Her sanat gibi o da gökten zembille inmedi. Önce, daha çok pratik ve ticari amaçlara yönelik bir uygulama olarak ortaya çıktı. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Amerikan gazetelerinin pazar eklerinde yayınlanan bantlar, büyük ölçüde dil sorunu yaşayan göçmenlere yönelikti. İlk bant kahramanlarından Yellow Kid'in boynunda "German Legion of Honor" ("Alman Onur Birliği") yaftası asılıydı. Yerleri süpüren komik sarı entarisinin üzerinde ise yazım hatalarıyla dolu bir "Dis book is de story of me young sweet life" ("Bu kitap tatlı genç hayatımın hikâyesidir") yazısı vardı.
Göçmen ya da çocuk, çizgi roman yıllarca bir "alt kültür" olarak hep "alt entelektüel düzeyler"e hitap etti. Kahramanları hep en temel, en basit duyguları harekete geçirdi. Kahkahalarla güldürdü, kendine acındırdı, şaşırttı, korkuttu. Hep yalın, çarpıcı, dolaysız ve "kolay"dı.
"Eğlence"den "sanat"a
Bilinçli olarak yazım hatalarıyla doldurulan, karikatürize edilmiş kahramanların at koşturduğu karelerin yerinde ne var peki şimdi? Kareler aynen duruyor. Ama yazım hatalarına pek gerek kalmadı, çünkü çizgi roman artık göçmenlere yönelik bir eğlence değil. O göçmenlerin çocukları, torunları, aradan geçen 100 yılda nasıl bir sosyolojik ve kültürel evrimden geçtiyse, çizgi roman da aynı evrimi kendi içince yaşadı. Stephen King'den Clive Barker'a, Anne Rice'dan Neil Gaiman'a, Ray Bradbury'den Alan Moore'a, pekçok çağdaş yazarın öykü, senaryo ve sözcükleri var artık karelerde.
Ya resim? O yalın, karikatürize çizimlere ne oldu? Çizgi roman karelerindeki görüntüler de 100 yıllık evrimden nasibini aldı. Bill Sienkiewicz, Dave McKean, Charles Vess, John J. Muth, Geof Darrow, Craig Russell, Dave Gibbons, John Tottleben ve daha nice resim ve grafik sanatçısı Amerika'da çizgi roman estetiğini doruklara çıkardı.
Evrimin yaşandığı tek yer Amerika değil. Avrupa'da da çizgi roman benzer bir süreçten geçti. Teddy Tail, Les Pieds-Nickeles, Becassine, Tiger Tim, Pip, Bilbolbul gibi yaratıcısından önce tiplerinin isimleriyle anılan bantlardan son 25 yılın görkemli sanat mabedi yükseldi. Bugün, Enki Bilal, Hugo Pratt, Milo Manara, Guido Crepax, Richard Corben, Vittorio Giardiano, Matthias Schulteiss, Miguelanxo Prado, Jean Giraud (Moebius), Juan Gimenez, Annie Goetzinger, François Boucq, Alex Varenne, Gaetano Liberatore, Caza, Georges Pichard gibi sanatçılar, çizgi roman evrenini Amerika'daki meslektaşlarıyla birlikte inanılmaz bir zenginliğe kavuşturmuş durumdalar.
Türkiye'nin yeri başka
Ve tabii, eski ve yeni kıtadaki çizgi roman sanatçılarıyla aynı büyük sanat evrenini paylaşan "bizimkiler": Turhan Selçuk, Suat Yalaz, Ratip Tahir Burak, Suat Gönülay, Galip Tekin, Şahin Erkoçak (Sencer), Faruk Geç, Nuri Kurtcebe, Ergün Gündüz, Necdet Şen, Kemal Aratan, İlban Ertem, Doğan Ür, Kemal Yarar ve diğerleri. Onların yeri daha da bir güçlü vurgulanmalı. Birincisi, resim geleneğinin pek de köklü olmadığı, müslüman bir toplumun sanatçıları oldukları için; ikincisi de, sanatçıların olanaksızlıklardan yakındığı, sinemacıların kırk yıldır açmazdan çıkamadığı bir ülkede, üstelik de hiçkimseden ve hiçbir kurumdan en ufak bir destek görmeksizin sanatlarını en üst düzeye ulaştırdıkları için.