Ünye'nin Ayrıntılı Tarihi

DR Mürselin GÜNEY

Ünye'nin çok eski ve köklü bir tarihi vardir. Kurulusu tarih öncesi çaglara, yani yazinin kullanilisindan daha eskilere kadar uzanmaktadir. Bu tarihi, 1)En eski dönem, 2)Türk fetihlerine kadar olan dönem, 3)Ilk fetihlerden Osmanlilara kadar olan devr e, 4) Osmanli dönemi ve 5) Istiklal harbi ve cumhuriyetten günümüze kadar geçen dönem olmak üzere bes bölümde incelemek faydali olacaktir.

1. TARIH ÖNCESI DÖNEMDE ÜNYE ÇEVRESI

Yapilan arastirmalar Ünye çevresinin Anadolu'daki en eski yerlesim yerleri arasinda oldugunu göstermistir. Ünye çevresinin prehistorik dönemi ile ilgili olarak en genis çapli arastirma, kendisi de Ünyeli olan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Arkeoloji Bilim Dali Profesörlerinden rahmetli Kiliç Kökten tarafindan yapilmistir.

Kiliç Kökten'in Ünye'nin dogusunda Yüceler köyü civarindaki magaralarda 1944-45 yillarinda ve 1963 yilinda Cevizdere vadisinde yaptigi kazilar sonucu, bu yörede milattan önce Kazilarda yontma ve cilali tas devirlerine ait aletler ve silahlarla toprak kaplarin yani sira, insan ve evcil hayvanlara ait iskelet parçalari da bulunmustur. Arastirmalar esnasinda bulunan çakmaktasindan bir el baltasi, Alt Paleolitik döneme aittir ve Karadeniz kiyilarinda elde edilen en eski buluntu olma özelligini tasimaktadir. Bunun yani sira Orta ve Üst Paleolitik dönemlere ait olarak da çesitli çakmaktasi aletler elde edilmistir. Bütün bu bulgulara göre, Ünye çevresinde milattan önce (MÖ) XV. Bin yila kadar uzanan bir yerlesik hayat oldugu kesin olarak anlasilmistir.

2. TÜRK FETIHLERINDEN ÖNCE ÜNYE

Ünye ve çevresinde yazili tarihlerde adi geçen ilk topluluk Kaskalar'dir. MÖ 2000'lerden itibaren tarih sahnesine çikan Kaskalar bugünkü Sinop ile Persembe arasindaki bölgede yerlesmislerdi. Kaskalar'da hem göçebe hem de yerlesik hayat tarzi vardi. Kaskalar zaman zaman Iç Anadolu'daki Hititlerle savasmislar ve onlar için kuzeyden yönelen en önemli tehdidi olusturmuslardir. Zaman zaman kaskalar Hitit baskenti Hattusas'a (Bogazköy) kadar ilerlemislerdi. Hititlerin Kaskalar'i durdurdugu hat ta kismi egemenlik altina aldiklari dönemler olduysa da, bu dönemler kisa süreli ve geçici olmustu. Bu iki komsu ve düsman kavmin ömrü MÖ 12. yüzyilda sona erdi.

Sonraki devirde uzun bir süre Ünye çevresi tam bir devlet yapisi olmaksizin Asya kaynakli ve Hititlerden arta kalan insan topluluklarinin yasama alani oldu. MÖ 9. Asirdan itibaren, Iskitler bu bölgeyi ele geçirdi. Iskit Devletinin agirlik mer kezi Karadeniz kuzeyi idi ve Türk asilli unsurlar bu devlette önemli yere sahipti. Muhtemelen Iskit ordularinda kadinlarin da bulunmasi sebebiyle "Amazonlar" efsanesi ortaya çikti. Amazonlarla ilgili olarak aktarilan bilgilere göre, bunlar tamamen kadinlardan olusan, savasabilmek için bir memelerini kesen savasçi bir topluluktu. Günümüzde, tarihte tamamen kadinlardan meydana gelen bir "Amazon" toplulugunun bulundugu tarihçilerce kabul edilmemektedir.

MÖ 8. Yüzyildan itibaren Ege denizi kiyilarindaki kolonilerden gelenler Karadeniz kiyilarinda ve bu arada Ünye'de koloniler kurdular. Daha önce Sinop'ta koloniler kuran Milet'li koloniciler gelerek bugünkü Ünye sehrinin bulundugu yerde ticare t kolonisi kurdular. Böylece Ünye sehrinin kesin olarak kurulusu yaklasik olarak MÖ 750 tarihlerini bulmaktadir. Ünye ve civarinda bu siralarda Khalibler adindaki bir kavim yasamaktaydi ve demircilikle ugrasiyorlardi. Bu demir madenleri son asirlara kadar isletilmeye devam edilmekte idi. Bazi tarihçilere göre, Yunanlilar çelik elde etmeyi Khalibler'den ögrenmislerdir.

Iran'da kurulan Med Imparatorlugu dogu Anadolu'yu aldiysa da, hakimiyetini Karadeniz kiyilarina kadar yayamadi. Fakat Medler'in yerine geçen Persler'in hakimiyet sahasi daha genis oldu. MÖ 550 yilinda Pers Imparatoru I. Darius bütün Anadolu ile berab er Ünye bölgesine de hakim oldu. Bölgede siddetli bir dirençle karsilanan Pers hakimiyetini güçlendirmek için I. Darius bölgeye güçlü ve zorba valiler gönderdi. "Satraplik" denilen vilayetlerdeki bu valilere "Satrap" adi veriliyordu.

Makedonyali Iskender MÖ 331 yilinda Persler'i yenerek topraklarini ele geçirdi. Fakat Anadolu'daki Pers satrapliklari üzerinde kesin bir hakimiyet kuramadi. Pers asilli yöneticiler özerkliklerini sürdürmeyi basardilar. Iskender'in ölümünden s onra ülkesi parçalandi. Karadeniz kiyilarinda Pontus Devleti kuruldu.

Pontus Devletinin kuruculari eski Pers Imparatorlugunun asilleri olup, Yunanli degillerdi. Devlet gelenekleri Persler'le ayniydi. Onlar gibi Ahuramazda (Hürmüz) adindaki iyilik Tanrisina tapiyorlardi. Bir süre sonra sahildeki ticari koloniler de Pont us'a baglandi. Pontus Devleti zamanla, özellikle Makedonyali prenseslerle evlenme ve Helen kültürüne meyletme sebebiyle eski özelliklerini ve gücünü kaybetti. Günümüzde Kale köyün sinirlari içinde bulunan Ünye kalesi muhtemelen ilk olarak bu dönemler de kullanilmaya baslandi.

MÖ 1. yüzyilda, Roma Imparatorlugu ile Pontus Devleti bölgenin hakimiyeti için mücadele ettiler. Önceleri Pontus Devleti, bölgedeki diger kavimlerin de yardimi ile Roma'ya karsi bazi basarilar elde eti. Ancak MÖ 71 yilinda Kelkit vadisinde yapilan sa vasta Pontuslular kesin olarak yenildiler. MÖ 63 yilinda Pontus Devletinin yikilmasi ile Ünye ve civarinda Roma hakimiyeti kesinlesmis oldu.

Roma Imparatorlugu döneminde Ünye çevresi Pontos Polemoniacus adiyla anilan bir uydu devlet seklinde yönetilmekteydi. Zalimligi ve garip davranislari ile ünlü olan Neron imparator olmadan önce bu bölgeyi yönetmisti. Roma milattan sonra (MS) 395 yilin da ikiye bölününce, Ünye Dogu Roma (Bizans) Imparatorlugunun sinirlari içinde kaldi.

Bizans döneminde de Ünye çevresi, yönetim merkezi Niksar olan Pontos Polemoniacus adindaki bölgede yer aldi. Islamiyet'in yayilma döneminde ilk kez 705 yilinda Emevi ordulari Canik bölgesine kadar geldi. 733-739 yillari arasinda Samsun civari Arap eg emenliginde kaldi.

Abbasiler devrinde, Malatya bölgesindeki üsten hareket eden ve mühim bir kismi Türklerden meydana gelen Islam ordulari Bizans topraklarina sik sik akinlar düzenliyor ve bunlarin bazilari Canik bölgesine kadar uzaniyordu. 843 yilinda Ünye civarini ald ilar, ancak bu durum kisa sürdü. Abbasilerin Türk komutani Ahmed Ibn Inanç et-Türki 893 yilinda bütün orta ve dogu Karadeniz bölgesini ele geçirdi. Abbasi ordusundaki Türk komutanlarin Anadolu'da Bizans'la yaptigi mücadelelerin hatiralari Seyyid Battal Gazi destanlari seklinde dilden dile aktarilarak günümüze kadar ulasmistir.

3. ILK TÜRK FETIHLERDEN OSMANLILARA KADAR ÜNYE

Tarih boyunca Iskitler, Sabirler ve Hunlar gibi çesitli Türk asilli veya içinde Türk unsurlar da bulunan kavim ve devletler Anadolu'ya ilgi göstermis ve zaman zaman da daha ziyade kisa süreli olmak üzere çesitli fetihler yapmislardir. Abbasiler döneminde de, Islam ordularinin çogunlugu Türklerden meydana geliyordu. Bizans ile uzun süreli savaslar sebebi ile sinirlari korumak için Abbasiler Dogu Anadolu'ya çok sayida Türk ailesini yerlestirmislerdi. Ancak, Anadolu'nun tümüyle ve kesin ola rak Türk vatani haline gelmesi Selçuklular döneminde olmustur.

Selçuklular Anadolu'ya ilk kez daha imparatorluk haline gelmeden önce 1018 tarihinde Çagri Bey komutasinda kesif mahiyetinde bir akin yaptilar, ve Orta Asya'da sikismis olan Türk milleti için ikinci vatan topragini seçtiler. 1037 tarihinde Bü yük Selçuklu Imparatorlugunun kurulmasindan sonra giderek artan Selçuklu akinlari ve Bizans ordusuna karsi kazanilan Hasankale ve bilhassa Malazgirt zaferlerinden sonra Anadolu tümüyle Selçuklu hakimiyetine girdi. Büyük Selçuklu Imparatorlugu, eski T ürk devletlerinin çogunda oldugu gibi, büyük bir konfederasyon seklinde idi. Anadolu'nun orta-bati kesiminde, baskenti Iznik olan Anadolu Selçuklu Devleti, orta-kuzey kesimlerinde de Danismendliler Devleti hakimdi.

1080 yilinda Ünye dahil bütün Karadeniz sahilleri Büyük Selçuklu Imparatorlugu'na baglanmisti. Büyük Selçuklu Sultani Alparslan'in Bizans karsisinda elde ettigi Malazgirt zaferinden sonra, onun emri ve izniyle, çok sayida Türk beyi fethettikleri yerl er kendi beylikleri sayilmak üzere Anadolu'da fetihler yaptilar. Canik bölgesindeki fetihler Danismendli Devletinin kurucusu olan Melik Ahmed Danismend Gazi tarafindan baslatilmistir.

DANISMENDLIER DÖNEMI

Melik Ahmed Danismend Gazi'nin asil adi Taylu'dur. Bilindigi gibi "Danismend" kelimesi o dönemin yüksek egitim kurumlari olan medreselerdeki "Doçent" seviyesindeki ögretim üyelerine verilen ünvandir. Ibn'ül Esir tarihinde Melik Ah med Danismend Gazi'ye bu ünvanin Türkmen boylarina ögretmenlik yaptigi için verildigi bildirilmektedir. Melik Ahmed Danismend Gazi Malazgirt savasina bizzat katilmis ve zaferden sonra Tokat, Sivas, Amasya, Çorum ve Niksar bölgelerini fethetti. Hakimi yetini bu bölgelere komsu olan sahil bölgelerine kadar genisletti. Danismend Gazi 1085 tarihinde ölünce, yerine oglu Gümüstegin geçti.

Melik Ahmed Danismend Gazi ile baslayan Danismendli akin ve fetihleri Ünye ve Canik havalisinde insanlarin hafizasinda kalici biçimde yer etmistir. Bu akin ve fetihlerle ilgili, destani hayal unsurlari ve menkibelerle süslenerek zenginlestirilmis çes itli efsane ve rivayetler günümüzde de bölge ahalisi arasinda anlatilagelmektedir.

Danismendli hükümdarlarinin hepsi de halk tarafindan Melik Gazi diye anilmaktadir. Melik Gazi ile ilgili bölgede yaygin olarak anlatilan bir rivayet söyledir: Melik Gazi Ünye Çataltepe civarinda kafirlerle yaptigi savaslardan birinde agir yaralanmist i. Kendisine, eger bu yaradan dolayi ölürse nereye defnedilmek istedigini sordular. Atacagi okun düstügü yere gömülmesini söyledi. Çataltepe'ye çikarak yayini gerdi ve okunu atti. Bu ok, Niksar'a kadar gitti ve vasiyeti üzerine Melik Gazi oraya defne dildi. Bu menkibe, bölgedeki ilk fetihleri yapmasinin sagladigi yüksek itibarin, Canik bölgesindeki Türkler arasinda Melik Gazi'yi adeta bir evliya mertebesine yükselttigini göstermektedir.

Danismendliler 1086 yilinda Karadeniz sahillerine sefer yaptilar ve Canik bölgesini ele geçirip Samsun'u kusattilar. Muhtemelen bugünkü sehrin tepesinde yer alan eski Samsun sehrini ele geçiremediler. Bunun üzerine sehre 3 kilometre mesafede yeni bir sehir kurdular. Eski sehre "Gâvur Samsun" adini verdiler, yeni sehre ise "Müslüman Samsun" dediler. Müslüman Samsun'un yeri muhtemelen bugünkü Samsun sehir merkezi idi. Bu iki sehir uzun zaman komsu olarak yasadi.

1096 tarihinde Türkler ve Islam dünyasina karsi baslatilan Haçli seferlerinin birincisi yapildi. Anadolu Selçuklulari ve Danismendliler kat kat üstün durumdaki düsmana karsi çete savasi agirlikli bir mücadele vererek, Anadolu'nun merkezi kisminda top lanmak ve tüm sahil kesimlerinden çekilmek zorunda kaldilar. Anadolu Selçuklularinin ilk baskenti olan Iznik ile birlikte Ünye de 1100'ler civarinda artik Bizans'a aitti. Haçlilar Anadolu'yu Türklerden temizlemek, Kudüs'ü almak ve mümkünse bütün Isla m topraklarini ele geçirmek arzusundaydilar.

Ancak, Bizans ve Haçlilarin umdugu gerçeklesmedi; Türkler Anadolu'dan sökülüp atilamadi. Bir asir kadar Haçlilar ve Bizans ile çetin mücadeleler devam etti. Anadolu Selçuklu Devleti ile Bizans arasinda 1176 yilinda yapilan Miryokefalon savasinda Biza ns ordusu bir kez daha ve kesin olarak hezimete ugrayinca, Bizans ve Hiristiyan dünyasi artik Anadolu'nun yeni bir Türk vatani oldugu gerçegini ister istemez kabul etti. Bu tarihlerden itibaren Anadolu batililar tarafindan Türkiye ve Türkomanya adlariyla anilmaya basladi.

Danismendli Gümüstegin 1100 yilinda yapilan bir savasta Antakya Haçli Prensi Bohemund'u esir edip Niksar'a hapsetti. Bu olay ikinci ve büyük bir haçli seferinin yapilmasina yol açti. Prens Bohemund'u kurtarmak için, Ankara'yi ele geçirdikten sonra Ni ksar istikametinde ilerleyen Haçli ordusu Merzifon yakinlarinda Danismendli ve Selçuklulardan mütesekkil 10 000 kisilik Türk ordusu tarafindan 1101 yilinda bozguna ugratildi. Haçli ordusunun beste dördü imha edildi; küçük bir kismi Bafra'ya kaçarak g emilerle Istanbul'a ulasabildiler. Haçlilarla daha sonra yapilan çesitli muharebeler de Türk tarafinin basarisi ile sonuçlandi.

12 yüzyilin ilk yarisinda, Danismendliler Anadolu'daki en güçlü Türk devleti idi. Danismendliler bir taraftan orta ve bati Karadeniz için Bizans ile mücadele ederken, bir yandan da Anadolu hakimiyeti için Konya Selçuklulari ile çekisme içindeydiler. 1104 yilinda hükümdar olan Emir Gazi zamaninda Danismendli Devletinin gücü zirveye ulasti. Emir Gazi Anadolu Selçuklu Devletinin tahtina da kendi damadi olan I. Sultan Mesud'un çikmasini sagladi. Malatya, Kayseri, Kastamonu, Çankiri, Karadeniz sahill eri ve Sakarya bölgesine kadar olan yerleri devletine katti. Kilikya Ermenilerini de vergiye bagladi. Bizans Devleti ile mücadelesinde Bizans'in iç karisikliklarini da degerlendirdi. Bizans tahtina çikmak için isyan edenleri destekledi. Emir Gazi'nin 30 yil devam eden bu parlak devri 1134 tarihine kadar sürdü. Yerine oglu Melik Muhammed geçti.

Melik Muhammed devrinde Danismendli Devletinde iç karisikliklar çikti. Bunu firsat bilen Bizanslilar 1135 tarihinde Çankiri, Kastamonu ve Karadeniz sahillerini isgal ettiler. Melik Muhammed ayni yil Anadolu Selçuklu hükümdari I. Mesud ile birlikte ha reket edip Bizans tarafindan isgal edilen topraklarin çogunu geri aldi. Karadeniz sahil kesimleri ise Bizans isgalinde kaldi.

1139 yilinda Bizans'in Niksar'i ele geçirmek için giristigi büyük bir hücuma basariyla mukavemet eden Melik Muhammed, 1140-1141 yillarinda da Karadeniz sahillerini ve Ünye'yi Bizanslilardan geri aldi. Fethedilen bu bölgelere büyük miktarda Türkmen nü fus yerlestirilerek bölge emniyet altina alindi. Melik Muhammed 1143 yilinda öldügünde, Danismendli Devletinin sinirlari Gürcistan, Mezopotamya, Çukurova, Karadeniz sahilleri ve Sakarya boylarina kadar ulasiyordu.

Melik Muhammed'den sonra Danismendli Devleti Sivas Kayseri ve Malatya merkezli üç kisma bölündü. Sivas - Amasya bölümünün basina Melik Yagibasan geçti. Bu durumdan faydalanan Anadolu Selçuklu hükümdari I. Mesud bir kisim Danismendli topraklarini zap tetti. Danismendliler büyük ölçüde Anadolu Selçuklu Devleti'nin himayesine girdiler. Bu arada Ünye ve bazi Karadeniz sahilleri de Bizans'in eline geçti. Melik Yagibasan 1150 yilinda Bafra, Samsun ve Ünye'yi yeniden ele geçirdi.

Sultan I. Mesud ölüp Sultan II. Kiliç Arslan Konya tahtina çikinca, Anadolu Selçuklu Devleti'nin üstünlügünü kabul etmek istemeyen Melik Yagibasan, kendisine müttefikler buldu. Hatta, Selçuklulara karsi Bizans ile de anlasip, buna karsilik 1157 yilin da Ünye ve Bafra'yi tekrar Bizans'a terk etti. Selçuklu ve Danismendli ordulari iki defa karsi karsiya geldi ise de, din bilginleri araya girerek, Haçlilar ve Bizans ile savasildigi böyle günlerde kardesin kardesle savasmasinin dogru olmayacagini söy leyerek kan dökülmesini engellediler.

1162 yilinda Melik Yagibasan Sultan II. Kiliç Arslan'a ait dügün alayina hücum edip yagmalayinca savas kaçinilmaz hale geldi. II. Kiliç Arslan ordusu ile Yagibasan'in üzerine yürüdüyse de, Bizans ordusunca desteklenen Danismendli ordusuna karsi yenil di. Yagibasan 1164 tarihinde öldü.

Melik Yagibasan, güçlü bir sahsiyet olmakla beraber, hatalari da vardi. Daha önce çok güçlü olan Danismendli Devletinin Anadolu Selçuklulari karsisinda ikinci derecede kalmasini kabullenememis, devleti eski gücüne kavusturmak için çareler aramis, fak at bu arada Selçuklular'a karsi Bizans ile ittifak yapmak ve Ünye'yi fethettikten sonra bu ittifak ugruna geri vermek gibi vahim hatalar da yapmistir. Yine de, Ünye'nin Türk hakimiyetine geçme asamalari içinde Melik Yagibasan'in rolü çok önemlidir. M elik Yagibasan'in adi da bölge ahalisi arasinda yüzyillar boyunca anilagelmistir. Ünye'nin Yagbasan köyü de adini bu Danismendli hükümdarindan almaktadir. Bilindigi gibi "Yagi" düsman, "basmak" ise hücum etmek ve yenmek, mânâsina gelen has Türkçe bir kelimelerdir. "Yagibasan" da, düsmanlarina galip gelen kisi mânasina gelmektedir. Melik Yagibasan'in türbesi Danismendli meliklerinin çogu gibi Niksar'dadir.

ANADOLU SELÇUKLULARI DÖNEMI

Ünye'nin ve bütün orta - kuzey Anadolu'nun Türklesmesi ve Islâmlasmasinda mühim rol oynamis olan Danismendliler, Yagibasan'dan sonra giderek güçlerini daha da yitirdiler. Anadolu Selçuklu hükümdari Sultan II. Kiliç Arslan 1176 yilinda Bizans'a karsi Miryokefalon'da büyük bir zafer kazandi. Bunun ardindan Anadolu'da Türk birligini saglama çabalarini arttirdi ve 1178 yilinda bütün Danismendli topraklari Anadolu Selçuklu Devleti'ne katildi.

1170-1180 yillari arasinda, orta Asya ve Azerbaycan üzerinden Anadolu'ya çok büyük sayidaki Türkmen boylari göç etmistir. Orta Asya ve Maveraünnehir'e hakim olan Mogol asilli Karahitaylar'in baskisi sebebi ile meydana gelen bu göçler Anadolu'da bazi geçici sikinti ve çatismalara yol açmistir. Bu göçlerin sonucunda, artik Anadolu'da Türkler nüfusun büyük bir çogunlugunu meydana getirmislerdir.

Sultan II. Kiliç Arslan yaslandigi için 1186 yilinda eski Türk devlet geleneklerine göre ülkesini 11 eyalete ayirip, her birinin basina ogullarindan birini melik olarak tayin etti. Kendisi ise merkezde olan Konya'da idi. Bu meliklerden Rükneddin Süle yman Tokat ve yöresine hakimdi. Rükneddin Süleyman Karadeniz sahillerine sefer yaparak Samsun ve Ünye bölgelerini Anadolu Selçuklu Devletine bagladi. Rükneddin Süleyman daha sonra 1196 yilinda Anadolu Selçuklu sultani oldu.

1196 yilinda Bizans Imparatoru III. Aleksios Angelos bir filo göndererek Samsun limanindaki ticari gemileri yagma ettirip tüccarlari da esir etti. Bunun üzerine Rükneddin Süleyman Sah Bizans'a bir elçi göndererek, esirlerin serbest birakilmasini ve m allarin geri verilmesini istedi. Selçuklular'la savasi göze alamayan Bizans hükümdari istenenleri yerine getirdi ve Selçuklulara yillik vergi ödemeyi de kabul etmek zorunda kaldi.

Bu siralarda, Hiristiyan âlemi Müslümanlara göre medeniyetçe oldukça geri durumda idi. Bizans, Hiristiyan alemi içindeki en güçlü ve gelismis devletti. Ancak, Selçuklu akinlarina karsi koyamayacagini anlayinca, diger Avrupa devletlerinden yardim iste mis ve Haçli Seferleri de bu yardim çagrisi üzerine 1096 yilinda baslamisti. Haçlilar, Hiristiyan olmakla birlikte farkli mezhepten oldugu için Bizanslilardan nefret ediyorlardi. Ayrica, Avrupa'nin diger kisimlari sefil bir hayat sürerken, Bizans'in içinde bulundugu zenginlik ve ihtisam Haçlilarin gözünü kamastirmis ve kiskançlik duygularini alevlendirmisti. Bizanslilar da Haçlilarin ilkelligini, yagmaciligini ve saldirganligini gördükçe onlardan nefret etmeye baslamislardi.

Dördüncü Haçli Seferi sirasinda, 1204 yilinda Haçlilar Müslümanlarla ve Türklerle savasmak yerine, zenginligine göz diktikleri Istanbul'u isgal edip yagmaladilar. Ortodoks olan Bizans Devletinin yerine bir Katolik Latin Devleti kurulmus oldu. Bizans imparator ailesinin bazi fertleri kaçarak Iznik ve Trabzon'da ayri devletler kurdular. Böylece, Türklerin karsisindaki Bizans gücü zayiflamis ve parçalanmis oldu.

Trabzon Rumlari 1204 yilinda bulunduklari bölgeden batiya dogru hücum ederek Ünye, Samsun ve Sinop'a kadar olan sahil kesimlerini ele geçirdiler. Samsun sehrindeki Müslüman ve Hiristiyanlarin yardim istemesi üzerine, Anadolu Selçuklu Sultani Giyasedd in Keyhüsrev sefere çikarak Trabzon hükümdari Aleksis'i yendi ve bölgeden uzaklastirdi. Orta ve bati Karadeniz sahilleri, Selçuklulara tâbî olarak mahalli idarecilerin elinde kaldi. Böylece Sinop ve Samsun üzerinden gemilerle yapilan ticaret yeniden canlandi.

1214 senesinde, Trabzon Hükümdari Aleksis yeniden orta ve bati Karadeniz sahillerine hücum etti. Selçuklularla yapilan savasi kaybeden Aleksis esir edildi. Selçuklulara tâbî olmayi ve yillik vergi vermeyi kabul ederek serbest birakildi. Sinop'tan Üny e'ye kadar olan sahiller bir kez daha Anadolu Selçuklulari'na baglandi.

1228 yilinda, Harezmsahlar'in Anadolu Selçuklu Devletine saldirmasini firsat bilen Rumlar yeniden Ünye'den Sinop'a kadar olan Selçuklu topraklarini isgal edip yagmaladilar. Dönemin büyük hükümdari Sultan Aâeddin Keykubad sefere çikarak isgal edilen t opraklari kurtardi. Rumlarin saldirganligina kesin çözüm bulmak maksadiyla Trabzon'u kusatmaya karar verdi. Selçuklu donanmasi Trabzon'u kusatti. Fakat çok iyi savunulan Trabzon'un fethi mümkün olmadi. Bu sirada 1230 yilinda yapilan Yassiçimen savasi nda Selçuklular Harezmsahlar'i kesin bir yenilgiye ugratmisti. Bunun üzerine Rumlar baris istediler. Trabzon Rum Devleti'nin Selçuklular'a tâbi olmasi ve vergi vermesi bir kez daha kabul edildi.

Selçuklular, sürekli hakimiyet mücadelesi yapilan bu bölgeyi düsman hücumlarina karsi korumak için Orta Karadeniz bölgesine Çepni Türkmenlerini yerlestirdi. Sinop'tan Trabzon'a kadar uzanan bölgenin Osmanlilara kadar olan tarihinde Çepniler'in oynadi gi rol mühimdir.

Sultan Alâeddin Keykubad 1237'de öldügünde Anadolu Selçuklu Devleti gücünün zirvesindeydi. Cengiz Han'in kurdugu Türk-Mogol Imparatorlugu bu yillarda Ön Asya'yi da tehdit eder hale gelmisti. Bu imparatorlugun pir parçasi olan ve merkezi Iran'da bul unan Ilhanli Devleti, Anadolu Selçuklularini kendi yüksek hakimiyetini tanimaya davet etti. Bunun kabul edilmemesi üzerine 1243 yilinda yapilan Kösedag Savasi Selçuklularin yenilmesiyle sonuçlandi. Selçuklular ve bölgedeki bütün devletler Ilhanlilar' a tâbî oldu. Ön Asya'da Memlûk Devleti disinda bagimsiz devlet kalmadi.

BEYLIKLER DÖNEMI

Anadolu Selçuklularinin güç kaybedip Mogollara tâbî oldugu bu yillarda Anadolu'ya yeni ve yogun bir Türk muhacereti meydana geldi. Anadolu'da merkezi hakimiyet zayiflayinca, o zamana kadar Selçuklular'a bagli olan Türkmen boylari kendi baslarina buy ruk hareket etmege basladilar. Hepsi de görünüste Selçuklular'a tâbi beylikler sayilmakla beraber, onlardan izin almaksizin savaslar ve fetihler yaptilar. Bu beyliklerden biri de Bilecik ve Eskisehir bölgesindeki Osmanli Beyligi idi. 1300 yilina dogru, Anadolu'da Türkmen Beylikleri tarafindan fethedilmeyen pek az yer kalmisti. Bunlar da, Trabzon Rum Devleti, Çukurova'daki Kilikya Prensligi ve Marmara Denizi'nin Anadolu sahilindeki bazi yerlerdi. Ayrica Biga, Alasehir, Gâvur Samsun ve Amasra gibi bazi kaleler de hâlâ Hiristiyanlarin elindeydi.

Ilhanli hakimiyeti döneminde Ünye ve Orta Karadeniz bölgesinde zaman zaman hakimiyet mücadeleleri oldu. Ilhanlilar Müslümanlara karsi Hiristiyanlari destekleyen bir politika uyguladiklari için, Trabzon Rum Devleti kendi sinirlarini genisletmeye çalis ti. Ünye de sik sik el degistirdi. 1297 yilinda Ünye Türkmenler (muhtemelen Çepniler) tarafindan bir kez daha Rumlardan alindi ve Trabzon sehrine kadar uzanan akinlar yapildi. Bu dönemde Türkmenlerin Kusdogan adli bir beyi vardi ve Giresun sehrini de ilk kez Rumlar'dan almisti. Ünye'nin Kusdogan köyü muhtemelen adini bu tarihi sahsiyetten almaktadir.

14. yüzyil baslarinda diger Türkmen beylikleri gibi, Orta Karadeniz bölgesinde de muhtelif beylikler ortaya çikti. Bunlarin hepsi birden Canik Beyleri diye anilir. Diger Anadolu Beyliklerine göre daha küçük olan Canik Beylikleri sunlardir: Bafra'da B afra Beyleri, Samsun ve Lâdik civarinda Kubadogullari, Vezirköprü, Havza Merzifon bölgesinde Tasanogullari, Amasya'da Kutlusahlar diye de anilan Amasya Beyleri, Çarsamba ve Niksar bölgesinde Taceddinogullari ve Terme'den Giresun'a kadar olan bölgede Haci Emir Beyligi. Bu beylikler ilk fetihler sirasinda bölgeye yerlestirilen Türkmen boylarina ve bilhassa Çepniler'e dayaniyordu. Haci Emir Beyligi disindaki beylikler Amasya Beyleri'ne tâbî idiler. Haci Emirli Beyligi ise, Sivas'ta bulunan Eretna D evleti'ne ve daha sonra da Kadi Burhaneddin Devleti'ne tâbî idi.

Haci Emir Beyliginin bilinen ilk beyi olan Bayram Bey Rumlar üzerine akinlar yapiyordu ve topraklarini dogu yönünde genisletiyordu. Ordu'nun Bayramli köyü adini muhtemelen Bayram Bey'den almistir. 1323 yilinda Bayram Bey Trabzon Hamsiköy'e kadar uzan an bir sefer yapmisti. Bu seferler sirasinda bütün dogu Karadeniz sahillerinin art bölgeleri Türkmen nüfusla doldu. 1340 yillarinda Giresun bir kez daha ele geçirildi. Bayram Bey'den sonra beylige adini veren oglu Haci Emir Bey basa geçti. 1346'da Ünye Haci Emir Bey tarafindan son kez fethedildi. 1358 yilinda Haci Emir Bey Trabzon Maçka'ya kadar uzanan bir seferde büyük basari kazandi. Trabzon Rum hükümdari Hacci Emir'e karsi koyamayacagini anlayinca kiz kardesi Teodora'yi onunla evlendirerek ba risi temin etti. 1361 yilinda Trabzon Rum imparatoru artik hisimi olan Haci Emir Bey'i ziyaret için Ünye'ye geldi. Dönüste Haci Emir Bey de Giresun'a kadar onu ugurladi. 1387 yilinda Haci Emir hastalaninca yerine oglu Emir Süleyman geçti. Haci Emir iyilesince tekrar basa geçmek istedi. Emir Süleyman bunu kabul etmeyince baba ogul arasinda çatisma çikti.

Niksar beyi Taceddin Bey kargasa ortamindan faydalanip Haci Emir Beyligi'ne saldirdi. Yapilan iki seferi Emir Süleyman geri püskürttü. Taceddin Bey'in yeni bir sefere hazirlandigini ögrenince, Sivas hükümdari Kadi Burhaneddin'den yardim istedi. Faka t Kadi Burhaneddin yardim hazirliklarini tamamlayamadan Taceddin Bey bir kez daha ordusuyla Emir Süleyman'in üzerine yürüdü. Bu defa yapilan savasi Emir Süleyman kesin olarak kazandi. Taceddin Bey bu savasta öldü ve adamlarinin da çogu esir edildi. T aceddin Bey'den sonra yerine geçen Mahmud Çelebi Haci Emir Beyligi ile baris yapti ve Kadi Burhaneddin'in yüksek hakimiyetini kabul etti.

Kadi Burhaneddin Devleti ile Osmanlilar bu yillarda Anadolu hakimiyeti için çekismekteydiler. 1391 yilinda Osmanli hükümdari Yildirim Bayezid Yesilirmak vadisine kadar uzanan bir sefer yapti. Küçük bir beylik olan ve Kadi Burhaneddin Devletine bagli olan Amasya Beyligi ve Yesilirmak havzasi 1392 yilinda Osmanlilar tarafindan alindi. Bu sirada bütün Canik beyleri Osmanlilara tâbî oldular. Ancak Kadi Burhaneddin bu durumu kabullenmedi. Ve Yildirim Bayezid Balkanlarda savasirken Canik beylerinden yeniden kendi hakimiyetini tanimalarini istedi. Önce Taceddinogullari'ni yenerek hakimiyetini kabul ettirdi. Bunun üzerine bütün Canik Beylikleri Kadi Burhaneddin'e karsi ittifak kurmaya tesebbüs ettiler, ancak bunu da saglayamadilar. Bu sirada Kadi Burhaneddin'in ordusu bir Osmanli ordusunu maglup edince Canik beyleri yeniden Kadi Burhaneddin'e bagliligi kabul etmek zorunda kaldilar.

Haci Emir oglu Süleyman Bey 1397 senesinde Giresun'un kusatarak kesin olarak topraklarina katti. Bu durumu bagli oldugu Kadi Burhaneddin'e ve çesitli Islam ülkesi hükümdarlarina bir fetihname ile bildirdi. Bu fetihnamede "Islamin zuhurundan beri Müslümanlarin eline hiç geçmemis olan Giresun'un fethedildigi" bildirmekteydi. Böylece Haci Emir Beyligi'nin sinirlari Trabzon'a çok yaklasmis oluyordu.

Nigbolu zaferinden sonra Sultan I. Bayezid (Yildirim) 1398 yilinin baharinda Canik üzerine bir sefer düzenledi. Kubadoglu beyligine ait olan Müslüman Samsun'u aldi. Kubadoglu Cüneyd Bey Osmanli Devleti'ne bagliligi kabul etti ve kendisine Ladik civar i birakildi. Samsun ve civarinin Osmanlilar tarafindan kolayca ele geçirilmesi üzerine, Bütün Canik bölgesi emirleri Osmanli Devleti'ne tâbî olmayi kabul ettiler. Böylece, Çarsamba, Terme, Niksar civarina hakim olan Tacüddinoglu Mahmud Bey ve Alparsl an Bey, Bafra civarina hakim olan Tasanogullari ile, Ünye'den Tirebolu'ya kadar olan kesime hakim olan Haciemiroglu Süleyman Bey'in Osmanlilara baglanmasiyla, Osmanli Devleti Harsit Irmagina kadar ulasmis ve Trabzon Rum Imparatorlugu ile sinirdas ol mustu.

Büyük bir devlet adami olup, ayni zamanda bilgin ve sâir olan, Osmanli Devleti'nin bile kendisinden çekindigi, Sehzade Ertugrul Bey'in kumanda ettigi Osmanli ordusunu Kirkdilim meydan savasinda maglup eden Sivas hükümdari Kadi Burhaneddin Ahmed 1398 yilinda isyanci asiretler tarafindan katledildi. Kadi Burhaneddin'den sonra meydana gelen karisikliklar sebebiyle Sivas halki Osmanlilar'dan yardim istedi. Bunun üzerine Yildirim Bayezid 1399 yilinda ordu göndererek sehri isyancilardan kurtardi ve bö lgede Osmanli hakimiyeti kuruldu. Böylece hem iç Anadolu'nun büyük bir kismi Osmanli Devletine baglanmis oluyor, hem de daha önemlisi, bu bölgede Osmanlilara rakip olabilecek hiç bir güç kalmamis oluyordu.

1402 yilinda Timur ile Yildirim Bayezid arasinda yapilan ve Osmanlilarin yenilip Yildirim Bayezid'in esir düstügü Ankara savasindan sonra Osmanli Devleti ciddi bir sarsinti geçirdi. Bütün Anadolu beylikleri Timur'a tâbî olarak Osmanlilardan ayrildila r. Haci Emir Beyligi de Timur Devleti'nin hakimiyetini tanidi. Bu yillarda Timur'un yanina Semerkand'a elçi olarak giden Ispanyol seyyah Clavijo Ünye'den de geçmistir. Seyahatnamesinde, Haci Emirli beyliginin 10000 askeri olan önemli bir beylik oldug unu yazmaktadir.

Ayni yillarda, Kubadoglu Cüneyd Bey Samsun'u yeniden ele geçirdi. Kisa süre sonra Taceddinoglu Hasan Bey, Cüneyd Bey'in üzerine hücum ederek onu öldürdü. Taceddinogullari Çarsamba civarina hakim oldular. Bafra ve Samsun'a ise Candarogullari hakim old ular. Timur Devleti'nin Anadolu'ya ilgisi azalinca, Osmanli hükümdari Çelebi Mehmed Canik bölgesine kendine baglamak için 1419 yilinda bir sefer düzenledi. Cenevizlilere ait olan Kara Samsun'u aldi. Bunun üzerine Candarogullari Müslüman Samsun'u sava ssiz olarak Osmanlilar'a terkettiler. Taceddinogullari ve Haci Emir Beyligi de yeniden Osmanlilar'a tâbî oldu. 1428 yilinda Taceddinogullari beyligine son verilip Çarsamba ve havalisi dogrudan Osmanlilar'a baglandi.

Sultan II. Murad zamaninda Osmanli kuvvetleri kara ve denizden Trabzon'a kadar hücum ettilerse de, firtina sebebi ile basarili olamadilar. Fatih Sultan Mehmed zamaninda da padisahin katilmadigi küçük çapli Osmanli ordulari Trabzon'u kusattilar ama ba sarili olamadilar. Haci Emir Beyligi ise Trabzon'un Osmanlilar tarafindan fethine kadar varligini sürdürmüs gibi görünmektedir. Uzun Hasan döneminde Akkoyunlu Devletine tâbî olarak, 1461 yilinda Osmanlilar'a ait Tokat sehrine yapilan hücuma katildila r. Bu esnada Haci Emir Beyliginin basinda Emir Ali adli bir bey vardi. Ayni yil Fatih Sultan Mehmed bizzat çiktigi seferle Trabzon Rum Devleti'ni Osmanli Devleti'ne katti ve sinirlari Kafkasya'ya kadar genisletti. Bu sirada Haci Emir Beyligi de kesin olarak ortadan kaldirilip Ünye dogrudan Osmanli Devleti'ne baglanmis oldu.

4. OSMANLI DÖNEMINDE ÜNYE

Osmanli Devleti bütün Karadeniz'e hakim olduktan sonra, Ünye ve civari uzun bir huzur ve sükûn dönemine girdi. Sahip oldugu uygun cografi konum sebebiyle Ünye bu dönemde önemli bir liman ve ticaret merkezi haline geldi. Bu dönemde siyasi tarih açisin dan çok önemli olaylar olmadikça Ünye'nin adinin tarihlerde geçmedigi görülüyor.

16. asir ortalarinda, Kanuni Sultan Süleyman'in kanunnamelerine göre Ünye'nin dahil oldugu Canik livasi Sivas eyaletine baglanmisti. Bu dönemde Ünye kalesinde 32, sehirde 152 asker nüfus vardi. Kalede bulunanlarin biri dizdar, biri kethüda, biri meht er 29'u muhafizdi. Belli görevlerden muaf tutulma kaydiyla 8 nefer kalenin tamirati isini üstlenmislerdi. Ayni haklarla Ünye derbendinde 8 nefer beklemekteydi. Bu dönemde Ünye'nin 70.000 akçeden fazla yillik geliri vardi.

16. yüzyilin ikinci yarisinda baslayan, medrese ögrencisi olan veya kendisine bu süsü veren kisilerin yaptigi, uzun yillar devam eden eskiyalik faaliyetlerine topluca "Suhte Hareketi" denmektedir. Bu kelime günümüzde bozulmus haliyle " Softa" seklinde kullanilmaktadir. Suhte hareketinin en yogun oldugu bölgeler Kastamonu, Bolu ve Canik yöresi idi. Zaman zaman devlet idarecilerinin halka adaletsiz sekilde davranmasi sonucu, halkin da suhte hareketine sempati duymasi söz konusu olabiliyordu. 1576 yilinda Amasya sancak beyi Sehsuvar Bey Canik havalisindeki suhtelere karsi görevlendirildi. Yaptigi baskinlar ve çatismalarla suhteleri büyük oranda sindirdi. Gene de suhte hareketi 17. Yüzyilin ortalarina kadar zaman zaman devlet in basini agritmaya devam etti.

16. yüzyilin sonlarinda III. Mehmed Avusturya seferine çiktiginda, askerde sayica eksiklik oldugu tesbit edilmis ve yapilan sayimda 30 bin kadar timarli sipahinin orduya katilmadigi anlasilmisti. Bunlarin kanunen cezalandirilmasi gerekiyordu. Kaçak s ipahilerin önemli bir kismi cezalandirilacaklarini duyunca isyan edip etraflarina da çok sayida insan topladilar. Tarihe "Celâlî Isyanlari" diye geçen ve uzun yillar devam eden bu hareketler hem devletin güç kaybetmesine, hem de Anadolu aha lisinin fakirlesmesine sebep olmustur. Celali hareketinden Ünye ve Canik sancagi da etkilenmistir. Celâlî reislerinden Karayazici 1601 yilinda devlet kuvvetleriyle yapilan bir savasta bozguna ugrayinca kaçarak Canik daglarina sigindi. Fakat orada muh temelen kendi adamlarinca öldürüldü.

Celali hareketi 17. yüzyil boyunca siddeti degismek üzere devam etti. Ikinci Viyana kusatmasinda Osmanli Devleti maglup olunca, uzun yillar süren bir savaslar dönemi basladi. Bu arada Karadeniz bölgesini de içine alan genis çapli eskiyalik faaliyetle ri ortaya çikti. Dönemin Canik mutasarrifi olan Cafer Pasa eskiyayi tenkile memur edildi. Cafer Pasa Canik bölgesinin yüksek kesimleriyle Koyulhisar ve Sebinkarahisar bölgelerinde bulunan çok sayida eskiya reisini yakalayip kellelerini Istanbul'a gönderdi.

17. yüzyilda Karadeniz sahillerinin bir baska derdi de Hiristiyan Don Kazaklarinin küçük ve süratli gemilerle yaptiklari yagmacilik hareketleri idi. Giresun ve Samsun bu yagmalardan nasibini almisti. Ünye'nin ise bu saldirilardan dogrudan etkilenip e tkilenmedigini bilmiyoruz. Meshur seyyah Evliya Çelebi 1640 yilinda Ünye'yi ziyaret etti. Kitabinda Ünye'nin Ünyes adinda bir hükümdar tarafindan kuruldugunu ve adini da ondan aldigini yazmaktadir ki; bu tarihi gerçeklere uygun bir degerlendirmedir.

Karadeniz sahilinde 16. ve 17. yüzyillarda en mühim ticaret iskelesi Ünye idi. Eflak, Bogdan, Ukrayna ve Karadeniz havzasi tüccarlari Diyarbakir'dan ham kirmizi ipek ve sahtiyan, Haleb'den dirayi ve mavi futa ve baska mallar getirirlerdi. Bu mallarin ticari muameleleri Ünye'de yapilir ve buradan gemilerle nakledilirdi. Ünye'de mühim bir tersane mevcuttu ve devletin ihtiyaç duymasi halinde savas gemileri de insa edilirdi. Özellikle Osmanli Devletinin savasa girdigi yahut donanmanin güçlendirilmes ine ihtiyaç duyuldugu zamanlarda, çesitli tersanelerle birlikte Ünye tersanesine de belli sayida savas gemisinin insa edilmesini emreden fermanlar gönderildigini biliyoruz. Ünye tersanesinde savas gemilerinden baska özel mütesebbislere ait ticari gem iler de insa edilmekteydi. Devlet arsivlerinde, Ünye'de hicri 1200-1300 tarihleri arasinda insa olunan 100 çok sayida ticari gemi için sened-i bahri (armatörlük belgesi) verilmesine dair belgeler mevcuttur. Ünye civari gemilerde kullanilan halatlarin hammaddesi olan kendirin de en önemli üretim ve dagitim merkezi idi. Osmanli Devletinin kendir ihtiyacinin yaridan çogu buradan saglaniyordu.

AYANLAR DÖNEMI

18. yüzyilda Osmanli Devletinin girdigi uzun süren savaslar ve dis gaileler yüzünden, devlet tarafindan vergi toplama ve bazi mahalli problemlerin halledilmesi görevi ülke içindeki bir kisim nüfuzlu ailelere verildi. Bu aileler zamanla nüfuz alanlarini genisleterek mahalli güç odaklari haline geldiler. Bunlar arasinda Çapanogullari ve Kozanogullari en meshur olanlaridir. Bu dönemde Ünye merkez olmak üzere Canik bölgesi ayani olarak da Canikliogullari veya bir baska adlandirma ile Haci Ali Pasa ailesini görmekteyiz.

Ailenin kurucusu olan Canikli Haci Ali pasa Istanbul'da Dergah-i âlî kapicibasilarindan olan Fatsali Ahmed Aga'nin ogludur. 1762'de Kafkasya bölgesindeki isyanlarin bastirilmasinda gösterdigi basarilar üzerine Babiali tarafindan Canik bölgesine muha ssil (Vergi toplamaya yetkili idareci) olarak tayin edildi. 1768 Osmanli - Rus savasina katildi. Dönüste Canik bölgesini eskiyadan temizledi. Bu arada kendine rakip olabilecek nüfuzlu kisileri de bertaraf etti. Gösterdigi basarilardan dolayi devlet t arafindan yetki alani genisletilerek önce Amasya daha sonra da Tokat bölgesi kendisine baglandi. Ayrica, kendisine kapicibasilik unvani verildi.

1773 yilinda Kirim Hani Devlet Giray'in tavsiyesi ile Kirim seraskeri oldu ve Trabzon sancagi da uhdesine verildi. 1775 yilinda Iran ile Osmanli Devleti arasinda gerginlik çikmasi üzerine çikan gelismelerde rol aldi ve bunun neticesinde Erzurum eyale ti ile Sarkikarahisar (Sebinkarahisar) bölgesi de kendi ailesine baglandi. Daha sonra Sivas ve Kastamonu bölgesi de nüfuz alanina girdi. Hükümet, bunlara karsilik Haci Ali Pasa'nin bulundugu bölgeden 40 000 asker toplayarak Rusya'ya karsi savasmak için Kirim üzerine gitmesini istedi.

1778 yillarindaki bu savasta üzerine düsen görevi gerektigi gibi yapmayan, hakim oldugu bölgede ahaliye eziyet ettiginden sikâyet olunan ve Bozok (Yozgat) bölgesinde nüfuz sahibi olan Çapanogullari ile sürtüsmeye giren Haci Ali Pasa'nin bu sebeplerle görevden alinmasina karar verildi. Sivas valiligi elinden alinip kendisi Trabzon'a gönderildi. Sonraki yillarda affedildikten sonra yine Kirim ve Kafkasya taraflarinda çesitli devlet görevlerinde bulundu. 1785 yilinda öldü.

Ali Pasa'dan sonra ogullari Battal Hüseyin Bey ve Mikdad Ahmed Pasa çesitli önemli devlet görevlerinde bulundular. 1787-1792 arasinda Osmanli Devleti ile Rusya ve Avusturya arasinda yapilan savasta üzerlerine düsen görevi geregi gibi yapmayan Canikli ogullari ailesinin fertlerinin çogu idam ve sürgün cezasina çarptirildilar. Sadece savasa Ruslara esir düsmüs olan Battal Hüseyin Pasa ve onun oglu Tayyar Mahmud Pasa sag kaldi. Esirlikten kurtulunca kendilerine Canik bölgesi yeniden verildi. 1801 yi linda Battal Hüseyin Pasa öldü. Tayyar Mahmud Pasa ise Nizam-i Cedid aleyhtari tutumu sebebi ile Padisah ile uyusamadi. Nihayet Sultan II. Mahmud tarafindan 1808 yilinda idam ettirildi. Böylece Canikliogullarinin 18. yüzyil ortalarindan beri süren de vlet içinde devlet konumu sona ermis oldu.

19. yüzyilin baslarinda Canik bölgesinin idarecisi olan Süleyman Pasa Ünye'de büyük bir saray insa ettirmistir. Güzelligi ile dillere destan olan bu saray, sonralari bir yanginda tümüyle harab oldu. Bu sarayin batili bir seyyah tarafindan çizilen bir gravürü mevcuttur. Süleyman Pasa Karadeniz bölgesindeki çesitli derebeyleri ile devlet namina mücadele etmistir.Mezari Çarsamba'dadir.

Bilindigi gibi eski tarihlerde Ordu adli bir yerlesim yeri yoktu. Ilk olarak 19. asrin baslarinda Trabzonlu Avedik adli bir kisinin önayak olmasiyla sahilde küçük bir iskele ve evler yapildi ve gayrimüslimlerle iç kisimdaki köylerden göçen bir kisim Türk ahali buraya yerlesti. Önceleri Bucak diye adlandirilan yerlesim yeri, bir askeri birligin uzun süre burada yerlesmesi sebebiyle sonralari Ordu adiyla anilmaya basladi ve bu ad yayginlik kazandi. Uygun konumu sebebi ile bu asrin sonlarina dogru Ordu mühim bir kasaba haline geldi. 1867 yilinda yapilan idari taksimata göre Ünye, Trabzon vilayetine bagli Canik sancaginin 4 kazasindan biri idi. Diger 3 kaza ise Samsun, Çarsamba ve Bafra idi. Ilk defa 1869 yilinda Ordu Trabzon merkez sancagina b agli bir kaza yapildi. 1877 yilinda Canik Trabzon'dan ayrilip bagimsiz sancak oldu. 1888 yilinda yeniden Trabzon vilayetine baglandi. 1908 yilinda ilan edilen II. mesrutiyet döneminde Canik sancagi yeniden müstakil oldu.

19. yüzyilin sonlarinda Ünye sehir nüfusu 10 bin civarindaydi. Köyleriyle birlikte toplam nüfusu ise 50 bin kadardi. Ünye'nin o tarihte 104 köyü vardi. Ünye'de 75 cami 2 han 3 hamam, 400 dükkan vardi. Yine 19. asrin sonlarinda Ünye'de 271 ögrencisi o lan 1 medrese, 91 ögrencisi olan 1 rüsdiye okulu, toplam 1554 ögrencisi olan 79 müslüman okulu ve 403 ögrencisi olan 14 gayrimüslim okulu vardi.

Rusya'nin Kafkasya'yi istilasi ve Müslümanlara katliam uygulamasi yüzünden 19. Yüzyilin ikinci yarisindan itibaren Anadolu'ya Kafkasya'dan göçler basladi. Bu göçler bilhassa 93 harbi diye anilan 1877-78 maglubiyetinden sonra yogunluk kazandi. Muhacir Müslümanlar daha çok, padisahin kendi mülkü olan arazilerden yer gösterilerek iskân edildiler. Kendilerine bir süre için askerlik muafiyeti tanindi. 1893 yilinda Ünye'de mühim bir kolera hastaligi salgini ortaya çikti. Bunun üzerine Ünye karantina altina alinarak ve hastaligin baska yerlere yayilmasina karsi tedbirler alindi.

Balkan harbi ile baslayip büyük seferberlik ve istiklal savasi ile nerede ise kesintisiz olarak devam eden uzun savas yillarinda yerli nüfus büyük sikintiya duçar olurken Kafkasya muhacirlerinin imtiyazli konumda görünmesi sebebiyle, halk arasinda ba zi hosnutsuzluklar ortaya çikti. Bu sebeple, 20 yüzyilin baslarinda ortaya çikan bazi eskiya hareketleri muhacirlere karsi bir tavir takinmis gibi görünmektedir. Bunlardan özellikle Hekimoglu ve Soytarioglu adli sakiler çok ünlü ve halk katinda itiba rli idiler. Her ikisi de çatismada öldürülen bu kisiler için yakilan türküler bölgede hâlâ söylenmektedir.

5. SEFERBERLIK, ISTIKLAL HARBI VE CUMHURIYET DÖNEMINDE ÜNYE

1914 yilinda Ünye ve civarinda çok sayida can ve mal kaybina yol açan seller oldu. Ayni yil, Osmanli Devleti birinci dünya savasina girdi. Bu savas halk arasinda "Seferberlik" diye anilagelmektedir. Dogu Anadolu'da Rusya ile yapilan savasl ar kaybedildi ve Ruslar Harsit Irmagina kadar olan bölgeyi isgal ettiler. Bunun üzerine, isgal edilen bölgeden yeni ve büyük bir Müslüman ahali göçü basladi. Ayni siralarda, Rusya ile isbirligi yapan yerli Ermeniler çesitli yerlerde ve bu arada Canik bölgesinde isyan hareketleri baslattilar. Sarala adinda reisi olan bir Ermeni eskiya çetesi Ünye'nin köylerine baskinlar yapiyordu. Savas sirasinda cephe gerisinin emniyetini garanti altina almak için Osmanli Hükümeti Ermeni nüfusun geçici olarak o zaman Türkiye'nin bir vilayeti olan ve kritik konumda olmayan Suriye'ye nakledilmesi kararini verdi. Ünye ve bazi köylerinde yasayan Ermeniler de nakledildi. Savas bitince herkes eski memleketine dönecekti. Fakat savas kaybedilip Suriye Fransizlar tarafindan isgal edilince Ermeniler de orada yerlestiler ya da Fransa ve Amerika'ya göç ettiler.

Birinci dünya savasi Türk milletinin tarih boyunca ugradigi en büyük felaket oldu. Savas öncesi elimizde bulunan topraklarin üçte ikisinden fazlasini kaybettik. Askere alinan iki milyona yakin Mehmetçigin dörtte biri geri dönebildi; kalanlari sehit o ldu veya kayboldu. Bu ülke nüfusunun onda biri, erkek nüfusun beste biri, eli is tutabilecek nüfusun ise yaridan çogunun kaybedildigi mânâsina geliyordu. Binlerce yillik tarihi boyunca Türk milleti ilk defa dünya çapinda bir devlete sahip olmaktan çi kip küçük bir cografyaya sikismisti. Kurtulus savasindaki üstün gayretler olmasaydi, düsmanlarin bize o kadarini da fazla görecekleri süphesizdi.

Savasta Ünye kitlik, göç ve sefalet çekti ise de, düsman isgali felaketine ugramadi. Sadece 1916 yilinin Kasim ayi civarinda Rus gemileri tarafindan bombalandi. Halk arasinda anlatildigina göre, Sehnuz türbesi civarindan Rus gemilerinin atesine top a tisi ile karsilik verilmistir. Ahali bunu Seyh Yunus'un bir kerameti diye yorumlamistir. Rusya'da komünist ihtilal yapilip Kafkas cephesinde savas sona erdikten sonra Ünye'ye ilk vapur 9 Nisan 1918 tarihinde misir yüklü olarak gelmis, bu münasebetle bir tören yapilarak dualar edilmisti. Savas ve çok sayidaki muhacir nüfus sebebiyle bu yillarda Ünye ve bütün dogu Karadeniz'de sitma salgini ortaya çikti. Sitma ile mücadele için Ünye'de ve birkaç merkezde laboratuvarlar ve saglik tesisleri kuruldu.

Yunanlilar Izmir'i isgal edince Ünye halki 21 Mayis 1919 tarihinde toplu olarak hükümete telgraf çekerek bir an önce isgalin sona erdirilip adaletin saglanmasini istemislerdir. Bu siralarda, Karadeniz bölgesindeki Rumlar da Pontus devletini ihya etme k hayaliyle çeteler kurmuslardi. Ünye'de de bu gizli örgütün Müdafaa-i Mesruta Cemiyeti legal adi altinda bir subesi faaliyet göstermekteydi. Pontusçular bölgedeki müslüman ahaliye hücum edip yildirmaya çalisiyorlardi. Orta ve dogu Karadeniz bölgesin de Rum nüfus % 15 civarinda bir azinlik idi. Ünye'de ise Rumlar nüfusun % 7 kadarini olusturuyordu. Nüfusu çogaltmak için Rusya'da yasayan Rumlar gemilerle getirilip Karadeniz sahillerine çikariliyordu. Pontusçu Rumlari desteklemek için Yunan savas g emileri Karadeniz sahillerini bombaladilar. Pontusçularin niyetinin ciddi oldugu anlasilinca bölgedeki Türk ahali de silaha sarilip direnis örgütleri kurdular. Daha sonra, Giresunlu milis kumandani Topal Osman'in önderliginde Büyük Millet Meclisi'ne bagli düzenli bir güç haline gelen Türk kuvvetleri Pontus çetecilerinin faaliyetlerine son verdi. Sonunda, bölgedeki Rum ahali yapilan anlasmalar geregince Yunanistan'a gönderildi; Yunanistan'da kalan Türkler de Türkiye'ye getirildi .

23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) Canik mebusu olarak Ünyeli Hasan Fehmi Efendi de bulunmaktaydi. Pontusçu Rumlara karsi daha iyi mücadele edilmesi için TBMM'de Giresun'un vilayet olmasi yolunda karar a lindi. Ordu kazasi Giresun'a baglanmayi reddedince, yeni bir TBMM karari ile Ordu da vilayet yapildi. Fakat Ordu'nun nüfusu ve çevresi bunun için yeterli degildi. Bu sebeple, Canik vilayetinin Ünye ve Fatsa kazalarinin da Ordu'ya baglanmasina karar v erildi. Ordulular vilayet olmak için gereken masrafi tamamen kendileri karsiladilar. Bu karar, cografi ve iktisadi farklilik sebebiyle tarih boyunca Ordu ile ilgisi pek az olan Ünye ve Fatsa'da büyük tepki ile karsilandi. Ünye ve Fatsa halki TBMM'ne çok sayida telgraf çekerek, bu kararin degistirilmesi, Ünye'nin vilayet yapilip Fatsa, Terme ve Karakus'un buraya baglanmasi isteklerini milletvekillerine bildirdiler. Ünye'de 17 Aralik 1920 tarihinde bunun için bir de miting yapildi. Ancak bu tesebb üsler sonuç vermedi ve Ünye o tarihten bu yana Ordu'ya bagli bir kaza olarak kaldi.

Cumhuriyet ilan edildikten sonra hazirlanan idari bölünüse göre Ünye, Ordu iline bagli bir ilçe idi. Karakus nahiyesi 1954 yilinda Ünye'den ayrilarak Akkus adi ile ilçe haline getirildi. 1990 yilinda da, Çaybasi ve Ikizce Ünye'den ayilarak ilçe halin e getirildi. Ünye'nin geçen yüzyil sonlarinda 10 bin civarina varan nüfusu, Cumhuriyet kuruldugunda uzun savas yillarindaki kitlik, göç ve salgin hastaliklar sebebiyle azalmisti. 1927 yilinda yapilan sayimda sehir nüfusu 5443 bulundu. 1950'ye gelindi ginde nüfus 8735 olmus, 1960'ta geçen asrin seviyesini asarak 11350'e ulasmisti. 1997 yilinda yapilan son sayimda ise Ünye'nin nüfusu 54518 olarak bulundu.

 

Anasayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1