|
AYDINLAR... TEMBEL AYDIN DEĞİLDİR... Uğur MUMCU'dan Muammer AKSOY'a, Bahriye ÜÇOK'tan Ahmet Taner KIŞLALI'ya kadar katledilen aydınlarımızın pek çok ortak özelliği var. Yazıyı, bu özelliklerden sadece birine ayıralım: Tembel aydın değildiler... Sevdiğim aydın tanımlarından biri şudur: "Aydın, geleceğin yapısına harç taşıyan insandır." MUMCU'lar, AKSOY'lar salt geleceğin yapısına harç taşımakla kalmıyor; o harcı karıyor, toplumsal yapının en sağlam unsuru haline getirip, gerekli yerlere taşıyorlardı. Geleceğin yapısına harç taşımak yerine, bugünün yapısının haracını yemeyi yeğleyen pek çok aydınımızın yanında Mumcu'nun, Aksoy'un çalışkanlığının altını ayrıca çizmek gerekir. Bir sporcu düşünün... Son derece yetenekli. Bütün organları sapasağlam. Girdi mi yarışa rakip bırakmıyor. Bu sporcu başarılarının esiri olup, günlük çalışmalarını aksatırsa ne olur? Kısa sürece çaptan düşer. Yeteneğin de hiçbir anlamı kalmaz. "İyi bir eski sporcu" olarak arada bir anımsanır, o kadar. Aynı şey aydınlar için de geçerli... Toplumu etkileyen yazılar yazan ya da birkaç kitabı yayımlanan aydınımız, işlevini fazlasıyla yerine getirdiği kanısına varıyor. Artık bu başarısının meyvesini yemek de onun hakkıdır! Oysa Türkiye gibi, geçiş dönemi bitmeyen ülkelerde, aydınların omuzunda zaman zaman kaldırmakta güçlük çekecekleri yükler var. Sorumlu aydın sık sık hem yelken hem rüzgar olmak durumunda. Bunu başaranlar çağdaş toplum özlemcilerinin gözbebeği, karanlık odakların da can düşmanı oluyorlar. 1989-92 arasında Cumhuriyet'in Ankara Haber Müdürlüğü görevini yürüttüm. Bu süre içinde Uğur MUMCU ile günde en az bir kez telefonla görüşürdük. Sabah toplantımız bittikten hemen sonra arar, gazetenin o günkü gündeminin ana hatlarını öğrenirdi. Saat 12.00'ye doğru günlük yazısını geçer. Hemen ardından da yeni bir gelişme olup olmadığını sorardı. Günlük yazının tamamlanmasının ardından öğleden sonra yeni bir gün başlar, o süreçte üzerinde çalıştığı konuyla ilgili araştırmasını sürdürürdü. Zaman zaman araştırmalarının bir parçası olarak kütüphanelere ya da özel görüşmelere gider, öncesinde mutlaka gazeteyi arayıp, "iki saatliğine şuradayım, önemli bir şey olursa oradan ararsınız", "ben bir saat özel bir görüşme yapıp döneceğim, vereceğim bir telefon yok, döner dönmez konuşuruz" derdi. Günlük çalışmanın yanında Avrupa kentlerinden, Anadolu'nun değişik yerleşim yerlerinden gelen çağrıları da olabildiğince yanıtsız bırakmazdı. Muammer AKSOY'un çalışkanlığını da bütün kamuoyu biliyor... Cumhuriyet'in Ankara Bürosu'nun pek çok konudaki isimsiz danışmanıydı desem abartma olmaz. Özellikle hasas olduğu konulara ilişkin güncel bir gelişme varsa, görüşünü mutlaka aktarır, yapılması gerekenler konusundaki önerilerini söylerdi. Birkaç kez görüşlerini yazılı olarak kendisinin gazeteye getirdiğine tanık oldum. Tanışmamız da böyle bir günde olmuştu. Hükümetin eğitimle ilgili bir hazırlığının ardında yatanları gazete sayfasına ulaştırmadan edememiş, babacan tavrıyla elimi sıktıktan sonra, "Bu metni istediğiniz gibi kullanabilirsiniz" demişti. Ahmet Taner KIŞLALI ise yazarlığı siyaset bilimiyle, siyaset bilimini TBMM üyeliğiyle, TBMM üyeliğini gazetecilikle, gazeteciliği öğretim üyeliğiyle, öğretim üyeliğini aydın sorumluluğuyla, aydın sorumluluğunu örgütlenme neferliğiyle, örgütlenme neferliğini hitabetle örmüş bir kişiydi. Bu işlevlerinden hiçbirini öteki için kullanmamış, tam tersine her işlevinin ötekini tamamlaması için çaba harcamıştı. KIŞLALI ile bir Anadolu kentine gitmiştik. Atatürkçü Düşünce Derneği'nin düzenlediği panelde konuşacağız. Panel davetiyesini orada gördük. Bize söylenen iki konunun yanına bir konu daha eklemişler. Etnik ayrımcılığı da panel konuları arasına koymuşlar. KIŞLALI bunu okuyunca biraz hayıflandı. "Bunu söylemişlerdi" dedi. Birkaç saat kenti dolaşıp sonra panele gidecektik. Dernek yöneticilerinden özür diledi, "benim bu konuda biraz çalışmam gerekir, neler söyleyebilirim, son gelişmeler ışığında notlar çıkarmam gerekir" dedi, odasına çekildi. KIŞLALI değil hazırlık, o an aklına gelenleri söylese de bu konuya hakim değerlendirmeler yapabilirdi. Yapmadı. "Yazarımız bir yurt dışı gezisinde olduğundan yazılarına bir süre ara vermiştir." KIŞLALI bunu yapmazdı. Başta Almanya olmak üzere hangi ülkeye gidecek olsa, programına günlük yazıları gazeteye geçmeyi de koyardı. Program sıkışıksa yazılarını önceden bırakır, öyle giderdi. 21 Ekim'deki saldırının öncesinde de Ekim sonu-Kasım başını kapsayan yurtdışı gezisi için yedek yazılarını çoktan hazırlamıştı... AKSOY'lar... MUMCU'lar... KIŞLALI'lar... Toplumla dirsek temasını hiç kesmediler... Tembel aydın değildiler...
|