|
YAŞANAN TEHLİKE Ahmet Taner KIŞLALI'yı yitirmenin benzersiz ve tanımsız acısıyla kapattığımız eski yıldan sonra umutla karşılamak istediğimiz yeni yılda izlediğimiz üzücü olaylar, düşkırıklığından ötede burukluk yaratan aykırılıklar ve çelişkiler hepimizi derinden sarsmaktadır. Köktendinci örgütlerin canavarlık düzeyindeki vahşetin yıllardır siyasal hoşgörüden, ödünlerden yandaşlıktan kaynaklandığı gerçeğini gözardı edemeyiz. Her işlemin, her olayın, her durumun bir sorumlusu vardır. Hepimizi utandıran görünümler eğitimdeki kargaşanın, siyasetteki boşlukların, kökten dincilere verilen anlamsız ve gereksiz ödünlerin, laikliğe ve cumhuriyete karşı saldırıları desteklemenin sonucudur. Dikta yanlısı döneklerle, Kürtçülük ve şeriatçılıkla ülkemizi bölmek isteyenlerin ilginç birlikteliği tiksindirici eylemler karşısında da sürmektedir. Yıllardır yakına yakına değindiğimiz olaylar, önerilerimiz, dileklerimiz, uyarılarımız ve eleştirilerimizle gündeme getirdiğimiz sorunlar yetkili ve sorumluları ilgilendirseydi ağır insanlık suçları bu boyutlara varmazdı. Dünyada Müslümanlığın en iyi yaşandığı Türkiyemizde Başbakanlar -"Şeriat dindir, dine karşı yürünmez.- Devlet dindarları tehlike görmemelidir. İnançlara saygılı laiklik.- Takiye belki içtenliğe dönüşebilir.- Benim halkım göğsünü gere gere Müslümanın demelidir" sözlerini ettikçe, tarikat ve şeriat liderliğine soyunanlara hukuk devletinin doğal tepkisi yerine yakınlık gösterilirse, yetkililerin yakın ya da içinde oldukları tarikatlar başıboş bırakılırsa kötülüklerin yinelenmesi kaçınılmazdır. Tarikat ve şeriat kadrolaşmasının girmediği yer kalmadığına ilişkin yakınmaları duymayan kalmadı. Söyleye söyleye dilimizde tüy biten konular bizi haklı çıkardı. Hiç haklı olmak istemedik.
1999’da gerçekleştirilen Anayasa değişikliğinden sonra tahkimin geriye yürütülmesine olanak veren yasa da yürürlüğe konuldu. Uluslararası sermayenin kıskacına alınan ülkemizde özelleştirme tekeli de gündemdedir. Başbakan insan hakları hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı konularında övünülecek atılımlar yerine “ Tahkimi Anayasa kuralı durumuna getirdik. Partilerin kapatılmasını zorlaştırdık” sözleriyle bağımlılığı savundu. Ulus devletimizi ulusal yapımızı koruyarak, bilim, teknik ve ekonomik yönden çağdaş gerekleri gözeterek küreselleşme sürecinde onurumuzu koruyarak yararlı olanakları almamız doğaldır. Ancak, kapitülasyonları Sevr’i anımsatan yanlı ve ayrıcalıklı uygulamaları savunamayız. Uluslararası sermayeye boyun eğemeyiz. Memurun, işçinin, emeklinin durumu giderek kötüleşirken IMF reçetelerine teslim olamayız. Atatürk ilkeleriyle aydınlanan yolumuzdan Atatürk’ün belirlediği yönden ayrılmamızın getireceği tehlikelerin ayırdındayız. Yaşanan tehlike tüm belirtileriyle ortadayken, kanıtlanmışken hukuksal oyunlarla görmezlikten gelmeye çalışan aymazlar da boş durmamaktadır. Hem Hizbullah örgütünü çözüp yıkmaya uğraşacaksınız, hem de oy için dinsel ödün vermeyi sürdüreceksiniz. Böyle çirkin çelişki olamaz. Hangi yurttaş dinsel görevlerini yerine getirmekten yasaklanmış ya da bu konularda engellenmiş ki yalancı ve yaygaracılara inanılmaktadır? İnsan hakları ve demokrasi söylemleriyle, bu kavram ve kurumları kötüye kullanarak geliştirilen açılımlar PKK olayının da unutulduğunu göstermektir. Şeriatçılarla Kürtçülerin menteşi görevini yapan numaracı cumhuriyetçilerle eski kimi faşistler laiklik paranoyasının saçmalıklarını birbirine eklemektedirler. Yorumları, eleştiri ve önerileri bir çok bakımdan sakıncalıdır. Amaçlı girişimlerinin Atatürkçülüğün, düşünce ve inanç özgürlüğünün en güçlü güvencesi olan laikliğin değerini artırdığı izlenmektedir. Yaşanan tehlike, irtica ve kürtçülük, yine ilk sıradadır. Dine, inancı saygısızlık ve köktendincilerle yandaşlarından gelmektedir. İnsana bile saygıları yoktur. Yasama organına kadar giren Hizbullahçılar, bunları destekleyen, koruyup barındıran siyasal partiler unutulmamalıdır. 28 Şubat sürecinin haklılığı doğrulanmıştır. Kimi asker ve sivillerin gerçekçi oldukları daha iyi anlaşılmıştır. Hiçbir şeyi abartmadıkları, uyarı görevlerini yaptıkları açıktır. Geçen yıllarda Sincan Belediye Başkanı'nın, Hamas ve Hizbullah liderlerinin fotoğraflarını astığı, İran Büyükelçisi'nin bu resimlerle süslenen geceye katıldığı, kapatılan Refah Partisi milletvekili Şevki YILMAZ'ın "Ben Hizbullah'ım" dediği unutulur mu? "Günaydın!" mı diyelim, bela yeni mi anlaşıldı? Kolluk güçleri bağımsız ve yansız olsa daha neler başarılır. Birçok tehlike doğmadan söner.Hastalıklar yüzeysel yaklaşımlarla ya da günübirlik, geçici önlemlerle iyileştirilemez. ABD'de dinlenen tarikatçı, Türkiye'deki tarikat yuvaları, organları ve olanakları sıkıdüzenle ele alınmadıkça yarın öç alma duygularını da katarak alana çıkanlar daha büyük kötülükler yapabilirler.
Kimlere ne görevler ve yerler bulan iktidar ilgililerinin, ADD'ne Milli Emlak Genel Müdürlüğü aracılığıyla özelleştirme kapsamındaki uygun taşınmazlardan bir yer verilmesi konusundaki başvuruya aylardır yanıt vermemeleri, kime karşı ve kimden yana olduklarının değişik bir belirtisidir.
Tam bağımsızlık ilkesinden ayrılmadan, tam eşitlikle, insan hak ve özgürlüklerinde birleşerek, demokratik geleneklerde ve ortak sorunlarda uyum ve uzlaşma, karşılıklı denetim, ulusal egemenlikten ödün sayılamaz. Her konuda birlikte egemen olmak, ulusal bağlamda boşluk yaratmaz. Bu bilince uygarlık koşusunda arkada kalmayacak, en önde olacağız. Ama bilinçle ve onurla.
|