İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
12.07.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP


  Yorum

Uyum Yasalarında Uyumsuzluk

Vahit Bıçak



Avrupa Birliği normlarına uyum sağlamak amacıyla yasalarda çeşitli değişiklikler yapılmaktadır. Yasalarda değişiklik yapılması başlı başına yeterli sayılmakta, değişikliklerin içeriği önemli ölçüde ihmal edilmektedir. Yapılan uyum yasaları Avrupa Birliği normlarına uyum ihtiyacını ne ölçüde karşılamaktadır? Son zamanlarda sık sık dile getirildiği gibi sorun yasalardan ziyade uygulamadan mı kaynaklanmaktadır?

Anayasal Uyum

3 Ekim 2001 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen 4709 sayılı kanun Anayasa’nın birçok maddesinde değişiklik yapmıştır. Toplam 35 maddeden oluşan bu Anayasa değişikliğiyle Anayasa’nın 26. maddesine eklenen son fıkra, ifade özgürlüğünü neredeyse tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu fıkra Anayasa’yı kendi içinde uyumsuz hale dönüştürmüştür. Şöyle ki; “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmü ifade özgürlüğünün sınırlanmasında değil kullanılmasında uyulacak şekil ve şartların kanunla düzenleneceğini öngörmüştür.

Birinci Uyum Yasası

6 Şubat 2002 tarihinde kabul edilen 4744 sayılı İkinci Uyum Yasası ifade özgürlüğü ile ilgili düzenlemeler içermektedir.

İfade özgürlüğünü sınırlamak için yaygın bir şekilde kullanılan TCK’nın 159. maddesinde küçük değişikliklerle yetinilmiştir. Bu maddeden mahkum olan kişilere verilebilecek cezanın üst sınırı 6 yıldan üç yıla indirilmiş; ancak cezanın alt sınırına dokunulmamıştır. Ceza hukukunda üst sınırdan ceza verilmesi istisnai bir durumdur, genel uygulama cezanın alt sınırdan verilmesidir. Dolayısıyla, üst sınırın değiştirilmesi bu suça verilecek cezanın azaltıldığına ilişkin göstermelik bir değişiklik olmuştur. Hapis cezasının üst sınırının altı yıldan üç yıla inmesi bu suçtan yargılanacak kişilerin yargılanacağı görevli mahkemeyi değiştirmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi yerine Asliye Ceza Mahkemesi görevli mahkeme olmuştur. Görevli mahkemedeki bu değişikliğin temel hak ve özgürlüklerin korunması açısından bir kazanım olduğu kuşkuludur. Ağır ceza mahkemelerinin üç hakimli, asliye ceza mahkemelerinin ise tek hakimli olması keyfi cezalandırma yasağına karşı hukuk sistemlerinin geliştirdiği güvenceyi olumsuz etkileyebilecek bir durumdur.

İfade özgürlüğünü kısıtlamak için sıkça başvurulan TCK’nın 312. maddesine “kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde” ifadesi eklenmiştir. Bu suçun tehlike suçu olması uygulaması bu ilaveyle devam ettirilmiş, suç zarar suçuna dönüştürülmemiştir.

TMK’nın 7. maddesinde yapılan değişiklikle ceza hukukunun temel ilkelerinden olan “bir fiil için iki kez cezalandırılmama yasağı” ihlal edilmiştir. “... Örgütle ilgili propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis .... cezası verilir” denilerek hukuk devletinin temel bir ilkesi çiğnenmiştir. TMK’nın 8. maddesi tamamen değişmesine rağmen değişikliğin getirdiği esaslı bir yeniliğin varlığından bahsedilemez.

İkinci Uyum Yasası

4748 sayılı İkinci Uyum Yasası ifade özgürlüğünü geliştirici olmaktan ziyade ifade özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemeler içermektedir. Basın Kanunu’nun ek 1. maddesinde yapılan değişiklikle basım aletlerinin müsadere edilebilmesi uygulamasının devam etmesine imkan sağlanmıştır. Siyasi parti kapatma davalarından esinlenilerek mevkutelerin (gazete, dergi vs.) kapatılması cezası getirilmiştir. Kapatılan mevkutenin devamı niteliğini taşıyan yeni mevkute çıkarılması yasaklanmış ve bu yasağa uymayanların cezalandırılması öngörülmüştür.

Üçüncü Uyum Yasası

3 Ağustos 2003 tarihinde TBMM’de kabul edilen 4771 sayılı Üçüncü Uyum Yasası ifade özgürlüğüne ilişkin hükümler içermektedir.

Birinci Uyum Yasası’yla küçük çaplı değişiklik yapılan TCK’nın 159. maddesinde yapılan değişikliğin yeterli olmadığı altı ay gibi kısa bir süre içinde anlaşılmıştır. Üçüncü Uyum Yasası Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesine oldukça garip bir fıkra eklemiştir. “... sayılan organları veya kurumları tahkir ve tezyif kastı bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan yazılı, sözlü veya görüntülü düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez” denilerek malum ilan edilmiş ve eleştirinin suç olmadığı normatif düzenlemeye kavuşturulmuştur. Herhangi bir davranışın suç oluşturabilmesi için zaten kişide suç işleme kastı (manevi unsur) olması gerekir. Eleştiri kastının varlığının tespiti davranışı suç olmaktan zaten çıkarır. Bu durum ceza hukukuna yeni adım atmış kişilerin dahi malumudur. Ceza hakiminin önüne böyle bir norm konulması ancak yargıya duyulan güvensizliğin bir göstergesi olabilir.

“Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilmesine” imkan sağlanmış; ancak daha sonra çıkarılan yönetmelikle, kanunla verilen hak büyük ölçüde geri alınmıştır.

Basın Kanunu’nun ihlali halinde verilecek para cezaları artırılmıştır. “Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için... özel kurslar açılabilmesine” imkan sağlanmıştır. 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 31. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu madde, Bakanlar Kurulu’na yabancı ülkelerde yayınlanan basılmış eserlerin Türkiye’ye sokulmasını yasaklama yetkisi vermekteydi.

Basın Kanunu’nun ek. 3. maddesi yürürlükten kaldırılarak basılmış eserlerin müsadere edilmesine ilişkin mahkeme kararlarının Resmi Gazete’de yayınlanması uygulaması ve zorunluluğu da kaldırılmıştır.

Dördüncü Uyum Yasası

2 Ocak 2003 tarihinde TBMM’ de kabul edilen 4778 sayılı Dördüncü Uyum Yasası ifade özgürlüğü ile ilgili kapsamlı olmayan hükümler içermektedir. 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 15. maddesine bir fıkra eklenerek “mevkute sahibi, mesul müdür ve yazı sahibi haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamaz” hükmü getirilmiştir. Derneklerin Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumlarıyla yazışmalarında Türkçe dilini kullanacakları hükme bağlanmıştır.

Beşinci Uyum Yasası

23 Ocak 2003 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen 4793 sayılı Beşinci Uyum Yasası sadece dört maddeden oluşmakta ve ifade özgürlüğü ile ilgili herhangi bir düzenleme ve iyileştirme içermemektedir.

Altıncı Uyum Yasa Tasarısı

Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere iade edilmiş olmasından dolayı henüz yasalaşmamış bulunan Altıncı Uyum Yasa Tasarısı ifade özgürlüğü ile ilgili hükümler içermektedir. İl ve ilçe seçim kurullarının uyarısı üzerine özel radyo ve televizyonlara “özür dileme” yükümlülüğü getirilmiştir. Gereği gibi özür dilenmemesi veya ihlalin tekrar etmesi halinde ihlale konu programın yayınının durdurulması yaptırımı öngörülmüştür.

Sinema, video ve müzik eserlerinin “Cumhuriyet’in Anayasa’da belirtilen temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve kamu yararına uygunluğu” yönünden incelenmesi hükme bağlanmaktadır.

“Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de kamu ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca yayın yapılmasına” imkan sağlanmaktadır.

TMK’nın 8. maddesinin yürürlükten kaldırılması öngörülmüştür. Ancak bu maddenin gerekçesinde, TMK 8. maddesi uygulanarak cezalandırılan eylemlerin bu madde kaldırılarak daha ağır cezalandırılabilmesine imkan sağlamak için değişikliğin yapıldığı ifade edilmektedir.

Sonuç olarak, uyum yasaları ifade özgürlüğünü genişletmek konusunda oldukça yetersizdir. Uyum yasaları ifade özgürlüğü konusunda çok dar bir alana, bazı kanunların birkaç maddesine, sıkışıp kalmıştır. Bu yaklaşımla ülkemizin ifade özgürlüğü ile ilgili olarak yaşadığı ve yaşamakta olduğu sorunu çözebilmek mümkün değildir. Şimdiye kadar yetersiz bir şekilde de olsa gözden geçirilen küçük, çapsız değişikliklere konu olan maddeler dışında gerek TCK’da gerekse diğer birçok kanunda ifade özgürlüğünü sınırlandıran çok sayıda ceza normu bulunmaktadır. Karşı karşıya bulunulan sorun sadece uygulama sorunu değildir.

Doç. Dr. , P.A. Güvenlik Bilimleri Fakültesi www.vahitbicak.com

12.07.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Tüketim, reklam ve Coca Cola: Kola savaşlarının galibi kim? Vejdi Bilgin (12.07.2003)

> Medeniyet de bir “tasavvur”dur! ALEV ALATLI (11.07.2003)

> Filistin sorununda yeni dönemeç Mervan Barghuti (11.07.2003)

> Türkiye-ABD ilişkileri için yeni bir yol haritası gerekli Orhan Gökçe, Birol Akgün (10.07.2003)

> “Bütünlük” ve “katılım” arasında çevre M. Şükrü Hanioğlu (10.07.2003)

> Futbol ve din Ali Murat Yel (09.07.2003)

> Diyanet İşleri Başkanlığı meselesi ESER KARAKAŞ (09.07.2003)

> Kıbrıs’ta ‘çözüm’ ne demek? HERKÜL MİLLAS (08.07.2003)

> Avrupa’daki Türkiye analizi Ümit Yazıcıoğlu (08.07.2003)

> Değişen Türkiye, Avrupa hayalini arıyor Nizam Mardini (07.07.2003)

> ABD ve Filistin sorunu Bülent Aras (06.07.2003)

> İnsan sarrafı ELİF ŞAFAK (06.07.2003)

> Yeni genişlemenin AB demokrasisine negatif etkileri Murat Cıngı (05.07.2003)

> İfade özgürlüğüne veto M. Merdan Hekimoğlu (05.07.2003)

> Yalan haberden kim ölmüş? ALPER GÖRMÜŞ (04.07.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: [email protected]
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.

Hosted by www.Geocities.ws

1