| Güncelleme: 14:28 TS 28
Kas., 2002 |
|
| NTV |
| İşkence |
|
|
|
Arzu Zengin: Abdullah Gül hükümeti işkence ile mücadeleyi
programına alan onuncu cumhuriyet hükümeti oldu.. Türkiye, yolunda
işkence nedeniyle hep madur oldu, hep zarar gördü... Şu ana kadar
hükümetin programında işkence ile mücadele için görülen tek somut
çözüm önerisi; işkence yapanların zaman aşımıyla yargılanmaktan
kurtulmalarını önleyecek bir yasal düzenleme..
“Abdullah Gül:
‘İşkence başta olmak üzre , demokratik hukuk devleti ilkeleriyle
bağdaşmayan tüm insan hakları ihlallerinin üzerine kararlılıkla
gidilecektir.’ 1991’de kurulan
49’uncu dyp-shp hükümeti de göreve geldiğinde programında “işkence
bir insanlık suçudur. Son yıllarda bu konuda ülkemize yöneltilen
iddialar herkesi rahatsız etmiştir. Bunun önlenmesi görevimizdir.”
denilmişti. Ve ardından gelen sekiz hükümetin programlarında da
işkence hep yer aldı.. İşkencenin biteceği sözü verildi ancak,
bitirilemedi.Her gelen hükümet işkenceyi bir insanlık suçu olarak
tanımladı, ancak bu insanlık suçunu ortadan kaldıramadı.. Avrupa
konseyinin işkence ile mücadele ve denetim komitesi ile
Uluslararası Af Örgütünün Türkiye hakkında hazırladığı işkence
raporları, yıllardır uluslararası platformlarda Türkiye’in başını
ağrıtıyor. 57’inci hükümet ulusal program ile işkenceyi önlemek
için bir dizi önlem aldı, yasal düzenlemeler yaptı. Ancak,
kanunlarda yasaklayıcı hükümler yer alsa da, işkence konusunda
keyfi uygulamalara son verilmiş değil.. Ne adaylık sürecinde
Türkiye’nin önüne halen işkence dosyaları konuluyor. Son
örneklerden biri; gözaltındayken işkence ile öldürüldüğü iddia
edilen sendikacı Süleyman Yeter olayı.. Türkiye hala olaydan
sorumlu polisleri mahkeme karşısına çıkaramadı.. Avrupa konseyi bu
davayı yakından takip ediyor ve ne sunduğu Türkiye raporlarında
bunu gündeme getiriyor.. 58’inci hükümet, yeni anayasa uyum paketi
ile işkenceyi yeniden ele alacak. Yapılacak yasal bir değişiklik
ile işkence suçunun zaman aşımına takılması engellenecek. Yani
işkence sanığı kaçamayacak. 30 yıl sonra bile işkence suçundan
yargılanabilecek.. Ancak, yine de sorunun çözümü eğitim’den
geçiyor.. Yani, işkence yaptıkları iddiasıyla en çok suçlanan
kurumların personelinin eğitilmesi gerekiyor..
Arzu Zengin:
“İşkenceci suçlamalarıyla” ençok polis teşkilatı karşı karşıya
kalıyor.. Ancak hak ve özgürlükler konusunda Avrupa Birliği’ne
uyum için ençok akademik çalışmanın yürütüldüğü eğitim
birimlerinden biri de polis akademisi.. Peki neden hala Türkiye bu
suçlamalarından hedefinden kendini kurtaramıyor.. Sorularımıza
yanıt bulmak için Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi
Öğretim Üyesi Doç.Dr. Vahit Bıçak yayın konuğumuz. İyi günler,
Sayın Bıçak. Bu çelişki konusunda siz ne düşünüyorsunuz?
Vahit Bıçak:
Avrupa Birliği, Türkiye’deki ilerlemelerle ilgili her yıl raporlar
yayınlıyor. 2002 raporunda yetersiz görülen bir takım konular
olmakla birlikte, polis akademisinde yapılmış olan bazı
faaliyetler, bu raporlara olumlu faaliyetler olarak yansıdı.
Örneğin, polis akademisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları
ismiyle bir dergi yayınlamaya başladı. 2002 raporlarında bu
derginin yayınlanmış olması olumlu bir gelişme olarak ifade
edilmiş bulunmaktadır. Raporda işkence ve kötü muameleden suçlu
bulunanlara verilen cezaların genelde hafif olduğu ifade ediliyor.
Ve bu mahkemelerin işkence, kötü muamele sanıklarına genellikle
para cezası vermekle yetindiği veya bu verilen cezaları tecil
ettiği ifade ediliyor. İşkence suçunun cezası hukuk sistemimizde
azdır, bir yıldır minimum. Kötü muamele suçuysa, üç aydan
başlamaktadır. Bu cezaların tabanlarının arttırılması ihtiyacı
ortada. Caydırıcı olabilmesi için cezanın. Daha önceki hükümet bu
cezalarda bir değişiklik yapmıştı. Ancak bu değişiklik, üst tavan
cezasını 5 yıldan 8 yıla çıkarmak şeklinde olmuştu. Hukuk
uygulamasında tavan cezanın çok fazla önemi bulunmuyor. Asıl
önemli olan taban ceza. Çünkü mahkemeler, kural olarak taban
cezadan hüküm kuruyorlar.
Arzu Zengin: 58. hükümetin programında yeralan
zamanaşımının yargılanmanın önüne geçmemesiyle ilgili önlemi,
hakikaten yapılması gereken bir düzenleme olarak görülüyor mu,
mevcut davalar arasında?
Vahit Bıçak: Bu suçların zamanaşımı zaten beş
yıllık bir süreye tabi. Makul işleyen bir hukuk sisteminin beş yıl
içerisinde bu davaları sonuçlandırabilmesi gerekir. Ayrıca hukuk
sistemimizde zaman aşımını durduran nedenler de var. Örneğin
mahkemenin tutuklama kararı vermesi. Savcının iddianame
hazırlaması gibi işlemlerle zamanaşımı uzar. Yani, bu beş yıllık
süre 7.5 yıla kadar uzayabilir. Dolayısıyla bu süre içerisinde
zaten yargılamanın bitirilmesi gerekir. Bu süre içerisinde
yargılama bitirilmiyorsa, yargılanan kişiler açısından insan
hakları ihlali oluşabilir.
Arzu Zengin: Bu konuda idari
engellemeler konusu da eleştirilerin hedefinde yeralıyordu, bu
konuda ne düşünüyorsunuz?
Vahit Bıçak: Şimdi tüm memurlar dokunulmazlığa
sahip. Yani, suç işlediği iddia edilen memurların yargılanabilmesi
için çalıştıkları kurumların izin vermesi gerekir. Türk
hukukundaki genel kural bu. Ancak, polisle ilgili zaten önemli bir
istisna var. Polis iki tür görev yapıyor. Adli ve idari görev.
Eğer bu işkence, kötü muameleyi adli görevini yaparken yapmışsa
polis, bu durumda zaten izine gerek yok. Yani memur dokunulmazlığa
sahip değil. Zaman süreci daha önce memurun yargılanabilmesi için
idari makamlardan izin almak için zaman geçiyordu. Bu geçtiğimiz
yıllarda yapılan iyileştirmeyle idare artık kendisine bir başvuru
geldiğinde savcılıktan bunu otuz gün içinde karar abağlamak
zorunda. Bu otuz güne onbeş gün ilave süre daha alınabiliyor.
Dolayısıyla maksimum 45 gün içinde kişinin yargılanmasına müsaade
edip etmediğini idare makamlar, savcılığa bildirmekle yükümlü.
Burada zamanaşımının kaldırılmasının sorunun dolaylı çözümüne çok
fazla katkı yapacağını düşünmüyorum. Başka öneriler paylaşmak
istiyorum.
Arzu Zengin: Bir hukukçuya kulak verelim, diyoruz,
işkenceyle mücadele konusunda onun da görüşlerini sorduk. Acaba
yasal düzenlemelerle Türkiye’yi karalayan uygulamaları, kötü
muameleyi bitirmek mümkün mü diye? Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dekanı Prof. Süheyl Batum’un değerlendirmelerini
izliyoruz.
Süheyl Batum: Türkiye, bu işkenceyle mücadele konusunda çok
önemli yasal ve anayasal değişiklikler yaptı. Ancak, bunların
uygulamaya geçirildiğini kendimizin görmesi, buna inanması ve tabi
ki Avrupa Birliği’nin de buna inanması için bir takım şeyler var
yapılması gereken. Bir, artık işkencenin, kötü muamelenin
kazınması için bir kere güvenlik güçlerine, yargıya ilişkin çok
ciddi bir eğitim faaliyetine girmek durumundayız. Artık bunun bir
çözüm olmadığını, bütün herkesin kabul etmesi lazım. Bu eğitim
faaliyetlerine başlandı. İki, mutlaka bu konudaki iddialar
konusunda bunu araştırmamız, ciddi olarak yargılamamız ve
yargılamanın sonucunda da eğer suçluluk ortaya çıkarsa, çok ciddi
bir şekilde cezalandırmamız lazım. Bunlar uygulamayla ortaya
çıkacaktır. Yasaları yaptık. Şimdi bu söylediğim esaslarda,
uygulamayı tamamiyle bitirmemiz lazım.
Arzu Zengin: Sayın Bıçak,
hukukçu uzmanımızın da görüşleri aynı yönde oldu. Yani, doğru
yargılamak, iddiaları ciddiye almak ve doğru cezalandırmak
konusunun altını çiziyor Sayın Batum da... Sizin başka
önerileriniz de olduğunu söylemiştim. O noktadan devam
edelim.
Vahit Bıçak: Ceza hukuku öğretim üyesiyim ben de...
Yapılması gereken öneriler, kolluk işlemleri saydamlaştırılması
gerekiyor. Kolluk hem içeriden denetlenebilmeli hem de dışarıdan
sivil denetime açık olabilmeli. Batıda örneğin sivil toplum
örgütlerinin karakollarda temsilci bulundurabilmesine ilişkin
düzenlemeler var, işkence, kötü muamele olduğu iddia edilen
karakollar saydamlaştırılabilir. Buralarda sivil toplum örgütleri
temsilci bulundurabilir. Üçüncü kişilerin katılımı sağlanabilir.
1992 yılında avukatlara karakolların kapısı açılmıştır. Ancak
avukatla görüşebilme, otomatik değil. Bunun için sanıkların
talepte bulunması gerekiyor. Bu talepte bulunabilmesi için de
kişilerin bu haklarının varlığı hakkında bilgi sahibi olmaları
gerekiyor. Avukatın hukuki yardımından yararlanmak ücretsiz olduğu
halde, ülkemizde avukat isteyen sanıkların sayısı oldukça az. Bu
oran yüzde 10’u geçmiyor.Talep oranı oldukça yetersiz. Bu talep
oranının arttırılması için bir takım tedbirler alınması, bu tür
iddiaları önleyebilir. Cumhuriyet savcısı, kolluğun amiri
durumunda ceza yargılamasında, hazırlık soruşturmasında...
Dolayısıyla cumhuriyet savcısı, bu amirlik konumunu, denetim
fonksiyonunu daha iyi ifa edebilir, daha fonksiyonel olabilir.
Sanıkların yakınlarının karakol işlemlerine gelebilmesi yine
önemli katkılar sağlayabilir. Ayrıca gözaltında bulunduğu sürenin
kısıtlanması yine bu tür olayları azaltabilir. Şu anda zaten 24
saat gözaltı süresi var. Ancak bu 24 saatin başlayışının iyi bir
kayıt sistemiyle belirtilmesi lazım.
Arzu Zengin: Sayın Bıçak çok
teşekkür ediyoruz. | |