Avrupa Birliği normlarına uyum
sağlamak amacıyla yasalarda çeşitli değişiklikler yapılmaktadır.
Yasalarda değişiklik yapılması başlı başına yeterli sayılmakta,
değişikliklerin içeriği önemli ölçüde ihmal edilmektedir. Yapılan
uyum yasaları Avrupa Birliği normlarına uyum ihtiyacını ne ölçüde
karşılamaktadır? Son zamanlarda sık sık dile getirildiği gibi sorun
yasalardan ziyade uygulamadan mı kaynaklanmaktadır?
Anayasal Uyum
3 Ekim 2001 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen 4709 sayılı
kanun Anayasa’nın birçok maddesinde değişiklik yapmıştır. Toplam 35
maddeden oluşan bu Anayasa değişikliğiyle Anayasa’nın 26. maddesine
eklenen son fıkra, ifade özgürlüğünü neredeyse tamamen ortadan
kaldırmaktadır. Bu fıkra Anayasa’yı kendi içinde uyumsuz hale
dönüştürmüştür. Şöyle ki; “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin
kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla
düzenlenir.” hükmü ifade özgürlüğünün sınırlanmasında değil
kullanılmasında uyulacak şekil ve şartların kanunla düzenleneceğini
öngörmüştür.
Birinci Uyum Yasası
6 Şubat 2002 tarihinde kabul edilen 4744 sayılı İkinci Uyum
Yasası ifade özgürlüğü ile ilgili düzenlemeler içermektedir.
İfade özgürlüğünü sınırlamak için yaygın bir şekilde kullanılan
TCK’nın 159. maddesinde küçük değişikliklerle yetinilmiştir. Bu
maddeden mahkum olan kişilere verilebilecek cezanın üst sınırı 6
yıldan üç yıla indirilmiş; ancak cezanın alt sınırına
dokunulmamıştır. Ceza hukukunda üst sınırdan ceza verilmesi istisnai
bir durumdur, genel uygulama cezanın alt sınırdan verilmesidir.
Dolayısıyla, üst sınırın değiştirilmesi bu suça verilecek cezanın
azaltıldığına ilişkin göstermelik bir değişiklik olmuştur. Hapis
cezasının üst sınırının altı yıldan üç yıla inmesi bu suçtan
yargılanacak kişilerin yargılanacağı görevli mahkemeyi
değiştirmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi yerine Asliye Ceza Mahkemesi
görevli mahkeme olmuştur. Görevli mahkemedeki bu değişikliğin temel
hak ve özgürlüklerin korunması açısından bir kazanım olduğu
kuşkuludur. Ağır ceza mahkemelerinin üç hakimli, asliye ceza
mahkemelerinin ise tek hakimli olması keyfi cezalandırma yasağına
karşı hukuk sistemlerinin geliştirdiği güvenceyi olumsuz
etkileyebilecek bir durumdur.
İfade özgürlüğünü kısıtlamak için sıkça başvurulan TCK’nın 312.
maddesine “kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde”
ifadesi eklenmiştir. Bu suçun tehlike suçu olması uygulaması bu
ilaveyle devam ettirilmiş, suç zarar suçuna dönüştürülmemiştir.
TMK’nın 7. maddesinde yapılan değişiklikle ceza hukukunun temel
ilkelerinden olan “bir fiil için iki kez cezalandırılmama yasağı”
ihlal edilmiştir. “... Örgütle ilgili propaganda yapanlara fiilleri
başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis
.... cezası verilir” denilerek hukuk devletinin temel bir ilkesi
çiğnenmiştir. TMK’nın 8. maddesi tamamen değişmesine rağmen
değişikliğin getirdiği esaslı bir yeniliğin varlığından
bahsedilemez.
İkinci Uyum Yasası
4748 sayılı İkinci Uyum Yasası ifade özgürlüğünü geliştirici
olmaktan ziyade ifade özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemeler
içermektedir. Basın Kanunu’nun ek 1. maddesinde yapılan değişiklikle
basım aletlerinin müsadere edilebilmesi uygulamasının devam etmesine
imkan sağlanmıştır. Siyasi parti kapatma davalarından esinlenilerek
mevkutelerin (gazete, dergi vs.) kapatılması cezası getirilmiştir.
Kapatılan mevkutenin devamı niteliğini taşıyan yeni mevkute
çıkarılması yasaklanmış ve bu yasağa uymayanların cezalandırılması
öngörülmüştür.
Üçüncü Uyum Yasası
3 Ağustos 2003 tarihinde TBMM’de kabul edilen 4771 sayılı Üçüncü
Uyum Yasası ifade özgürlüğüne ilişkin hükümler içermektedir.
Birinci Uyum Yasası’yla küçük çaplı değişiklik yapılan TCK’nın
159. maddesinde yapılan değişikliğin yeterli olmadığı altı ay gibi
kısa bir süre içinde anlaşılmıştır. Üçüncü Uyum Yasası Türk Ceza
Kanunu’nun 159. maddesine oldukça garip bir fıkra eklemiştir. “...
sayılan organları veya kurumları tahkir ve tezyif kastı
bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan yazılı, sözlü
veya görüntülü düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez” denilerek
malum ilan edilmiş ve eleştirinin suç olmadığı normatif düzenlemeye
kavuşturulmuştur. Herhangi bir davranışın suç oluşturabilmesi için
zaten kişide suç işleme kastı (manevi unsur) olması gerekir.
Eleştiri kastının varlığının tespiti davranışı suç olmaktan zaten
çıkarır. Bu durum ceza hukukuna yeni adım atmış kişilerin dahi
malumudur. Ceza hakiminin önüne böyle bir norm konulması ancak
yargıya duyulan güvensizliğin bir göstergesi olabilir.
“Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak
kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilmesine”
imkan sağlanmış; ancak daha sonra çıkarılan yönetmelikle, kanunla
verilen hak büyük ölçüde geri alınmıştır.
Basın Kanunu’nun ihlali halinde verilecek para cezaları
artırılmıştır. “Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel
olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için...
özel kurslar açılabilmesine” imkan sağlanmıştır. 5680 sayılı Basın
Kanunu’nun 31. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu madde,
Bakanlar Kurulu’na yabancı ülkelerde yayınlanan basılmış eserlerin
Türkiye’ye sokulmasını yasaklama yetkisi vermekteydi.
Basın Kanunu’nun ek. 3. maddesi yürürlükten kaldırılarak basılmış
eserlerin müsadere edilmesine ilişkin mahkeme kararlarının Resmi
Gazete’de yayınlanması uygulaması ve zorunluluğu da kaldırılmıştır.
Dördüncü Uyum Yasası
2 Ocak 2003 tarihinde TBMM’ de kabul edilen 4778 sayılı Dördüncü
Uyum Yasası ifade özgürlüğü ile ilgili kapsamlı olmayan hükümler
içermektedir. 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 15. maddesine bir fıkra
eklenerek “mevkute sahibi, mesul müdür ve yazı sahibi haber
kaynaklarını açıklamaya zorlanamaz” hükmü getirilmiştir. Derneklerin
Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumlarıyla yazışmalarında Türkçe
dilini kullanacakları hükme bağlanmıştır.
Beşinci Uyum Yasası
23 Ocak 2003 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen 4793 sayılı
Beşinci Uyum Yasası sadece dört maddeden oluşmakta ve ifade
özgürlüğü ile ilgili herhangi bir düzenleme ve iyileştirme
içermemektedir.
Altıncı Uyum Yasa Tasarısı
Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere iade edilmiş
olmasından dolayı henüz yasalaşmamış bulunan Altıncı Uyum Yasa
Tasarısı ifade özgürlüğü ile ilgili hükümler içermektedir. İl ve
ilçe seçim kurullarının uyarısı üzerine özel radyo ve televizyonlara
“özür dileme” yükümlülüğü getirilmiştir. Gereği gibi özür
dilenmemesi veya ihlalin tekrar etmesi halinde ihlale konu programın
yayınının durdurulması yaptırımı öngörülmüştür.
Sinema, video ve müzik eserlerinin “Cumhuriyet’in Anayasa’da
belirtilen temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğüne ve kamu yararına uygunluğu” yönünden
incelenmesi hükme bağlanmaktadır.
“Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak
kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de kamu ve özel radyo ve
televizyon kuruluşlarınca yayın yapılmasına” imkan sağlanmaktadır.
TMK’nın 8. maddesinin yürürlükten kaldırılması öngörülmüştür.
Ancak bu maddenin gerekçesinde, TMK 8. maddesi uygulanarak
cezalandırılan eylemlerin bu madde kaldırılarak daha ağır
cezalandırılabilmesine imkan sağlamak için değişikliğin yapıldığı
ifade edilmektedir.
Sonuç olarak, uyum yasaları ifade özgürlüğünü genişletmek
konusunda oldukça yetersizdir. Uyum yasaları ifade özgürlüğü
konusunda çok dar bir alana, bazı kanunların birkaç maddesine,
sıkışıp kalmıştır. Bu yaklaşımla ülkemizin ifade özgürlüğü ile
ilgili olarak yaşadığı ve yaşamakta olduğu sorunu çözebilmek mümkün
değildir. Şimdiye kadar yetersiz bir şekilde de olsa gözden
geçirilen küçük, çapsız değişikliklere konu olan maddeler dışında
gerek TCK’da gerekse diğer birçok kanunda ifade özgürlüğünü
sınırlandıran çok sayıda ceza normu bulunmaktadır. Karşı karşıya
bulunulan sorun sadece uygulama sorunu değildir.
Doç. Dr. , P.A. Güvenlik Bilimleri
Fakültesi www.vahitbicak.com
12.07.2003
|