Ceza
yargısında eski kafa
Birbiriyle sıkı ilişkisi bulunan CMUK
ve TCK'nın yenilenmesi, tüm bireylerin hayatını derinden
etkiler. Adalet Komisyonu'ndaki yeni CMUK tasarısı, değişim
ihtiyacını karşılayacak gibi değil
24/06/2003 (2 kişi okudu)
Doç. Dr. VAHİT BIÇAK
Birey ile devlet arasındaki
ilişkinin şeklini ortaya koyan ceza hukuku normları, maddi
ceza hukuku normları ve ceza usul hukuku normları olarak ikili
bir ayrıma tabi tutulabilir. Gerek maddi ceza hukuku
normlarını içeren Türk Ceza Kanunu'nun (TCK), gerekse ceza
usul hukuku normlarını içeren Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu'nun (CMUK) yerlerini almak
üzere hazırlanan kanun
tasarıları TBMM gündeminde bulunmaktadır.
Tartışılması
şart
Birbiriyle sıkı ilişkide olan iki
temel kanunun, CMUK ve TCK, değiştirilmesi girişimi tüm
bireylerin hayatını derinden etkileyebilecek niteliktedir.
Bundan dolayı, tasarıların toplumun değişik kesimlerinin
tartışma yoluyla yapacakları katkılarla olgunlaşması önemli
bir ihtiyaç.
Toplumun çeşitli katman ve kurumları
tarafından hiç tartışılmadan Adalet Komisyonu'nun önüne
getirilen CMUK tasarısı hakkında yapılabilecek
değerlendirmelerden bazıları şu şekilde ifade edilebilir:
74 yıllık uygulama ve değişim ihtiyacı: 426 maddeden
oluşan, 1929'dan beri uygulanan ve şu anda Adalet
Komisyonu'nda bulunan CMUK tasarısının değişim ihtiyacını
karşıladığı söylenemez. Kanunların gittikçe eskimesi ve
yetersizleşmesi olgusu, genel olarak tüm dünya için yadsınamaz
bir gerçek olmakla birlikte, bu olgu özellikle Türkiye
açısından daha açık ve kesin bir şekilde belirmektedir.
Gerçekten de Türkiye, dünya koşullarının değişimi dışında
kendine özgü çok hızlı çok derin ve keskin bir yapısal değişim
ve gelişim yaşamaktadır.
Siyasal, ekonomik ve düşünsel
gelişim ve değişimler, eskiye oranla çok daha hızlı
olmaktadır. Bu toplumsal değişim ve gelişmelerin ceza hukuku
normları ile toplumun yapısı arasında derin çelişkiler
doğmasına ve ceza hukuku normlarının değişimine etken olmaması
mümkün değildir. Tasarı, mevcut kanunu değiştirmekte, ancak 74
yıllık uygulamanın ortaya çıkardığı değişim ihtiyacını
karşılamamaktadır.
Siyasi iktidarın programı ve anlayışı
tasarıya yansımamıştır: 3 Kasım 2002 genel seçimleri sonrası
yeni bir parlamento yapısı ortaya çıkmış, uzun zamandan sonra
tek başına bir siyasi parti hükümet kurabilmiştir. İktidara
ilk defa ve tek başına gelen bir siyasi partinin kendine özgü
bir suç ve
adalet politikasının olması gerekirdi.
Yeni
hükümetin kurulmasından sonra, 3 Aralık 2002'de CMUK Tasarısı,
Bakanlar Kurulu tarafından TBMM'ye sunulmuştur. Seçimden
önceki üç partili koalisyon hükümeti tarafından hazırlandığı
açık olan tasarıya mevcut hükümetin herhangi katkısının
olduğu, siyasi iktidarın eğilimlerinin ve önceliklerinin
yansıdığı söylenemez.
Norm
oluşturma
Hukuk kurallarının belirli bir
dönemde, bu dönemin koşullarına göre belirli bir biçimde
oluştuğu bilimsel bir gerçek. Siyasal iktidarlar, dönemin
ekonomik, sosyal ve siyasal yapısına göre, kendi eğilimleri ve
egemen olan otoritenin yarar sistemine uygun hukuk normlarını
sistemleştirir.
Bu çaba, toplumsal değişime paralel olmalı
ve toplumsal ihtiyaçları karşılamalıdır. Ceza normlarının
toplumu korumaktan başka bir de toplumun gelişmesini,
ilerlemesini sağlamak gibi bir gayesi de mevcuttur. Ceza usul
hukuku normları, devlet-kişi ilişkilerinde, normlara
aykırılığı 'müeyyideye
bağlayan bir süreç' olarak doğaldır
ki, devlet-kişi ilişkilerinin değişimine göre değişmek zorunda
kalacaktır.
Yasaların değişimi, hukukun gelişimini sağlama
temel amacı doğrultusunda yapılmalı. Aksi halde, birtakım
maddelerin rasgele değişimi söz konusu olur. Yasa
tasarılarının belirli sosyal amaçlara hizmet etmesi gerektiği
bir olgudur. Her yasa belli nedenlerin etkisiyle, belli sosyal
amaçlara ulaşmak için çıkarılır. Bu anlamda hukukun nedeni ile
amacı arasında yalın bir ilişki vardır.
Söz konusu edilen
Tasarıya mevcut hükümetin herhangi bir katkısı bulunmadığından
iktidardaki siyasi parti tarafından seçmene taahhüt edilen
hangi sosyal amacın gerçekleştirilmesini bu tasarının
amaçladığını sorgulamak gereksiz bir çaba olacaktır.
Tasarı etkin ve verimli ceza adaleti dağıtımını
sağlamamaktadır: Ceza adaletinin işleyişini düzenleyen
yürürlükteki kurallar, çağdaş dünyanın paylaştığı değerlere
uygun olmalı. Etkinliğin, kalitenin ve verimliliğin bugün
kazandığı önem görmezlikten gelinemez. Ceza adalet sisteminin
etkinliğini, kalitesini ve verimliliğini artırmak konusunda
tasarı umut verici değildir.
Tasarının gerekçesinde iddia
edildiğinin aksine, diğer gelişmiş ülkelerin tecrübeleri
önemli ölçüde ihmal edilmiştir. Ceza adaleti, suç adı verilen
ve toplumdaki düzeni bozduğu varsayılan bir eylemin
gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırıldığı bir faaliyettir.
İşlenmiş olan bir suç varsa, bunun en kısa sürede tespiti ve
suçlunun cezalandırılması, toplumdaki düzenin sağlanması için
şart. Unutulmamalıdır ki, ceza adaleti mekanizmaları suçlu
olmayanlarında karışabileceği, masum kişilerin itibarlarının
zarara uğrayabileceği bir süreçtir.
Hızlı
yargı
Ülkemizde yaşanan ceza adalet
yetmezliğinin sebeplerinden birisi de ceza yargılamasının
yavaş işlemesidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf
olan devletler, ceza davalarını makul sürelerde bitirecek
şekilde yargı mekanizmalarını geliştirmek, yargı
teşkilatlarını örgütlemek ve düzenli olarak çalışmalarını
sağlamak yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Mevcut tasarı,
ceza adalet sisteminin yavaş işlemesi olgusuna çözüm
sunmamaktadır.
Tasarıda 'suç olmaktan çıkarma'
(dekriminasyon) hareketinin izlerine rastlanmamaktadır:
Gelişmiş ülkelerin ceza adalet sistemleri geçtiğimiz yüzyılda
suç olduğu varsayılan birçok davranışın suç olmaktan
çıkarılması sürecini yaşamıştır ve yaşamaktadır. Ceza
müeyyidesine sıkça başvurulması arzu edilen bir durum
değildir.
Türk ceza adalet sisteminin ceza tehdidine çok
sık başvurduğunu istatistikler açıkça göstermektedir. 1995
verilerine göre bir yılda hakkında ceza yargılaması yapılan
kişi sayısı, 2 milyon 500 bin 785'e ulaşmıştır. Bunlardan 1
milyon 490 bin 408 kişiyi yıl içinde açılan davaların
sanıkları oluşurken 967 bin 926 kişiyi de önceki yıldan
devredilmiş dosyaların sanıkları oluşturmaktadır.
Yakında
herkes sanık olacak!
Nüfusu, suç işleme
kabiliyeti olmayan çocuklar dahil, yetmiş milyon olan bir
ülkede her yıl 1.5 milyon kişi hakkında ceza yargılaması
işlemleri yapılması normal olmayan bir durumdur. Ortalama bir
yaşam süren, örneğin 60 yıl, bir kişinin hayatı süresince en
an 90 milyon kişi sanık olacaktır. Bu durumda toplumu
oluşturan her bir bireyin sanık olma riski birden fazladır.
Rakamlar gerekli gereksiz birçok davranışın suç
sayıldığını ve bireyler hakkında takibat yapıldığını
göstermektedir. O halde, yapılması gereken bir suç olmaktan
çıkarma (dekriminazasyon) hareketi başlatmaktır.
Mevcut
tasarının suç olmaktan çıkarma felsefesinden esinlendiğini bu
doğrultuda mekanizmalar öngördüğünü ifade etmek mümkün
bulunmadığı gibi tasarıda yer alan çeşitli maddeler, örneğin
Mad. 28, Mad. 60, Mad. 74, Mad. 139, Mad. 159, Mad. 193 yeni
suç tipleri ve bu suçlara uygulanacak cezaları
içermektedirler. Usul kanunları ile suçlar oluşturulması da
hukuk sistematiği açısından doğru değildir.
Tasarı 'hukuka
ekonomik yaklaşım' modelinden esinlenmemiştir: Günümüzde
toplumlar için bazı suçların gerçekleşmesine izin vermek
optimal olabilir.
Bu suçun kendisinin iyi olması ve
toplumsal bir işlev yerine getirmesinden dolayı olmayıp, belli
bir noktadan sonra suçla mücadelenin birim başına maliyetinin
bu mücadelenin topluma sağladığı yarardan daha fazla
olmasından dolayıdır. Amerikalı hukukçu Posner'in öncülük
ettiği 'hukuka
ekonomik yaklaşım akımı' tasarı
hazırlanırken dikkate alınmamış; ceza adaletinde maliyet-fayda
analizi yürürlükte olan CMUK da olduğu gibi tasarıda yer
almamıştır.
Doç. Dr. Vahit Bıçak: Polis Akademisi
Güvenlik Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi
http://www.vahitbicak.com/