Gerçek 'gizli'de değil
Bireylerin temel haklarının kısıtlanmasına ve hak kayıplarına yol açabilen istihbarat kayıtlarının denetime açılması gerekir; aleyhinde rapor tutulan kişilere de 'düzeltme hakkı' kullandırılmalı
13/06/2001 (107 defa okundu)
Yrd. Doç. Dr. VAHİT BIÇAK
İstihbarat birimlerince bireylerin kişilikleri, ekonomik durumları, hayat tarzları, geçmişleri, sosyal konumları, ilişki içinde oldukları kişiler, bulundukları yerler gibi konularla ilgili olarak her türlü bilgi toplanılabilmekte ve bu bilgiler gizli kayıtlar şeklinde muhafaza edilmektedir.
Anayasanın 20. maddesinde ifadesini bulan hiç kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı güvencesi açısından bu uygulamanın kapsamı, keyfiliğe karşı güvenceler içerip içermediği ve güvenilirliği sorgulanabilir.
'Gerçek' olmayabilir
Gizli olan istihbarat kayıtları her zaman gerçekleri yansıtmayabilir. Örneğin, 2 Aralık 2000 tarihinde CNN Türk televizyon kanalında 'Hakkıyla Sohbet' programına konuk olan, tanınmış Türk sanat müziği sanatçısı Emel Sayın, istihbarat raporlarında yer alan, kendisinin Milli Güvenlik Konseyi
üyelerinden biriyle ilişkisi olduğu iddiasını yalanlayarak, "istihbarat raporlarının yanlış, yalan ve güvenilmez" olduğunu ifade etmiştir.
İstihbarat raporları, bireylerin temel haklarının kısıtlanmasına ve kaybına yol açabilmektedir.
Yargı kararları
Örneğin, kamu görevine girme bir anayasal hak olarak Anayasa'da ifade edilmiş olmasına rağmen tüm yasal koşulları tamamlayıp bu hakkını kullanmak isteyen kişiler, yapılan güvenlik soruşturması neticesi sakıncalı olarak değerlendirilerek bu haklarından mahrum edilebilmektedir. Hak kaybı gerekçesi olarak da, çoğu zaman 'mülakat sınavında başarısızlık' gibi, gerçek sebebi örtücü nedenler bireylere bildirilmekte ve güvenlik soruşturmasında yer alan bilgilerin ne derece güvenilir olduğu yargı denetimi dışında tutulabilmektedir.
Hukuk sistemi, gerçek durumu yansıtan yargı kararları ve adli sicil kayıtları üretilebilmesi için birçok güvence içeren bir yargılama süreci benimsemiştir. Suç işlediğinden şüphelenilen kişinin soruşturması kolluk birimleri (polis veya jandarma) tarafından yapılmaktadır. Suç işlendiği şüphesi güç kazanırsa savcılık kamu davası açmaktadır.
Olayı tüm boyutlarıyla değerlendiren mahkemenin kişinin isnat edilen suçu işlediği yönündeki kararı bireyi cezalandırmak için yeterli sayılmamakta, dava konusu olay bir de Yargıtay'ın denetiminden geçmektedir.
Bu uzun ve masraflı süreçle hatalı olarak kişilerin cezalandırılması ihtimalinin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Aynı özenin istihbarat kayıtları için de gösterilmesi gerekmektedir.
Kayıtların silinmesi
İstihbarat kayıtlarının üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra silinebilmesi söz konusu değildir. Oysa, mahkeme kararıyla suç işledikleri sabit olan kişilerin bile adli sicil kayıtlarının silinmesine hukuk sistemi olanak tanımıştır (Adli Sicil Kanunu, Kanun no: 3682, Resmi Gazete, 29.11.1990, md. 8) Mahkûmiyet kararları üzerinden kural olarak beş yıl geçmesi üzerine adli sicilde yer alan kayıt silinebilmektedir.
Mahkeme kararı ile suç işlediği sabit olan kişilerin cezalarının ertelenmesi veya affa uğraması söz konusu olduğu halde istihbarat kayıtlarının silinmesi, düzeltilmesi veya affa uğraması gibi bir uygulama da söz konusu değildir.
Hatalar ve telafi
İstihbarat kayıtlarının sadece hakkında kayıt tutulan kişiyi değil, bu kişinin yakınlarını da etkileyebildiği dikkate alınacak olursa, temel hakların kullanımı açısından, sorunun boyutunun tahmin edildiğinden çok daha büyük olduğu görülecektir.
İstihbarat kayıtlarında olabilecek hataların giderilmesine, bu raporların güvenilir
liklerinin sağlanmasına yönelik mekanizmalar Türk hukuk sisteminde bulunmamaktadır. Kanaatimizce bu raporların saydamlaştırılması yoluna gidilmesi gereği vardır.
Nitekim, Avrupa Polisi Oluşturulması Sözleşmesi'nin 19 ve 20. maddeleri, bireylere kendileriyle ilgili olarak Europol tarafından tutulan kayıtlara ulaşabilme, yanlış bilgileri düzelttirebilme veya iptal ettirebilmeleri hakkını vermektedir (European Committe on Crime Problems, 1999, Committee of Experts on Police Ethics and Problems of Policing, PCPO (99)2, s.5) Çok istisnai bazı durumlarda bilgi alma hakkı kısıtlanabilmektedir Ancak, bilgi alma hakkı engellenen bireyler, engelleme kararına karşı yargı yoluna gidebilmektedir. 20 Aralık 1991 de Almanya da yürürlüğe giren STASI Kayıtları Kanunu da bireylere kendileriyle ilgili tutulan istihbarat kayıtlarına ulaşabilme hakkı vermiştir
(http://www.bstu.de/englisch/index.htm).
Kopenhag Kriterleri
Başbakanlık İnsan Hakları Koordinasyon Üst Kurulu Sekreterliği eşgüdümünde hazırlanan
'Kopenhag Siyasi Kriterleri Işığında Türkiye'nin Alması Gereken Önlemler' başlıklı raporda, kişi dokunulmazlığı, özgürlüğü ve güvenliğinin asgari düzeyde kısıtlanmasını hedefleyecek şekilde güvenlik soruşturması konusunda gerekli düzenlemelerin yapılması gereğinin ifade edilmesi (Paragraf II.B.3.) olumlu bir gelişme olmakla birlikte Ulusal Program'da bu yönde bir taahhüt yer almamıştır.
1999 yılında yasalaşan Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu, bireylerin
kullandıkları telefon, faks ve bilgisayar gibi kablolu, kablosuz ve diğer elektromanyetik sistemlerle veya tek yönlü sistemlerle alınan veya iletilen sinyalleri, yazıları, resimleri, görüntü veya sesleri dinlemeye ve tespit etmeye imkân sağlamıştır.
Kişilerin mesken, ikâmetgâh, işyeri ve kamuya açık yerlerdeki her türlü faaliyetlerinin teknik araçlarla gizli olarak gözetlenebilmesi, izlenmesi, ses ve görüntü kaydının alınabilmesi imkân dahilindedir. Gizli dinleme, izleme gibi faaliyetler sona erdiğinde kişilere kendileri hakkında yapılan işlemler hakkında bilgi verilmesi yükümlülüğünün olmaması (Parliamentary Assembly of the Council
of Europe, Recommendation 1402 (1999), s. 2.), bu yöntemlere başvurulmasının haklı ve yerinde olup olmadığı denetimini imkânsız kılmaktadır.
Keyfiliğe karşı
Bireyler hakkında tutulan gizli istihbarat kayıtları, keyfilik ve doğru olmayan bilgiler içerme risklerine karşı güvenceye kavuşturulmalıdır. Bu kayıtların saydamlaştırılarak, ilgililere kendileri hakkında tutulan kayıtları öğrenme hakkı tanınmalı; kayıtlar yargı denetimine açılarak güvenilirlikleri bağımsız yargı tarafından test edilebilmelidir. Anayasal bir ilke olan suçların ve cezaların şahsiliği ilkesi doğrultusunda bu raporlar sadece ilgili oldukları kişiler hakkında hüküm doğurmalı, etki alanı hakkında olumsuz kayıt bulunan kişinin ailesinin masum diğer bireylerini veya diğer yakınlarını kapsamamalıdır.
Yrd. Doç. Dr. Vahit Bıçak; Ceza Hukuku
Öğretim Üyesi
Haberle ilgili siteler
» STASI Kayıtları