|
BATILILAŞMA, BATI'ya BOYUN EĞMEK DEĞİLDİR. On dokuzuncu yüzyılın başlarından itibaren Batılıların dayatmaları daha hafif bir deyişle istekleri, önerileri ne gibi toplumsal ve ekonomik sonuçları doğurdu. Tarihsel sırasıyla şöyle bir gözden geçirelim. 1838'de İngiltere ile yapılan ticaret anlaşması ile İngiliz sınai ürünlerine yüzde 5.0 dolayında gümrük vergisi uygulanması, aynı kolaylığın diğer ülkelere de tanınması sonucu, Osmanlı İmparatorluğu'nun açık pazar haline gelmesi, mevcut küçük ölçekli sanayinin ve el sanatlarının çökmesi, lonca biçimi örgütlenme ve denetimin sona ermesidir. Sözü edilen ticaret anlaşması, Osmanlı'nın sınaileşememesinde, dış ticaret açıklarının büyümesinde önemli bir etken olmuştur. Nitekim 1840'ların başlarında Osmanlı İmparatorluğu'nda dışsatımın dışalımı karşılama oranı yüzde 75.0'ler düzeyinde iken, bu oran 20'nci yüzyılın başlarında yüzde 50.0 düzeylerine değin gerilemiştir. 1856 Kırım Savaşı'ndan sonra Batılıların önerileri, telkinleri ile Osmanlı İmparatorluğu'nun kötü koşullarla dış borçlanma sürecine girmesi, dış borçların maliyetinin yüksek oluşu, borçların yatırım fonlamasında üretim artışında değil önceki borçların faizlerinin ödenmesinde kullanılması, borcun borçla kapatılması sonucu dış borçların kısa sürede kabarması, devletin borç servisini (anapara ve faiz) ödemelerini yerine getirememesi sonucu 1881 yılında Düyun-u Umumiye İdaresi'nin kurulması ile yabancıların devlet gelirlerine, kamu maliyesi yönetimine el koymaları ile sonuçlanmıştır. Yabancıların baskısı ile devletin sınai, madencilik ve hizmetler alanında faaliyette bulunan yabancılara ve azınlıklara ait işletmeleri vergileyememeleri sonucu, vergi yükünün aşar ve ağnam vergileri ile tarım üzerinde kalması, tarımın gelişememesi, gelir dağılımındaki dengesizliğin artmasıdır.Dikkat edilirse, Osmanlı'nın Batılıların isteklerine boyun eğmesi dış istek ve dayatmalarla izlediği politikalar, sorunları çözmemiş, tersine sorunları arttırmış, yeni sorunlar yaratmıştır. 1950'den sonra izlenen sözde halkçı politikalar, halktan yana görünüp uzun sürede halkı soymaya yönelik politikalarda, 1980'li yıllardan sonra izlenen sözde liberal politikalarda, dış dayatma, dış telkin, dış yönlendirme vardır. Bu politikalar sonucu Türkiye, borçlu, kırılgan, dış pazarlık gücü zayıf, ekonomik bunalımlara açık bir ülke durumuna düşmüştür. Batılılar, Türkiye'nin belkemiğini kırmak için 1950'den beri KİT'lerin tasfiyesini önermişler, 1980'li yıllardan sonra da özelleştirme diye dayatmışlardır. Bilgi düzeyi yüksek olmayan, vizyonu bulunmayan, sadece politik ayak oyunları yapabilen politikacıların, yöneticilerin aracılığı ile de bunu gerçekleştirmede önemli adımlar atmışlardır. 1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Anlaşması'na benzer AB ile yapılan gümrük birliği ile de, Türkiye'nin ileri düzeyde sınaileşmesini engellemişlerdir. Bizim politikacılarımızın abarttığı dış yardım ve krediler de gelmemiş, mali protokol cılız kalmıştır. Günümüzde Batı'ya boyun eğme, teslimiyetçilik, Atatürkçülük gibi gösteriliyor. Avrupa ile bütünleşmeye, Atatürk 'ün amacı gibi bir izlenim veriliyor. Atatürk, Batıcı değil ulusalcıdır. Doğal olarak bağımsızlıktan yanadır. Çağdaşlaşma, çağdaş teknolojiyi kullanma, Batı ile bütünleşme, Batı ile gümrük birliği, siyasal birlik anlamına gelmez. Bunlar birbirinden farklı olgulardır. Osmanlı'da ve günümüzde de görüldüğü gibi Batıcı, Batı ile bütünleşmeden yanadır. Batı'nın istekleri doğrultusunda hareket edildiğinde Türkiye'nin ya da kendilerinin daha iyi konuma gelebileceğini düşünürler. Yabancı düşmanlığına, yabancı fobisine kapılmadan, dış dayatmaları, istekleri, önerileri irdeleyelim. Onları önsel (apriori) doğru kabul edip uygulamaya geçmeyelim. Batılılaşma, Batı hayranı olup Batı'dan gelen her öneriye evet demek değildir |