yapim_dayiz
Hangi Tren Kaçıyor
Bu hafta deniz aşan ben oldum! PC LIFE ve COMPUTERLIFE dergilerinin çeşitli etkinliklerine katılmak üzere bir haftalığına, İstanbul, Ankara ve Bursa’da toplantılar yaptık.
BT endüstrisi liderleriyle ve benim açımdan çok önemli bir yere sahip olan genç
bilişimcilerle bir araya geldik.
Bana yöneltilen sorunların başında “Türkiye olarak BT trenini kaçırıp, kaçırmadığımız”
vardı. Genç bir BT’cinin, okulu bitirdiği ve bitirmek üzere olduğu bir sırada,
gelecek kaygısının kısa yaşamında belki de ilk kez ortaya çıktığı bir anda,
sorması en doğal soru, kendisine ihtiyaç duyulacağı bir ortamın
doğup-doğmayacağı olsa gerek. Eğer Türkiye, ağırlıklı tarım ülkesinden
sanayinin ve hizmet sektörünün egemen olduğu modern ekonomik yapıya kavuşacaksa, bu,
genç BT’ci için yeni umutlar demektir.
Bazen insan kendi akvaryumuna o kadar alışır ki, benim gibi dışardan gelen bir
kişinin yılda birkaç kere yapabildiği gözlemler, akvaryum hakkında yeni bir
değerlendirme açısı taşıyabilir. Ben, BT’ci olmadan önce meslekî açıdan
gazeteci ve akademik alanda sosyoloji meraklısı olduğum için, yurdumuzdaki gelişmeleri,
bütünsel bir açıdan görmeye daha yatkınım. Bu hafta görüştüğümüz genç BT’cilerin
sorusu, bugünlerde zihnimi çok meşgul eden iki istatistiği bir araya getirmeme vesile
oldu.
Bu istatistiklerden biri, Türkiye’nin Finlandiya’dan sonra dünyada en çok SMS trafiği
olan ikinci ülke olması; diğeri ise bir adet PC’nin Amerikan ekonomisine katkısına
ilişkin araştırmanın verdiği, şaşırtıcı sonuç.
GSM ağlarında alınıp verilen kısa mesajları taşıyan servis, SMS, Türkiye’de kısa
bir geçmişe sahip. Bu kadar kısa süre içinde ve on bin kişiye düşen cep telefonu
bakımından henüz AB listelerinde gerilerde olmasına rağmen, SMS’te böylesine
etkileyici bir konuma gelmemizi nasıl açıklayabiliriz?
Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin BT alanında “treni kaçırıp kaçırmadığı”
sorununun da cevabı olabilir. SMS içeriği ile ilgili araştırma henüz yok. Fakat
kullanıcı istatistikleri var. AB kaynaklı bu araştırmalardan birine göre, SMS trafiğinin
yüzde 60’ı 18 yaşından küçük kullanıcılar arasında! Türkiye’de de bu
tablonun doğru olmaması için sebep yok. Bu bize ne diyor?
Sayısal ya da çağdaş iletişimin genç kişiler arasında tuttuğunu, onların; sizin
ve benim iletişim araçlarımız olan gazete-dergi-televizyon üçgenini kırdığını,
IP tabanlı iletişim, aracıyla, içeriğiyle, önümüzdeki on yıl içinde uygulamacı,
alt ve orta düzey yönetici kadroları oluşturacak bu insanların birincil iletişim
aracı olacağını bundan iyi ne gösterebilir? Bu kişilerin, 18’inde, kız
arkadaşlarına sinema randevusu vermek için SMS’ten başka yol kullanmaması,
babasının ya da amcasının, adını bile telaffuz edemediği araçlarla iletişim
yapması, bize bu kişilerin on yıl sonra, yönetimine geçecekleri kurum ve kuruluşlarda
satın alma kararlarını verirken, seçecekleri teknolojinin ne olacağını göstermiyor
mu? Bu kişilerin, bu teknolojileri ne denli etkin şekilde kullanacağını görmek sanırım
biz babalar ve amcalar için hiç kötü olmasa gerek.
İkinci istatistik, ABD’de her yeni PC’nin çalışan kişi açısından yüzde 20’lere
ulaşan verimlilik ve firma bazında ortalama binde 2 getiri artışına yol açtığını
gösteren hükümet açıklaması. Bu iki istatistiği zihnimde birleştirdikçe, Türkiye
açısından önümüzdeki 10 yılın büyük gelişmelere gebe olduğu sonucuna
varıyorum. 18’inde kız arkadaşına SMS ile sinema randevusu veren genç, bir firmada
veya kamu kurumunda sorumlu mevkiye geldiğinde, herhalde işe, bu örgüt içinde bilgi
alışverişinin kendi alıştığı düzeye gelmesini sağlayarak başlayacaktır.
Bu bilgi ile trenin kaçması mümkün değil.