İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
23.06.2003
Pazartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP


  Yorum

CMUK Tasarısı, Türkiye’nin değişim ihtiyacına cevap vermiyor

Vahit Bıçak



Ceza hukuku normları, maddi ceza hukuku normları ve ceza usul hukuku normları olarak sistematik açıdan ikili bir ayrıma tabi tutulabilir. Gerek maddi ceza hukuku normlarını içeren Türk Ceza Kanunu’nun, gerekse ceza usul hukuku normlarını içeren Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nun yerlerini almak üzere hazırlanan kanun tasarıları Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündeminde bulunmaktadır.

Birbiriyle sıkı bir şekilde ilişkili olan iki temel kanunun; Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun değiştirilmesi girişimi tüm bireylerin hayatını derinden etkileyebilecek niteliktedir. Bundan dolayı, tasarıların toplumsal tartışmalarla olgunlaşması önemli bir ihtiyaçtır. Türk Ceza Kanunu, 592 maddeden oluşmakta ve 1926 yılından beri yürürlükte bulunmaktadır. Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu ise 426 maddeden oluşmakta ve 1929 yılından beri uygulanmaktadır.

Devam eden satırlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunmakta olan Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu Tasarısı (bundan sonra tasarı) hakkındaki görüş ve düşüncelerim ifade edilmiştir.

Değişim ihtiyacını karşılamıyor

Kanunların gittikçe eskimesi ve yetersizleşmesi olgusu, genel olarak tüm dünya için yadsınamaz bir gerçek olmakla birlikte, bu olgu özellikle Türkiye açısından daha açık ve kesin bir şekilde belirmektedir. Gerçekten Türkiye, dünya koşullarının değişimi dışında kendine özgü çok hızlı, çok derin ve keskin bir yapısal değişim ve gelişim yaşamıştır ve yaşamaktadır. Siyasal, ekonomik ve düşünsel gelişim ve değişimler, eskiye oranla çok daha hızlı olmaktadır. Bu değişim ve gelişmelerin ceza hukuku normlarının değişimine etken olmaması ve ceza hukuku normları ile toplumun bugünkü yapısı arasında yer yer çok derin çelişkiler doğmaması mümkün değildir. Mevcut tasarı, kanunu değiştirmekte; ancak 74 yıllık uygulamanın ortaya çıkardığı değişim ihtiyacını karşılamamaktadır.

İktidarın anlayışı yansımadı

03 Kasım 2002 Milletvekili Genel Seçimi sonrası yeni bir Parlamento yapısı ortaya çıkmış, uzun zamandan sonra tek başına bir siyasi parti hükümet kurabilmiştir. Yeni hükümetin kurulmasından hemen sonra, 03 Aralık 2002 tarihinde tasarı, Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur. Seçimden önceki üç partili koalisyon hükümeti tarafından hazırlandığı açık olan tasarıya mevcut hükümetin herhangi katkısının olduğu, eğilimlerinin ve önceliklerinin yansıdığı söylenemez.

Hukuk kurallarının belirli bir dönemde, bu dönemin koşullarına göre belirli bir biçimde oluştuğu bilimsel bir gerçektir. Siyasal iktidarlar, dönemin ekonomik, sosyal ve siyasal yapısına göre, kendi eğilimleri ve egemen olan otoritenin yarar sistemine uygun olarak hukuk normlarını sistemleştirir. Bu çaba, toplumsal değişime paralel olmalı ve toplumsal ihtiyaçları karşılamalıdır.

Siyasal ve toplumsal yapı değişimleri ile hukuk düzeni arasındaki ilgi özellikle ceza hukuku normları yönünden söz konusudur. Çok ana çizgileriyle ceza hukuku kuralları, toplumsal düzeni, siyasal yapıyı koruyucu bir görev görmektedir. Ceza normlarının toplumu korumaktan başka bir de toplumun gelişmesini, ilerlemesini sağlamak gibi bir gayesi de mevcuttur.

Ceza usul hukuku normları, devlet–kişi ilişkilerinde, normlara aykırılığı “müeyyideye bağlayan bir süreç” olarak doğaldır ki, devlet–kişi ilişkilerinin değişimine göre değişmek zorunda kalacaktır. Yasaların değişimi, hukukun gelişimini sağlama temel amacı doğrultusunda yapılmalıdır. Aksi halde, birtakım maddelerin rastgele değişimi söz konusu olacaktır. Yasa tasarılarının belirli sosyal amaçlara hizmet etmesi gerektiği bir olgudur. Her kanun, belli nedenlerin etkisiyle belirli sosyal amaçlara ulaşmak için çıkarılır. Bu anlamda hukukun nedeni ile amacı arasında yalın bir ilişki bulunmaktadır. İnceleme konusu yapılan tasarıya mevcut hükümetin herhangi bir katkısı bulunmadığından iktidardaki siyasi parti tarafından seçmene taahhüt edilen hangi sosyal amacın gerçekleştirilmesini bu tasarının amaçladığını sorgulamak gereksiz bir çaba olacaktır.

Etkin ceza adaleti sağlanamamıştır

Ceza adaletinin işleyişini düzenleyen yürürlükteki kurallar, çağdaş dünyanın paylaştığı değerlere uygun olmalıdır. Etkinliğin, kalitenin ve verimliliğin günümüzde kazandığı önem, görmezlikten gelme boyutunu çoktan aşmıştır. Ceza adalet sisteminin etkinliğini, kalitesini ve verimliliğini artırmak konusunda tasarı umut verici değildir. Tasarının gerekçesinde iddia edildiğinin aksine, diğer gelişmiş ülkelerin tecrübeleri önemli ölçüde ihmal edilmiştir.

Ceza adaleti, suç adı verilen ve toplumdaki düzeni bozduğu varsayılan bir eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırıldığı bir faaliyettir. İşlenmiş olan bir suç varsa, bunun en kısa sürede tespiti ve suçlunun cezalandırılması, toplumdaki düzenin sağlanması için gereklidir. Ancak unutulmamalıdır ki; ceza adaleti, mekanizmaları suçlu olmayanların da karışabileceği, masum kişilerin itibarlarının zarara uğrayabileceği bir süreçtir.

Ülkemizde yaşanan ceza adalet yetmezliğinin sebeplerinden birisi de ceza yargılamasının yavaş işlemesidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan devletler, ceza davalarını makul sürelerde bitirecek şekilde yargı mekanizmalarını geliştirmek, yargı teşkilatlarını örgütlemek ve düzenli olarak çalışmalarını sağlamak yükümlülüğü altında bulunmaktadırlar. Mevcut tasarı, ceza adalet sisteminin yavaş işlemesi olgusuna çözüm sunmamaktadır.

Tasarıda “suç olmaktan çıkarma” yok

Gelişmiş ceza adalet sistemleri geçtiğimiz yüzyılda suç olduğu varsayılan birçok davranışın suç olmaktan çıkarılması sürecini yaşamıştır ve yaşamaktadır. Ceza müeyyidesine sıkça başvurulması arzu edilen bir durum değildir. Ancak Türk ceza adalet sisteminin ceza tehdidine çok sık başvurduğunu istatistikler açıkça göstermektedir. 1995 yılı verilerine göre bir yılda hakkında ceza yargılaması yapılan kişi sayısı, 2.500.785 adede ulaşmıştır. Bunlardan 1.490.408 kişiyi yıl içinde açılan davaların sanıkları oluştururken 967.926 adedini ise önceki yıldan devredilmiş dosyaların sanıkları oluşturmaktadır.

Nüfusu, suç işleme kabiliyeti olmayan çocuklar dahil, yetmiş milyon olan bir ülkede her yıl bir buçuk milyon kişi hakkında ceza yargılaması işlemleri yapılması anormal bir durumdur. Ortalama bir yaşam süren, örneğin altmış yıl, bir kişinin hayatı süresince en az doksan milyon kişi sanık olacaktır. Bu durumda toplumu oluşturan her bir bireyin sanık olma riski birden fazladır. O halde yapılması gereken, bir suç olmaktan çıkarma (dekriminizasyon) hareketi başlatmaktır. Mevcut tasarının suç olmaktan çıkarma felsefesinden esinlendiğini, bu doğrultuda mekanizmalar öngördüğünü ifade etmek mümkün bulunmamaktadır.

Doç. Dr., Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi, Kamu Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi .

23.06.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> RTÜK Yasası, AB normları ve Kürtçe yayın Hikmet Kırık (22.06.2003)

> Kör topal barış ve Araplar Zeynep Hıfni (22.06.2003)

> İki Küresellik: Küresel adaletsizlik, küresel muhalefet Melda Keskin (21.06.2003)

> Amerika’ daki insan hakları ihlalleri Fehmi Hüveydi (21.06.2003)

> Çağdaşlaşma, lâiklik ve demokrasi Korkmaz Tagma (20.06.2003)

> Doğu–Batı tasnifi yapay bir tasnif Hüseyin Bayçöl (20.06.2003)

> İkinci Meşrutiyet’ten günümüze bilim-din-modernleşme M. Şükrü Hanioğlu (19.06.2003)

> Sistem körü Ahmet Kurucan (19.06.2003)

> Neden Batı’dan kaçıyoruz, neden Batı’ya koşuyoruz? Yıldız Akpolat (19.06.2003)

> Medeniyet ve bilim Recep Şentürk (18.06.2003)

> İdeal üniversite için manifesto Coşkun Can Aktan (18.06.2003)

> Haydi tatile! Naci Bostancı (17.06.2003)

> Arap aydınlarının gözünde 20. yüzyıl Rıdvan Seyid (17.06.2003)

> Tekerleğin yeniden keşfi: Mikro finansman kuruluşları Murat Çizakça (16.06.2003)

> Yazar ve ‘üçlü koltuk’ pozisyonu NİHAL BENGİSU KARACA (15.06.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: [email protected]
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.

Hosted by www.Geocities.ws

1