyük saadet bilfiil
namaziyla, orucuyla, zekatiyla, hacciyla ve hepsini sariveren I'lâu
Kelimetillahi Hiyel'ulyâ davasi ile bu dîn-i mübîni fiilen yasamaktir.
Sana müjdemiz olsun, büyüklerimizin agzindan: " Kim bu devirde bes vakit
namazini tadîl-i erkana riayet etmek suretiyle kilar ve haramlardan
sakinirsa, iste o kimse Veliyyullah'tir. "
Gel dostun bahçesine, gönül
hoslugu ile, can izdirabinin nihayeti için, nebâtat ve hayvânatin yaptigini
sen sana hediye idrakinla suurla, yürekle, azimle, candan yap... Zikret... O
zikirde de fikret... InsaAllah bu varacagin hal üzere seni sen yapmaga ve
hatta seni asmaga yetecek bir sirr-i latîf'e kavusacaksin. Amma Teslimiyet,
Muhabbet ve Ihlas sarti ile...
Safâ istiyoruz ey Gönül Avcisi, Safâna
talibiz Gönül Isigi, Safâna geldik Efendimiz....
Sizi umdum,
açtim kalbimi derinliginize, Size geldim, daldim alevden
serinliginize, Muhîb oldum, cânim bildim, içten gördüm
efendim; Sevedurdum, safâ buldum, aski ördüm, ser verdim...
|
|
From: "uLYa" <ulyaca@h...>
Date: Sat Jul 27, 2002 1:05 pm Subject: KELIMELERDEN VE KÖPRÜLERDEN
GEÇERKEN
|
KELIMELERDEN VE
KÖPRÜLERDEN GEÇERKEN
Adnan Simsek
HER BIR INSAN AYRI BIR
DÜNYA, AYRI BIR ÂLEM. INSANLAR ADEDINCE DÜNYANIN YER ALDIGI BIR DÜNYADA
YASIYORUZ. HAYAT ÇIZGIMIZ BAZEN ZIRVELERDE DOLASIRKEN, BAZEN INISE GEÇIYOR.
DEGER ÖLÇÜLERINI KAVRAYIS VE YASAYIS TARZIMIZ, HAYAT ÇIZGIMIZIN YÖNÜNÜ
BELIRLIYOR BIR ÖLÇÜDE...
Bir insan, mehtapli bir gecede etrafi
seyrederken, izledigi korku filmlerinin etkisi ile “Acaba karsima birdenbire bir
kurt adam çikar mi?” diye ürperiyor. Bir baska insan, gökyüzünün essiz
lacivertliginde dev bir inci gibi yansiyan, dünyaya bagli semaya asili Ay’i
büyülenerek seyrederken “Benim Rahim olan Rabbim, Dünyayi bana bir hane yapti,
Ay ve Günesi o haneme bir lamba, bahari bir deste gül, yazi bir nimet sofrasi,
bitkileri o hanemin süslü esyalari yapmistir” diyor, huzur meltemlerini ruhunda
hissederek...
•••
Bir insan, sikintili bir durum ile
karsilastiginda ellerini kavusturup “Yapabilecegim bir sey yok” diyor,
mütevekkilâne!..
Bir baska insan, benzer bir sikinti karsisinda,
tevekkülün sebepleri bütün bütün reddetmek olmadigi ve sebeplerin Rabbimizin
kudret elinin bir perdesi oldugunun idraki ile davranislarini sekillendiriyor
“Bende sok yok. Alternatiflere bir bakalim,” diyor ve yogun bir gayret
gösteriyor teslimiyetle...
•••
Bir insan, ” Iste ben böyleyim”
diyor marifetmiscesine, inatla, tembelce ve gelismeye götüren hiçbir kapiyi
zorlamayarak...
Bir baska insan, “Uygun bir yolu seçecegim” diyor
Rabbinin büyük ihsani olan hür iradesi ile...
•••
Bir insan
“Yapamam “ diyor hüzünle...
Bir baska insan; “Seçerim, tercihimi
kullanirim” diyor neseyle...
•••
Bir insan “Keske” diye söyleniyor
inlercesine...
Bir baska insan “Yapacagim, Hayy ve Kayyum olan Rabbim
beni ayakta tuttugu müddetçe” O’nun izniyle yapacagim” diye haykiriyor gök
gürültüsü ile yaris edercesine...
•••
Bir insan bir baska insan
oluyor “saglikli deger ölçülerine sahip oldugu, degerleri duygularinin önüne
geçirebildigi, sahsi görme ufkuna berraklik kazandirdigi, derinlesebildigi,
enerjisini odaklayabildigi, imanini, sabrini, ümidini, gayretini, nesesini
arttirabildigi nisbette...
Düsünceler, kelimeler zamanla davranis,
davranislar aliskanlik oluyor. Aliskanliklar ise karakteri
olusturuyor.
Bir araya gelen üç insan, bir baska insanin basarabilecegi
bir isi bile basaramazken, “bir” olmayi basarabilmis üç baska insan “yüz on bir”
gücünde ve kiymetinde olabiliyor tarihin ve hâlin
sahitliginde...
Kelimelerden, köprülerden geçerken, tercihlerimizdeki
isabetlilik nisbetinde, hayat çizgimiz de zirvelere kanat çirpiyor
böylece...
|
|
From: "hikmet kafi" <hikmetkafi@h...>
Date: Mon Jul 29, 2002 7:53 pm Subject: Zirvelerden kuyu dibine seslenen
var!
|
Dinle ey kalbim. Sana anlatacaklarim
var.
Acib seyler duyuyorum, garip hallere sahit
oluyorum.
Hani sen özlemini çekersin de bir türlü
ulasamazsin ya zirvelere...
Iste zirvelerden bir kaç söz, bir kaç temsilden
bahsedecegim sana.
Az yemek yedigimi saniyorken veya bu mevzuda
seni telkinlerle rahatlatmayi çalisirken bir Hak dostundan su cümleyi
isittim.
"Geçenlerde ayni gün içinde iki
defa tuvalete gitme mecburiyetinde kaldim. Rabbimden öyle utandim ki.. ya bana
derse 'ben seni karnini doldur ve bosalt diyemi yarattim' ne derim ozaman diye
düsündüm."
Bu insan bu laflari kendini övmek için degil,
kendini ayiplamak ve nefsini hirpalamak adina söylüyordu. Sonra seni düsündüm ey
kalbim. Acidim sana ve kendime. Oysa sen kan pompalamanin disinda da bir çok isi
becerebilirdin.
Sonra Hak dostundan su cümleleri
isittim.
" Çok isterdim söyle 2-3
saat deliksiz bir uyku çekeyim."
Oysa benim deliksiz diye tarif ettigim uykunun
süresi 8 saatten basliyor. Baska bir zaman da bu insan eger bes saatten fazla
uyusaydim kendimi seytana dilbeste olmus bir ahmak görürdüm demisti. Simdi
vucudumda sana arkadaslik yapan nefsim diyor ki o kim, sen kimsin. Elbette onun
yaptiklari sana ütopya gelecek ve elbette yapamayacaksin. Ama mantigimda diyor
ki o da ayni kabir sualleri ile karsilasacak, ben de. O da ayni
cehennemden Allah'a siginiyor bende. O'da ayni cenneti istiyor bende. O öyle
yasiyorken ben böyle yasiyorsam elbet mükafatlarimiz farkli olacaktir. Ama en
azindan hacca giden karinca misali yollarda ölmek var.
Sonra bir baska zaman da söyle demisti
cemaate.
" Sen içinde bulundugun 3 boyutlu
mekani mekan mi saniyorsun? Ne zaman ruh insani olacaksin. Hani Allah bu dünyada
görülmeyecekmis ama bir melek görmek yokmuydu dünyada. Kabe'yi karsina alipta
bir namaz kilmak yokmuydu?..."
Ya!.. Iste böyle binbir benekli kalbim. Sen
içinde kimleri dahi konuk edebilecekken su-i ihtiyarim ile, günahlarimla ve
tembelligimle senin sadece kan pompalayan bir et parçasina dönmene vesile oldum.
Allah'a halife olarak yaratilmisken, günahlarin ve bedenimin ve de nefsimin
kölesi oldum. Zevklerime kostugum kadar belki hizmete kosamadim. Insanlarin
gözüne girmeye çalistigim kadar belki Allah'in rizasini kazanmaya çalisamadim.
Ama hep ihlasi istedim Rabbimden. Samimiyetsiz olsamda, riyakarca istesem de hep
ihlasi istedim ve hep ihlasi isteyecegim. Ve ey kalbim sana söz veriyorum sunuda
dualarimdan eksik etmeyecegim. Allah'im eger dinine hizmet edeceksem beni yasat.
Ama ertik dinine hizmet edemeyeceksem yasamamin bir anlami yok, emanetini
alabilirsin. Ve eger senin davana hizmetten ayrilirsam Sen bana öyle büyük
belalar ver ki ben onlarla ugrasmaktan Senin davana düsmanlik etmeye firsat
bulamayim." (amin) Yazamamak bazen utanmaktir.
"neden yasamadiginiz seyleri söylüyorsunuz,
utanmiyormusunuz?" tehdidini içinizde duyarsinizda insanlara bir seyler
demekten, onlari uyarmaktan vazgeçersiniz. Kullugunuza dikkat edin diyecekseniz,
kendi kullugunuzu düsünür vazgeçersiniz yazmaktan. Iste o zaman dinle ey nefsim
basligi yardiminiza yetisir. Sonra siralarsiniz bir bir eksiklerinizi. Aslinda
eksiklerinizi kendinize saymaniz yeterlidir. Hatta günahlarinizdan baskalarini
haberdar etmemek uygun olanidir. Ama insanlara bir seyler duyurma istiyakiniz
bunlari baskalarina göstermenize vesile olur. h.k.
|
|
From: "yedi iklim" <yedi_iklim@h...>
Date: Mon Jul 15, 2002 4:15 pm Subject: BiR HAFTALIK EVLiYA (KIRK GRAM TEBESSUM
)
|
Televizyonda dini bir program
seyrediyorum. Ekrandaki kisi, ilahiyat fakultelerinin birinde dekan olmali.
Eski asirlardaki maneviyat buyuklerinden bahsederken: - Onlar, goz ucuyla
da olsa nisa taifesine bakmazlarmis, diyor. Nerde simdi o buyuk
evliyalar? Duydugum sozler, damarima dokunuyor. Ve her muslumanin
yapmasi gereken bir seyin hic yapilmiyormus gibi gosterilmesi, beni ta
can evimden vuruyor. Biraz dusundukten sonra muthis bir karar aliyor
ve kendi kendime soz veriyorum: Hocanin "nisa taifesi" dedigi
hanimlara, konusmak icin bile olsa bir hafta boyunca bakmayacak ve
zamanimizda da buyuk evliyalar oldugunu ispatlayacagim. Program bittikten
sonra ekmek almak uzere disari cikiyorum. Daha merdivenlerden inerken, alt
kata yeni tasindigi soylenen kiracilarla karsilasiyorum. Evde ne kadar kadin,
kiz, coluk, cocuk varsa hepsi kapida. Hanimlardan biri, benim Turkiye
sinirlarini asan sohretimi duymus olmali. Daha gorur gormez: - Vayyyy!...
Cuneyd bey, diyor. Kizlarimin tarifinden tanidim. Cay icmeye gelecegiz
insallah. Ben aldigim karar geregi hemen basimi egerken: - Hosgeldiniz
efendim, diyorum. Insallah memnun kalirsiniz komsulugumuzdan. Duydugum
seslerden, kalabaligin icinde bir de erkek cocuk oldugu anlasiliyor. Ona
bakayim derken kazayla hanimlari gorurum diye gozlerimi kaldiramiyorum
yerden. Cocuk, ablasi olacak kizlardan birine fisildayip: - Ben sana, bu
adamin kendini begenmis bir zuppe oldugunu soylemistim, diyor. Yuzumuze bile
bakmiyor KASINTI. Hemen arkasindan yasli bir kadin sesi: - Vah evladim
vah, diyor. Ne kadar da mahcupmus zavallicik. Anlasilan kucukken cok
dovmusler. Her evliyanin basina gelen sikintilar benim de basima geliyor
tabi ki. Aceleyle merdivenlerden iniyor ve sokaga atiyorum
kendimi. Metodum gayet basit: Yururken sadece yere bakacak ve bana
dogru yaklasan kisilerin ayakkabilarindan erkek oldugunu
anladigimda, basimi kaldirip rahatca yuruyecegim. Bu buyuk bulusumu
uygulamak uzere daha birkac adim attigimda, neye ugradigimi sasiriyorum. Moda
midir nedir bilmiyorum ama, hanimlarin cogunda pantolon var. Altlarinda da
aynen benimkiler gibi ucu kut, tabani genis erkek ayakkabisi veya koca koca
asker postallari. Anlasilan dikkatli olmaliyim. Basimi hic kaldirmadan
giderken, yanimdan gecen kadinlarin seslerini duyuyorum. Bir tanesi
arkadasina hitaben: - Bu adamda bir tuhaflik var ayol, diyor. Bosuna
dememisler 'dost basa, dusman ayaga bakar' diye. Diger kadin, daha farkli
goruste. Benden uzaklasip duvar dibine kacarken: - Benim de gozum tutmadi
kardes, diyor. Belli ki capkinin teki. Yere bakan, yurek yakan cinsindendir
mutlaka. Ben, yine evliya sabriyla ve ayni sekilde yururken, birden
ne oldugumu anlayamadan kendimden geciyor ve ilac kokulu bir
yerde gozlerimi aciyorum. Yattigim yerin etrafinda, beyaz elbiseli
genc kizlar dolaniyor. Verdigim soz geregi hemen gozlerimi
kapatarak nerede oldugumu kestirmeye calisirken, hastanede bulundugumu
anliyor ve basucumdaki hemsirelerin konusmalarina kulak veriyorum.
Kizlardan biri, gozlerimin kapandigini farkedince: - Yine kendinden gecti
zavalli, diyor. Bu ucuncu BAYILI$I. Onundeki elektrik diregini
gormemis. Hemsirelerin yaninda bir de erkek hasta bakici olmali. Sinir
sinir gulup: - Biraz onceki elektrik kesintisi, demek ki bu yuzdenmis,
diyor. Adamin kafasindaki sislige bakilirsa, Allah bilir devirmistir
diregi. Ayaga bir kalkabilsem, ben neyi devirecegimi cok iyi biliyorum
ama ne mumkun. Basim donme dolap gibi donuyor, beynim feci
zonkluyor. Biraz sonra erkek doktor geliyor yanima. Ve beni gorur gormez:
-
Gecmis olsun Cuneyd abi, diyor. Cok fena carptigin icin sag
gozunu bandajladik. Bir muddet tek gozle idare et. Neyse, zor da olsa
biraz sonra cikiyorum oradan. Ama artik akillandigim icin yere falan bakmak
yok. Yeni metoduma gore saglam kalan gozumle yol kenarindaki apartmanlarin
ust katlarina bakacak ve karsimdan gelen insanlari siluet olarak farkedip
yolumu bulacagim. Planimin oldukca basarili oldugunu dusunurken,
seslerinden anladigim kadariyla manavdan alisveris yapan bir kadin,
yanindaki arkadasina beni gosterip: - Su terbiyesize bak, diyor. Tek gozlu
olduguna aldirmadan balkondaki kizlari seyrediyor. Obur gozun de kor olsun
insallah. Can sikintisindan sicak sular bosaliyor tepemden. Ne kadar
masum oldugumu nerden bilsin zavalli. Ben, soylenenlere
sabretmeye calisarak yine ust katlara bakarken, sanki o yukseklerden
dusuyormus gibi bir halle tekrar geciyorum kendimden. Anlasilan yine
hastanedeyim. Biraz onceki hemsirelerden biri: - Hayret ya! diyor. Bu yine
ayni adam. Kanalizasyon cukuruna dusmus bu sefer. Bir anda anliyorum
basima gelen felaketi. Ustum basim copluklerden beter kokuyor. Butun
kemiklerimle birlikte saglam zannettigim gozum de sizliyor. Hastaneden bir an
once kacabilmek ve eve donup temizlenebilmek icin saga sola bakinirken, bir
turlu goremiyorum etrafimi. Yine ayni doktor: - Bosuna ugrasma abi, diyor.
Morardigi icin obur gozunu de bandajladik. Bir haftacik sabretmen
gerekiyor. Ben, bu sure icinde ne yapacagimi dusunurken, daha onceki
hasta bakici, hemsirelere laf atarak: - Cuneyd abi size fena tutuldu,
diyor. Baksaniza saatte bir ugruyor. Bu adama sinirimden atesler basiyor
yuzumu. Iyilesir iyilesmez hastaneye ucuncu kez ugrayip onun gozlerini de
benimkine benzetecegim kesin. Her neyse, beni bir ambulansa bindirip eve
gonderdiklerinde alt kattaki komsularimiza rastliyorum yine. Sanki beni
bekliyorlar kapida. Hanim ve kizlari, "Gecmis olsun" dileklerini ayri
ayri iletirken, cocuklari olacak o haylaz velet, yine haince
fisildiyor ablasinin kulagina: "Bizim zuppe cezasini bulmus"
diyerek. Komsularimizin yardimiyla merdiveni cikip iceri girerken,
kendi kendime verdigim sozu bir hafta boyunca eksiksiz olarak
tutacagim icin yine de seviniyor ve "Evliya sozu, iste boyle olur"
diye kasiliyorum. Gozlerim acildiginda, ne yapacagimi simdilik bilmiyorum.
Ama bir haftalik da olsa evliyalik guzel bir sey degil mi?
CÜNEYT
SUAVİ |
|

Copyright(c) 2002 Tüm Haklari Fetihnet
Mail Grubuna Aittir..
|