YUNANCA KÖKENLİ TIP TERİMLERİ

Dr. Hakkı Açıkalın

 

-E-

Efedrin: Έφεδρινη (Êfedrini). Έφεδρεία (Êfedrîa). İhtiyatlılık, ihtiyat ordusu. Bronşiyoller üzerindeki gevşetici etkisi nedeniyle, asthma ve bronkospazm vak’alarında çok kullanılan bir madde. Periferik (Çevresel) vasokonstrüksiyon (damar daraltma) yapar ve kan basıncının artmasına sebeb olur.

Efelid: Εφελις (Efelis). Çil, benek.

Ego: Εγώ (Benlik, Nefs).

Egoizm: Εγωισμός (Egoismos). Εγώ (Ego): Benlik, Nefs. Benlikçilik, Bencillik.

Egosantrik: Εγωκεντρικός-ή-ό (Egokentrikos). Εγώ (Ego): Benlik, Nefs-Κεντρο (Kendro): Merkez Benmerkezci.

Egosantrizm: Εγωκεντρισμός (egokentrismos): Εγώ (Ego): Benlik, Nefs-Κεντρο (Kendro): Merkez. Benmerkezcilik.

Ekimoz: Έκχύμωσις (Êkhîmosis). Εκ (Ek): Dış, dışında-χυμος (Himos): özsu, usâre-ωσις (Osis): Durum, hâl. Cilt altında kanın damar dışına çıkması, Ciltte görülen morluk, çürük, morartı.

Ekinokoküs: Εχινοκοκκος (Ehinokokos). Έχίνος (Ehînos): Deniz Kirpisi-Κοκκος (Kokos): Dâne, çekirdek. Yunan Mitolojisindeki bir varlığın ismi olan Ekhidna’dan mülhem olarak günümüzde “Oklu Kirpi” olarak da bilinen bir hayvanın adı da Ekidna’dır. Birinci konak olarak köpek ve benzeri hayvanları seçen bir asalak. İkinci konağı olan insanlarda “Kist Hidatik” adı verilen hastalığa sebep olur.

Ekkondroma: Εκχονδρωμα (Ekhondroma). Εκ (Dış, dışında)-χοντρος (Hondros): Kıkırdak-ωμα (Oma): Tümör, ur. Kıkırdak yapısında olan ve meydana geldiği kemik üzerinde bir çıkıntı oluşturan selim (iyi huylu, benign) tümör.

Eklampsi: Εκλαμψία (Eklampsîa). Εκ (Ek): Dış, dışında-λαμψια (Lampsia): Işık verme, ışıma. Gebelik toksemisinin (Kan zehirlenmesi) belirtisi. Nöbetler ve koma ile seyreder.

Eklamptik: Eκλαμπτικός (Eklabtikôs). Eklampsi hastası.

Eklektik: Εκλεκτικός-ή-ό (Eklektikos). Seçkinci. Güzideci.

Eklektizm: Εκλεκτισμός (Eklektismôs). Seçkincilik.

Ekmnezi: Εκμνησις (Ekmnisis). Εκ (Ek): Dış, dışında-μνημη (Mnimi): Hâfıza, bellek. Daha önceden cereyan eden olayların hatırlanmasına karşılık, kısa bir süre önce meydana gelen olayların hatırlanamaması. İleri yaşlarda ve beyin dejenerasyonunun erken evrelerinde görülür. Mnisis kelimesinin kökeni, Yunan mitolojisindeki titanlardan birinin ismi olan Mnemosin’dir.

Eko: Ήχώ (İho): Yankı, akis, aks-i sedâ

Ekoensefalografi: ‘Ηχωεγκεφαλογραφία (Îhoekefalografia). ‘Ηχω (îho): Yankı, akis-εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-γραφω (grafo): Yazmak. Baştan geçirilen ses dalgaları aracılığıyla beyindeki abse, kan pıhtısı, doku hasarı veya tümör gibi olayların teşhis edilmesi.

Ekofoni: ‘Ηχωφωνια (Îhofonia). Ηχω (İho): Yankı, akis- Φωνή (Fonî): Ses. Göğsün dinlenmesi sırasında duyulan bir sesin yankısı.

Ekokardiyografi: Ήχωκαρδιογραφία (Îhokardiografia). Ηχω (İho): Yankı, yansı, akis- Καρδιά (Kardiâ): Kalb- Γραφω (Grafo): Yazmak. Kalbin fonksiyonlarının bir bölümünü (yansımalar suretiyle) görüntüleme yöntemi.

Ekolali: Ηχολαλία (İholalia). Ηχω (İho): Yankı, yansı, akis-λαλι (Lali): Konuşma. Aynı sesleri çıkarma anlamında bir Psikiyatri terimi. Şizofreni ve Demans’ta görülür.

Ekolik: Έκβολή (Ekbolî). Çıkarma veya nehir geçişi anlamında. Tıp terimi olarak, Gebe Uterus’un kasılmasına ve içinde bulunanları dışarı atmasına sebep olan maddelere verilen isim.

Ekoloji: Οικολογία (İkologîa). Oίκος (İkos): Ev-Λόγος (Logos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim. Çevrebilim.

Ekolojik: Oικολογικός-ή-ό (İkologikôs). Çevrebilimsel.

Ekomimi: Ηχομιμία (İhomimîa). Ηχω (İho): Akis, Yankı, yansı-μιμησις (Mimisis): Benzetme, taklid. Aynı yüz hareketlerinin bir hasta tarafından tekrarlanması.

Ekopraksi: Hχοπραξία (İhopraksîa). Ηχω (İho): Yankı, yansı, akis-πραξις (Praksis): Fiiliyat, pratik. Aynı vücut hareketlerinin bir hasta tarafından tekrarlanması.

Eksantrik: Εκκεντρικός (Ekentrikôs): Ek: Dış, dışta-Kεντρο (Kendro): Merkez. Merkezdışı. Batı dillerine “Exentric” vey⠓excentrique” biçiminde geçmiştir. Anlam genişlemesiyle, dikkat çekici, göze batan, garip mânâlarını yüklenmiştir.

Eksomfalos: Εξομφαλός (Eksomfalôs). Εξω (Ekso): Dış, dışarı-Ομφαλός (Omfalôs): Göbek. Batın duvarının gelişimine bağlı olarak doğumdan sonra çocukta ortaya çıkan bir durum. Barsaklar, göbek bölgesinde bulunan bir yarıktan dışarıya doğru sarkar ve üzerleri ince bir zar tabakasıyla kaplıdır.

Eksorsizm: Έξορκισμός (Eksorkismôs). Şeytan, cin çıkarma.

Eksostoz: Εξοστοσις (Eksostosis). Εξο (Ekso): dış, dışarı-Οστεον (Osteon): Eski Yunanca kemik-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Bir kemik dokusundan köken alarak büyüyen ve bir tümör hâlini alan oluşum.

Eksotoksin: Εξωτoξινη (Eksotoksini). Εξω (Ekso): Dış, dışarı-Τοξινη (Toksini): Zehir. Bakteri tarafından meydana getirilen ve bakterinin etrafına yayılan toksik madde, endotoksinin zıddı.

Ekstatik: Εξτατικός (Ekstatikôs). Esrik, esrime hâlinde olan, esritici.

Ekstazi: Έκστασις (Ekstasis). Eκ (Ek): Dış, dışta, dışarıda-στασις (stasis): Durum, duruş, vaziyet. Esrime, kendinin dışında olma.

Ektipal: Eκτυπος (Ektipos). Arketipal (Bengi) ile karşıtlık içinde doğal, geçici.

Ektima: Εκθυμα (Ekthima). Bacaklarda görülen kabuklu impetigo contagiosa lezyonları. Cilt nekrozuna sebeb olur ve nedbe bırakarak iyileşirler.

Ektoderm: Εκτοδερμα (ektoderma): Εκτος (ektos): dışarı, hâriç, başka, mâdâ, gayrı-δερμα (derma): Deri. Embryo’daki primitif (ilkel) dış germ (tohum) tabakası, dış yaprak. Cilde iat oluşumlar, sinir sistemi, özel duyu organları, epifiz bezi, adrenal bez ile hipofiz bezinin bir bölümü, ektoderm’den menşe (köken) olur.

Ektodermoz: Εκτοδερμοσις (Ektodermosis). Έκτός (Êktôs): Dışarı, hariç, mâdâ, gayrı, başka- Δερμα (Derma): Deri, cild- Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Ektoderm kaynaklı herhangi bir doku veya organı ilgilendiren hastalık durumu.

Ektoparazit: Εκτοπαρασιτη (Ektoparasiti). Έκτός (Êktôs): Dışarı, hariç, mâdâ, gayrı, başka- Παράσιτον (Parâsiton). Παρα (Para): Yanında, kenarında, civarında- Σιτος (Sitos): Yiyen, yiyici. Birlikte yiyen, yanından, kenarından, üstünden yiyen, Ekti, asalak, tufeyli. Konak organizmanın dış yüzeyinde yerleşerek yaşamını sürdüren asalak, dış parazit.

Ektopi: Εκτοπία (Ektopîa). Ek: Dış, dışta, dışarı- Τοπος (Topos): Yer, mahal. Dış yerde olma, dışta olma. Genellikle, konjenital (doğumsal) olarak bir organ ya da oluşumun, normalden değişik yerde bulunması.

Ektopik: Εκτοπικός (Ektopikôs). Dışta olan, dış yerleşimli. Örn. Ektopik gebelik (Olması gereken yerin dışında olan / oluşan gebelik).

Ektoplazma: Έκτόπλασμα (Ektoplasma): Έκτός (Êktôs): Dışarı, hariç, mâdâ, gayrı, başka- Πλάσμα (plasma). Sıvı, likid, likör, suyaş, yaratık, mahlûk. Dış sıvı, dış oluşum.

Ektozoa: Εκτοζωα (Ektozoa). Έκτός (Êktôs): Dışarı, hariç, mâdâ, gayrı, başka- Ζώο (Zôo): Hayvan. Dış parazit, dış asalak.

Ektrodaktili: Εκτροδακτυλια (Ektrodaktilia). Εκτροσις (Ektrosis): Düşük-δακτυλο (Daktilo): Parmak. El veya ayak parmaklarından birinin veya birkaçının tamamen ya da kısmen mevcut olmaması. Konjenital bir anomali.

Ektropi: Εκτροπή (Ektropi): Εκ (Ek): Dış, dışarı-τροπή (Tropî): Dönmek, döndùrmek, çevirmek. Dışa gelişim, dışa büyüme, dışa dönme.

Ektropik: Εκτροπικός (Ektropikos). Dış gelişimsel, dışa büyümeye ilişkin.

Ekzantem: Έξάνθημα (Êksânthima). Ciltte meydana gelen kabarıklıklar.

Εkzema: Έκζεμα (Έkzema): Εκ (Ek): Dış, dışarıda-ζευω (Zevo): Kaynamak. Bir cilt hastalığı, bir tür dermatit, mayasıl.

Ekzoftalmi: Έξωφθαλμία (Eksofthalmia). Εξω (Ekso): Dış, dışarı-Οφθαλμος (Ofthalmos): Eski Yunanca göz. Gözün dışarı doğru çıkık olması.

Ekzogami: Εξωγαμία (Eksogamia). Εξω (Ekso): Dış, dışarı- Γαμος (Ğamos): Evlilik. Sùlâle dışı evlilik.

Ekzojen: Εξωγενής (Eksoyenîs). Εξω (Ekso): Dış, dışarı- γενής (yenîs): Oluşlu, kevnî. Dış kaynaklı olan.

Ekzokrin: Έξωκρινος (Eksokrinos). Εξω (Ekso): Dış, dışarı-Κρινω (Krino): Ayırmak. Salgılarını özel bir kanal aracılığıyla boşaltan bezlerin niteliği. Dışsalgısal.

Elastik: Ελαστικός-ή-ό (Elastikos). Elastikî, esnek, sünek.

Elefantiyaz: Ελεφαντιασις (Elefa-n-diasis). Ελεφαντας (Elefa-n-das): Fil-ιασις (İasis): Durum, hâl. Lenf akımının engellenmesi sonucu, bir uzvun (genellikle bacağın) şişmesi (Lympfoedema). Bu tıkanmayı cildin kalınlaşması (Pachyderma) tâkip eder. Ciltaltı dokuları da bu kalınlaşmaya eşlik eder. Barbados Leg (Barbados Bacağı) adı verilen tablo da bir tür elefantiyaz’dır.

Elektrik: Hλεκτρικός (İlektrikôs). Elektrik.

Elektrod: Hλεκτρόδιο (İlektrôdio). Elektrod.

Elektrodiagnoz: Ηλεκτροδιαγνοσις (İlektrodiagnosis). Ηλεκτρικος (İlektrikos): Elektrik- Διάγνωση (Diâgnosi): Tanı, teşhis. Teşhis amacıyla, dokuların elektrikî irritabilitesine (tahriş olurluk) ait kayıtlardan yararlanılması.

Elektrodinamik: Hλεκτροδυναμικός (İlektrodinamikôs). Ηλεκτρικος (İlektrikos): Elektrik- Δύναμις (Dînamis): Kuvvet. Elektrik kuvvetiyle ilgili. Elektrik gücüne değgin.

Elektroensefalografi: Ηλεκτροεγκεφαλογραφια (Ilektroegkefalografia). Ηλεκτρικος (İlektrikos): Elektrik-εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-γραφω (Grafo): Yazmak. Beyin dalgalarının elektrik akımı yardımıyla tespit etmek (EEG).

Elektroensefalogram: Ηλεκτροεγκεφαλογραμμα (İlektroekefalogramma). Ηλεκτρικος (İlektrikos): Elektrik-Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-Γραμμα (Grama): Harf, betim, tasvir. Elektroensefalografi tasviri, dökümü.

Elektroforez: Ηλεκτροφόρεισις (İlektrofôrisis). Ηλεκτρονιον (İlektronion): Elektron, kehribar- Φορευω (Forevo): Taşımak. Elektron taşıma.

Elektrokardiyografi: Ηλεκτροκαρδιογραφία (İlektrokardiografîa). Ηλεκτρικός (İlektrikôs). Elektrik-Καρδιά (Kardiâ): Kalb- Γραφω (Grafo): Yazmak. Düşük elektrik akımı verilmek suretiyle kalp atımlarının izlenmesi ve yazımı (EKG).

Elektrolit: ήλεκτρολύτης (İlektrolîtis). Ηλεκτρονιον (İlektronion): Elektron, kehribar- Λυσις (Lisis): Çözüm, çözülme, çökme, erime. Elektrik iletme özelliğine sâhip olan bir sıvı veya madde çözeltisi. Bu çeşit bir sıvı içinden akım geçerken mutlaka kimyevî bir değişim cereyan eder. Bu değişime elektroliz adı verilir.

Elektroliz: Ηλεκτρολυσις (İlektrolisis). Ηλεκτρονιον (İlektronion): Elektron, kehribar- λυσις (Lisis): Çözünme, çözüm, çökme, erime. Elektrik gücünden yararlanılarak oluşturulan kimyevî ayırım.

Elektromanyetizm: Ηλεκτρoμαγν ητισμός (Ilektromagnitismôs). Ηλεκτρικός (İlektrikôs). Elektrik-Mαγνητισμός (Magnitismôs): Çekicilik, cezbedicilik, cezbe, çekim, cazibe. Elektrikî çekim.

Elektromyografi: Ηλεκτρομυογραφία (İlektromiografîa). Ηλεκτρονιο (İlektronio): Elektron, kehribar-Μυς (Mis): Kas, adale-Γραφω (Grafo): Yazmak. Faal olan bir adale tarafından meydana getirilen elektrik akımlarının yazılı olarak kaydedilmesi.

Elektron: Ηλεκτρόνιο (İlektrônio). Elektrik yüklü parçacık.

Elektronik: Ηλεκτρονικός-ή-ό (İlektronikôs). Elektrona değgin, elektronsal.

Elektropireksi: Ηλεκτροπυρεξία (İlektropireksia). Ηλεκτρικος (İlektrikos): Elektrik-Πυρ (Pir): Ateş. Elektrikli bir cihaz kullanmak suretiyle vücud ısısının arttırılması. İnductotherm.

Elektropleksi: Ηλεκτροπληξία (İlektropliksîa). Ηλεκτρικος (İlektrikos): Elektrik-Πληξία (Pliksia): Çarpma. Elektrik çarpması, düşük elektrik akımı verilerek yapılan tedâvi.

Elektroskop: Ήλεκτροσκόπιο (İlektroskôpio). Ηλεκτρόνιο (İlektrônio): Elektrik yüklü parçacık-Σκοπευω (Skopevo): Bakmak, muâyene etmek.

Elektrostatik: Ήλεκτροστατική (Îlektrostatikî). Ηλεκτρόνιο (İlektrônio): Elektrik yüklü parçacık-Στασίς (Stasîs): Durma, duruş, vaziyet. Duraðan elektrikle ilgili.

Elektroterapi: Ηλεκτρικός (İlektrikόs): Elektrik- Θεραπεία (Therapîa): Tedavi. Elektrik tedavisi.

Elips: Έλλειψη (Êlipsi). Oval, söbe biçimli geometrik şekil.

Elipsoid: Ελλειψοειδής-ής-ές (Elipsoidîs). Söbe, oval, yumurtamsı.

Eliptik: Eλλειπτικός-ή-ό (Eliptikos). Elips’le ilgili olan.

Eliptositoz: Έλλειπτοκυτωσις (Êliptokitosis). Έλλειψη (Êlipsi): Elips-κυτος (kitos): Hücre, ambar-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Erithrositlerin (alyuvarların) oval şekilde olduğu bir anemi türü.

Embolektomi: Εμβολεκτομη (Emvolektemi). Έμβολος (Êmvolos): Tıkaç-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Bir tıkacın cerrahî olarak çıkarılması.

Emboli: Έμβολή (Έmvolî). Έμβολος (Êmvolos): Tıkaç. Bir kan damarının tıkanmasına neden olan katı, sıvı veya gaz formunda olan cisimler.

Embolik: Έμβολικός (Emvolikôs). Έμβολος (Έmvolos): Tıkaç. Tıkaca değgin.

Embolizm: Εμβολισμός (Emvolismôs). Έμβολος (Êmvolos): Tıkaç. Thrombus (Pıhtı), yağ damlacığı, tümör hücresi gibi katı cisimlerle ya da hava kabarcıkları (habbecikleri) ile kan damarlarının tıkanması.

Embolojenik: Εμβολογενής (Emvoloyenîs). Έμβολος (Êmbolos): Tıkaç-γενέοθαι (yenêothe): Oluş, olma. Emboli meydana getirme özelliği-yeteneği olan, oluşturan.

Embryo: Έμβρυο (Êmvrio). Cenin, dölüt, cücük.

Embryogenesis: Έμβρυογενεσις (Êmvrioyenesis). Εμβρυο (Emvrio): Cenin, dölüt, cücük- Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Cenin gelişimi-oluşumu.

Embryoloji: Έμβρυολογία (Êmvriologia). Εμβρυο (Emvrio): Cenin, dölüt, cücük- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Ceninbilim.

Embrioma: Εμβρυωμα (Emvrioma). Εμβρυο (Emvrio): Cenin, dölüt, cücük-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Cenin gelişimi sırasında görülen tümör.

Embriopati: Eμβριοπαθεία (Emvriopathîa). Εμβρυο (Emvrio): Cenin, Dölüt- Παθεια (Pathia): Hastalık, dert, acı, his, duygu. Embryo’da mevcut olan hastalık veya anomali.

Embriotomi: Eμβρυοτομη (Emvriotomi). Εμβρυο (Emvrio): Cenin, Dölüt-Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. Embryon’da yapılan kesi.

Emesis: Έμεσις (Êmesis). Kusma.

Emetik: Έμετικός (Êmetikόs). Kusturucu.

Emmetropi: Εμμετροπία (Emetropîa). Εμμετρος (Emetros): Ölçülü, ölçüsünde-Οψις (Opsis): Görme, görşù. Normal / Hatasız görme.

Empati: Εμπαθεια (Empathia). Tutku, ihtiras. Bir kimsenin, kendisini başkasının yerine koyması, bu kimsenin daranışları ile kendi davranışlarını yakın görmesi. Bir başka insanın hislerini anlama ve imgesel olarak onlara katılma yeteneği; duyguya öykünme.

Endarterektomi: Ενδαρτηρεκτομη (Endartirektomi). Εντο (E-n-do): İç, içinde-Αρτηρια (Artiria): Arter, atardamar-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Bir atardamarda bulunan atherom (n) plağının cerrahî yöntemle çıkarılması.

Endarteritis: Ενταρτηρειτις (Endartritis). Εντο (E-n-do): İç, içinde-αρτηρια (Artiria): arter, Atardamar-ειτις (İtis): İltihâbî durum. Atardamar intiması’nın (tabakasının) iltihâbı.

Endemik: Εντεμικός (E-n-demikôs). Εντεμος (E-n-demos): Bir yerde ikâmet eden, oturan, sâkin, mukîm. Bir yerde tekrar tekrar ortaya çıkan (hastalık).

Endoderm: Εντοδερμα (Endoderma): Εντο (E-n-do): İç-Δερμα (Derma): Deri. İç yaprak. Embryonal gelişimin erken evrelerinde oluşan en iç tabaka.

Endoflebit: Εντοφλεβειτις (E-n-doflevitis). Εντο (e-n-do): İç, içinde-φλέβα (flêva): Toplardamar, vena-ειτις (İtis): İltihâbî durum. Toplardamarlarda iç tabakanın iltihâplanması.

Endoftalmi: Εντοφταλμία (E-n-doftalmîa). Εντο (E-n-do): İç, içinde-οφταλμος (oftalmos): Eski Yunanca göz. Göz içi.

Endoftalmit: Εντοφτλμειτις (E-n-doftalmitis). Εντο (E-n-do): İç, içinde-οφταλμος (oftalmos): Eski Yunanca göz. Göz içi- ειτις (İtis): İltihâbî durum. Göz içi iltihâbı. Genellikle delici yaralanmalar sonrası ortaya çıkar.

Endogami: Εντογαμία (Endogamîa). Εντο (E-n-do): İç,içinde-Γαμος (Ğamos): Evlilik. İç evlilik. Sùlâle içi evlilik.

Endojen: Εντογενής (E-n-doyenîs). Εντο (E-n-do): İç,içinde-γενέοθαι (Yenêothe): Oluş, olma. Organizmanın içinden menşe (köken) alan.

Endokard: Έντοκάρδιον (Edokardion). Εντο (E-n-do): İç-Καρδια (Kardia): Kalb. Kalbin iç bölümü.

Endokardit: Εντοκαρδειτις (E-n-dokarditis). Εντοκαρδια (E-n-dokardia): Kalbin iç bölümü-ειτις (İtis): İltihâbî durum. Endokard iltihâbı. Genelde Romatizmal’dir. Örn. Valvüler Endokardit (Kalb kapakçklarının da iltihâba katılması).

Endokrin: Έντοκρινη (Edokrini). Εντο (E-n-do): İç, içinde-κρινω (krino): Ayırmak, farketmek. İç salgısal, İç salgıya değgin, iç salgı bezlerine ilişkin. Εντο (E-n-do): İç, içinde-Κρίνω (Krino): Ayırmak, farketmek.

Endokrinoloji: Έντοκρυνολογία (Edokrinologîa): Εντο (E-n-do): İç, içinde-κρινω (krino): Ayırmak, farketmek-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. İçsalgıbilim.

Endokrinopati: Εντοκρινοπαθεια (E-n-dokrinopathia). Εντο (E-n-do): İç, içinde-κρινω (krino): Ayırmak, farketmek-παθεια (Pathia): Hastalık, dert, his, duygu. İç salgı sistemini ilgilendiren hastalık.

Endolemf (endolimfa): Εντο (E-n-do): İç-Λυμφα (Limfa): Akkan. İç kulağın membranöz (Zarsı) labirenti (dolambaç) içinde bulunan sıvı, iç sıvı, Akkan sıvısı.

Endolen(m)fatik: Εντολυμφατικος (Edolimfatikos): Endolemf’e (İç sıvıya ait, değgin) ait. Örn. Ductus Endolymphaticus.

Endolisin: Εντολυσινη (E-n-dolisini). Εντο (E-n-do): İç, içinde-λυσις (Lisis): Çözüm, çözünme, erime, çökme. Hücrede bulunan ve bakterileri yok eden lenfositik (akkanhücresel) madde.

Endometrioma: Εντομητριωμα (E-n-domitrioma). Εντο (E-n-do): İç, içinde-μήτρα (Mitra): Uterus, Rahim-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Normalden başka yerlerde bulunan endometrium dokusundan kaynaklanan tümör. Örn. Chocolate Cyst (Çukulata Kisti).

Endometritis: Εντομητρειτις (E-n-domitritis). Εντο (E-n-do): İç, içinde-μήτρα (Mitra): Uterus, Rahim, döl yatağı-ειτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Endometrium iltihâbı.

Endometriyoz: Εντομητροσις (E-n-domitriosis). Εντο (E-n-do): İç, içinde-μήτρα (Mitra): Uterus, Rahim-οσις (Osis): Durum, hâl. Endometrium dokusunun olmaması gereken yerlerde bulunması. Dişeti gibi.

Endometrium: Eντομητριον (Edomitrion). Εντο (Endo): İç-Μητρα (Mitra): Rahim. Rahim içi, rahmin iç bölümü, Dölyatağı içi, iç döllük, yatıniçi. Uterus’un iç yüzeyini kaplayan mukoza.

Endometriosis: Εντομετρίωσις (Edometrîosis). Εντομητριον (Edomitrion): Εντο (Endo): İç-Μητρα (Mitra): Rahim. Rahim içi, rahmin iç bölümü-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Rahim dokusunun farklı vücud dokularında bulunması ve işlevsel olması. Örneğin diş etleri.

Endometrium: Εντομητριον (Edomitrion): Εντο (Endo): İç-Μητρα (Mitra): Rahim. Rahim içi, rahmin iç bölümü.

Endomiyokardiyak: Εντομυοκαρδιακη (E-n-domyokardiaki). Εντο (E-n-do): İç, içinde-μυς (Mis): Kas-καρδιά (Kardiâ): Kalb. Endokard ve Myokard’ı birlikte ilgilendiren.

Endonöryum: Εντονευρια (E-n-donevria). Εντο (E-n-do): İç, içinde-Νευρα (Nevra): Sinir. Sinir liflerini çevreleyen ince iç tabaka.

Endoparazit: Εντοπαρασιτος (E-n-doparasitos). Εντο (E-n-do): İç, içinde-Παρασιτος (parasitos): Parazit, asalak, tufeyli. Konağın bünyesi içinde, iç organlarında yerleşen parazit, iç parazit.

Endorfin: Εντορφινη (Endorfini). Beyinden salgılanan ve Morfin etkisi yapan bir madde.

Endoskop: Εντοσκοπος (Endoskopos). Εντο (E-n-do): İç, içinde-σκοπευω (skopevo): Bakmak, gözlemek. Vücuttaki organ veya boşlukların incelenmesine yarayan optik aygıt.

Endoskopi: Έντοσκόπιο (Edoskôpio). Εντο (Endo): İç-σκοπευω (skopevo): Bakmak, gözlemek. İçe bakma, iç bölümlere bakma.

Endospor: Εντοσπορο (E-n-dosporo). Εντο (E-n-do): İç, içinde-σπορος (sporos): Tohum, çekirdek. Yalnızca beslenme fonksiyonuna sahip olan bakteri sporu. Su kaybı ve muhtemelen hücre proteinlerinin yeniden düzenlenmesi meydana gelir. Bu nedenle metabolizması çok düşüktür.

Endotel: Εντοθηλή (E-n-dothilî). Εντο (E-n-do): İç, içinde-Θηλή (Thîli): Emzik, kırtış. İç kırtış. Seröz boşlukların, kalbin, kan ve lenf damarlarının içini kaplayan zar.

Endotelioma: Εντοτηληωμα (E-n-dothilioma). Εντο (E-n-do): İç, içinde-θηλή (Thilî): Emzik, kırtış-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Endotle hücrelerden kaynaklanan malign (habis, kötü huylu) bir tümör.

Endoteloid: Εντοθηλοηδη (E-n-dothiloidi). Εντο (E-n-do): İç, içinde-Θηλή (Thîli): Emzik, kırtış-Ειδος (İdos): Şekil, biçim, suret, cins, nevi. Endotele benzeyen.

Endotoksin: Εντοτοξίνη (E-n-dotoksîni). Εντο (E-n-do): İç, içinde-τοξίνη (Toksini): Zehir. Bakterilerin hücre yapısında bulunan ve ancak bakteri tahrib olduktan sonra açığa çıkan toksin.

Endotrakeal: Εντοτράχικός (E-n-dotrahikos). Εντο (E-n-do): İç, içinde-Τράχη (Trâhi): Soluk borusu. Soluk borusu içinde olan. Trakea’nın iç kısmına ait olan.

Enema: Ενεμα (Enema). Zerk. İçeride bırakılmak veya geri alınmak üzere, rectum’dan sıvı zerkedilmesi, lavman (lavement), yıkama.

Enerji: Eνέργεια (Enerji)

Enerjik: Ενεργειακός-ή-ό (Energiakos).

Enkefalin: Εγκεφαλιν (Ekefalin). Εν (En): İç, içinde-κεφαλος (Kefalos): Kafa. Veya Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin. Beyin’de olan anlamında. Beyinden salgılanan ve Morfin etkisi yapan bir madde.

Enkondroma: Ενχοντρομα (Enhondroma). Εν (En): İç,içinde-Χοντρος (Hodros): Kıkırdak-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Kıkırdak yapısında olan tümör.

Enkoproz: Ενκοπρωσις (Enkoprosis). Εν (En): İç, içinde-Κοπρος (Kopros): Pislik, dışkı, gaita-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. İstemdışı gaita çıkarmak, irâdedışı defekasyon (dışkılama).

Enoftalmi: Ενοφταλμία (Enoftalmîa): Εν (En): İç-οφταλμος (Oftalmos): Eski Yunanca göz. Gözlerin içe bakması. Göz küresinin, orbita içine doğru anormal derecede çekilmiş olması. İçe şaşılık.

Enostoz: Ενοστωσις (Enostosis). Εν (En): İç-Οστεον (Osteon): Eski Yunanca, kemik -Ωσις (Osis): Durum, hâl. Kemiğin ilik kanalı içine doğru yeni doku büyümesi.

Ensefalit: Εγκεφαλίτις (Ekefalîtis), εγκεφαλίτιδα (ekefalîtida). Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-ειτις (İtis): İltihâbî durum belirten sonek. Beyin iltihâbı.

Ensefalografi: Εγκεφαλογραφία (Ekefalografîa). Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin- Γραφω (Grafo): Yazmak. Tümbeyin’in radyolojik yöntemle görüntülenmesi.

Ensefalogram: Εγκεφαλογραμμα (Ekefalograma): Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-γραμμα (Grama): Harf, betim. Beyin filmi.

Ensefaloma: Εγκεφαλομα (Ekefaloma). Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Beyin tümörü (Kafaiçi’nden kaynaklanan tùmör).

Ensefalomalaki: Εγκεφαλομαλακωμα (Ekefalomalakoma): Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-μαλακός (Malakôs): Yumuşak. Beyin dokusunun normal sertliğini kaybetmesi, yumuşaması.

Ensefalomiyelit: Εγκεφαλομυελειτις (Ekefalomyelitis). Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-Μυαλος (Mialos): İlik-Ειτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Beyin-omurilik iltihâbı.

Ensefalomyelopati: Εγκεφαλομυελοπαθεια (Ekefalomyelopathia). Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-Μυαλος (Mialos): İlik-Παθεια (Pathia): Hastalık, dert, his, duygu. Hem beyni hem de omuriliği etkisi altına alan hastalık.

Ensefalon: Εγκέφαλος (Ekefalos). Εν (En): iç- Kεφαλoς (Kefalos): Kafa, baş. Kafaiçi. Tümbeyin.

Ensefalopati: Εγκεφαλοπαθία (Ekefalopathîa). Εγκέφαλος (Ekêfalos): Beyin, kafa içi muhteviyatı-Παθεια (Pathia): Hastalık, dert, his, duygu. Beyni ilgilendiren herhangi bir hastalığı nitelemek için kullanılan bir terim.

Ensefalosel: Eγκεφαλοκήλη (Ekefalokili). Εγκεφαλος (Ekefalos): Beyin-κήλη (Kîli): Fıtık. Beynin kafatası dışına doğru taşması, Fıtıklaşması.

Enterik: Έντερικός (Ederikos): Barsaklara değgin.

Enterit: Εντερειτις (E-n-deritis). Εντερος (E-n-deros): Barsak-ειτις (İtis): İltihâbî durum. Barsak iltihâbı.

Entero: Έντερος (Ederos). Barsak.

Enteroanastomoz: Εντεροαναστομοσις (E-n-deroanastomosis). Εντερος (E-n-deros): Barsak-Αναστόμοσις (Anastomôsis): Ağızlaşma, ağızlaştırma. Barsakların birbirine ağızlaştırılması.

Enterobius: Εντεροβιος (E-n-derovios). Εντερος (E-n-deros): Barsak-βιος (Vios): Hayat, yaşam. İnce ve kalın barsaklarda yerleşen bir çeşit nematod. Örn. Enterobius Vermicularis. Vermis: Lâtince, Solucan, kurt.

Enterokinaz: Εντεροκινησι (E-n-derokinisi). Εντερος (E-n-deros): Barsak-κινησις (Kinisis). Hareket. Barsak salgısında bulunan bir enzim. İnaktif durumdaki tripsinojen’i, aktif tripsin’e çevirir.

Enteroklisis: Εντεροκλυσι (E-n-deroklisi). Εντερος (E-n-deros): Barsak-κλυσι (Klisi): Yıkama. Rektum (Son barsak) içine sıvı verilmesi.

Enterokok: Εντεροκκοκος (E-n-derokokos). Εντερος (E-n-deros): Barsak-Kόκκος (Kôkos): Dâne, çekirdek. Bir tür mikroorganizma. Küçük zincirler şeklinde gruplanan ve ışığa karşı nisbeten dayanıklı olan, gram (+) bir bakteri türü. İnsanlarda ve hayvanlarda barsaklarda yerleşirler.

Enterokolit: Εντεροκόλειτις (E-n-derôkolitis). Εντερος (E-n-deros): Barsak-Kόλονα (Kôlona): Kolon, sùtun, Kalın barsak-ειτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. İnce ve kalın barsakların birlikte iltihâbı.

Enterolit: Εντερολιθος (E-n-derolithos). Εντερος (E-n-deros): Barsak-Λιθος (Lithos): Taş. Barsak taşı.

Enterolitiaz: Εντερολιθιασις (E-n-derolithiasis). Εντερος (E-n-deros): Barsak-λιθος (Lithos): Taş-Iασις (İasis): Durum, hâl bildiren bir sonek. Barsaklarda taş bulunması hâli.

Enterosel: Εντεροκηλη (E-n-derokili). Εντερος (E-n-deros): Barsak-Κήλη (Kîli): Fıtık. Barsak prolapsusuna (sarkmasına, düşmesine) bağlı olarak meydana gelen fıtıklaşma. Örneğin, vajinanın 1/3 üst kısmına doğru gerçekleşebilir.

Enterostomi: Εντεροστομία (E-n-derostomîa). Εντερος (E-n-deros): Barsak- Στομα (Stoma): Ağız. Cerrahî olarak, ince barsağın herhangi bir yüzey veya boşluğa fiztülize edilmesi. Örn. Gastro-enterostomi (Mide ile jejunum arasında gerçekleştirilen fistül).

Enterotomi: Έντεροτομη (Ederotomi). Εντεροτομη (E-n-derotomi). Εντερος (E-n-deros): Barsak-Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. Barsağın kesilmesi.

Enterotrib: Εντεροτριβω (E-n-derotrivo). Εντερος (E-n-deros): Barsak-Τριβω (Trivo): Ovmak, ovuşturmak, sürtmek, ezmek. Kolostomi (Kalın barsağın ağızlaştırılması) vak'alarının kapatılması için hazırlık safhasında kullanılan bir çeşit pens.

Enterozoa: Εντεροζωα (E-n-derozoa). Εντερος (E-n-deros): Barsak-Ζώο (Zôo): Hayvan. Barsaklarda yerleşen hayvanî asalaklar.

Entomoeba: Εντομοιβα (E-n-domiva). Εντο (E-n-do): İçinde-Αμοιβα (Amiva): Amip. Bir protozoon (İlkel canlı) türü. İnsanda yerleşebilen üç türü vardır: Entomoeba Coli, Entomoeba Gingivalis ve Entomoeba Histolitica.

Entomoloji: Εντομολογία (E-n-domologia). Εντομος (E-n-domos): Böcek- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Böcekbilim

Entropi: Eντροπή (E-n-dropî). Εν (En): İç, içe, içinde-Τροπή (Tropî): Dönmek, çevirmek, döndùrmek. Tıp terimi olarak, Göz kapağının içeriye doğru kıvrık durumda olması. Kirpikler göz küresine temas eder. Fizik terimi olarak, Termodinamik, duran (Statik) bir şeyin, bir ucunun ısıtılmasıyla, bu ısı akımının soğuk tarafa koşması sonucu ortaya çıkan hareket (Dinamizm: Güçlülük) akışının ismidir.

Hareket ise bir düzensizlik yaratır. Bu düzensizliğin ölçümüne ‘Entropi’ denir. Termodinamiğin ikinci yasası olarak, ısı dengesinden hareket doğar; hareketten de hayat doğar.

Enerjinin her çeşidi zorunlu olarak sıcaktan soğuğa akar. Fakat tek istisna enerji çeşidi çekimdir. Çekim entropisinde ısı hareketlerinin düzensizliği yoktur. Çekim, sıcak uçtan soğuk uca değil; bundan bağımsız olarak tek yönlü bildiğimiz doğrultuda akar.

Karadelikler (Black Holes) bulunana kadar ‘Çekim Entropisi’ dokunulmaz olarak ilân edilmişti. Ancak, karadelikler bu ilkeyi boşa düşürdü. Karadelikler de, entropi düzenlidir. Yani evrenin tümünün tersine hiç bir ısı düzensizliği yoktur.

Oysa, karadeliklerin yuttuğu cisimlerin ‘Entropi’si düzensiz’ olduğundan, onları da düzene sokar ve bu arada ‘Anti-Entropi’ (Entropi kaybı) oluşturur.

Böylelikle, karboşluk entropisine, tutsak cisim entropisi eklendiğinde termodinamik yasaya ters düşen bir anomali ortaya çıkar.

Karaboşluğun entropisi yalnızca onun, indirgenemez yüzey enerjisinden oluşur.

Enuresis: Ενουρησις (Enurisis). Eνουρω (Enuro): Islatmak (kelimesinden mùlhem). İdrar kaçırma, yatağı ıslatma. Örn. Enuresis Nocturna (Gece işemesi).

Enzim: Ενζύμη (Enzimi). Εν (En): İç, içinde-Ζύμη (Zîmi): Maya. Canlı hücreler tarafından yapılan ve suda çözünebilen kolloidal proteinler.

Enzimoloji: Ενζύμολογία (Enzîmologîa). Εν (En): İç, içinde-Ζύμη (Zîmi): Maya-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Enzimlerin yapı ve fonksiyonlarıyla uğraşan bilim dalı.

Eosin: ΄Ηωκινη (Îokini). Ήως (Îos): Tan yeri, fecr, tan kızıllığı (kelimesinden mùlhem). Histolojide ve laboratuar teşhislerinde kullanılan kırmızı bir boya.

Eozinofil: Ήωκινοφιλος (Îokinofilos). Ήως (Îos): Tan yeri, fecr, tan kızıllığı (kelimesinden mùlhem)-Φιλια (Filia): Sevgi, ilgi, temâyül. Eosine karşı eğilimi olan, eosinle boyanma temâyülü gösteren hücreler. Bir tür akyuvar (Lökosit).

Eozinofili: Ήωκινοφιλια (Îokinofilia). Kandaki eozinofil lökosit miktarının normalden daha fazla olması hâli.

Epandim: Έπενδυμη (Êpendimi). Έπενδύω (Êpendîo): Elbise üzerine palto-manto gibi şeyler giymek, bùrùnmek. Bürümcek. Özdeksel arkın ve karıncıkların örtüsü.

Epandimoma: Έπενδυμωμα (Êpendimoma). Έπενδυμη (Ependimi). Έπενδύω (Ependio): Elbise üzerine palto-manto gibi şeyler giymek, bùrùnmek. Bürümcek. Özdeksel arkın ve karıncıkların örtüsü- Ωμα (Oma): Tùmör, ur. Medulla Spinalis’in (Omurilik) merkez kanalını (Canalis Centralis) veya beyin ventriküllerini (karıncıklarını) döşeyen tabakadan menşe (köken) alan neoplasma (yeni oluşum). Bürümcek (Ependim) kökenli kanser.

Epidemi: Eπιδημία (Epidimîa). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-δημος (Dimos): Halk, toplum, kitle. Bir bölgede bulunan insanların çoğunun aynı anda etkilenmesi, Salgın.

Epidemik: Eπιδημικός (Epidimikôs). Epidemi’ye değgin.

Epidemiyoloji: Επιδημιολογία (Epidimiologîa). Eπιδημία (Epidimîa): Επι (Epi): Üzerinde, üstte-δημος (Dimos): Halk, toplum, kitle- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Hastalıkların dağılımı ile ilgili olarak yapılan araştırmalar, salgınlar bilimi.

Epiderma: Eπιδέρμιο (Epidêrmio). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-δερμα (Derma): Deri. Üst deri, Derinin en dış tabakası.

Epidermofiton: Επιδερμοφυτον (Epidermofiton). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-δερμα (Derma): Deri-φυτον (Fiton): Bitki. Tırnaklarda ve deride yerleşen bir çeşit mantar.

Epidermafitoz: Επιδερμoφυτοσις (Epidermofitosis). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-δερμα (derma): Deri-φυτον (Fiton): Bitki-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Epidermofiton türü mantarlarla meydana gelen mantar enfeksiyonu).

Epididim: Επιδυδιμος (Epididimos). Testislerin (Hayalar) arka-üst bölümünde bulunan bir oluşum. Δυδιμος (Didimos): İkiz, Επι (Epi): Üstte, üzerinde. Epididimos: İkizlerin üst bölümünde yeralan anlamında. İkizlerden kasıt iki testistir.

Epididimektomi: Επιδυδιμεκτομια (Epididimektomia). Επιδυδιμος (Epididimos): Testislerin (Hayalar) arka-üst bölümünde bulunan bir oluşum. Δυδιμος (Didimos): İkiz, Επι (Epi): Üstte, üzerinde. Epididimos: İkizlerin üst bölümünde yeralan anlamında. İkizlerden kasıt iki testistir- Eκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarmak. Epididim’in cerrahî yöntemle çıkarılması.

Epididimit: Επιδυδιμειτις (Epididimitis). Επιδυδιμος (Epididimos). Testislerin (Hayalar) arka-üst bölümünde bulunan bir oluşum. Δυδιμος (Didimos): İkiz, Επι (Epi): Üstte, üzerinde. Epididimos: İkizlerin üst bölümünde yeralan anlamında. İkizlerden kasıt iki testistir- Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Epididim iltihâbı.

Epididimo-orşit: Επιδυδιμο-ορχειτις (Epididimo-orhitis). Επιδυδιμος (Epididimos): Testislerin arka-üst bölümünde bulunan bir oluşum-Ορχιον (Orhion): Testis, haya, husye-Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Epididim ve testislerin birlikte iltihâbı.

Εpifiz: Eπίφυσις (Epîfisis) veya Eπίφυση (Epîfisi). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Φυσις (Fisis): Tabiat, doða, fizik, cismî parça. 1-Kemiklerin uç bölümü (üst cisim). 2-Beyin’de yer alan ve salgısal fonksiyona sahip bir oluşum: Kozalaksı bez. Üst türek.

Epifora: Επιφορα (Epifora). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Φορευω (Forevo): Taşımak. Gözyaşlarının patolojik olarak taşınması.

Epigastrium: Έπιγαστριον (Epigastrion). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Γαστήρ (Gastîr): Karın, Mide. Karın üst bölümü. Üstkarın. Direkt olarak midenin üst kısmına tekâbül eden batın bölgesi.

Epiglottis: Επιγλοτης (Epiglotis). Επι (Epi): Üst, ùstte- Γλοσσα (Ğlossa): Dil. Glottis üstü. Dilin arkasında yer alan yaprak şeklindeki kıkırdak oluşum. Yutma esnasında Larynx’in (Gırtlağın) açıklığını örterek solunum yolunu korur. Gırtlak kapağı. Gırtlak dili.

Epiglottitis: Επιγλοτειτις (Epiglotitis). Epiglotis’in iltihâbı.

Epikantus: Επικανθος (Epikanthos). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Kανθος (Kanthos): Gözün köşe kısmı. Konjenital (doğumsal) olarak gözün iç köşesi üzerinde bulunan deri katı.

Epikard: Επικαρδία (Epikardîa). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Kαρδιά (Kardiâ): Kalb. Kalb üst zarı. Perikard’ın viseral (içorgansal) yaprağı.

Epikondil: Επικοντυλος (Epiko-n-dilos). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Kοντυλος (Ko-n-dilos): Düğüm. Bir kondil üzerinde bulunan kemik çıkıntısı.

Epikritik: Επικριτικος (Epikritikos). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Kρινω (Krino): Ayırmak. Isı, dokunma gibi hassas duyuları nitelendirmek için kullanılan bir deyim.

Epikriz: Eπίκυριση (Epîkirisi). Επικυρώνω (Epikirôno): Karar vermek, tasdik etmek, takbih etmek (fiilinden) mùlhem. Bir hastanın durumuna ilişkin yazılan nihaî belge. Karar belgesi.

Epilepsi: Έπιληψία (Êpilipsîa). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Λυψις (Lipsis): Alma, tutma, zabt etme. Sara hastalığı. Beyindeki elektrikî aktivite bozukluklarına bağlıdır; Tutarık. Örn. Majör Epilepsi (Grand Mal).

Epileptik: Έπιληπτικός (Êpiliptikôs). Sara hastalığına değgin.

Epileptojenik: Επιλητογενής (Epiliptoyenîs). Sara krizi meydana getirme özelliğinde olan (madde).

Epimenore: Επιμηνορροια (Epiminoria). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Mηνα (Mina): Ay- Ροη (Roi): Akma, akıntı, cereyan. Menstrüel Siklus’un (Aylık Döngü, âdet) zaman olarak kısalması.

Epinefrin: Επινεφρινη (Epinefrini). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Nεφρα (Nefra): Böbrek. Adrenalin. Böbreküstü bezinden salgılanan bir madde.

Epiork(ş)ium: Επορχιον (Eporhion). Επι (Epi): Üstte, ùst- Ορχιον (Orhion): Husye, haya, testis. Testis’in üst bölümü. Diğer adı “Lamina Visceralis”.

Epiploon: Επιπλων (Epiplon). Επιπλωσις (Epiplosis): Mobilya ile döşeme. Batın organlarının büyük bir bölümünü örten, kaplayan duvak; Omentum Majus.

Epiploik: Επιπλοηκός (Epiploikôs). Omentum Majus’la ilgili. Örn. Arteria Epiploica.

Episklera: Επισκλειρα (Episklira). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Σκληρός (Sklirôs): Sert (Sklira kelimesi buradan gelir). Gözün sklera bölümü ile Conjonctiva bölümü arasında bulunan gevşek bağ dokusu.

Episklerit: Επισκλειρειτις (Episkliritis). Episklera’nın iltihâbı.

Epispadias: Επισπαδια (Epispadia). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Σπαω (Spao): Çekmek. Konjenital (Doğumsal) olarak Üretra’nın üst-ön tarafa açılması.

Epispastik: Επισπαστικος (Epispastikos). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Σπαω (Spao): Çekmek. Tahriş edici (madde).

Epistaksis: Eπισταξεις (Epistaksis). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Στάζω (Stâzo): Damlamak. Burun kanaması, burundan kan gelmesi.

Epistrofeus: Eπιστροφευς (Epistrofevs). Επιστρέφω (Epistrêfo): Geri dönmek, ricat etmek (fiilinden) mùlhem. İkinci boyun omuru, diğer ismi Axis.

Epitalamik: Eπιθαλαμικός-ή-ό. (Epithalamikôs). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Θάλαμος (Thâlamos): Oda, koğuş anlamında, Boztepe. Boztepe’nin üst bölümüne değgin.

Epitalamus: Eπιθάλαμος (Epithâlamos). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Θάλαμος (Thâlamos): Oda, koğuş anlamında, Boztepe. Boztepe üstü. Beyin’de bir bölüm.

Epitel: Έπιθήλιον (Epithilion). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Tηλή (Tilî): Emzik, Kırtış. Bir tür doku, epitel doku. Deri, mukoza ve seroza ile örtülü organlarda, en yüzey kısımda bulunan hücre tabakası, Kırtış.

Epitelioma: Επιθηληωμα (Epithilioma). Έπιθήλιον (Epithilion): Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Tηλή (Tilî): Emzik, Kırtış. Bir tür doku, epitel doku. Deri, mukoza ve seroza ile örtülü organlarda, en yüzey kısımda bulunan hücre tabakası, Kırtış- Ωμα (Oma): Tùmör, ur. Epitel dokudan, genellikle de deriden menşe (köken) alan malign (habis, kötü huylu) tümör, skuamöz hücreli karsinom (kanser).

Epiteloid: Επιθηλοηδη (Epithilioidi). Kırtışsı.

Epitimetikos: Έπιτυμετικος (Êpitimetikos). İstekle alâkalı, itkisel.

Epizyotomi: Επισιοτομη (Episiotomi). Επισιο (Episio): Perine-Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. Vajina orifisinin yeterince açılmadığı doğum vak’alarında perineden yapılan insizyon.

Epizod: Έπεισόδιο (Êpisodio). Dönem. Örn. Suisidal epizod (İntihârî dönem). Hâdise.

Εpulis: Επουλις (Epulis). Επι (Epi): Üzerinde, üstte- Ουλον (Ulon): Dişeti. Dişetinden köken alan tümör.

Ergometri: Εργομετρια (Ergometria). Εργον (Ergon): İş, çalışma-μετρον (Metron): Ölçü, ölçme. Kaslar tarafından yapılan işin ölçülmesi.

Ergometrin: Εργομετρıνη (Ergometrini). Εργον (Ergon): İş, çalışma-Mετρον (Metron): Ölçü, ölçme. Uterus’un (Rahim’in) kontraksiyonunu (kasılmasını) sağlamak ve kanamayı durdurmak amacıyla kullanılan bir alkoloid.

Ergonomi: Eργονομία (Ergonomîa). Εργον (Ergon): İş, çalışma-Nομος (Nomos): Düzen, işleyiş. İş düzeni. İnsan ve çalışan çevresi ile ilgili olarak çeşitli biyolojik faktörlerin uygulanması.

Ergonomik: Eργονομικός (Ergonomikos). Εργον (Ergon): İş, çalışma-Nομος (Nomos): Düzen, işleyiş. İş düzeni. Ergonomiye değgin.

Eritema: Έρύθημα (Êrithima). Ερυθρό (Erithro): Kızıl (kelimesinden) mùlhem. Ciltte görülen kızarıklık. Örn. Erithema Multiforme; Ânîden başlayan ve günlerce devam eden alerjik veya toksik deri kabartıları.

Eritremi: Ερυθραιμια (Erithremia). Ερυθρό (Erithro): Kızıl-Aιμα (Ema): Kan. Fazla miktarda alyuvar yapılması, eritrositemi.

Eritroblast: Ερυθροβλαστος (Erithrovlastos). Ερυθρό (Erithrô): Kızıl- βλαστος (Vlastos): Tohum, germ, filiz, kök hùcre. Kırmızı kemik iliğinde bulunan ve çekirdek ihtiva eden alyuvarlar. Eritrositler bu hücrelerden meydana gelir.

Eritroblastoz: Ερυθροβλαστωσις (Erithrovlastosis). Ερυθρό (Erithrô): Kızıl- Βλαστος (Vlastos): Tohum, germ, filiz, kök hùcre-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Kan dolaşımında fazla miktarda eritroblast bulunması hâli. Örn. Eritroblastosis Fetalis; Anne kanı ile Fetal (Cenine ilişkin) kan arasındaki Rh uyuşmazlığı nedeniyle yeni doğanda ortaya çıkan patolojik durum. Klinik tabloda anemi ve ikter (Sarılık) mevcuttur.

Eritroderma: Ερυθρόδερμα (Erithrôderma). Ερυθρό (Erithrô): Kızıl- Δερμα (Derma): Deri, Cild. Cildin aşırı derecede kırmızılaşması, kızarması.

Eritrojenik: Ερυθρογενής (Erithroyenîs). Ερυθρό (Erithrô): Kızıl- Γενής (Yenîs): Oluşlu, oluşsal, kevnî. Leke meydana gelmesine sebeb olma veya Eritrosit yapımına sebeb olma.

Eritroödem: Ερυθροοιδημα (Erithroidima). Ερυθρό (Erithrô): Kızıl-Οιδημα (İdima): Ödem, Şişlik. Kızıl şişlik. Örn. Eritro-oedema Polyneuritis; Uzuvların kırmızı bir renk alarak şişmesi şeklinde ortaya çıkan bir çocukluk hastalığı. Sinirsel irritabilite (Tahriş olurluk) yüksektir, iştahsızlık ve zayıflama olaya iştirak eder. Pink Disease veya Swift’s disease.

Eritropoez: Ερυθροποιησις (Erithropiisis). Ερυθρό (Erithrô): Kızıl-Ποιω (Pio): Etmek, eylemek, imâl etmek. Alyuvar yapımı, Hemopoez.

Eritrosit: Eρυθρόκυτος (Erithrôkitos). Eρυθρό (Erithro): Kızıl- Kυτος (Kitos): Hücre, ambar. Kırmızı kan küresi, hücresi, Alyuvar.

Eritrositemi: Eρυθροκυτεμια (Erithrokitemia). Ερυθρό (Erithrô): Kızıl- Κυτος (Kitos): Hücre, ambar-Αιμα (Ema): Kan. Fazla miktarda alyuvar yapılması, Eritremi.

Eritrositopeni: Ερυτροκυτοπενία (Erithrokitopenîa). Ερυθρό (Eritrô): Kızıl- Κυτος (Kitos): Hücre, ambar-Πενία (Penîa): Züğürtlük, Fakirlik. Alyuvar sayısında azalma görülmesi.

Eritrositoz: Ερυθροκυτοσις (Erithrokitosis). Ερυθρό (Erithrô): Kızıl- Κυτος (Kitos): Hücre, ambar-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Fazla miktarda alyuvar yapılması, Eritrositemi.

Eritrosyanoz: Ερυθροκυανοσις (Erithrokianosis). Ερυθρό (Erithrô): Kızıl- Κυανος (Kianos): Eski Yunanca, koyu mavi-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Eritrositlerin mavileşmesi. Örn. Eritrosyanosis Frigida; Arteriolleri (Küçük Arterleri) çevreleyen kas tabakalarında hipertrofi (hacmî büyüme) meydana gelmesi sonucunda ortaya çıkan vazospastik (damar kasılmasıyla ilgili) bir hastalık.

Eroin: Ηρωίνη (İroini). Ηρωας (İroas): Kahraman. Bu kelimeden geliştirilmiş olup aslı, Yunan mitolojisindeki aşk (cazibe) ilkesi (tanrısı) Eros’tur.

Erojen: Eρωγενής (Eroyenîs). Έρωτας (Erotas): Aşk, Sevi- Γενής (Yenîs): Oluşlu, kevnî. Aşkoluşsal, aşk uyandırıcı, aşkdürtüsel.

Erotizm: Έρωτισμός (Erotismôs): Έρωτας (Erotas): Aşk, Sevi. Aşkçılık, aşk yoğunluğu.

Erotojenik: Ερωτογενικι (Erotοgeniki). Ερωτας (Erotas): Aşk- Γενής (Yenîs): Oluşlu, oluşsal, kevnî. Aşkoluşa değgin, aşkoluşla ilgili.

Erotomani: Έρωτομανία (Erotomani): Ερωτας (Erotas): Aşk- Μανία (Manîa): Aşırı bağlılık. Aşka aşırı bağlılık, aşk hastalığı.

Erotomanyak: Έρωτομανος (Erotomanos). Ερωτας (Erotas): Aşk- Μανία (Manîa): Aşırı bağlılık, çılgınlık. Aşk hastası.

Estetik: Aισθητικός-ή-ό (Esthitikôs). Duyusal, hissî.

Estetizm: Aισθητιτισμος (Esthitismos). Αισθησις (Esthisis): His, duyu. Duyuculuk, Hisçilik. Eter: Aιθέρας (Etheras): Kimyevî bir madde. Anestetik özelliğe sahiptir. Lokmanruhu.

Etiyoloji Aιτιολογία (Etiologîa). Αιτία (Etîa): Sebeb, neden. Esbab-ı mucibe, Νedenbilim.

Etmoid: Εθμοηδη (Ethmoidi). Εθμος (Ethmos): Kalbur- Ειδος (İdos): Şekil, suret, nevi, cins. Kalbursu anlamında. Os ethmoidea (Kalbursu kemik): Burun kemiklerinden biri.

Etmoidektomi: Εθμοηδεκτομη (Ethmoidektomi). Εθμος (Ethmos): Kalbur-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Ethmoid (Kalbursu) kemiğe ait bir bölümün, özellikle burun yan çeperlerini meydana getiren kısımların cerrahî olarak çıkarılması.

Evnikoid: Ευνυκοηδη (Evnikoidi). Ευνυκος (Evnikos): Vahşî hayvan barınağını bekleyen-Ειδος (İdos): Şekil, biçim, suret, cins, nevi. Testisleri çıkarılmış, kastre edilmiş, burulmuş, hadım edilmiş erkek, haremağası. Örn. Evnikoid Tip.

Evpepsi: Ευπεψι (Evpepsi). Ευ (Ev): İyi, hoş- Πεψι (Pepsi): Hazım, sindirim. Normal sindirim faaliyeti.

-F-

Fagosit: Φαγοκυτος (Fagokitos). Φαω (Fao): Yemek- Κυτος (Kitos): Hücre, ambar. Diğer hücreleri ve dokulardan arta kalanları ortadan kaldırma özelliği taşıyan hücre.

Fagositoz: Φαγοκυτωσις (Fagokitosis). Φαω (Fao): Yemek-Κυτος (Kitos): Hücre, ambar-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Vücud için zararlı olan yabancı maddelerin veya olumsuz hücrelerin, fagositler (hücre yiyiciler) tarafından ortadan kaldırılması.

Fallus: Φαλλος (Falos). Erkek dış jenital (cinsî) organı, penis.

Farenjektomi: Φαρυγγεκτομη (Farigektomi). Φάρυγγας (Fâriggas): Yutak-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarmak. Farenks’in bir bölümünün cerrahî olarak çıkarılması.

Farenjit: Φαρυγγίτις (Farigîtis) veya Φαρυγγίτιδα (Farigîtida). Φάρυγγας (Fârigas): Yutak-Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Yutak iltihâbı.

Farenks: Φάρυξ (Fâriks) veya Φάρυγγας (Fârigas). Yutak.

Farengolarenjektomi: Φαρυγγολαρυγγεκτομη (Farigolarigektomi). Φάρυγγας (Fârigas): Yutak-Λαρυγγας (Larigas): Gırtlak- Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarmak. Farenks ve Larenks’in cerrahî olarak çıkarılması.

Farengoplasti: Φαρυγγοπλαστια (Farigoplastia). Φάρυγγας (Fârigas): Yutak- Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek, şekillendirmek. Farenks üzerinde gerçekleştirilen herhangi bir plastik operasyon.

Farengotomi: Φαρυγγοτομη (Farigotomi). Φάρυγγας (Fârigas): Yutak-Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. Farenks üzerinde yapılan bir kesi.

Farmakognozi: Φάρμακογνωσία (Fârmakognosîa). Φάρμακο (Fârmako): İlâç- Γνωση (Gnosi): Bilgi, tanıma. İlâç bilgisi.

Farmakojenetik: Φαρμακογενής (Farmakoyenîs). Φάρμακο (Fârmako): İlâç, eczâ- Γενής (Yenîs): Oluşsal, kevnî. İlâçlar tarafından meydana getirilen, ilâçların neden olduğu.

Farmakoloji: Φάρμακολογία (Fârmakologîa). Φάρμακο (Fârmako): İlâç- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. İlâçbilim.

Farmakolojik: Φάρμακολογικός (Fârmakologikôs). Φάρμακο (Fârmako): İlâç- Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelâm, mantık. İlâç bilimsel, İlâç bilimine değgin.

Farmakoterapi: Φάρμακοθεραπεία (Fârmakotherapîa). Φάρμακο (Fârmako): İlâç- Θεραπεία (Therapîa): Tedavi. İlâç tedavisi.

Fenomen: Φαινόμενο (Fenômeno). Φαινομαι (Fenome): Görùnmek, gözùkmek, meydana çιkmak (fiilinden) mùlhem. Olgu, olay. Görüngü.

Feokroma: Φαιοχρωμα (Feohroma). Φαιός (Feôs): Koyu, esmer- Χρωμα (Hroma): Renk. Koyu, esmer renkli anlamιnda.

Filogenesis: Φυλογενέσις (Filoyenêsis). Φυλή (Filî): Kabile, aşiret, soy-sop, klan-Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Soyoluş.

Filogenetik: Φυλογενής (Filoyenîs). Φυλή (Filî): Kabile, aşiret, soy-sop, klan-Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Soyoluşsal.

Fimosis: Φυμωσις (Fimosis). Φυμος (Fimos): Sünnet derisi- Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Glans Penis (Penis Peliti) üzerinde bulunan sünnet derisinin, darlığı nedeniyle, geriye doğru hareket edememesi.

Fitopatoloji: Φυτοπαθολογία (Fitopathologîa). (Pathos): Hastalık, dert, acı, ısdırab, his, duygu- Λόγος (Lôgos): Bilim, söz, kelâm, bilgi, mantık. Bitki hastalıkları bilimi.

Fitoterapi: Φυτοθεραπεία Φυτον (Fiton): Bitki- θεραπεία (Therapîa): Tedâvi. Bitki tedavisi.

Fizik: Φυσική (Fisikî). Φυσις (Fisis): Tabiat, doğa. Fizik bilimine değgin, doğaya değgin. Fizyokrasi: Φυσιοκρατια (Fisiokratia). Φυσις (Fisis): Tabiat, doğa, fizik- Κρατω (Krato): idâre etmek, yönetmek, düzene koymak. Tabiatın hükümdarlığını savunan öğreti.

Fizyoloji: Φυσιολογία (Fisiologîa). Φυσις (Fisis): Tabiat, doða, fizik-Λόγος (Lôgos): Bilim, söz, kelâm, bilgi, mantık. Doğabilim, işlevbilim.

Fizyolojik: Φυσιολογικός-ή-ό (Fisiologikôs). Φυσις (Fisis): Doğa, tabiat, fizik- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. İşlevbilimsel, doğabilimsel.

Fizyonomi: Φυσιογνωμία (Fisiognomîa). Φυσις (Fisis): Doğa, tabiat, fizik- Γνομι (Gnomi): bilgi. Doğa bilgisi.

Fizyonomik: Φυσιογνωμικός-ή-ό (Fisiognomikôs). Fizyonomi’ye değgin.

Fizyopatoloji: Φυσιοπαθολογία (Fisiopathologîa). Φυσις (Fisis): Tabiat, doða, fizik-Παθος (Pathos): Hastalık, dert, acı, ısdırab, his, duygu- Λόγος (Lôgos): Bilim, söz, kelâm, bilgi, mantık. İşlevbilim patolojisi.

Fizyoterapi; Φυσιοθεραπεία (Fisiotherapîa). Φυσις (Fisis): Tabiat, doða, fizik-θεραπεία (Therapîa): Tedâvi. Fizik tedâvi.

Flebitis: Φλεβίτις (Flevîtis), φλεβίτιδα (flevîtida). Φλέβα (Flêva): Toplardamar-Ειτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Toplardamar iltihâbı.

Fleboanastomoz: Φλεβοαναστόμωσις (flevoanastômosis), φλεβοαναστόμωση (flevoanastômosi). Φλέβα (Flêva): Toplardamar- Αναστόμωσις (Anastômosis): Ağızlaştırma. Toplardamarların ağızlaştırılması.

Flebektomi: Φλεβεκτομη (Flevektomi). Φλέβα (Flêva): Toplardamar-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Bir vena’nın (toplardamar) cerrahî olarak çıkarılması.

Flebit: Φλεβειτις (Flevitis). Φλέβα (Flêva): Toplardamar-Ειτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Toplardamar iltihâbı.

Flebografi: Φλεβογραφια (Flevografia). Φλέβα (Flêva): Toplardamar-Γραφω (Grafo): Yazmak. Toplardamarların filminin çekilmesi, venography.

Flebogram: Φλεβογραμμα (Flevograma). Φλέβα (Flêva): Toplardamar-Γραμμα (Grama): Harf. Toplardamar sisteminin filmi, venogram.

Flebolit: Φλεβολιθος (Flevolithos). Φλέβα (Flêva): Toplardamar-Λιθος (Lithos): Taş. Toplardamar içinde meydana gelen taşsı madde.

Flebos: Φλέβα (Flêva). Toplardamar.

Flebotomi: Φλεβοτομή (Flevotomî). Φλέβα (Flêva): Toplardamar-Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. Toplardamar kesisi, Vena Section.

Flebotromboz: Φλεβοθρομβωσις (Flevotromvosis). Φλέβα (Flêva): Toplardamar-Θρόμβωσις (Thrômvosis): Pıhtılaşma. Toplardamarlar içinde, iltihâbî durumdan çok, kanın yavaş akması nedeniyle meydana gelen ve en ziyâde, uzun süre yatakta kalan hastalarda kendini gösteren tromboz. Çoğunlukla, Pelvis’in (Leğen) ve alt uzuvların derin venalarında meydana gelir.

Flegmatik: Φλεγματικός (Flegmatikôs). Ruhî bakımdan dayanıklı olan, kolay kolay heyecana kapılmayan, soğukkanlı.

Flegmon: Φλεγμον (Flegmon). Bronş salgısı (Bronchıal Secretıon), Balgam.

Fliktenül: Φλυκταινα (Fliktena). Çoğu zaman cornea (gözdeki boynuzsu bölüm) veya conjonctiva üzerinde meydana gelen küçük kabarcık (vezikül).

Fobi: Φόβος (Fôvos). Korku. Şiddetli korku.

Fokomelia: Φωκομελία (Fokomelîa). Φωκεια (Fokia): Fok balığı-Μέλος (Mêlos): Uzuv. Doğuştan kol ve önkolun olmaması. Omuzdan el. Fok balıklarının yan yüzgeçlerine benzer bir tablo oluştuğu için bu isim verilmiştir.

Fonokardiyografi: Φωνοκαρδιογραφια (Fonokardiogragia). Φωνή (Fonî): Ses-Καρδια (Kardia): Kalb-Γραφια (Grafia): Yazı. Kalb seslerinin elektronik yöntemle kaydedilmesi.

Fonokardiyogram: Φωνοκαρδιογραμμα (Fonokardiograma). Φωνή (Fonî): Ses-Καρδια (Kardia): Kalb-Γραμμα (Grama): Harf, yazım. Kalb seslerini grafik olarak kaydedilmiş durumda gösteren belge.

Fosfatüri: Φωσφατουρια (Fosfaturia). Φωσφόρος (Fosfôros): Bir element-Ουρια (Uria): İşeme. Bir fosfor bileşiği olan fosfatın idrarda görülmesi.

Fosfonekroz: Φωσφονεκρωσις (Fosfonekrosis). Φωσφόρος (Fosfôros): Bir kimyevî element-Νεκρωσις (Nekrosis): Ölüm, doku ölümü. Fosfor’un kullanıldığı sanayi dallarında çalışan işçilerde rastlanan ve çene kemiklerinde görülen, dişlerin dökülmesiyle karakterize bir tür kemik nekrozu.

Fosfor: Φωσφόρος (Fosfôros). Φως (Fos): Işık- Φέρω (Fêro): Taşımak. İlk ışıyan, ilk parlayan, Işığı taşıyan, sabah yıldızı anlamlarında. Bir kimyevî element. “P” simgesiyle gösterilir. Kemik ve Sinir dokuları için hayatî öneme sahiptir.

Fotalji: Φωταλγια (Fotalgia). Φως (Fos): Işık- Αλγος (Algos): Ağrı. Kuvvetli bir ışık kaynağına bakıldığında gözlerde meydana gelen ağrı.

Fotoendoskop: Φωτο-ενδοσκοπος (Foto-endoskopos). Φως (Fos): Işık- Εντός (Endôs): İçinde-Σκοπος (Skopos): Bakan, gözleyen, muâyene eden. Ucuna fotoğraf kamerası yerleştirilmiş olan bir çeşit endoskop.

Fotofobi: Φωτοφοβια (Fotofovia). Φως (Fos): Işık-Φόβος (Fôvos): Korku. Işıktan korkma. Örn. Kuduz hastalığının belirtilerinden biridir.

Fotosentez: Φωτοσύνθεση (Fotosînthesi). Φως (Fos): Işık- Συνθεσις (Sinthesis): Sentez, bireşim. Işık (tan enerji) sentezleme, devşirme.

Fotosentetik: Φωτοσυνθετικός-ή-ό (Fotosinthetikôs). Φως (Fos): Işık- Συνθεσις (Sinthesis): Sentez, bireşim. Işık (tan enerji) sentezleyen, devşiren.

Fototerapi:Φωτοθεραπεία (Fototherapîa). Φως (Fos): Işık- Θεραπεία (Therapîa): Tedâvi. Sun’î UV (Ultra-Violet) kullanılarak yapılan tedâvi.

Frenoloji: Φρενολογια (Frenologia). Φρενα (Frena): Şuur, bilinç-Λόγος (Lôgos): Söz, kelâm, bilgi, bilim, mantık. Şuurbilim. Beyindeki işlevlerin yerlerinin saptanmasıyla ilgilenir.

Ftizyoloji: Φθίσιολογια (Fthîsiologia). Φθίσις (Fthîsis): Verem, tüberküloz-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Verembilim.

-G-

Galaktagog: Γαλακταγογος (Galaktagogos). Γάλα (Ğâla): Süt-Aγω (Ago): Yol göstermek, ön açmak, sevketmek. Galaktoz sevkedici mânâsına.

Galaktemi: Γαλακταιμια (Galaktemia). Γάλα (Ğâla): Süt-Αιμα (Ema): Kan. Kanda fazla miktarda galaktoz bulunması. İnce barsaklarda bulunan laktaz enzimi, laktozu glikoza ve galaktoza dönüştürür. Karaciğerde bulunan başka bir enzim sistemi de, galaktozu glikoza çevirir. Bu sistemin sağlıklı işlememesi galaktozemi’ye sebeb olur.

Galaktin: Γαλακτινη (Galaktini). Γάλα (Ğâla): Süt-Aκτίς (Aktîs): Işın. Bkz. Prolaktin.

Galaktore: Γαλακτορροια (Galaktoria). Γάλα (Ğâla): Süt- Ριω (Rio): Akmak. Aşırı süt salgılanması.

Galaktosel: Γαλακτοκηλή (Galaktokilî). Γάλα (Ğâla): Sùt- Κήλη (Kîli): Fıtık, kese. Süt veya süte benzer bir sıvı ihtiva eden kist.

Galaktoz: Γαλακτόζη (Galaktôzi). Γάλα (Ğâla): Sùt (kelimesinden mùlhem). Laktoz’da veya süt şekerinde, glikoz ile birlikte bulunan bir monosakkarid.

Galaktozüri: Γαλακτοζουρια (Galaktozuria). İdrarda galaktoz bulunması.

Gamet: Γαμετος (Gametos). Γάμος (Ğamos): Evlilik (kelimesinden mùlhem). Erkek veya dişi üreme hücresi. Örn. Spermatozoon.

Ganglion: Γάγγλιον (Gaglion). Şiş, Ur. (Sinir) boğumu, düğümü.

Ganglionektomi: Γάγγλιονεκτομη (Gâglionektomi). Γάγγλιον (Gaglion): Şiş, Ur. (Sinir) boğumu, düğümü- Eκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarmak. Bir ganglionun cerrahî olarak çıkarılması.

Gangren: Γάγγραινα (Gâgrena). Γράω (Grâo): Eski Yunanca, kemirmek, yiyip bitirmek, mahvetmek (fiilinden) mùlhem. Vücutta bulunan bazı doku bölümlerinin ölmesi. Genellikle kan akışının azlığına bağlıdır. Kimi zaman da direkt (doğrudan) travmalara veya enfeksiyonlara (gazlı) bağlı olabilir.

Gaster: Γαστήρ (Gastîr). Karın, mide, kursak.

Gastralji: Γαστηραλγια (Gastiralgia). Γαστήρ (Gastîr): Karın, Mide-Αλγος (Algos): Ağrı. Mide veya karın ağrısı.

Gastrektomi: Γαστηρεκτομή (Gastirektomi). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Eκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Mide’nin tamamının veya bir kısmının cerrahî yöntemle çıkarılması. Örn. Subtotal gastrektomi / Total gastrektomi.

Gastrik: Γαστηρικος (Gastirikos). Mideyi, karnı ilgilendiren.

Gastrin: Γαστηρινη (Gastirini). Gıdayla temas ettiğinde mide mukozası tarafından salgılanan hormon. Mide usâresinin (özsuyunun) miktar bakımından artmasını sağlar.

Gastrit: Γαστρίτις (Gastrîtis), Γαστρίτιδα (Gastrîtida). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Mide mukozasının tahribata uğraması, mide yangısı.

Gastrodini: Γαστροδυνια (Gastrodinia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Οδυνος (Odinos): Ağrı. Mide ağrısı.

Gastroenterit: Γαστροεντερειτις (Gastroe-n-deritis). Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Mide-Barsak iltihâbı. Mide-Barsak iltihâbı.

Gastroenterelog: Γαστρο-εντερολογος (Gastro-ederologos). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın-Εντερος (Enderos): Barsak-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Mide-barsak bilimi ile ilgilenen.

Gastroenteroloji: Γαστρεντερολογία (Gastro-enderologîa). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Εντερος (Enderos): (İnce) Barsak- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Mide-barsak bilimi.

Gastroenteropati: Γαστρο-εντεροπαθεια (Gastro-enderopathia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Εντερος (Ederos): (İnce) Barsak- Παθος (Pathos): Hastalık, dert, acı, ısdırab, his, duygu. Mide-barsak hastalığı.

Gastroenteroskop: Γαστρο-εντεροσκοπος (Gastro-enderoskopos). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Εντερος (Ederos): Barsak-Σκοπευω (Skopevo): Bakmak, muâyene etmek. Midenin ve barsakların gözle muayene edilmesini sağlayan optik cihaz.

Gastroenterostomi: Γαστρο-εντεροστομία (Gastro-ederostomîa). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Εντερος (Ederos): (İnce) Barsak-Στομα (Stoma): Ağız. Mide ile İnce barsak arasında gerçekleştirilen cerrahî bir anastomoz (ağızlaştırma).

Gastrokolik: Γαστροκολικος (Gastrokolikos). Γαστήρ (Gastîr): Karın, mide- Κολονα (Kolona): Kolon, kalın barsak. Her iki organı birlikte ilgilendiren. Örn. Gastrokolik refleks (Mideye gıda girdiği anda başlayan ve kolonda güçlü peristaltik (sağımsal) hareketlere sebeb olan duyusal refleks.

Gastroloji: Γαστρολογία (Gastrologîa). Γαστήρ (Gastîr): Karın, Mide- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Midebilim.

Gastronomi: Γαστρονομία (Gastronomia). Γαστήρ (Gastîr): Karın, Mide- Νομος (Nomos): Düzen, işleyiş. Mide dùzeni.

Gastroözofagial: Γαστρο-οισοφαγος (Gastro-isofagos). Mideye ve Özafagus’a (Yemek borusu) birlikte ait olan. Örn. Gastro-oesopfagial Reflux (Heartburn).

Gastropati: Γαστροπαθεια (Gastropathia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Παθεια (Pathia): Hastalık, his, duygu, dert. Mide hastalığı.

Gastrop(l)eksi: Γαστροπλεξια (Gastropleksia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Πλεξια (Pleksia): Örme, sâbitleme. Sarkık bir midenin cerrahî olarak yerine tesbit edilmesi.

Gastropoda: Γαστροποδία (Gastropodîa). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Ποδί (Podî): Ayak. Karındanbacaklılar.

Gastroptosis: Γαστροπτωσις (Gastroptosis). Γαστήρ (Gastîr): Mide, karın- Πτωσις (Ptosis): Düşme, sükut, dağılma. Midenin aşağı doğru yer değiştirmesi, sarkması.

Gastropilorektomi: Γαστροπυλωρεκτομη (Gastropilorektomi). Γαστήρ (Gastîr): Karın, Mide- Πυλωρος (Piloros): Kapıcı, bevvab- Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Midenin pylore kısmının kesilerek çıkarılması.

Gastroskopi: Γαστροσκοπία (Gastroskopîa). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Σκοπευω (Skopevo): Bakmak, muâyene etmek. Mide’nin, ağızdan gönderilen bir cihazla gözlenmesi.

Gastrostomi: Γαστροστομια (Gastrostomia). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın- Στομα (Stoma): Ağız. Sun’î beslenme sağlayabilmek için, mide ile karın dış duvarı arasında oluşturulan cerrahî fistül (kanal).

Gastrotomi: Γαστροτομη (Gastrotomi). Γαστήρ (Gastîr): Mide, Karın-Τομη (Tomi): Kesi, Kesit, İnsizyon. Mide insizyonu.

Gaz: Γάζα (Gâza). Χαος (Haos): Kaos kelimesinden evrilmiş olup isim babası Van Helmont’tur. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiştir.

Gen: Γενος (Genos). Kromozom’un ùzerinde bulunan, kalıtımda fonksiyon gören birim.

Genetik: Γενετική (Yenetikî). Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Çekirdeğin ve çekirdek dışındaki oluşumların oynadığı rolün incelenmesi.

Genotip: Γονοτυπος (Gonotipos). Γόνος (Gônos): Nesil, soy- Tυπος (Tipos): Tip, basım, matbuat. Bireyin kalıtımla geçen özellik ve kabiliyetleri.

Geriatri: Γεριατρια (Geriatria). Γερατριά (Geratriâ): İhtiyarlık, yaşlılık- Γιατρια (İatria): Hekimlik, Tıp. Yaşlılıkla ilgilenen Tıp dalı. Yaşlılıkbilim.

Gerontokrasi: Γεροντοκρατία (Gerondokratîa). İhtiyarlar yönetimi. İhtiyarlardan oluşan yönetim.

Gerontoloji: Γεροντολογια (Gerontologia). Γερος (Geros): Yaşlı, ihtiyar-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Yaşlanmayla ilgilenen bilim dalı. Yaşlılıkbilim.

Gigantizm (Jigantizm): Γιγαντισμος (Gigantismos). Γιγας (Gigas): Dev. Özellikle boy uzaması ile kendini gösteren anormal büyüme. Epifiz hatlarının kapanmasından önce meydana geldiği takdirde, Hipofiz ön lobunda bulunan bir tümöre bağlı olarak gelişebilir.

Glenoid: Γλενοηδη (Glenoidi). Γλενος (Glenos): Yuva-Ειδος (İdos): Şekil, suret, cins, nevi. Scapula’nın (Kürek kemiği) üzerinde bulunan bir oyuk. Humerus başı buraya girer ve birlikte omuz eklemini meydana getirirler.

Glia: Γλυα (Glia). Γλυα (Glia): Zamk, tutkal. Bir bağ dokusu. Örn. Neuroglia.

Glikiriza: Γλυκιρίζα (Glikiriza). Γλυκο (Gliko): Tatlı- Ρίζα (Rîza): Kök. Öksürük ilaçlarında ve tad verici olarak da başka ilaçların yapımında kullanılan bir kök, meyan kökü. Coca Cola’nın hammaddesi.

Glikojen: Γλυκογενής (Glikoyenîs). Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli- Γενής (Yenîs): Oluşlu. Hayvanî bir nişasta. Glikoz, glikojen formunda karaciğerde depolanır. Tadakyapan.

Glikojenez: Γλυκογενεσις (Glikoyenesis). Γλυκογενής (Glikoyenîs). Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli- Γενής (Yenîs): Oluşlu. Hayvanî bir nişasta. Glikoz, glikojen formunda karaciğerde depolanır. Tadakyapan- Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Glikojen yapımı, oluşumu.

Glikojenoz: Γλυκογενωσις (Glikogonosis). Γλυκο (Gliko): Tatlı-Γενής (Yenîs): Oluşlu-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Fazla miktarda glikojen depolanması şeklinde ortaya çıkan metabolik bir hastalık.

Glikoliz: Γλυκολυσις (Glikolisis). Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli- Λυσις (Lisis): Erime, çözünme, çözme. Organizmada şekerin hidrolize olması.

Glikoneojenez: Γλυκονεογονη (Glikoneogoni). Γλυκος (Glikos): Tatlı, şeker, şekerli-

Νέος (Nêos): Yeni- Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Yeterli karbonhidratın sağlanamadığı durumlarda, yağ ve proteinlerden şeker meydana getirilmesi.

Glikoz (Glükoz): Γλυκος (Glikos). Tatlı, şeker, şekerli. Üzüm şekerinde bulunan dekstroz. Monosakkarid yapıdadır. Karbonhidratların yapısına iştirak eden şekli barsak kanalından emilerek dolaşım kanına katılır, glikojen şeklinde karaciğerde depolanır.

Glikozid: Γλυκοσιδη (Glikosidi). Doğal olarak bulunan ve şekerin bir başka madde ile birleşmesinden meydana gelen madde.

Glikozüri: Γλυκοσουρια (Glikosuria). Γλυκο (Glıko): Tatlı, şekerli-Ουρια (Uria): İşeme. İdrarada şeker bulunması.

Glioma: Γλυωμα (Glioma). Γλυα (Glia): Zamk, tutkal-Ωμα (Oma): Tümör. Neuroglia’dan (Sinir-bağ doku) köken alan munis (iyi huylu, benign) bir tümör.

Gliomioma: Γλυομυωμα (Gliomioma). Γλυα (Glia): Zamk, tutkal- Μΰς (Mîs): Kas-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Kas ve bað dokusu içeren bir tümör.

Gliserin: Γλυκερίνη (Glikerîni). Sentetik olarak hazırlanan veya sabun imâli sırasında yan ürün olarak elde edilen berrak, şurup görünümünde bir sıvı madde. Rutubet etkisi vardır.

Glisin: Γλυκινη (Glikini). Temel karakter taşımayan bir amino-asit.

Glisinüri: Γλυκινουρια (Glikinuria). Γλυκινη (Glikini): Temel karakter taşımayan bir amino-asit- Ουρον (Uron): İdrar. İdrarda glisin bulunması. Mental bozukluklarda rastlanır.

Glokom: Γλαύκωμα (Gafkoma). Γλαυκος (Glafkos): Yunan mitolojisinde bir varlık. Mavi-yeşil anlamında- Ωμα (Oma): Tùmör, ur. Bir göz hastalığı. Göz içi basıncı artar.

Glossektomi: Γλωσσεκτομια (Glosektomia). Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Dilin cerrahî olarak çıkarılması.

Glossitis: Γλωσσειτις (Glositis). Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Ειτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Dilin iltihâbî durumu.

Glossofarengeus: Γλωσσοφαριγγας (Ğlosofarigas). Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Φαρυγγας (Farigas): Yutak. Dil ve Yutağı birlikte ilgilendiren. 9. Kafa çiftinin ismi: Nervus glossofarengeus. Dil ve Farenks’i kontrol eden sinir.

Glossopleji: Γλωσσοπλυγια (Ğlosopligia). Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Πληγη (Pligi): Darbe, vurgun, inme. Dil felci.

Glottis: Γλοττεις (Glotis). Larynx’in (Gırtlağın) ses tellerini içeren bölümü. Gırtlak dili, dilciği.

Glukagon: Γλυκαγονο (Glikagono). Γλυκο (Gliko): Tatlı, Şekerli- Γονο (Gono): Oluşlu. Pankreas’ta bulunan Langerhans adacıklarının Alfa hücrelerinde yapılan hormon. Glikojen’in Glikoz’a dönüşmesini sağlayarak, açlık süresince kan şekerinin düşmesini engeller. Polipeptid yapıdadır.

Gluteus: Γλουτεος (Gluteos). Kalça.

Gnathion: Γναθος (Gnathos). Çene, çenenin orta noktası.

Gnatalji: Γναθαλγια (Gnathalgia). Γναθος (Gnathos): Çene- Aλγος (Algos): Aðrı. Çene ağrısı.

Gnatoplasti: Γναθοπλαστια (Gnathoplastia). Γναθος (Gnathos): Çene- Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek. Çeneye uygulanan plastik operasyon.

Gomfosis: Γομφωσις (Gomfosis). Γομφος (Gomfos): Sürgü-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Kakılım yoluyla tutul(n)ma. Hareketsiz eklem. Örn. Diş eklemleri.

Gonad: Γοναδι (Gonadi). Γόνος (Gônos): Nesil, soy (kelimesinden). Dişi veya erkek cinsiyet bezi.

Gonadotropik: Γοναδοτρόπη (Gonadotropi). Γοναδι (Gonadi): Cinsiyet bezi- Τρόπη (Trôpi): Döndürme, çevirme. Gonadları uyarıcı etkisi olan.

Gonadotropin: Γοναδοτροπινη (Gonadotropini). Γόνος (Gônos): Nesil, soy (kelimesinden Γοναδι (Gonadi): Cinsiyet bezi)- Τρόπη (Trôpi): Döndürme, çevirme. Gonadları uyaran hormonların ortak ismi.

Gonarthritis: Γοναρθειτις (Gonarthritis). Γόνατος (Gônatos): Diz- Аρθρωσις (Arthrosis): Eklem, mafsal-Eιτις (İtis): İltihâbî durum. Diz ekleminin harabiyeti / yangısı.

Goniοskopi: Γωνιοσκοπια (Gonioskopia). Γωνια (Gonia): Köşe, açı- Σκοπευω (Skopevo): Bakmak, muâyene etmek. Gözün ön kamarasına ait açının ölçülmesi.

Goniotomi: Γωνιοτομια (Goniotomia). Γωνια (Gonia): Köşe, açı-Τομη (Tomi): Kesme, kesi, insizyon. Glokom tedavisinde uygulanan bir ameliyat. Ön kamaranın köşesi, yapılan bir insizyonla Schlemm kanalına açılır.

Gonokok: Γονόκοκκος (Gonôkokos). Γόνος (Gônos): Nesil, soy- Κόκκος (Kôkos): Dâne, çekirdek. Bir bakteri grubu. Gram (-) bir diplokok. Örn. Belsoğukluğu’na yolaçan Neisseria Gonorrhea bu bakteri grubuna mensuptur.

Gonore: Γονόρροια (Gonôria). Bel soğukluğu. Gonokoklar’ın oluşturduðu bir enfeksiyon. Vlênoria.

Graf (Gref): Γραφι (Grafi). Γραφω (Grafo): Yazmak (kelimesinden). Aynı hayvanın başka bir tarafına (otograf) veya aynı türün bir başka bireyine (Homograf) ya da bir başka cins hayvana (Heterograf) nakledilen organ veya doku.

-H-

Halojen: Αλογονο (Alogono). ¨Αλαξ (Âlaks): Eski Yunanca, tuz- Γονο (Gono): Oluşlu. Metal olmayan element. Örn. Brom, Klor.

Hebefreni: Ηβιφρενία (İvifrenîa). Ηβι (İvi): Ergenlik, buluð- Φρένα (Frêna): Şuur. Βir şizofreni türü.

Hedonizm: Ήδονησμος (Îdonismos). Ήδονή (Îdonî): Haz, zevk, sefa, eğlence. Felsefe terimi olarak, Hazcılık.

Heksoz: Εξωσις (Eksosis). Εξι (Eksi): Altı-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Altılı Durum mânâsına. Basit bir şeker, bir monosakkarid grubu. Glikoz da bu gruba dahildir.

Helezon: Έλικας (Êlikas). Heliks.

Helioterapi: ¨Ηλιοθεραπεια (Îliotherapia). ¨Ηλιος (İlios): Güneş- Θεραπεια (Therapia): Tedâvi. Güneş tedâvisi.

Helikobakter: Έλικοβακτηρηα (Êlikovaktiria). Έλιξ (Êliks) veya Έλικας (Êlikas): Pervâne, uskur- Βακτήριο (Vaktîrio): Bir tür mikroorganizma, bakteri. Sindirim isteminde bulunan bir bakteri türü. Helikobakter pylori. Ülsere yol açtığı kanıtlandı.

Heloma: Χελωμα (Heloma). Nasır. Χελος (Helos): Eski Yunanca tırnak-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Nasır.

Hemanjiyom: Αιμαγγειομα (Emagioma). Αιμα (Ema): Kan-Αγγειον (Agion): Damar-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Kan damarlarında meydana gelen tümöral bir oluşum.

Hemartroz: Αιμαρθροσις (Emarthrosis). Αιμα (Ema): Kan-Αρθρων (Arthron): Eklem, Mafsal- Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Eklem boşluğunda kan bulunması. Hemoglobinin tahriş edici etkisiyle plasmin’in kondrolitik (kıkırdak eritici) etkisi eklemin tahribine sebeb olur.

Hematemez: Αιματεμεσις (Ematemesis). Αιμα (Ema): Kan- Εμεσις (Emesis): Kusma. Kan kusma, ağızdan tâze kan gelmesi.

Hematin: Αιματινη (Ematini). Hemoglobin’in demir içeren bölümü.

Hematinos: Αίμάτινος (Emâtinos). Kurdeşen.

Hematoftalmi: Αιματοφθαλμια (Ematofthalmia). Αιμα (Ema): Kan-Οφθαλμος (Ofthalmos): Eski Yunanca, göz. Göz içinde kanama olması.

Hematojen: Αιματογενής (Ematoyenîs). Αιμα (Ema): Kan- Γενής (Yenîs): Oluşlu. Kan yapımı ile alâkalı olan, kan akımıyla taşınan, kan kökenli.

Hematokolpos: Αιματοκολπος (Ematokolpos). Αιμα (Ema): Kan-Κολπος (Kolpos): Girinti, vajina. Vajinada kan bulunması.

Hematokrit: Aιματοκρίτης (Ematokrîtis). Αιμα (Ema): Kan- Kρίση (Krîsi): Dönüm noktası, buhran, hüküm, karar, tenkit.

Hematoliz: Αιματολυσις (Ematolisis). Αιμα (Ema): Kan-Λυσις (Lisis): Erime, çözùnme, çözùnùm. Kan hücrelerinin tahrib olması ve buna bağlı olarak hemoglobinin serbest kalması, hemoliz.

Hematolog: Aιματολόγος (Ematologos). Αιμα (Ema): Kan- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Kan hastalıkları (bilimi) uzmanı.

Hematoloji: Aιματολογία (Ematologîa). Αιμα (Ema): Kan- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Kan (hastalıkları) bilimi.

Hematom: Aιμάτωμα (Emâtoma). Αιμα (Ema): Kan-Ωμα (Oma): Tümör, ur. İçi kanla dolu olan şişlik, kan uru, kan kesesi.

Hematometra: Αιματομήτρα (Ematomîtra). Αιμα (Ema): Kan- Μήτρα (Mîtra): Uterus, Rahim. Rahim içinde kan veya menstrüasyon sıvısının birikimi.

Hematopoiesis: Aιματοποίηση (Ematopîisi). Aίμα (Ema): Kan- Ποιώ (Piô): İmal, yapım, üretim. Kan üretimi, kan yapımı.

Hematosalpinks: Αιματοσαλπιγγας (Ematosalpigas). Αιμα (Ema): Kan- Σαλπιγγας (Salpigas): Trompet, borazan, Tuba Uterina (Rahim Borusu, tübü). Salpinksler’in kanla dolması.

Hematosel: Αιματοκηλή (Ematokilî). Αιμα (Ema): Kan- Κηλή (Kilî): Fıtık, kese. İçi kanla dolu şişlik.

Hematosit: Αιματοκυτος (Ematokitos). Αιμα (Ema): Kan- Κυτος (Kitos): Hücre, ambar. Kan hùcresi.

Hematozoa: Αιματοζωα (Ematozoa). Αιμα (Ema): Kan-Ζώο (Zôo): Hayvan. Kanda yaşayan parazitler.

Hematüri: Aιματουρία (Ematurîa). Αιμα (Ema): Kan- Ουρον (Uron): İdrar. Kan işeme, idrarın kanlı olması.

Hemeralopia: Ήμεραλοπια (Îmeralopia). Ήμερα (Îmera): Gündüz, gün-Αλαος (Alaos): Eski Yunanca: Kör, âmâ- Οψις (Opsis): Görme. Parlak ışıkta kusurlu olarak görme. Niktalopia (Gece körlüğü).

Hemianopia: Ημιανοπια (İmianopia). Ημι (İmi): Yarı, yarım-Αν (An): Olumsuzluk öneki-Οψις (Opsis): Görme. Görüş sahasının (görme alanının) yarıya inmesi.

Hemiatrofi: Ημιατροφια (İmiatrofia). Ημι (İmi): Yarı, yarım-Α: Olumsuzluk belirten bir önek-Τρεφω (Trefo): Beslemek. Vücudun bir tarafında görülen atrofi. Örn. Facial Hemiatrophy: Konjenital (doğumsal) bir bozukluk olarak ortaya çıkan atrofi (gelişimi geriliği). Yüzün bir tarfı büzülür.

Hemidiaforez: Ημιδιαφορεσις (İmidiaforesis). Ημι (İmi): Yarım, yarı-διαφέρω (Diafêro): Benzememek, farklı olmak. Vücudun yalnızca bir bölümünde görülen terleme.

Hemiglossektomi: Ημιγλωσσεκτομια (İmiglosektomia). Ημι (İmi): Yarım, yarı- Γλωσσα (Ğlosa): Dil- Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Dilin yarısının cerrahî olarak çıkarılması.

Hemikolektomi: Ημικολεκτομια (İmikolektomia). Ημι (İmi): Yarım, yarı-Κολωνα (Kolona): Kolon, sùtun, Kalın barsak- Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Kalın barsağın yarısının cerrahî olarak çıkarılması.

Hemikorea: Ημιχορός (İmihoros). Ημι (İmi): Yarım, yarı- Χορός (Horôs): Dans. Vücudun yalnızca bir tarafında görülen koreiform (dans eder gibi) hareketler.

Hemikrania: Ημικρανιον (İmikranion). Ημι (İmi): Yarım, yarı-Κρανιον (Kranion): Kafatası. Yarım baş ağrısını ifâde etmek için kullanılan bir terim.

Hemiparezi: Ημιπαρησια (İmiparisia). Ημι (İmi): Yarım, yarı- Παρησια (Parisia): uyuşukluk, zaafiyet, felç. Vücudun veya yüzün yalnızca bir tarafında görülen felç veya zaafiyet.

Hemipleji: Hμιπληγία (İmipligîa). Ημι (İmi): Yarım, yarı- Πληγια (Pligia): Darbe, vurgun, felç, inme. Vücudun bir tarafında görülen felç hâli, Yarı felç.

Hemisfer: Ήμισφαιρο (İmisfero). Ήμι (İmi): Yarım- Σφαιρο (Sfero): Küre. Yarıküre. Örn. Beyin hemisferleri.

Hemodinami: Aιμοδυναμία (Emodinamîa). Αιμα (Ema): Kan- Δύναμις (Dînamis): Kuvvet. Kan (dolaşım) kuvveti.

Hemodiyaliz: Αιμοδιαλυσις (Emodialisis). Αιμα (Ema): Kan- Διαλυσις (Dialisis): Ayırma, eritme, tefrik, lağv. Kandaki ıtrah maddelerinin alınması ve yerine, eksik olan gerekli maddelerin verilmesi.

Hemofili: Aιμοφιλία (Emofilîa). Aιμα (Ema): Kan-Φιλία (Filîa): Sevme, temâyül. Kanamaya meyil, kanamaya temâyül. Bir kan hastalığı. Antihemofilik (Hemofili karşıtı) globülin faktör (8. Faktör) eksikliği. Kalıtsaldır.

Hemofilus: Αιμοφιλος (Emofilos). Αιμα (Ema): Kan- Φιλία (Filîa): Sevme, temâyül. Bir mikroorganizma grubu. Gram (-) basil. Örn. Haemophilus İnfluenza.

Hemoftalmi: Αιμοφθαλμια (Emofthalmia). Αιμα (Ema): Kan-Οφθαλμος (Ofthalmos): Eski Yunanca göz. Gözde görùlen kanama.

Hemogram: Αιμογραμμα (Emogramma). Αιμα (Ema): Kan- Γραμμα (Grama): Harf. Kan yazımı, kan tablosu, kan tasviri.

Hemokromatoz: Αιμοχροματωσις (Emohromatosis). Αιμα (Ema): Kan-Χρώμα (Hrôma): Renk-Ωσις (Osis). Durum, hâl bildiren sonek. Demir metabolizması ile alâkalı konjenital bir bozukluk nedeniyle, cildin koyu kahverengi olması ve karaciğerde siroz gelişmesi, ‘Bronzed Diabetes’ (Bronzlaşmış Diabet).

Hemoliz: Αιμολυσις (Emolisis). Αιμα (Ema): Kan-Λυσις (Lisis): Erime, çökme, çözùnùm. Kan hücrelerinin tahrib olması.

Hemolizin: Αιμολυσινη (Emolisini). Αιμα (Ema): Kan- Λυσις (Lisis): Erime, çökme, çözùnùm. Eritrositlerin (Alyuvarların) parçalanmasına sebeb olan madde.

Hemoperikardium: Αιμοπερικαρδια (Emoperikardia). Αιμα (Ema): Kan-Περκαρδια (Perikardia): Kalbi çevreleyen zar. Perikard boşuğunda kan bulunması.

Hemoperitoneum: Αιμοπεριτοναιον (Emoperitoneon). Αιμα (Ema): Kan-Περιτοναιον (Peritoneon): Karın zarı. Periton boşluğunda kan bulunması.

Hemopnömotoraks: Αιμοπνευμοθορακας (Emopnevmothorakas). Αιμα (Ema): Kan-Πνευμα (Pnevma): Hava, soluk, nefes (Πνευμονας [Pnevmonas]: Akciðer)-θορακας (Thorakas): Göğüs, göğüs boşluğu. Plevra (Akciğer zarı) boşluğunda hava ve kan bulunması. Akciğer dokusunun baskı altında kalmasına neden olur.

Hemopoez: Αιμοποιησις (Emopiisis). Αιμα (Ema): Kan- Ποιω (Pio): İmâl etmek, yapmak, etmek, eylemek. Kan yapımı.

Hemoptizi: Aιμοπτυσία (Emoptisîa). Αιμα (Ema): Kan- Πτυω (Ptio): Tükürmek. Kan tükürme, kan kusma, kusmukta-tükürükte kana rastlanması.

Hemoraji: Aιμορραγία (Emoragîa). Kanama. Αιμα (Ema): Kan- Ροη (Roi): Akma, akış. Kanın damar dışına kaçması, kanama.

Hemoroid: Aιμορροϊδες (Emoroides). Αιμα (Ema): Kan- Ρεω (Reo): Akmak. Bâsur. Anal bölgede bulunan toplardamarların genişlemesi (variköz değişiklik) ve buna bağlı kanamaların ortaya çıkması.

Hemoroidektomi: Αιμορροïδεκτομη (Emoroidektomi). Aιμορροϊδες (Emoroides): Αιμα (Ema): Kan-Ρεω (Reo): Akmak. Bâsur. Anal bölgede bulunan toplardamarların genişlemesi (variköz değişiklik) ve buna bağlı kanamaların ortaya çıkması-Eκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Hemoroidlerin cerrahî olarak çıkarılması.

Hemosideroz: Αιμοσίδηροσις (Emosidirosis). Αιμα (Ema): Kan-Σίδηρος (Sîdiros): Demir-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Dokularda demir birikmesi.

Hemospermi: Αιμοσπερμια (Emospermia). Αιμα (Ema): Kan-Σπερμα (Sperma): Tohum, meni hayvancıðı. Menide kan bulunması.

Hemostat: Aιμοστάτης (Emostâtis). Αιμα (Ema): Kan- Στάσις (Stâsis): Duruş, durma. Cerrahî bilimlerde kullanılan ve kanı durdurmaya yarayan bir cihaz.

Hemostatik: Aιμοστατικός-ή-ό (Emostatikôs). Kan-Στάσις (Stâsis): Duruş, durma. Kan akımının damar içinde yavaşlaması veya durması. Kanamayı durduran herhangi bir etken.

Hemostaz: Aιμόσταση (Emôstasi). Αιμα (Ema): Kan-Στάσις (Stâsis): Duruş, durma. Kan akımının damar içinde yavaşlaması veya durması. Kanamanın durdurulması.

Hemotoraks: Αιμοθορακας (Emothorakas). Αιμα (Ema): Kan-Θορακας (Thorkas): Göğüs, göğüs boşluğu. Plevral boşlukta kan bulunması.

Hepar: Ύπαρ (İpar). Karaciğer. Bönce. Eski Türkçe, "Öpke". Öfke kelimesi de buradan gelmektedir.

Heparin: Υπαρινη (İparini). Karaciğerde ve Akciğer dokusunda bulunan bir asid. Damar içine verildiğinde kanın pıhtılaşmasını engeller. Tromboz tedâvisinde kullanılır.

Hepatalji: Υπαταλγια (İpatalgia). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer-Αλγος (Algos): Ağrı. Karaciğer ağrısı.

Hepatektomi: Ύπατεκτομη (İpatektomi). Ύπαρ (Îpar). Karaciğer- Eκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Karaciğere ait bir bölümün cerrahî olarak çıkarılması.

Hepatik: Ύπατικός (Îpatikôs). Karaciğere değgin.

Hepatiko-enterik: Ύπατικο-εντερικός (İpatikoederikôs). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Εντερο (Endero): (İnce) Barsak. Karaciğere ve barsağa birlikte ait olan.

Hepatikokoledokostomi: Ύπατικοχολιδοκοστομια (Îpatikoholidokostomia). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer-Χολή (Holî): Safra, öd- Δινω (Dino): Vermek [Χοληδοκος: Safra veren, safra gönderen kanal]- Στομα (Stoma): Ağız. Ductus Hepaticus ile Ductus Choledochus’un tremino-terminal (uç-uca) anastomozu (ağızlaştırılması).

Hepatit: Yπατίτις, υπατίτιδα (İpatîtis, ipatîtida). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Karaciğer iltihâbı, yangısı.

Hepatoloji: Υπατολογία (İpatologîa). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Karaciğerbilim.

Hepatoma: Ύπατομα (İpatoma). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Ωμα (Oma): Tümör, ur. Karaciğerin primer karsinomu, birincil karaciğer kanseri.

Hepatomegali: Ύπατομεγαλι (Îpatomegali). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Μεγαλος (Megalos): Büyük, ulu. Karaciğer büyümesi.

Hepatosiroz: Ύπατοκυρρωση (Îpatokirosi). Ύπαρ (Îpar): Karaciğer- Kυρρωση (Kirosi): Portakal renginde olan, koyu turuncu, esmer. Bir organın sertleşmesi. Özellikle karaciğerde oluşan ve fibrosis’le (lifleşme) sonuçlanan dejeneratif (bozunumsal) değişiklikleri ifâde etmek için kullanılan bir terim- Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Karaciğer sirozu. Hobnaıl Lıver.

Hermafroditizm: Ερμαφροδιτισμός (Εrmafroditismôs). Çift cinsiyetlilik. Bir varlıkta her iki dış cinsel (genital) organlarında bulunmasıyla karakterizedir. Yunan mitolojisindeki Hermes (Ερμης) ve Afrodit (Αφροδητη) adlı Olympos tanrı ve tanrıçasının isimlerinin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. Erselik. Genetik bir bozukluk.

Herpes: Ěρπης (Êrpis). ¨Ερπω (Êrpo): Sürünmek (kökùnden). Bir virüs grubu, virüs infeksiyonuna bağlı olarak meydana gelen veziküler kabarcıklar, uçuk. Örn. Herpes Simplex.

Herpetik: Ěρπητικός (Êrpitikôs). Herpes’e değgin.

Heterogami: Έτερογαμία (Êterogamîa). Ετερο (Etero): Farklı, başka- Γαμία (Gamîa): Eşlilik. Farklı eşlilik.

Heterojen: Eτερογενικός-ή-ό (Eterogenikôs). Ετερο (Etero): Farklı, başka- Γενής (Yenîs): Oluşlu. Farklı oluşlara sahip olan, farklı kökenden olan, kaynağı-menşei başka olan.

Heterokromi: Eτεροχρωμία (Eterokromi). Ετερο (Etero): Farklı, başka- Χρώμα (Hrôma): Renk. Farklı renklere sahip olan.

Heteroplasti: Ετεροπλαστια (Eteroplastia). Ετερο (Etero): Farklı, başka-Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek, şekillendirmek. Başka bir bireyden alınan gref kullanılarak gerçekleştirilen plastik operasyon.

Heterozigot: Eτερόζυγος-η-ο (Eterozigos). Ετερο (Etero): Farklı, başka- Zυγός (Zigôs): Sıra, boyunduruk, dizi, saf. Sperm ile Ovum’un birleşmesinden meydana gelen yapı, döllenmiş yumurta. Farklı diziden oluşan.

Hidragog: Υδραγογος (İdragogos). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Αγω (Ago): Yol göstermek, ön açmak, sevketmek, götùrmek. Gaitanın sulu bir şekil almasına neden olan pürgatif (temizleyici) ilâç.

Hidramnion: Υδραμνιον (İdramnion). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Αμνυον (Amnion): Cenini saran zar. Amnion sıvısının normalden fazla olması.

Hidrartroz: Υδραρθρωσις (İdrarthrosis). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Αρθρων (Arthron): Eklem, Mafsal- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Eklem boşluğunda sıvı toplanması durumu.

Hidrat: Υδρατη (İdrati). Su ile birleşmiş durumda olan.

Hidremi: Υδραιμια (İdremia). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Αιμα (Ema): Kan. Kandaki plazma hacminin, şekilli elementlerin hacmine oranla daha fazla olması. Gebeliğin geç evresinde doğal bir bulgudur.

Hidroa: Υδρωα (İdroa). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Ωον (Oon): Yumurta. Dermatitis Herpetiformis. Çocuklarda meydana gelen, vezikül veya bül teşekkülü ile kendini belli eden bir hastalık. Fotosansibilite (Işığa karşı hassasiyet) vardır.

Hidrobiyoloji: Υδροβιολογία (İdroviologîa). Υδορ (İdor) veya Υδρο (İdro): Su, sıvı- Βιος (Vios): Hayat- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Su varlıklarının yaşamını (Su hayatını) inceleyen bilim dalı.

Hidrofil: Yδρόφιλος-η-ο (İdrofilos). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Φιλία (Filîa): Sevgi, dostluk. Su sever, sıvı sever, sıvıcıl.

Hidrofili: Yδρόφιλία (İdrôfilîa). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Φιλία (Filîa): Sevgi, dostluk. Su severlik, sıvı severlik, sıvıcıllık.

Hidrofob: Yδροφοβικός-ή-ό (İdrofovikôs). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Φόβος (Fôvos): Korku. Su sevmez, su’dan kaçan, su’dan korkan. Hidrofil karşıtı.

Hidrofobi: Yδροφοβία (İdrofovîa). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Φόβος (Fôvos): Korku. Su korkusu, su sevmezlik, su’dan kaçma.

Hidrojen: Yδρογενής-ής-ές (İdrogenîs) veya Υδρογόνο (İdrogôno). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Γενης (Genis): Oluş, tekvin. Su oluşlu, su kökenli anlamında. Bir kimyevî element. H

Hidroklor: Ύδροχλώριον (Îdrohlorion). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Χλωριον (Hlorion): Yeşil-Sarı renkli anlamında, klor.

Hidroksil: Υδροξυλη (İdroksili). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Όξύς (Ôksîs): Asid. Bir Hidrojen atomu ile bir Oksijen atomunun birarada bulunduğu tek değerlikli kök, OH.

Hidroksit: Υδροξειδιον (İdroksidion). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Όξύς (Ôksîs): Asid.

Hidrolik: Yδραυλικός (İdravlikôs). Suya, mayie (sıvıya) mùteallik.

Hidroliz: Υδρολυσις (İdrolisis). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Λυσις (Lisis): Erime, çözünme, çökme. Su ilâve etmek suretiyle yapı bakımından daha basit elementlere ve maddelere dönüş(tür)me, erime.

Hidrometre: Ύδρόμετρον (Hidrômetron). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Μετρον (Metron): Ölçù, ölçùm. Suölçer, sıvıölçer. Sıvıların özgül ağırlıkklarının saptanmasında kullanılan bir aygıt.

Hidrometria: Υδρομητρα (İdromitra). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Μητρα (Mitra): Uterus, rahim, dölyatağı. Uterus içinde sıvı birikmesi

Hidronefroz: Υδρονεφροσις (İdronefrosis). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Νεφρα (Nefra): Böbrek-Ωσις (Osis): Durum, hâl. İdrarın dışarıya atılamaması nedeniyle, Pelvis Renalis’te (Böbrek Havuzu) birikmesi durumu. Tedâvi edilmezse böbrek atrofiye (büzüşme, küçülme, körelme) gider.

Hidroperikard: Υδροπερικαρδια (İdroperikardia). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Περικαρδια (Perikardia): Kalbi saran zar. Perikard boşluğunda iltihâb olmaksızın sıvı birikmesi. Böbrek ve Kalb yetmezliklerinde meydana gelir.

Hidroperikardit: Υδροπερικαρδειτις (İdroperikarditis). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Περικαρδια (Perikardia): Kalbi saran zar- Ειτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Perikard yaprakları arasına sıvı birikmesine bağlı olarak gelişen iltihâbî durum.

Hidroperiton: Υδροπεριτοναιον (İdroperitoneon). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Περιτόναιον (Peritôneon). Περι (Peri): Çevresinde-Tέντεινω (Têndino): Germek. Karın ve Pelvis (Leğen) boşluklarının içini döşeyen, aynı zamanda bu boşlukların içerisinde bulunan organların üzerini de örten ince seröz zar. Çevreger, gergeç. Karın zarı. Karınzarı boşluğunda sıvı birikmesi, ascites (Asit).

Hidropnömotoraks: Υδροπνευμοθορακας (İdropnevmothorakas). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Πνευμα (Pnevma): Hava, soluk, akciğer- Θορακας (Thorakas): Göğüs, göğüs boşluğu. Plevra boşluğuna sıvı sızması ile birlikte meydana gelen pnömotoraks olayı.

Hidrops: Υδροψια (İdropsia). Sıvı birikimi. Örn. Hydrops Fetalis (Ağır bir Erithroblastosis Fetalis durumu).

Hidrosalpinks: Υδροσαλπιγγας (İdrosalpigas). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Σαλπιγγας (Salpigas): Borazan, Tuba Uterina’ya verilen diğer isim. Tuba Uterina’ların (Fallop Tüpleri’inin) sıvı ile dolması.

Hidrosefali: Υδροκεφαλια (İdrokefalia). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Kέφαλος (Kêfalos): Kafa, baş. Kafaiçinde sıvı birikmesi. Konjenital bir bozukluk olarak kafaiçi sıvı dolaşımının gerçekleşmemesi sonucu sıvının birikmesi.

Hidrosel: Υδροκηλή (İdrokilî). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Kήλη (Kîli): Fıtık. Testislerin Tunica Vaginalis tabakasında seröz sıvı birikimi ile kendini gösteren bir hastalık.

Hidrosfer: Υδροσφαιρα (İdrosfera). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Σφαιρα (Sfera): Kùre. Sukùre.

Hidrostatik: Ύδροστατική (İdrostatiki). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Στασις (Stasis): Duruş, durma, vaziyet. Duran suya ilişkin.

Hidroterapi: Yδροθεραπεια (İdrotherapia). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Θεραπεια (Therapia): Tedavi. Su (sıvı) tedavisi.

Hidrotoraks: Υδροθορακας (İdrothorakas). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Θορακας (Thorakas): Göğüs, göğüs boşluğu. Plevra boşluğunda sıvı bulunması.

Hidroüreter: Ουροτηρία (Urotiria). Υδρο (İdro): Su, sıvı- Ουρον (Uron) veya Ούρα (Ûra): İdrar, sidik- Τηρω (Tiro): Tutmak, muhafaza etmek, gözetmek, riâyet etmek (İdrarı böbrekten mesâneye ileten boru). Üreterlerin aşırı miktarda idrarla dolarak genişlemesi.

Hidroz: Υδροσις (İdrosis). Υδρο (İdro): Su, sıvı-Ωσις (Osis): Hâl, durum bildiren sonek. Ter salgılanması.

Hifema: Υπαιμα (İpema). Υπό (İpô): Düşük, alt-Αιμα (Ema): Kan. Gözün ön kamarasında kan bulunması.

Higroma: Υγρομα (İgrôma). Ύγρός (İgrôs): Nemli, rutubetli- Ωμα (Oma): Tümör, ur. İçinde sıvı ihtiva eden kistik oluşum. Özellikle boyun bölgesinde görülür ve doğum esnasında mevcuttur.

Higrometre: Υγρομετρο (İgrometro). Υγρασια (İgrasia): Nem, rutubet- Μετρο (Metro): Ölçüm. Havadaki nem miktarını ölçen cihaz.

Higroskopik: Υγροσκοπικός (İgroskopikos). Υγρασια (İgrasia): Nem, rutubet- Σκευοπω (Skopevo): Bakmak, muâyene etmek. Nem çekici.

Hijyen: Υγεία (İgîa). Sağlık, âfiyet.

Ηijyenik: Yγιεινός (İgiinôs). Sağlıklı.

Himen: Υμένας (İmenas). Vajina’nın girişinde bulunan zarsı oluşum. Kızlık zarı, bekâret zarı.

Himenektomi: Υμένεκτομια (İmenektomia). Υμένας (İmênas): Kızlık zarı-Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Himen’in cerrahî olarak çıkarılması.

Himenoplasti: Υμενοπλαστία (İmenoplastîa). Υμένας (İmenas): Kızlık zarı- Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek, şekillendirmek. Kızlık zarının tamiri.

Himenotomi: Υμενοτομια (İmenotomia). Υμένας (İmenas): Kızlık zarı-Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. Himen’de insizyon yapılması.

Hiperaljezi: Υπεραλγια (İperalgia). Υπερ (İper): Yüksek-Αλγος (Algos): Ağrı. Ağrıya karşı aşırı duyarlı olma hâli.

Hiperasteni: Υπερασθενεια (İperasthenia). Υπερ (İper): Yüksek-Ασθενεια (Asthenia): Zaafiyet, hastalık. Aşırı zaafiyet (zayıflık).

Hiperbarik: Υπερβαρος (İpervaros). Υπερ (İper): Yüksek- Βαρος (Varos): Ağır. Normalden daha yüksek basınçta, ağırlıkta veya yoğunlukta olan.

Hiperelektrolitemi: Υπερηλεκτρολυταιμια (İperilektrolitemia). Υπερ (İper): Yüksek-Ηλεκτρολύτης (İlektrolîtis): Elektriği ileten madde-Αιμα (Ema): Kan. Dehidratasyon. Serumdaki sodyum ve klorür seviyeleri çok yükselir.

Hiperemez: Υπερεμεσις (İperemesis). Υπερ (İper): Yüksek-Εμεσις (Emesis): Kusma. Aşırı kusma. Örn. Hyperemesis Gravidarum (Şiddetli Gebelik Kusmaları).

Hiperemi: Υπεραιμια (İperemia). Yπερ (İper): Yüksek-Αιμα (Ema): Kan. Bir bölgede normalden fazla kan bulunması.

Hiperestezi: Υπεραισθησις (İperesthisis). Υπερ (İper): Yüksek- Αισθησις (Esthisis): His, duyu. Aşırı duyarlılık (duyu artışı) hâli.

Hiperfaji: Υπερφαγια (İperfagia). Υπερ (İper): Yüksek- Φαω (Fao): Yemek, yutmak. Fazla miktarda yemek yemek.

Hiperfosfatemi: Υπερφοσφαταιμια (İperfostafemi). Υπερ (İper): Yüksek-Φωσφόρος (Fosfôros): Işık taşıyıcı anlamında, bir kimyevî element-Aιμα (Ema): Kan. Kandaki fosfat seviyesinin yüksek olması.

Hiperglisemi: Υπεργλυκαιμια (İperglikemia). Υπερ (İper): Yüksek-Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli-Αιμα (Ema): Kan. Kan şekerinin yüksek olması.

Hiperhidroz: Υπερυδροσις (İperidrosis). Υπερ (İper): Yüksek-Υδρο (İdro): Su, sıvı- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Aşırı terleme.

Hiperkalemi: Υπερκαλαιμια (İperkalemia). Υπερ (İper): Yüksek- Καλλιον (Kalion): Daha iyi, evlâ, potasyum [Lâtince’ye Kallıum: Potasyum olarak geçmiştir]-Αιμα (Ema): Kan. Kan potasyum seviyesinin çok yüksek olması.

Hiperkapni: Υπερκαπνια (İperkapnia). Υπερ (İper): Yüksek- Καπνος (Kapnos): Tütün, duman. Kandaki CO2 miktarının normalden fazla olması.

Hiperkeratoz: Υπερκερατοσις (İperkeratosis). Υπερ (İper): Yüksek- Κέρας (Kêras): Boynuz-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Kornea’nın veya ciltteki boynuzsu tabakanın hipetrofisi (hacmî büyümesi).

Hiperkinezi: Υπερκινηση (İperkinisi). Υπερ (İper): Yüksek- Κινηση (Kinisi): Hareket. Aşırı hareket.

Hiperkloremi: Υπερχλοραιμια (İperhloremi). Υπερ (İper): Yüksek- Χλωρος (Hloros): Sarı-yeşil renkte olan, klor-Αιμα (Ema): Kan. Kanda fazla miktarda klorür ionu bulunması. Bir tür asidoz.

Hiperklorhidri: Υπερχλορυδρια (İperhloridria). Υπερ (İper): Yüksek-Χλωρος (Hloros): Sarı-Yeşil renkte olan, klor-Υδρο (İdro): Su. Mide özsuyunda normalden fazla hidroklorik asit bulunması.

Hiperkolesterolemi: Υπερχοληστηρολαιμια (İperholistirolemi). Υπερ (İper): Yüksek-

Xολη (Holi): Safra, öd- Στερεος (Stereos): Katı, sert-Αιμα (Ema): Kan. Kanda çok miktarda kolesterol bulunması.

Hiperkromik: Υπερχρος (İperhros). Υπερ (İper): Yüksek-Χρώμα (Hrôma): Renk. Aşırı derecede boya veya pigment içeren. Alyuvarlarda yüksek miktarda hemoglobin bulunması.

Hiperlipidemi: Υπερλίπαιμια (İperlîpemia). Υπερ (İper): Yüksek-Λίπος (Lîpos): İç yağı, don yağı-Αιμα (Ema): Kan. Kanda fazla miktarda yağ bulunması.

Hipermagnezemi: Υπερμαγνησαιμια (İpermagnisemia). Υπερ (İper): Yüksek-Μαγνήσιο (Magnîsio): Magnezyum-Αιμα (Ema): Kan. Kanda normalden fazla magnezyum bulunması.

Hipermetabolizm: Υπερμεταβολισμός (İpermetavolismôs). Υπερ (İper): Yüksek-Mεταβολή (Metavolî): Değiştirme, başkalaştırma. Metabolizmanın yùksek oluşu. Vücutta fazla miktarda ısı teşekkül etmesi. Thyreotoksikoz’un tipik bulgusudur.

Hipermetropia: Υπερμετροπια (İpermetropia). Υπερ (İper): Yüksek- Μετρο (Metro): Ölçü-Οψις (Opsis): görme. Yakını görememe şeklinde beliren görme kusuru. Işık huzmeleri, retina tabakasının üzerinde değil, arka kısmına isâbet eden bir yerde odaklanır.

Hipernatremi: Υπερνατραιμια (İpernatremia). Υπερ (İper): Yüksek- Νατριο (Natrio): Sodyum-Αιμα (Kan). Kanda fazla miktarda sodyum bulunması.

Hipernefroma: Υπερνεφρωμα (İpernefroma). Υπερ (İper): Yüksek-Νεφρα (Nefra): Böbrek-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Böbreklerde görülen malign (habis, kötü huylu) bir tümör. Grawitz Tümörü.

Hiperoksalüri: Υπεροξαλουρια (İperoksaluria). Υπερ (İper): Yüksek-Οξαλος (Oksalos): Kuzu kulağı- Ουρον (Uron): İdrar.

Hiperonikiya: Υπερονύχια (İperonîhia). Υπερ (İper): Yüksek- Νύχι (Nîhi) veya Ονυξ (Oniks): Tırnak. Tırnakların aşırı derecede uzaması durumu.

Hiperostoz: Υπεροστοσις (İperostosis). Υπερ (İper): Yüksek-Οστεον (Osteon): Eski Yunanca kemik- Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Bir kemik dokusundan köken alan ve tömoral bir büyüme gösteren oluşum, Eksostoz.

Hiperozmos: Υπεροσμοσις (İperosmosis). Yπερ (İper): Yüksek-Οσμος (Osmos): Geçiş, sevk- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Eşanlamlısı, Hipertoni. Bir diğerine oranla, daha fazla osmotik basınca sahip olan sıvının özelliği.

Hiperparatiroidizm: Υπερπαραθυροειδήσμός (İperparathiroidîsmôs). Υπερ (İper): Yüksek-Παρα (Para): Yanında, yakınında- θυροειδής (Thiroidîs): Kalkan biçiminde olan, kalkan bezi. Paratiroid bezlerinin aşırı faaliyeti neticesinde, kan kalsiyum seviyesinde aşırı derecede artış olması. Kemiklerde dekalsifikasyona (kalsiyumsuzlaşma) neden olabilir.

Hiperperistalsis: Υπερπερισταλσις (İperperistalsis). Υπερ (İper): Yüksek- Περι (Peri): Civarında, etrafında, çevresinde- Στελλω (Stelo): Göndermek, salmak. Peristaltik (Sağımsal) hareketlerin artması.

Hiperpiesis: Υπερπίεσις (İperpîesis). Υπερ (İper): Yüksek- Πίεσις (Pîesis): Basınç. Yùksek basınç.

Hiperpireksi: Υπερπυρεξια (İperpireksia). Υπερ (İper): Yüksek- Πύρ (Pîr): Ateş. Vücud ısısının 41-42 derecenin üzerinde olması, aşırı ateş.

Hiperplazi: Υπερπλασία (İperplasia). Υπερ (İper): Yüksek- Πλάσις (Plâsis): Teşkil, oluşum, yaradılış. Aşırı derecede hücre oluşumu, (sayısal büyüme).

Hiperpne: Υπερπνοει (İperpnoi). Υπερ (İper): Yüksek-πνέω (Pnêo): Soluk almak, teneffüs. Sür’atli ve derin soluk alma, nefes nefese kalma.

Hipersplenizm: Υπερσπληνισμος (İpersplinismos). Υπερ (İper): Yüksek-Σπλήν (Splîn): Dalak. Dalağın hemolitik (kan çözümsel) faaliyetlerinin artması.

Hiperteleorizm: Yπέρτελεορισμός (İpêrteleorismôs). Υπερ (İper): Yüksek-Tηλε (Tile): Uzak- Oριον (Orion): Sınır, hudut. Gözlerarası mesâfenin normalden fazla olması.

Ηipertermi: Yπέρθερμία (İpêrthermîa). Υπερ (İper): Yüksek-θερμότης (Thermôtis): Isı. Aşırı ısı, aşırı hararet. Vücut ısısının aşırı yükselmesi.

Hipertiroidizm: Υπερθυροειδήςμός (İperthiroidîsmôs). Υπερ (İper): Yüksek-Θυροειδής (Thiroidîs): Kalkan bezi. Tiroid bezi aktivitesinin yüksek olması, Tirotoksikoz.

Hipertoksik: Υπερτοξικος (İpertoksikos). Υπερ (İper): Yüksek-Τοξίνη (Toksîni): Zehir. Çok zehirli.

Hipertoni: Υπερτονια (İpertonia). Υπερ (İper): Yüksek-Τόνος (Tônos): Kuvvet, gerginlik. Kas tonusunun yüksek olması.

Ηipertrikoz: Υπερτριχοσις (İpertrihosis). Υπερ (Yüksek)-Τριχα (Triha): Kıl- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Aşırı kıllılık.

Hipertrofi: Yπερτροφία (İpertrofîa): Υπερ (İper): Yüksek-Τρεφω (Trefo): Beslemek. Dokuların hacim bakımından aşırı derecede ve doğal olmayan bir biçimde büyümesi, irileşmesi.

Hipnoterapi: Yπνοθεραπεία (İpnotherapîa). Yπνωσις, ύπνωση (ipnosis, ipnosi): Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrısı, İpnos’tan mülhem. Uyku. Kişinin telkin yöntemiyle uyutulması- Θεραπεια (Therapia): Tedavi. Uyku tedavisi.

Hipnotik: Yπνωτικός-ή-ό (İpnotikos). Yπνωσις, ύπνωση (ipnosis, ipnosi): Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrısı, İpnos’tan mülhem. Uyku. Uyku verici, uyutucu.

Ηipnotizm: Yπνωτισμός (İpnotismôs). Yπνωσις, ύπνωση (ipnosis, ipnosi): Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrısı, İpnos’tan mülhem. Uyku. Kişinin telkin yöntemiyle uyutulması eylemi.

Hipnoz: ‘Yπνωσις, ύπνωση (ipnosis, ipnosi). Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrısı, İpnos’tan mülhem. Uyku. Kişinin telkin yöntemiyle uyutulması.

Hipoderma: Yποδέρμιο (İpodêrmio). Υπό (İpô): Düşük, alt- Δερμα (Derma): Deri, cild. Alt deri, derialtı.

Hipoestezi: Υποαισθησις (İpoesthisis). Υπό (İpô): Düşük, alt-Αισθησις (Esthisis): His, duyu. Bir bölgeye ait duyarlılığın azalması.

Hipofarenks: Υποφαρυγγας (Hipofarigas). Yπό (İpô): Düşük, alt-φαρυγγας (Farigas): Yutak. Larenks’in (Gırtlak) alt ve arka kısmında yer alan farenks (yutak) bölümü.

Hipofiz: Yπόφυσις, Yπόφυση (İpôfisis, ipôfisi). Sümüksü özdek, Alt-türek, alt-cisim, cıvık beze, Beyin tükürük bezi.

Hipofizektomi: Υποφυσ υπόφυσις, υπόφυση (ipofisis, ipofisi): Sümüksü özdek, Alt-türek, alt-cisim, cıvık beze, Beyin tükürük bezi (İpôfisektomi). Yπόφυσις, Yπόφυση (İpόfisis, ipόfisi): Sümüksü özdek, Alt-türek, alt-cisim, cıvık beze, Beyin tükürük bezi- υπόφυσις, υπόφυση (ipofisis, ipofisi): Sümüksü özdek, Alt-türek, alt-cisim, cıvık beze, Beyin tükürük bezi. Ηipofiz bezinin cerrahî olarak çıkarılması.

Hipofosfatemi: Υπόφοσφαταιμια (İpôfosfatemia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Φωσφόρος (Fosfôros): Işık veren, ışık yayan, Kimyevî bir element-Αιμα (Ema): Kan. Kan fosfat seviyesinin düşük olması.

Hipogastrium: Yπόγαστριον (İpôgastrion). Υπό (İpô): Düşük, alt- Γαστηρ (Gastir): Karın, mide. Karın alt bölümü. Karınaltı dolayı, Altkarın.

Hipoglisemi: Υπογλυκαιμια (İpoglikemia). Υπό (İpô): Düşük, alt-Γλυκο (Gliko): Tatlı, şekerli-Αιμα (Ema): Kan. Kan şeker seviyesinin düşmesi.

Hipoglossus: Yπογλώσσιο (İpoğlôssio). Υπό (İpô): Düşük, alt- Γλωσσα (Ğlosa): Dil. Dilaltı. Örn. Nervus Hypoglossus (Dilaltı Siniri), 9. Kafa çifti.

Hipokloremi: Υποχλοραιμια (İpohloremia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Χλωρο (Hloro): Sarı-yeşil renkte olan, klor-Aιμα (Ema): Kan. Dolaşım kanında klorür miktarının azalması. Bir tür alkaloz.

Hipoklorhidri: Υποχλορυδρια (İpohloridria). Υπό (İpô): Düşük, alt- Χλωρο (Hloro): Sarı-yeşil renkte olan, klor-Yδρο (İdro): Su, sıvı. Mide özsuyundaki hidroklorik asid miktarının azalması.

Hipokondriak: Yποχονδριακός-ή-ό (İpohondriakôs). Hastalık hastası.

Hipokondriasis: Yποχονδρίασις, Yποχονδρίαση (İpokondriasi(s)). Hastalık hastasının hâli.

Hipokondrium: Υποχοντριον (İpohodrion). Υπό (İpô): Düşük, alt- χοντριον (Hodrion): Kıkırdak. Kaburga kemiklerinin alt tarafı (en son kaburga kemiğinin nihâyetlendiği yer), kıkırdakların altı anlamında. Geğrek.

Hipokromi: Υποχρομια (İpohromia). Υπό (İpô): Düşük, alt- χρωμα (Hroma): Renk, boya. Renk veya pigmentasyon bozukluğu, alyuvarlardaki hemoglobin miktarının azalması.

Hipoksemi: Υποξαιμια (İpôksemia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Οξυς (Oksis): Asid-Αιμα (Ema): Kan. Arter kanında bulunan oksijen miktarının azalması.

Hipoksi: Υποξια (İpôksia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Οξυς (Oksis): Asid. Dokulardaki Oksijen miktarının azalması.

Hipomani: Υπομανια (İpomania). Υπό (İpô): şük, alt- Μανία (Manîa): Azgınlık, çılgınlık, aşırılık. Bir mani türü.

Hipometabolizm: Υπομεταβολισμός (İpometavolisdmôs). Υπό (İpô): Düşük, alt- Mεταβολη (Metavoli): Değişim, dönüşüm. Vücutta normalin altında metabolik faaliyet olması, yeterli enerjinin üretilememesi.

Hiponatremi: Υπονατραιμια (İponatremia). Υπό (İpô): Düşük, alt- Nατριο (Natrio): Sodyum-Αιμα (Ema): Kan. Kan sodyum seviyesinin düşmesi.

Hipoparatiroidizm: Υποπαραθυροειδησμός (İpoparathiroidismôs). Υπό (İpô): Düşük, alt-παραθυροειδης (parathiroidis): Kalkanardı bezi. Paratiroid bezlerinin düşük faaliyet göstermesi ve buna bağlı olarak kan kalsiyum seviyesinin düşmesi.

Hipopiesis: Υποπίεσις (İpôpîesis). Υπο (İpô): Düşük, alt- Πίεσις (Pîesis): Basınç. Arter (Atardamar) basıncının düşmesi, hipotansiyon.

Hipoplazi: Υποπλασία (İpôplasîa). Υπο (İpô): Düşük, alt- Πλασσεω (Plaseo): Şekil vermek. Herhangi bir dokunun gelişiminin geri olması.

Hipoprotrombinemi: Υποπροθρομβιναιμια (İpôprotrombinemia). Υπο (İpô): Düşük, alt- Προ (Pro): Önce, öncesinde-Θρόμβος (Thromvos): Pıhtı-Αιμα (Ema): Kan. Kan protrombin seviyesinin düşük olması hâli. Pıhtılaşma gecikir.

Hipopyon: Υποπυον (İpôpion). Υπο (İpô): Düşük, alt- Πύον (Pîon): Cerahat, irin. Gözün ön kamarasında cerahat toplanması.

Hiposmi: Υποσμια (İpôsmia). Υπο (İpô): Düşük, alt- Όσμή (Ôsmî): Koku, rayiha, buğu. Koku duyusunun körelmesi.

Hipospadias: Υποσπαδιας (İpôspadias). Υπο (ipô): Düşük, alt-Σπεινω (Spino): Dışarıya akıtmak. Erkeklerde üretranın (sidik yolu), penis’in alt yüzeyine açılması şeklinde kendini gösteren konjenital (doğumsal) bir anomali.

Hipostaz: Υποστασις (İpôstasis). Υπό (İpô): Düşük. alt-Στάσις (Stâsis): Duruş, durma, vaziyet. Sediment, tortu, çökelti, altta kalan, alt kısımda yer alan, dolaşımın aksaması nedeniyle bir bölgeye kan toplanması.

Hipotalamik: Yποθαλαμικός-ή-ό (İpothalamikôs). Boztepe altına değgin.

Hipotalamus: Yποθάλαμος (İpothâlamos). Υπό (İpô): Düşük, alt- θάλαμος (Thâlamos): Oda, koðuş anlamında, boztepe. Beyin’de bir oluşum. Boztepe altı.

Hipotenar: İç aya budu. (hypothenar). Υποθεναρη (İpothenari). Υπό (İpô): Düşük-Θεναρι (Thenari): Aya. Avucun 4 ve 5. parmak seviyelerini içine alan bölümü. Alt avuç.

Hipotermi: Υποθερμια (İpôthermia). Υπό (İpô): Düşük-θερμότης (Thermôtis): Isı. Normal vücud ısısının altındaki ısı değerleri için kullanılan deyim.

Hipotetik: Yποθετικός (İpothetikos). Farazî, varsayıma değgin.

Hipotez: Yπόθεση (İpothesi). Υπό (İpô): Düşük, alt- θεση (Thesi): Tez, sav. Faraziyye, varsayım.

Hipotiroidizm: Υποθυροειδής (İpôthiroidîs). Υπό (İpô): Düşük-Θυροειδής (Thiroidîs): Kalkan bezi, tiroid. Dolaşımda bulunan tiroid hormonlarından birinin veya ikisinin normal seviyenin altında olduğunu belirten deyim.

Hipotoni: Υποτονια (İpôtonia). Υπό (İpô): Düşük-Τόνος (Tônos): Kuvvet, gerginlik, dirilik, ton. Kuvvet eksikliği, izotoni’nin (eşkuvvet) sağlanamaması.

Hipotonik: Υποτονος (İpôtonos). Υπό (İpô): Düşük-Tόνος (Tônos): Kuvvet, gerginlik, dirilik, ton. Osmotik basıncın düşük olması, izotonik değerin altında, kuvvet eksikliği olan.

Hipotrofi: Yποτροφία (İpotrofîa). Υπό (İpô): Düşük, aşaðı- Τροφή (Trofî): Besin, yem, gıda. Küçülme.

Hippokampus: Ιπποκαμπός (İpokampôs). Denizatı, deniz aygırı. Beyinde, yan karıncığın alt boynuzunda yer alan kıvrım.

Histerektomi: Υστερεκτομη (İsterektomi). Υστερα (İstera): Rahim, Uterus-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Uterus’un cerrahî olarak çıkarılması.

Histeri: Υστερία (İsterîa). Bir çeşit nevroz, kadınlarda görülür.

Ηisterik: Υστερικός (İsterikos).

Histerografi: Υστερογραφία (İsterografîa). Υστερο (İstero): Rahim, Uterus-Γραφω (Grafo): Yazmak. Uterus’un radyolojik olarak muayene edilmesi.

Histerosalpingektomia: Υστεροσαλπιγγεκτομη (İsterosalpigektomi). Υστερο (İstero): Rahim, uterus-Σαλπιγγας (Salpigas): Tuba Uterina, Rahim tüpleri-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Uterus ve her iki Tuba Uterina’nın cerrahî olarak çıkarılması.

Histerotomi: Υστεροτομη (İsterotomi). Υστερο (İstero): Rahim, uterus-Τομη (Tomi): Kesme, biçme, insizyon. Hamileliği sona erdirmek üzere uterus’ta yapılan insizyon. Bir tür sezaryen uygulamasıdır.

Histerotrahilorafi: Υστεροτράχηλοραφη (İsterotrâhilorafi). Υστερο (İstero): Rahim, uterus-Tράχηλος (Trâhilos): Boyun, ağız-Pαφή (Rafî): Dikiş. Yırtılmış durumdaki Cervix Uteri’nin (Rahim Ağzı, Uterus boynu) tamir edilmesi.

Histiositoz: Ιστοκυτοσις (Histokitosis). Iστος (istos): Doku-Κυτος (Kitos): Hücre, ambar-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Birçok dokuda granülomatöz (danevî) lezyonlarla karakterize bir hastalık. Hand-Schuller-Christian disease.

Histokimya: Ιστοχημεια (İstohimia). Ιστος (İstos): Doku- χημεια (Himia): Kimya. Doku kimyası. Dokukamık.

Histoliz: Ιστολυσις (İstolisis). Ιστος (İstos): Doku-Λυσις (Lisis): Erime, çözünme. Doku erimesi. Organik dokuların çözülüp dağılması.

Histoloji: Iστολογία (İstologîa). Ιστος (İstos): Doku- Λόγος (Lôgos). Dokubilim.

Histon: Ιστονη (İstoni). Genleri kontrol eden bir protein grubu.

Histoplazmoz: Ιστοπλασμωσις (İstoplasmosis). Ιστος (İstos): Doku- Πλασμα (Plasma): Varlık, yaratık, mahlûk- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Bir çeşit enfeksiyöz retiküloz. Retikülo-endotelial sistem tutulmuştur. Histoplasma Capsulatum adı verilen bir mantar sorumludur.

Homeomeri: Ομοιομερία (Omiomerîa). Ομοιος (Omios): Eş, benzer- Μέρος (Mêros): Kısım. Eş kısımlılık, eşparçalılık.

Homeopati: Oμοιοπαθητική (Omiopathitiki). Ομοιος (Omios): Eş, benzer. Παθεια (Pathia): Duygu, acı. Hemdertlik hâli. Benzer acı, benzer duygu anlamlarında. Kuvvetli ilâçların küçük dozlarda verilmesi suretiyle uygulanan tedâvi.

Homeopatik: Oμοιοπαθητικός (Omiopathitikôs). Ομοιος (Omios): Eş- Παθητικός (Pathitikôs). Müteessir, hüzünlü, duy(gu)sal. Hemdert, benzer duyguya, acıya, derde sahip olan.

Homojen: Oμογενής-ής-ές (Homoyenîs). Ομοιος (Omios): Eş-Γενετική (Yenetikî): Oluşlu, oluşla ilgili. Eşcinsli, eşoluşlu, eşkökenli, aynı cinsten olan.

Homolog: Oμόλογος-η-ο (Omôlogos). Ομοιος (Omios): Eş, aynı- Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelâm, mantık. Eş bilgili, eş sözlü, eş nitelikli.

Homosistinüri: Ομόκυστουρια (Omôkisturia). Ομοιος (Omios): Eş, aynı-Κυστης (Kistis): Kese, Mesâne-Ουρο (Uro): İdrar. İdrarda Homosistin (Sistin’e benzer ve kükürt ihtiva eden bir aminoasit) bulunması. Mental gelişimi engelleyen bir maddedir.

Homozigot: Oμόζυγος-η-ο (Omôzigos). Ομοιος (Omios): Eş, aynı- Zυγός (Zigôs). Sıra, boyunduruk, dizi, saf. Sperm ile Ovum’un birleşmesinden meydana gelen yapı, döllenmiş yumurta. Kromozom çiftlerinden birinin üzerinde, aynı yerde benzer genler taşıyanlar. Heterozigot’un karşıtı.

Hormon: Ορμόνη (Ormôni). Ορμω (Ormo): Saldırmak, hücum etmek. Boşaltım kanalları olmayan özel bezler tarafından yapılarak kan dolaşımına verilen ve diğer dokuların fonksiyonlarını denetleyen kimyevî madde.

Hormonoterapi: Ορμονοθεραπεια (Ormonotherapia). Ορμω (Ormo): Saldırmak, hücum etmek-Θεραπεια (Therapia): Tedavi. Hormon tedâvisi.

Hyalin: Yαλώδης (İalodis). Υαλος (İalos): Cam. Cam gibi olan, şeffaf. Bir doku türü.

Hyalit: Υαλειτις (İalitis). Υαλος (İalos): Cam –Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Gözde bulunan Humor Vitreus’un veya çevresindeki zarın iltihâbı.

Hyaloid: Υαλοειδη (İaloidi). Υαλος (İalos): Cam- Ειδος (İdos): Biçim, şekil, suret, nevi, cins. Hyalin’e benzeyen. Örn. Hyaloid Membran (Humor Vitreus’u çevreleyen zar).

Hydatid: Υδατιδη (İdatidi). Su dolu vezikül anlamında. Köpeklerde bulunan Echinococcus adlı parazitin larvaları (kurtçukları) tarafından meydana getirilen bir kist.

Hyoid: Υοειδη (İoidi). “Y” şeklinde olan. Dil kökünde yer alan “Y” harfi biçimindeki kemik.

-İ-

İatrojenik: Ιατρογενικος (İatroyenikos). Ιατρική (İatrikî): Tabâbet, Tıp-Γενέτική (Yenêtikî): Oluşsal, tekvine deðgin. Tıbbî olarak, tıpoluşsal, tıbbî nedenlere baðlı olarak gelişen.

İd: Îδιος (İdios). Bizzat kendisi, Kendi. İlkel (hayvânî-içgüdüsel-instinctive / kışkırtıcı) kişilik.

İdiopati: Ίδιοπαθεια (İdipathia). Ίδιος (İdios): Bizzat kendisi, kendi-Παθος (Pathos): Hastalık, araz, musibet, duyu, his, acı. Kaynağı bilinmeyen, kendiliğinden ortaya çıkan hastalık durumu.

İdiopatik: Iδιοπαθικός-ή-ό. (İdiopathikôs). Kendiliğinden ortaya çıkan hastalıkla ilgili.

İdiosenkrazi: Ίδιοσυνκρασις (Îdiosinkrasis). Ίδιος (Îdios): Kendi- Συνκρασις (Sinkrasis): Birbirine karıştırmak. Bazı ilâçlara ya da proteinlere karşı, bunlar zerkedildiği, yenildiği veya bunlarla temâs edildiği zaman ortaya çıkan reaksiyon.

İdiot: Iδιώτης (İdiôtis). En geri zekâ düzeylerinden birinde olan.

İhtiyoz: Ίχθυοσις (Îhthiosis). Ίχθύς (İhthîs): Eski Yunanca balık-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Cildin pul, pul ve kuru oluşuyla kendini gösteren konjenital (doğumsal) bir durum. Balık derisi, Kseroderma.

İkter: ĺκτερος (Îkteros). Sarılık.

İonosfer: Iονόσφαιρα (İonôsfera). İyonküre.

İridektomi: Ιριδεκτομια (İridektomia). Ιρις (İris): Gözün bir bölümü, yaygır-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. İris’e ait bir bölümün çıkarılması.

İridodializ: Ιριδοδιαλυσις (İridodialisis). Ιρις (İris): Gözde bir oluşum-Διαλυσις (Dialisis): Ayrılma. İris’in, çevresindeki yapışıklıklardan ayrılması.

İridopleji: Ιριδοπληγια (İridopligia). Ιρις (İris): Gözde bir oluşum-Πληγια (Pligia): Darbe. İris felci.

İridoptosis: Ιριδοπτοσις (İridoptosis). İris’in sarkması, dışarı fırlaması, düşmesi. İridosel.

İridosel: Ιριδοκήλη (İridokîli). Ιρις (İris): Gözküresindeki orta tabakanın ön kısımdaki altıda birlik bölümü meydana getiren dairevî zar. Orta bölümünde papilla (göz bebeği) adı verilen delik mevcuttur. Yaygır- Kήλη (Kîli): Fıtık. Cornea’daki bir yaradan İris’in dışarıya doğru taşması, İridoptosis.

İridosiklit: Ιριδοκυκλειτις (İridokiklitis). Ιρις (İris): Gözde bir oluşum-κυκλος (kiklos): daire, çember-ειτις (itis): İltihâbî durum. İris ve Corpus Ciliare’nin (Kirpikli Cisim) birlikte iltihâbı.

İridotomi: Ιριδοτομια (İridotomia). Ιρις (İris): Gözde bir oluşum-Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. İris üzerinde gerçekleştirilen insizyon.

İris: Iρις (İris). Gözde bir oluşum. Yaygır. Gözküresindeki orta tabakanın ön kısımdaki altıda birlik bölümü meydana getiren dairevî zar. Orta bölümünde papilla (göz bebeği) adı verilen delik mevcuttur. Yunan mitolojisinde, tanrılar ve tanrıçalar arasında haber taşıyan bir varlık, ulak, müjdecinin isminden mülhem, gökleri sürekli kateden anlamında. Lâtince’de “Arcus pluvius-gökkuşağı” (Alâim-i Semâ) anlamında kullanılmıştır.

İritis: Ιρειτις (İritis). Ιρις (İris): Gözde bir oluşum (Yunan mitolojisinde, ilâhlar ve ilâheler arasında haber taşıyan varlığın isminden mùlhem)-ειτις (İtis): İltihâbî durum. İris iltihâbı.

İskelet: Σκελετος (Skeletos). Kakıt, kemikçatı, kerkenek.

İskemia: Ισχαιμια (İshemia). Ισχει (İshi): Eski Yun. Denetim, murâkabe-Αιμα (Ema): Kan. Kan akımının yetersiz kalması.

İschiadicus: Ισχίο (İshîo). Kalça, Oturak (Oturga) kemiği. Oturga kemiğine değgin.

İshialji: Ίσχιαλγια (Îshialgia). Ίσχίον (İshîon): Kalça-Αλγος (Algos): Ağrı. Kalça ağrısı.

İshium: Iσχίο (İshio). Kalça. Oturak (Oturga) kemiği. Kalça, kalça kemiklerinden biri.

İsthmus: Ισθμός (İsthmôs). Kıstak, boğaz, berzah. Örn. Isthmus Aortae (Aort kıstaðı).

İyon: Ιον (İon). Elektroliz sırasında anod veya katoda doğru giden elektrik yüklü atom.

İyot: Ίώδιον (Îôdion). Eflâtun-leylak renkli. Bir kimyevî element. Simgesi I.

İzotoni: Ισoτονια (İsotonia). Ισο (İso): Eş, Eşit, denk-Τόνος (Tônos): Kuvvet, gerginlik, dirilik, ton. Eş gerginlik. Bir çözeltinin osmotik basıncının, kanın osmotik basıncına eşit olması.

İzotonik: Ισοτονος (İsotonos). Iσo (İso): Eş, Eşit, denk- Tόνος (Tônos): Kuvvet, dirilik, gerginlik, ton. Osmotik basıncı, kanın osmotik basıncına eşit olan çözelti. Sudaki %0.9’luk tuz çözeltisi, SF (Serum Fizyolojik).

İzotropi: Iσοτροπία (İsotropîa). Iσo (İso): Eş, Eşit, denk-Τροπή (Tropî): Çevirme, döndùrme, geri dönme, devirme. Eşdönùm.

-J-

Jinekografi: Γυναικογραφια (Yinekografia). Γυναικα (Yineka): Kadın-Γραφω (Grafo): Yazmak. Pnömoperitoneum’dan sonra kadın iç jenital (cinsî) organlarının radyolojik (ışınsal) olarak incelenmesi.

Jinekoloji: Γυναικολογία (Yinekologîa). Γυνή (Yini): Dişi veya Γυναικα (Yineka): Kadın- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Kadın hastalıkları bilimi.

Jinekolojik: Γυναικολογικός-ή-ό (Yinekologikôs). Γυναικα (Yineka): Kadın- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Kadın hastalıklarıyla ilgili olan.

Jinekomasti: Γυναικομαστια (Yinekomastia). Γυναικα (Yineka): Kadın- Μαστος (Mastos): Meme. Erkeklerde meme bezlerinin büyümesi.

Jirektomi: Γυρεκτομια (Yirektomia). Γυρος (Yiros): Daire, döngü, dönme-Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Beyinde bulunan gyrus bölgesinin cerrahî olarak çıkarılması.

-K-

Kafa: Kεφαλή (Kefalî) veya κέφαλος (Kêfalos).

Kakofoni: Kακοφωνία (Kakofonîa). Kötü ses, kulak tırmalayıcı, kalitesiz ses.

Kaliks: Καλυξ (Kaliks). Fincan, kadeh. Böbrek pelvisinin fincan-kadeh şeklindeki uzantıları. Böbrek medullasına ait piramitler bu kısımlara doğru çıkıntı teşkil ederler.

Kantarid: Κάνθαρoιδή (Kantharidî). Kάνθαρος (Kântharos): Bir bitki ve böcek türü (Spanish Beetle-İspanyol boynuz kanatlısı). Bu böcekten elde edilen tahriş edici (irritant) bir madde.

Kantaron: Kάνθαρος (Kântharos). Bir bitki ve böcek türü (Spanish Beetle). Bir rivâyete göre, Herakles’in (İraklis, Herkül) ayağında çıkan bir yaranın iyileştirilmesi için bu bitki kullanılmıştır. Kentavrion olarak da adlandırılır. Arapça’ya da, Haşişe’t-ül Kantaryon olarak geçmiştir.

Karakter: Xαρακτήρας (Haraktîras). Karakter, ıra.

Karakteroloji: Xαρακτηρολογία (Haraktiriologia). Xαρακτήρας (Haraktîras): Karakter, ıra- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Karakterbilim.

Karditis: Kαρδειτις (Karditis). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Kalbin iltihâbî hastalığı.

Kardiya: Kαρδιά (Kardiâ). Kalb, Yürek, Dalaz, Süldürmen.

Kardiyak: Καρδιακος (Kardiakos). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek. Kalbe ait, kalbe değgin.

Kardiyalji: Kαρδιαλγία (Kardialgîa). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Aλγος (Algos): Aðrı. Kalp ağrısı.

Kardiyofon: Καρδιοφωνος (Kardiofonos). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Φωνή (Fonî): Ses. Hastanın göğüs kafesine yapıştırılan dinleme amaçlı bir mikrofon. ÇKS (Çocuk-Fötüs Kalb Sesleri) de bununla dinlenebilir.

Kardiyofoni: Καρδιοφωνια (Kardiofonia). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Φωνή (Fonî): Ses. Hastanın göğüs kafesine yapıştırılan hassas bir mikrofon aracılığıyla kalp seslerine ait işitilebilir ve görülebilir sinyallerin alınması.

Kardiyografi: Καρδιογραφία (Kardiografîa). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Γραφω (Grafo): Yazmak. Kalb vurumlarını, gücünü ve şeklini kaydetme.

Kardiyojenik: Καρδιογενικος (Kardioyenikos). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Kalb menşeli, kalp kökenli.

Kardiyoloji: Kαρδιολογία (Kardiologîa). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Kalbbilim.

Kardiyolog: Kαρδιολόγος (Kardiolôgos). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantık. Kalbbilimci.

Kardiomegali: Καρδιομεγαλια (Kardiomegalia): Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Μεγαλώνω (Megalôno): Bùyùmek. Kalp büyümesi.

Kardiyomyopati : Kαρδιομυοπάθεια (Kardiomiopathia). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Μΰς (Mis): Kas, adale- Παθος (Pathos): Hastalık, dert, ısdırab, his, duygu, duyu Kalb kasında yapılan kesi. Kalp kasının akut (ânî), subakut veya kronik (müzmin) hastalığı. Çoğu zaman endokardial (kalpiçi) veya perikardial (kalp çevresi) patolojik durumlarla birlikte görülür.

Kardiyomyotomi: Καρδιομυοτομια (Kardiomiotomia). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Μΰς (Mîs): Kas, adale- Toμη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. Heller Ameliyatı olarak da bilinir.

Kardiyopati: Καρδιοπάθεια (Kardiopâthia). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Παθος (Pathos): Hastalık, dert, ısdırab, his, duygu, duyu. Kalb hastalığı.

Kardiyoplasti: Καρδιοπλαστια (Kardioplastia). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Πλασσεω (Plaseo): Şekillendirmek, şekil vermek. Kardia sfinkteri (Oesafagus-Mide bileşkesinde) üzerinde yapılan şekillendirme operasyonu.

Kardiyorafi: Καρδιοραφει (Kardiorafi). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek-Ραφή (Rafî): Dikiş. Kalp cidarının dikilmesi.

Kardiyoskop: Καρδιοσκοπος (Kardioskopos). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Σκοπευω (Skopevo): Muâyene etmek, bakmak, gözlemek. Kalbin içini muâyene etmek için kullanılan âlet.

Kardiyoskopi: Kαρδιοσκοπία (Kardioskopîa). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek-Σκοπευω (Skopevo): Muâyene etmek, bakmak, gözlemek. Kalbin içini muâyene etmek.

Kardiyospazm: Καρδιοσπασμος (Kardiospasmos). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Σπασμός (Spasmôs). Konvülsiyon şeklindeki istemdışı kas hareketleri; büzülme-kasılma. Oesofagus ile Mide arasında bulunan Kardia sfinkterinin spazmı, kasılması. Böylece gıdalar oesafagus’ta birikirler.

Kardiyotorasik: Καρδιοθορακικός (Kardiothorakikôs). Kαρδιά (Kardiâ): Kalb, yùrek- Θορακας (Torakas): Göğüs Kafesi, göðùs bölùmù. Kalbe ve göğüs boşluğuna ait olan, her ikisini de ilgilendiren.

Karfoloji: Καρφολογια (Karfologia). Καρφος (Karfos): Yonga, çentik- Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelâm, mantık. Yaygın veya ateşli delirium hâllerinde görülen istem dışı hareketler. Hasta yatak örtülerini sıkarak kırıştırır.

Karotis: Kαρωτίς (Karotîs). Kαρα (Kara): Baş, kafa. Genellikle, Sarmısak, havuç gibi başları olan bitkiler için kullanılır. Başlı anlamında veya ‘Καρω’ (Karo): Uykuya dalmak, derine dalmak, derin uykuya dalmak. Arteria Carotis: Şahdamar. A. Carotis Communis (Ortak Şahdamar), A. Carotis İnterna (Şahdamarlar’ın Kafaiçi bölümleri), A. Carotis Externa (Şahdamarlar’ın kafadışı bölümleri).

Karpometakarpal: Καρπομετακαρπαλις (Karpometakarpalis). Καρπος (Karpos): El Bileði-Μετακαρπος (Metakarpos): El taraðı. Karpal (El bileði) ve metakarpal (El taraðı) kemiklere, bunların aralarındaki eklemlere ve bağlara ait olan. Örn. Karpometakarpal Kapsül.

Karpopedal: Kαρποποδική (Karpopodikî). Καρπος (Karpos): El Bileði- Ποδι (Podi): Ayak. Ellere ve ayaklara ait olan, her ikisini de ilgilendiren.

Karpus: Καρπος (Karpos). El bileği.

Karsinojen: Καρκινογονος (Karkinogonos): Karkinos: Yengeç- Gonos: Oluşum, oluş. Kanser meydana getirici.

Karsinojenez: Καρκινογενεσις (Karkinoyenesis). Kαρκίνος (Karkînos): Yengeç, Kanser- Γενέσις (Yenêsis): Tekvin, oluş. Kanserin oluşumu, oluşum süreci.

Karsinoma: Kαρκίνωμα (Karkînoma). Kαρκίνος (Karkînos): Yengeç, Kanser. Epitel veya Bez dokusundan türeyen habis tümöral kitle.

Karsinomatoz: Καρκινοματωσις (Karkinomatosis). Kαρκίνος (Karkînos): Yengeç, kanser. Latince’ye ‘Cancer’ (Kanser) olarak geçmiştir-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Kanserin bütün vücuda yayılması durumu.

Kaşeksi: Καχεξία (Kaheksîa). Κακος (Kakos): Kötü, fenâ. Ηξεις (İksis): Hâl, durum. Genel durumun bozukluğunu, kötü beslenmeyi ve yapı bozukluğunu ifâde eden bir deyim, ileri derecede zayıflama. Bu durumun belirtileri. Soluk ve sağlıksız bir cilt görünümü, gözlerin ferini (parlaklığını) yitirmesi: Kaşektik görünüm.

Kaşektik: Καχεκτικός (Kahektikôs). Kaşeksi’ye değgin, kaşeksiyle ilgili.

Katabolizma: Kαταβολισμός (Katavolismôs). Kατά (Katâ): Aleyhinde, göre, tarafa- Βολεύω (Volevo): Yerli yerine koymak, tesviye etmek, halletmek, idâre etmek. Yaşayan organizmalarda gıda yoluyla alınan kompleks (karmaşık) yapıdaki bileşimlerin, enerji meydana getirerek daha basit maddelere dönüşmesi. Bu enerji anabolizma olayları için kullanılır.

Katalepsi: Kατάληψη (Katâlipsi). Hareketsiz kalma durumu.

Katalitik: Kαταλυτικός-ή-ό (Katalitikôs). Katalize değgin.

Kataliz: Kατάλυση (Katâlisi). Ortamda bir katalizörün (çözücü) bulunduğu durumlarda, kimyevî olayların meydana gelme hızının artması.

Katapleksi: Καταπλεıξις (Katapliksis). Şaşkınlık, hayret. Korku veya zihnî bir şaşkınlık nedeniyle meydana gelen kas katılığı. Şuur açıktır.

Katar: Καταρροί (Katarî). Aşağı doğru akmak. Bir müköz zarın iltihâplanarak devamlı biçimde mukus akımına sebep olması. Örn. Kataral Nezle.

Katarakt: Kαταράκτης (Katarâktis). Göz merceğinde veya kapsülünde meydana gelen donukluk. Aksu.

Katarsis: Kαθαρσις (Katharsis). Felsefe ter. Arınma, yıkanma. Aristoteles öğretisinde, Açma ve korku duygularının uyandırılması yoluyla heyecanların boşaltılması.

Katartik: Kαθαρτίκός (Kathartîkôs). Aristoteles’te sanatın boşaltıcı etkisi.

Katastrofi: Καταστροφή (Katastrofî). Tahrib, mahv, felâket.

Katastrofik: Kαταστροφικός-ή-ό (Katastrofikôs). Mahvedici, tahrib edici, felâket getirici.

Katatoni: Kατατονία (Katatonîa). Kατά (Katâ): Göre, tarafa, aleyhinde- Tόνος (Tônos): Kuvvet, dirilik, gerginlik, ton. Doðal duruma direnen anlamında, bir tùr psikiyatrik bozukluk.

Kateter: Kατατηρητής (Katatiritîs). Kατά (Katâ): Göre, tarafa, aleyhinde-τηρητής (Tritîs): Muhafaza eden, gözeten. Kαθιεναι (Kathiene): İçeriye ve aşağı doğru sevketmek anlamında. Çeşitli çap ve uzunlukta içi boş tüp. Sert veya yumuşak kauçuktan, camdan ya da plastikten imâl edilir. Organizmanın boşluklarına gaz veya sıvı göndermek ya da bu boşlukları muhteviyâtını tahliye etmek (boşaltmak) için kullanılır.

Katus: Κανθος (Kanthos): Gözün köşesi. Gözkapaklarının birleştiği yerde meydana gelen açı. İç tarafa doğru olana, “Nasal Katus” (Burnî katus), dış tarafa doğru olana, “Temporal Katus” (Şakakî Katus) adı verilir.

Kefalopoda: Κεφαλοποδα (Kefalopoda). Κέφαλος (Kêfalos): Kafa, baş-Ποδι (Podi): Ayak. Kafadancaklılar.

Keloid: Κελοειδι (Keloidi). Κελλια (Kelia): Hücre, dar alan-Ειδος (İdos): Şekil, biçim, suret, nevi, cins. Aşırı derecede gelişmiş nedbe dokusu.

Kerata: Kέρατας (Kêratas). Boynuz. Anlam genişlemesiyle Türkçe’de, ayakkabı çekeceği, karısı tarafından aldatılan erkek ve yaramaz çocuk mânâlarını da yüklenmiştir.

Keratektomi: Κερατεκτομη (Keratektomi). Κερατας (Keratas): Boynuz-εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Cornea’nın (Boynuzsu yapı) bir bölümünün cerrahî olarak çıkarılması.

Keratin: Kερατίνη (Keratîni). Bütün boynuzsu dokularda bulunan bir çeşit protein.

Keratit: Κερατειτις (Keratitis). Κερατας (Keratas): Boynuz- Eιτις (İtis): İltihâbîdurum bildiren sonek. Cornea’nın iltihâbı.

Keratofaki: Κερατοφακια (Keratofakia). Κερατας (Keratas): Boynuz-Φακός (Fakôs): Mercek. Hipermetropia’nın cerrahî tedavisi.

Kerato-iritis: Κερατο-ιριτεις (Kerato-İritis). Κερατας (Keratas): Boynuz- Ιρις (İris): Gözùn bir bölùmù (Yunan Mitolojisi’nde ilâhlar arasιnda haber taşιyan bir varlığın isminden mùlhem)-Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Cornea ve İris’in birlikte iltihâbı.

Keratokonüs: Κερατοκονος (Keratokonos). Κερατας (Keratas): Boynuz-Κονος (Konos): Koni. Genellikle iltihâbî bir nitelik taşımayan bir kalınlaşma sonucu, Cornea’da meydana gelen koni şeklindeki çıkıntı.

Keratoliz: Κερατολυσις (Keratolisis). Κερατας (Keratas): Boynuz-Λυσις (Lisis): Erime, Çökme, çözülme. Epidermis’in (Üstderi) dökülmesi.

Keratom: Κερατομος (Keratomos). Κερατας (Keratas): Boynuz-Τομη (Tomi): Kesme, kesi, insizyon. Cornea operasyonlarında kullanılan bir çeşit kesici âlet.

Keratoma: Κερατωμα (Keratoma). Κερατας (Keratas): Boynuz- Ωμα (Oma): Tùmör, ur. Boynuzsu dokunun aşırı çoğalması, boynuzsu dokudan kaynaklanan tümör.

Keratomalaki: Κερατομαλακι (Keratomalaki). Κερατας (Keratas): Boynuz-Μαλακο (Malako): Yumuşak. Cornea’nın yumuşaması. Genellikle A vitamini eksikliğine bağlı olarak gelişir.

Keratomilevsis: Κερατομιλευσις (Keratomilevsis). Kερατας (Keratas): Boynuz-Μιλευω (Milevo): Oymak. Myopi’nin cerrahî olarak tedavi edilmesi.

Keratopati: Κερατοπαθεια (Keratopathia). Κερατας (Keratas): Boynuz-Παθος (Pathos): Hastalık, illet, âraz, duyu, his. Cornea’ya ait herhangi bir hastalık.

Keratoplasti: Κερατοπλαστία (Keratoplastîa). Κερατας (Keratas): Boynuz- Πλασσεω (Plaseo): Şekil / Biçim vermek. Gözün öndeki en dış tabakasını oluşturan, konveks (dışbükey) yapıdaki şeffaf zar (Kornea)nın plastik operasyonu. Corneoplasty.

Keratoz: Kεράτωση (Kerâtosi). Κερατας (Keratas): Boynuz- Ωσις (Osis): Durum, hâl. Derideki boynuzsu tabakanın kalınlaşması. Hiperkeratoz olarak da bilinir.

Kerion: Κερι (Keri). Κερι (Keri): Balmumu, mum. Kafa derisinde mantar enfeksiyonuna bağlı iltihâbî bir durum.

Kiazma: Χιασμα (Hiasma). Çapraz. Örn. Chiasma Opticum (Görme çaprazı). Her iki retinadan çıkan optik liflerin, orta çizgide karşıt tarafın Tractus Opticus’u (Görme yolu) ile birleşmek üzere çaprazlaşmaları, birbiri üzerinden geçmeleri.

Kifoz: Κυφός (Kifôs). Kambur, hörgüç. Thoraks (Göğüs) ve Sacrum (Kuyruksokumu) bölgelerinde omurganın ileri derecede dışa doğru kavisli oluşu, kamburluk.

Kili: Xυλος (Hilos). Özsu, usâre. İntestinum Grelum’dan (İnce Barsaklar), lenf akımı aracılığıyla kan dolaşımına geçen sindirilmiş yağ.

Kilonişya: Κοιλονυκια (Kilonikia). Κοιλος (Kilos): İçi boş-Ονυξ (Oniks) veya Nύχι (Nîhi): Tırnak. Demir eksikliğine bağlı anemilerde (kansızlıklarda) karakteristik bir bulgu. Kaşık tırnak.

Kilus: Χιλος (Hilos). Akkan içeriği. Sütsük, sinmik, sorumuk. Barsak akkanı.

Kimograf: Κύμογραφος (Kîmografos). Κύμα (Kîma): Dalga-Γραφω (Grafo): Yazmak. Hareketlerin kaydedilmesini sağlayan bir cihaz. Fizyolojik deneylerde kullanılır.

Kimus: Χυμός (Himôs). Özsu, usâre. Mide sindirim materyeli, bulamacı.

Kimya: Xημεία (Himîa). Bir bilim dalı. Eski dönemlerde gizli güç taşıdığına inanılan nesne.

Kinematik: Kινηματική (Kinimatikî). Devinimin kütle ve kuvvet ile ilişkisiz irdelemesi.

Kinetik: Kινητική (Kinitikî). Hareketli, harekete değgin.

Kinesis: Kίνηση (Kinisi). Hareket.

Kinestezi: Κίναιςθεσις (Kinesthesis). Κίνηση (Kinisi): Hareket-Αισθεσις (Esthesis): Duyu, his. Devinduyum.

Kinezyoloji: Κίνησιολογία (Kînisiologîa). Κίνηση (Kînisi): Hareket-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm, mantιk. Hareketbilim.

Kinosefal: Kίνοκέφαλος (Kînokêfalos). Κίνω (Kîno): Sallamak, hareket ettirmek, kımıldatmak-Κέφαλος (Kêfalos): Kafa, baş. Hareketli kafa.

Kist: Kύστις (Kîstis). Kese. İçinde sıvı ya da yarı-katı maddelerin bulunduğu membranöz cidarlı kese. Örn. Chocolate Cyst (Çukulata kisti), Dermoide Cyst.

Kistadenoma: Κυσταδηνωμα (Kistadinoma). Kυστις (Kistis): Kese- Αδην (Adin): Bez, gudde- Ωμα (Oma): Tümör, ur. Bez dokusunda görülen iyi huylu (selim, benign) kistik bir büyüme; kadınlarda, memelerde sık görülür.

Kistektomi: Κυστεκτομη (Kistektomi). Kυστις (Kistis): Kese- Τομη (Tomi): Kesi, kesit, insizyon. İdrar kesesinin kısmen ya da tamamen çıkarılması. Bu durumda üreterlerin biri veya her ikisi, barsağa ve derialtına ağızlaştırılır.

Kistiserkos: Κυστηκερκοσις (Kistikerkosis): Kυστις (Kistis): Kese- Kερκος (Kerkos): Kuyruk veya Κέρκις (Kêrkis): Mekik. Barsak şeritlerinin (taenia) larva (kurtçuk) şekli.

Kistiserkoz: Kύστηκερκοσις (Kîstikerkosis). Kυστις (Kistis): Kese- Kερκος (Kerkos): Kuyruk veya Κέρκις (Kêrkis): Mekik-Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Kistiserkos enfeksiyonu.

Klamidya: Xλαμύς (Hlamîs). Bir tür mikroorganizma.

Kleptoman: Kλεπτομανής (Kleptomanîs). Kλέβω (Klêvo): Çalmak- Mανία (Manîa): Azgınlık, aşırılık, çılgınlık. Hırsızlık hastası.

Kleptomani: Kλεπτομανία (Kleptomanîa). Kλέβω (Klêvo): Çalmak- Mανία (Manîa): Azgınlık, aşırılık, çılgınlık. Hırsızlık hastalığı, bir tür nevroz.

Klimakterium: Κλιμακτερη (Klimakteri). Merdiven basamağı. Kadınlarda menopoz döneminde üreme yeteneği ortadan kalkar, menstrüasyon (aylık döngü, âdet görme) kesilir. Bütün bu hâle Klimakterium adı verilir.

Klinik: Κληνη (Klini). Yatak. Yataklı. Hastaların pratik tedavilerinin ve bakımlarının yapıldığı yer / yapılması.

Klisis: Κλυσυς (Klisis). Lavman yoluyla temizleme, yıkama. Örn. Hypodermoklisis. Ciltaltının yıkanması, Proktoklisis (Rektal yıkama).

Klitoridektomi: Κλειτοριδεκτομη (Klitoridektomi). Κλειτορις (Klitoris): Labia Minor’ların (Küçük dudaklar) birleşme yerinin önünde ve mons pubis’in (edep tepesi, pubis tepesi) hemen altında bulunan küçük, erektil (dikleşme özelliği bulunan) bir organ, Bızır, buzur, dılak. Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak kesip çıkarmak. Klitoris’in cerrahî olarak çıkarılması.

Klitoriditis: Κλειτοριδειτις (Klitoriditis). Κλειτορις (Klitoris). Labia Minor’ların (Küçük dudaklar) birleşme yerinin önünde ve mons pubis’in (edep tepesi, pubis tepesi) hemen altında bulunan küçük, erektil (dikleşme özelliği bulunan) bir organ, bızır, dılak. Erkekteki penis’in muadilidir- Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Klitoris iltihabı.

Klitoris: Κλειτορις (Klitoris). Labia Minor’ların (Küçük dudaklar) birleşme yerinin önünde ve mons pubis’in (edep tepesi, pubis tepesi) hemen altında bulunan küçük, erektil (dikleşme özelliği bulunan) bir organ, bızır, dılak. Erkekteki penis’in muadilidir.

Klonus: Κλονος (Klonos). Sert. Kasların seri hâlde kasılıp gevşemeleri. Tonus’un zıddı. Anti-tonik kasılma da denir.

Klor: Xλώριο (Hlôrio). Yeşilimsi sarı anlamında. Bir kimyevî element. Cl.

Klorofil: Xλωροφύλλη (Hlorofîli). Xλωρος (Hloros): Yeşilimsi sarı- Φύλλο (Filo): Yaprak. Bitkilerde fotosentez olayının gerçekleşmesini sağlayan yeşil-sarı madde.

Klorofob: Xλωροφοβος (Hlorofovos). Xλωρίον (Hlorîon): Klor-Φόβος (Fôvos): Korku. Klordan korkan, klordan kaçan.

Klorofobi: Xλωροφοβία (Hlorofovîa). Xλωρίον (Hlorîon): Klor-Φόβος (Fôvos): Korku. Klordan korkma.

Kloroform: Xλωροφόρμιον (Hlorofôrmion).

Kloroma: Χλωρωμα (Hloroma). Xλωρος (Hloros): Yeşilimsi sarı- Ωμα (Oma): tümör, ur anlamını veren sonek. Yüz-kafa kemikleri ile vertebralar üzerinde çok sayıda sarı-yeşil renkli tümoral büyümelerin mevcut bulunduğu patolojik durum. Lenfositoz tablosu karakteristiktir.

Koana: Χοανι (Hoani). Huni, baca. Nares Posteriores (Burun deliklerinin arka kısmı, arka burun delikleri).

Kohlea: Koχλεα (Kohlea). Kavkı. Kulak’ta bir oluşum.

Koküs: Κόκκος (Kôkos). Dâne, çekirdek. Kürevî biçimde olan (bakteri). Kok.

Koksidinia: Κοκσυδυνία (Koksidinîa). Κοκκυξ (Kokiks): Deniz minâresi- Οδυνία (Odinîa): Ağrı. Kuyruk sokumu bölgesinde ağrı.

Koksigektomi: Κοκσυγεκτομη (Koksigektomi). Kοκκυξ (Kokiks): Deniz minâresi. Bu varlığa benzediği için Kuyruk sokumuna bu isim verilir (Coccyx). Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Kuyruksokumu kemiğinin cerrahî yöntemle çıkarılması.

Koksiks: Κοκκυξ (Kokiks): Deniz minâresi. Kuyruksokumu. Lâtinceye "Coccyx" olarak geçmiştir. Columna Vertebralis’in (Omurga) en son kemiği (bölümü). Şekli itibâriyle deniz minâresi adı verilen varlığa benzemektedir. Birbirine kaynamış olan 4 adet vertebradan (omur) oluşur.

Kola: Koλλα (Kola). Κολλαω (Kolao): Yapıştırmak, tutturmak. Bu kelimeden mùlhem. Yapıştırıcı, yapışkan ,zamk, ökse anlamlarında. Yapıştırıcı nitelikte bir kimyevî madde.

Kolanjitis: Ηολαγγειτης (Holagitis). Xoλή (Holî): Safra, öd- Aγγειο (Agio): Damar-Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Safra Yolları’nın iltihâbı.

Kolanjiyogram: Xολαγγειογραμμα (Holagiograma). Xoλή (Holî): Safra, öd- Aγγειο (Agio): Damar- Γραμμα (Grama): Harf, betim. Safra kanallarının durumunu gösteren film.

Kolanjiyografi: Χολαγγειογραφια (Holagiografia). Xoλή (Holî): Safra, öd- Aγγειο (Agio): Damar- Γραφω (Grafo): Yazmak. Safra kanallarının radyografik muâyenesi.

Kolanjiyohepatitis: Χολαγγειοηπατιτης (Holagioipatitis). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Aγγειο (Agio): Damar- Ήπαρ (Ĭpar): Karaciğer. Karaciğer ve Safra Yolları’nın iltihâbî durumu.

Kolagog: Χολαγωγος (Holagogos). Xoλή (Holî): Safra, öd- Άγω (Âgo): Götùrmek, sevketmek, yol göstermek, ön açmak. Barsaklara fazla miktarda safra akımını sağlayan ilâç.

Koledok: Χολιδοχος (Holidohos). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Δίνω (Dîno): Vermek (Koledok: Safra veren anlamında, safra kanalı). Safratoplar, Ödtoplar. Örn. Ductus Choledocus: Safra toplar (Ödtoplar) kanal.

Koledokolitiaz: Χολιδοχολιτηιασις (Holedoholithiasis). Xoλή (Holî): Safra, öd- Δίνω Dîno): Vermek- Λιθος (Lithos): Taş-Ιασις (İasis): Durum bildiren sonek. Safra kanallarında taş bulunması.

Koledokolitotomi: Χολιδοχολιθοτομια (Holidoholithotomia). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Δίνω (Dîno): Vermek- Λιθος (Lithos): Taş- Toμη (Tomi): Kesme, kesi, insizyon. Koledok kanalında bulunan taşların cerrahî yöntemle çıkarılması.

Koledokostomi: Χολιδοχοστομια (Holidohostomia). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Δίνω (Dîno): Vermek- Στομα (Stoma): Ağız. Koledok Kanalı’nın drene edilmesi.

Koledokotomi: Χολιδοχοτομια (Holidohotomia). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Δίνω (Dîno): Vermek (Koledok: Safra veren anlamında, safra kanalı)-Toμη (Tomi): Kesme, kesi, insizyon. Koledok insizyonu.

Kolemi: Xολαιμια (Holemia). Xoλή (Holî): Safra, öd-Aιμα (Ema): Kan. Kanda safra bulunması.

Kolera: Χολέρα (Holêra). Su oluğu anlamında. Aşırı su kaybı ve ateşle seyreden bakteriyel ve bulaşıcı bir hastalık türü. Pirinç suyu görünümünde ishal, batın krampları ve ağır kollaps ile karakterizedir.

Kolelithiasis: Xολολιθίασις (Hololithiasis) veya χολολιθίαση (hololithîasi). Xoλή (Holî): Safra, öd- Λιθος (Lithos): Taş- Ιασις (İasis): Durum, hâl bildiren sonek. Safra kesesi taşı.

Kolesistanjiyografi: Χολικυσταγγειογραφια (Holikistagiografia). Xoλή (Holî): Safra, öd- Kυστις (Kistis): Kese- Aγγειο (Aggio): Damar- Γραφω (Grafo): Yazmak. Safra Kesesi ve Safra Yolları’nın radyolojik incelemesi.

Kolesistanjiyogram: Xολικυσταγγειογραμμα (Holikistagiograma). Xoλή (Holî): Safra, öd- Kυστις (Kistis): Kese- Aγγειο (Aggio): Damar- Γραμμα (Grama): Harf. Safra kesesi ile Safra Yolları’nı birlikte gösteren film.

Kolesistektomi: Χολικυστεκτομια (Holikistektomia). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Kυστις (Kistis): Kese- Eκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Safra Kesesi’nin cerrahî olarak çıkarılması.

Kolesistit: Xολοκυστίτις (Holokistîtis), χολοκυστίτιδα (Holokistîtida). Xoλή (Holî): Safra- Kυστις (Kistis): Kese- Eιτις (İtis): İltihâbî belirten sonek. Safra Kesesi yangısı.

Kolesistoenterostomi: Χολικυστοεντεροστομια (Holikistoederostomia). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Kυστις (Kistis): Kese- Eντερο (Endero): Barsak- Στομα (Stoma): Ağız. Safra Kesesi ile İnce Barsağı cerrahî yöntemle ağızlaştırma.

Kolesistogastrostomi: Χολικυστογαστροστομια (Holikistogastrostomia). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Kυστις (Kistis): Kese- Γαστηρ (Gastir): Karın, Mide- Στομα(Stoma): Ağız. Safra Kesesi ile Mide arasında gerçekleştirilen anastomoz (ağızlaştırma, ağızlaşma).

Kolesistografi: Χολικυστογραφια (Holikistografia). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Kυστις (Kistis): Kese- Γραφω (Grafo): Yazmak. Safra Kesesi’nin radyolojik incelemesi.

Kolesistogram: Χολικυστογραμμα (Holikistograma). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Kυστις (Kistis): Kese- Γραμμα (Grama): Harf. Safra Kesesi filmi.

Kolesistokinin: Xολικυστοκινεινη (Holikistokinini). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Kυστις (Kistis): Kese- Kίνηση (Kînisi): Hareket. Safra Kesesi’nin kasılmasına sebep olan bir hormon. Barsak Mukozası’nın Mide’ye yakın olan bölümü tarafından salgılanır.

Kolesistostomi: Χολικυστοστομια (Holikistostomia). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Kυστις (Kistis): Kese- Στομα (Stoma): Ağız. Safra Kesesi’nin batın yüzeyiyle ağızlaştırılması.

Kolesistotomi: Xολικυστοτομια (Holikistotomia). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Kυστις (Kistis): Kese- Toμη (Tomi): Kesme, kesi, insizyon. Safra Kesesi insizyonu (kesisi).

Kolestaz: Χολιστασις (Holistasis). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Στασις (Stasis): Durma, duruş. Safra akımının azalması veya tamamen durması. Kaşıntı, açık renk gaita ve koyu renk idrarla karakterizedir.

Kolesterol: Xολεστερόλη (Holesterôli). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Στερεος (Stereos): Katı. Safra salgılarından biri. Beyinde, sinirlerde, karaciğerde, kanda ve safrada bulunan yağ karakterinde kristal bir madde. Zor çözündüğünden, safra kesesi veya atardamar cidarlarında kristaller teşkil edebilir. Işınlandığında D Vitamini’ne dönüşür.

Kolik: Kολικός (Kolikôs). Κοιλιά (Kiliâ): Batın / Karın. Batına / Karna değgin. Örn. Kolik Ağrı.

Kolinerjik: Xολινεργικος (Holinergikos). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Eργα (Erga): İş. Uç kısımlarında asetilkolin serbestleştiren parasempatik sinirler için kullanılan bir deyim.

Kolitis: Koλειτις (Kolitis). Κολώνα (Kolôna): Sùtun, Kalın Barsak- Ειτις (İtis): İltihâb anlamı yükleyen sonek. Kalın barsak iltihâbı.

Kollajen: Κόλλα (Kôla). Tutkal, zamk, yapışkan-Γενέοθαι (Yenêothe): Oluşmak, olmak, tekevvùn etmek, meydana gelmek. Demetler hâlinde bulunan bir proteinsi madde. Beyaz fibröz (ipliksi) dokunun temel unsurudur. Örn. Dermatomyositis, Polyarteritis Nodosa (PAN) ve Scleroderma kollajen doku hastalıklarıdır.

Kolloid: Κολλοïδος (Koloidos). Κόλλα (Kolla): Tutkal, zamk, yapışkan-Ειδος (ĺdos): Şekil, biçim, suret, nevi, cins. Zamka benzer bir madde. Difüzyon (Geçişim, yayılım) yeteneği vardır ancak çözünmez. Hayvanî zarlardan geçemez. Örn. Kolloid Goitre (Guatr). Thyroid (Kalkanardı) bezinde İod içeren bir kolloid maddenin birikmesi sonucu thyroidomegali (Thyroid büyümesi).

Koloboma: Kολοβωμα (Kolovoma). Kολοβος (Kolovos): Bozulmuş, güdükleşmiş-Ωμα (Oma): Tùmör, ur. Göz küresinde veya bu organın herhangi bir kısmında mevcut olan konjenital (doğumsal) fistül.

Kolon: Κολώνα (Kolôna). Sütun, direk. Kalın barsak.

Kolonektomi: Κολωνεκτομη (Kolonektomi). Kολώνα (Kolôna): Sùtun, Kalın Barsak-Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak kesip çıkarma. Kalın barsağın cerrahî yöntemle çıkarılması.

Kolosistoplasti: Κολοκυστοπλαστεια (Kolokistoplastia). Kολώνα (Kolôna): Sùtun, Kalın Barsak- Kυστος (Kistos): Kese- Πλασσεω (Plaseo): Şekil verme, cerrahî metodla şekillendirme. İdrar kesesinin büyütülmesi için bir kalın barsak ansının (kangalının) kullanıldığı plastik ameliyat.

Kolostomi: Κολοστομία (Kolostomîa). Κολώνα (Kolôna): Sùtun, Kalın barsak- Στομα (Stoma): Ağız. Kalın barsak ile batın yüzeyi arasında cerrahî olarak oluşturulan kanal / fistül.

Kolotomi: Κολοτομία (Kolotomîa). Κολώνα (Kolôna): Sùtun, Kalın barsak- Τομη (Tomi): Kesme, biçme, insizyon, kesi. Kalın barsak kesisi, insizyonu.

Kolpitis: Κολπειτις (Kolpitis). Κολπος (Kolpos): Oyuk, girinti, vajina- Ειτις (İtis): İltihâb anlamında sonek. Vagina iltihâbı.

Kolpoperinorafi: Κολποπεριναιοραφία (Kolpoperineorafîa): Κολπος (Kolpos): Girinti, oyuk, vajina- περιναιον (Perineon): Scrotumla anus arasındaki bölge-Ραφή (Rafî): Dikiş. Vaginada, doğumlara bağlı gevşemenin ve perine yırtıklarının cerrahî olarak tamir edilmesi.

Kolporafi: Κολποραφία (Kolporafia): Κολπος (Kolpos): Girinti, oyuk, vajina-Ραφή (Rafî): Dikiş. Vajinanın cerrahî olarak onarımı.

Kolpos: Κολπος (Kolpos): Girinti, oyuk, vagina, Ferç.

Kolposentez: Κολποκυνθεσις (Kolpokinthesis). Κολπος (Kolpos): Girinti, oyuk, vajina-Κυνθεσις (Kinthesis): Sıvının çekilmesi, ponksiyon. Vagina’da bulunan sıvının dışarı çekilmesi, örn. Haematokolpos-Vagina’da kan birikmesi durumunda) bu yöntem uygulanır.

Kolposkopi: Κολποσκοπία (Kolposkopîa): Κολπος (Kolpos): Vajina- Σκοπευω (Skopevo): Bakmak, gözlemek. Vajinanın kamera vasıtasıyla gözlenmesi.

Kolpotomi: Κολποτομη (Kolpotomi). Κολπος (Kolpos): Vajina- Τομη (Tomi): Kesme, biçme, kesi, insizyon. Vajina duvarının kesisi.

Kolüria: Xολουρια (Holuria). Xoλή (Holî): Safra, Öd- Oυρον (Uron): İdrar. İdrarda safra bulunması.

Koma: Κομα (Koma). Derin Uyku. Tam şuur kaybı.

Komatoz: Κοματοσις (Komatosis). Κομα (Koma)- Ωσις (Osis): Durum, hâl bildiren sonek. Koma hâlinde olan.

Kondil: Kόντυλος (Kôdilos). Lokma, yumru, boğum. Bazı kemiklerdeki oluşumlar.

Kondiloid: Κόντυλοειδη (Kodiloidi). Κόντυλος (Kôdilos): Lokma, yumru, boğum-Ειδος (İdos): şekil, biçim, suret, nevi, cins. Yumrumsu, Lokmamsı.

Kondiloma: Kοντύλωμα (Kodiloma). Kόντυλος (Kôdilos): Lokma, yumru, boğum. Bazı kemiklerdeki oluşumlar- Ωμα (Oma): Tùmör, ur. Kökenini kondillerden alan tùmör.

Kondritis: Χοντριτις (Hondritis). Xoνδρος (Hondros): Kıkırdak- Eιτις (İtis): İltihâbî durum bildiren sonek. Kıkırdak iltihâbı.

Kondroblast: Χονδροβλαστος (Hodrovlastos). Xoνδρος (Hondros): Kıkırdak- Bλαστος (Vlastos): Kök, tohum, germ, ilkel hùcre. Kıkırdak ilkel hùcresi.

Kondrolizis: Χονδρολυσις (Hondrolisis). Xoνδρος (Hondros): Kıkırdak- Λυσις (Lisis): Erime, çözülme, çözme. Kıkırdak dokusunun erimesi.

Kondroma: Χονδρωμα (Hodroma). Xoνδρος (Hondros): Kıkırdak- Ωμα (Oma): Tümör, Ur anlamına gelen sonek. Kıkırdak menşeli tùmör.

Kondromalazi: Χοντρομαλαζια (Hondromalazia): Xoνδρος (Hondros): Kıkırdak- Mαλακο (Malako): Yumuşak. Kıkırdak dokusunun yumuşaması.

Kondrosarkoma: Χοντροσαρκωμα (Hondrosarkoma). Xoνδρος (Hondros): Kıkırdak- Σαρκος (Sarkos): Et- Ωμα (Oma): Tümör, Ur anlamı veren sonek. Kıkırdak dokusunun kötü huylu neoplazması, kanseri.

Kondrosternal: Χοντροστερνον (Hondrosternon). Xoνδρος (Hondros): Kıkırdak- Στερνον (Sternon): Döş, İman tahtası, göðùs kemiði. Kaburga kıkırdaklarını ve Sternum’u ilgilendiren oluşum.

Koprofaji: Κοπροφαγία (Koprofagîa). Kόπρος (Kôpros): dışkı, gübre, pislik, necâset-φαω (fao): Yemek yemek. Dışkı yeme hastalığı.

Koprolalia: Κοπρολαλία (Koprolalîa). Κόπρος (Kôpros): Dışkı, gaita, gübre, pislik, necâset- Λαλία (Lalîa): Konuşma. Sürekli müstehcen ve kaba konuşma. Frontal (Alın) lobdaki travmalara ve lezyonlara bağlı olarak ortaya çıkar.

Koproporfirin: Κοπροπορφυρινη (Koproporfirini). Κόπρος (Kôpros): Dışkı, gaita- Πορφυρος (Porfiros): Eflâtun, leylak rengi. Gaitada tabiî olarak bulunan porfirin.

Korakoid: Κορακοïδη (Korakoidi). Kορακας (Korakas): Karga- Ειδος (İdos): Biçim, şekil, suret, cins, nevi. Kargamsı, karga gibi. Örn; Processus Coracoideus (Kargamsı çıkıntı).

Korda: Κορδα (Korda) veya Κορδoνι (Kordoni): İp, ipçik, sicim, kordon. İpe benzer yapıda olan, ipliksi. Örneğin, Spermatik Kord (Testisleri Scrotum içinde asılı olarak tutan kordon) veya Spinal Chord (Omurga kanalı içinde bulunan ipliksi oluşum), Umbilikal Kord (Göbek kordonu, foetus’ü plasentaya bağlayan kordon), Chorda Vocalis (Larynx’te bulunan zarsı yapıdaki bantlar, bunların titreşimi sesi meydana getirir).

Korde: Κορδα (Korda) veya Κορδoνι (Kordoni): İp, ipçik, sicim, kordon. Ürethrit nedeniyle penis’in ağrılı ereksiyonu. Gonorrhea’da sık rastlanır.

Korditis: Koρδειτις (Korditis). Κορδoνι (Kordoni): İp, ipçik, sicim, kordon. Spermatik Kordon’un veya Plica Vocalis’in (Ses Plikaları) iltihabı.

Kordotomi: Κορδοτομη (Kordotomi). Koρδονι (Kordoni): İp, ipçik, sicim, kordon- Toμη (Tomi): Kesme, biçme, kesi, insizyon. Spinal Medulla’nın (Omurilik) anterolateral (ön-yan) sinir yollarının kesilmesi.

Korea: Χορευω (Horevo). Dans etmek anlamında. Hastanın kontrol edemediği düzensiz ve spazmodik hareketlerle karakterize patolojik tablo. Çocuklarda görülen biçimine, Rheumatic Korea veya St. Vitus Dance adı verilir. Beyindeki dejeneratif gelişmelere bağlı olarak gelişir. Erişkinlerdeki tabloya Huntington Korea’sı adı verilir.

Korion: Kοριος (Korios). Dış zar. Embryon kesesinin en dış kısmında bulunan zar.

Korionepitelyoma: Kοριονεπιθελιομα (Korionepithelioma). Κοριος (Korios): Dış zar- Eπιθηλή (Epitilî): Örtü- Ωμα (Oma): Tümör, Ur anlamında sonek. Genellikle Mole Hidatiforme’u izleyen ancak düşük veya normal gebelik olaylarından sonra da görülebilen habis bir tümör. Kökenini Korionik hücrelerden alır. Akciğer metastazı yaygındır. Habaset derecesi çok yüksektir.

Koriza: Κορυσα (Korisa). Burun akıntısı.

Koroid: Koροειδη (Koroidi). Κοριος (Korios): Dış zar, dış örtü- Ειδος (İdos): Şekil, biçim, suret, nevi, cins. Damarkat, karangı. Örn. Plexus Choroideus (Damarkatsal ağ, damarkatsal yavışkı). Gözküresinin önemli bir bölümünü kaplayan vasküler tabaka. Ön bölümde iris ile devam eder. Dışta sklera, içte ise retina tabakları arasında yer alır.

Koroidit: Κοροïδειτις (Koroiditis). Κοριος (Korios): Dış zar, dış örtü- Ειδος (İdos): Şekil, biçim- Eιτις (itis): İltihab, yangı. Koroid (damarkatsal) tabakanın iltihabı.

Koroidosiklitis: Κοροïδοκυκλειτις (Koroidokiklitis). Koροειδη (Koroidi): Dış zarsal, damarkatsal- Kυκλος (Kiklos): Daire- Ειτις (İtis): İltihab, yangı. Damarkat’ın dairevî iltihâbı.

Kostik: Kαυστικός (Kafstikos). Yanık anlamında. Organik dokuları yakan veya tahrip eden madde. Siğil, polip ve normalden fazla granülasyon dokusunun tedavisinde kullanılır. Örn; Karbolik Asit, Gümüş Nitrat ve CO2.

Koter: Kαυτερο (Kaftero). Yakıcı, keskin. Cerrahî müdahalelerde kullanılan bir cihaz.

Kotila: Κοτυλα (Kotila). Çanak.

Kotiloid: Κοτυλοειδη (Kotiloidi). Çanak şeklinde olan.

Kotiledon: κοτυλυδών (Kotilidôn). Çanak biçiminde herhangi bir boşluk. Placenta’nın Uterus’a bakan yüzünü teşkil eden büyük bölümlerden biri.

Kovuk: Kοφος (Kofos) veya Κούφιος (Kûfios). İçi boş, oyuk. Lâtincesi “Cavus”. Tıp terimi olarak kullanıldığında örneğin Vena Cava Superior (Üst Kava Toplardamarı: Vücudun en büyük toplardamarlarından biri).

Kozalji: Καυσαλγια (Kafsalgia). Καυσις (Kafsis): Isı, sıcaklık, yanma- Aλγος (Algos): Ağrı, sızı. Nörolojik bir ağrı türü. Ciltte bulunan duyusal sinirlerin travmaya maruz kalması sonucu meydana gelir: Reflex Symphatetic Dystrophy.

Kraniektomi: Κρανίεκτομία (Kranîektomîa). Kρανίο (Kranio): Kafatası-Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Bir kafatası bölmesinin, parçasının cerrahî metodla çıkarılması.

Kraniografi: Kρανίογρφία (Kranîografîa). Kρανίο (Kranîo): Kafatası- Γραφω (Grafo): Yazmak. Kafatasının radyolojik incelemesi.

Kafa grafisi.

Kranio: Kρανίο (Kranîo). Kafatası.

Kraniometri: Κρανιομετρία (Kraniometrîa). Κρανίο (Kranîo): Kafatası- Μετρο (Metro): Ölçü. Kafatasına ait ölçüleri konu edinen bilim dalı.

Kranioplasti: Κρανιοπλαστια (Kranioplastia). Kρανιο (Kranio): Kafatası- Πλασσεω (Plaseo): Şekil verme. Kafatası’ndaki bir kusurun cerrahî yöntemle tedavi edilmesi.

Kraniotomi: Κρανιοτομία (Kraniotomîa). Kρανιο (Kranio): Kafatası- Τομη (Tomi): Kesme, biçme, kesi, insizyon. Kafatasının cerrahî olarak açılması, Leucotomy.

Kreatin: Κρεατινη (Kreatini). Κρεας (Kreas): Et. Kaslarda bulunan bir protein türevi (proteinimsi).

Kreatinin: Κρεατινηνη (Kreatinini). Κρεας (Kreas): Et. Endojen (İçoluşsal) protein metabolizmasının yan ürünü olarak bulunan bir madde. Kaslardaki Kreatin maddesinin türevidir.

Kreatinüri: Κρεατινουρια (Kreatinuria). İdrarda aşırı miktarda kreatin çıkması. Kas dokusunun yıkıldığı hâllerde görülür.

Krikoid: Κρικοειδη (Krikoidi). Kρικος (Krikos): Halka- Ειδος (İdos): Şekil, biçim, suret, nevi, cins. Halka biçiminde olan. Larynx’in alt arka bölümünü meydana getiren kıkırdak.

Kriojenik: Κρυογονικος (Kriogonikos). Kρυο (Krio): Soğuk-Γονo (Gono): Oluşlu. Isı düşüklüğüne bağlı olarak meydana gelen, soğukoluşsal.

Kriopeksi: Κρυοπεξια (Kriopeksia). Κρυο (Krio): Soğuk- Πεξεις (Peksis): Sâbitleme, fiksasyon. Retina ayrılmalarında dondurmak suretiyle yapılan cerrahî tesbit.

Krioskopi: Κρυοσκοπία (Krioskopîa). Κρυο (Krio): Soğuk- Σκοπευω (Skopevo): Bakmak. Dondurma metoduyla araştırma.

Krioşirürji: Κριοχιρουργία (Kriohirurgîa). Kριο (Krio): Soğuk-Χειρουργία (Hirurgîa): Cerrahî. Hastalıklı dokuların tedavisinde veya çıkarılmasında kontrollü ve şiddetli soğuktan yararlanılması. Bistüri veya koter yerine ‘krioprob’dan (dondurucu sonda) yararlanılır.

Kriotalamektomi: Κριοθαλαμεκτομία (Kriothalamektomia): Κριο (Krio): Soğuk-Θαλαμος (Thalamos): Koğuş, odacık, Beyinde bir oluşuma verilen ad, boztepe- Εκτομη (Ektomi): Kesip çıkarma. Parkinson hastalığı ve benzeri hiperkinetik durumlarda thalamusa aşırı soğuk uygulanması, bölgenin dondurularak tahrib edilmesi.

Krioterapi: Κρυοθεραπεία (Kriotherapia). Κριο (Krio): Soğuk- Θεραπεια (Therapia): Tedâvi. Soğuk tedavisi.

Kriptik: Κρύπτηκη (Kriptiki). Gizlilikle ilişkili. Örn. Kriptik Anjin.

Kriptojenik: Κρυπτογονικος (Kriptogonikos). Κρυφός (Krifôs) veya Κρυπτη (Kripti): Gizli- Γονo (Gono): Oluşlu. Bilinmeyen bir sebepten dolayı meydana gelen, sebebi meçhul olan.

Kriptokok: Κρυπτοκόκκος (Kriptokokkos): Κρυφός (Krifôs) veya Kρυπτη (Kripti): Gizli-Κόκκος (Kôkos): Dâne, çekirdek. Bir mantar türü. Örn. Kriptokoküs Neoformans insan için patojendir. Merkezî Sinir Sistemi’ni tutar.

Kriptomenore: Κρυπτομενορρεια (Kriptomenoria): Κρυφός (Krifôs) veya Kριπτη (Kripti): Gizli- Μινα (Mina): Ay- Ρηα (Ria): Akma, akıntı. Hymen imperforatus (Delinmemiş / yırtılmamış kızlık zarı) veya Vaginal Atrezi (Vajinanın aşırı darlığı) gibi sebeplerle, menstrüasyon kanının (âdet kanının) Uterus (Rahim) içinde birikmesi.

Kriptorşidi: Κρυπτoρχιδία (Kriptorhidîa). Κρυφός (Krifôs) veya Kριπτη (Kripti): Gizli- Ορχίς (Orhis): Haya, husye, testis. Embryolojik süreçte testislerin batında kalması. İnmemiş testis.

Kristal: Κρύσταλλο (Kristalo). Billûr.

Kristalin: Κρύσταλλινη (Kristalini). Göz merceğinin esas yapı elemanını oluşturan bir tür globülin. Kristal yapıda olan, şeffaf.

Kristalüri: Κρύσταλουρία (Krîstalurîa). Kρύσταλλο (Krîstalo): Billûr- Ουρο (Uro): İdrar. İdrarda kristal cisimleri bulunması.

Kritik: Kριτική (Kritiki). Dönüm noktasına, buhrana, hükme, karara, tenkite ilişkin.

Kriz: Kρίση (Krisi). Dönüm noktası, buhran, hüküm, karar, tenkit. Bir hastalığın dönüm noktası anlamında.

Krizalit: Χρυσαλίς (Hrisalîs). Kepenek, örtü. Kelebek.

Krom: Χρώμιο (Hrômia). Yeşil-Sarı renkte olan. Bir kimyevî element. Cr

Kromatin: Xρωματίνη (Hromatîni). Xρωματίζω (Hromatizo): Renk vermek, boyamak. Renk veren, boyayan anlamιnda.

Kromatografi: Χρωματογραφία (Hromatografîa). Χρώμα (Hrôma): Renk- Γραφώ (Grafo): Yazmak. Renk yazımı, renk betimi.

Kromatogram: Χρωματογραμμα (Hromatogramma). Χρώμα (Hrôma): Renk- Γραμμα (Gramma): Harf. Kromatografi yöntemi ile elde edilen kayıt.

Kromofil: Χρώμοφιλία (Hrômofilîa). Χρώμα (Hrôma): Renk- Φιλία (Filîa): Sevgi. Renksever, renktutan.

Kromozom: Xρώμoσώμα (Hrômosôma). Xρώμα (Hrôma). Renk- Σώμα (Soma): Beden, vücud, cisim. renkli cisim, renkli bölüm.

Kronik: Xρονικός-ή-ό (Hronikos). Müzmin, süregen.

Ksantalesma: Ξανθός (Ksanthôs): Sarışın, açık kumral-Λάμα (Lâma): Maden yaprağı, levhâsı. Bir tür Ksantoma. Örn. Ksanthalesma Palpebrarum; Gözkapakları üserinde beliren sarı, küçük plaklar.

Ksantoma: Ξανθωμα (Ksanthoma). Ξανθός (Ksanthôs): Sarışın, açık kumral-Ωμα (Oma): Tümör, ur. Ciltaltında kolesterol birikmesi nedeniyle gelişen sarı renkli görünüm.

Ksenon: Ξενος (Ksenos). Yabancı. Bu kelimeden mülhem bir kimyevî element, Asal bir gaz, Zenon. Xe.

Kseroderma: Ξηροδερμα (Ksiroderma). Ξηρός (Ksirôs): Kuru- Δερμα (Derma): Deri, cild. Cildin aşırı derecede kuru olması, İchtyosis. Örn. Xeroderma Pigmentosum (Kaposi Hastalığı): Fotosensitizasyona (Işık duyarlılığı) bağlı olarak meydana geldiği sanılan ailevî bir çeşit dermatoz. Patolojik benekler (efelid), keratoza, neoplastik olaylara ve hattâ ölüme sebeb olabilir.

Kseroftalmi: Ξηροφταλμία (Kseroftalmîa). Ξηρός (Ksirôs): Kuru-Οφταλμος (Oftalmos): Eski Yun. Göz. Körlüğe sebeb olabilen Cornea kuruluğu ve ülseri. A vitamini eksikliğinde görülür.

Kserostomi: Ξηροστομία (Ksirostomîa). Ξηρός (Ksirôs): Kuru-Στόμα (Stôma): Ağız. Ağız kuruması.

Kseroz: Ξηρωσις (Ksirosis). Ξηρός (Ksirôs): Kuru, çorak-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Kuruma\ kuruluk.

Ksifoid: Ξίφοειδή (Ksifoidî). Ξίφος (Ksifos): Ηançer- Ειδος (İdos): Biçim, şekil, suret, cins, nevi. Ksifoid: hançersi. Göğüs kemiğinin (Sternum) hançersi çıkıntısı, uç kısmı: Processus Xifoideus.

Devamı

L-Ö

P-Ş

T-Z

www.drhakkiacikalin.up.to

Hosted by www.Geocities.ws

1