TÜRK�YEN�N S�YASET TAR�H�N� �NCELEYEN �NSANLAR BELK�DE ÇOK AZ �EY B�L�YORLARDI.. PERDE ARKALARINDA NELER�N DÖNDÜ�ÜNÜ MAALESEF H�ÇB�R�M�Z B�LM�YORUZ..

�ktisad�n Krizinden Toplumun Krizine: Nereye Gidiyoruz?

S�yle�iye kat�lanlar: Prof.Dr. Korkut Boratav (A�. Siyasal Bilgiler Fak�ltesi), Do�.Dr. Ahmet Ha�im K�se (A�. Siyasal Bilgiler Fak�ltesi), Prof.Dr. Oktar T�rel (ODT�, �ktisat B�l�m�), Prof.Dr. Erin� Yeldan (Bilkent �niversitesi, �ktisat B�l�m�).

Cumhuriyet:

T�rkiye, Aral�k 1999�dan bu yana IMF ve DB y�nlendirmesiyle s�rd�r�len bir s�reci ya��yor. Bu s�re�teki geli�melerin yal�zca iktisat alan�yla s�n�rl� kalmad���, toplumsal, �rg�tsel ve siyasal yap�larda da d�n���mleri i�erdi�i izleniyor. Kimilerine g�re T�rkiye�nin �a�da�la�mas�n�n ve k�reselle�meye uyum s�recinin zorunlu, olmazsa olmaz bir par�as� olarak sunulan bu d�n���mler, ba�ka kesimlerce ulus devletin me�ruluk alanlar�na m�dahaleler ve toplumsal yap�da onar�lmas� zor �atlamalar olarak g�r�n�yor. Bu s�yle�i, yakla�an se�imleri de dikkate alarak, �lkemizin son iki bu�uk y�l�n� ve olas� yeni geli�meleri sorgulamay� ama�l�yor. Oturumun konuklar� Ankara�da olu�an Ba��ms�z Sosyal Bilimciler-�ktisat Grubunun d�rt �yesi.

 

�lk sorum genel olacak. Size g�re T�rkiye neyi ya��yor? Sosyal bilimci ve iktisat�� olarak son ��-d�rt y�ll�k d�n���mlerin sonunda 2002 T�rkiye�sine bakt���n�zda neyi g�r�yorsunuz?

 

Korkut Boratav: Bu soruyu �nce bir iktisat�� olarak, sonra da bir vatanda� olarak ve k�saca yan�tlamaya �al��ay�m. �ktisat�� olarak ba�larsak, i�inden ge�ti�imiz d�nemecin bir uzun, bir de k�sa tarihi oldu�unu belirlemek durumunday�z. "Uzun tarih"i bir yana b�rakarak yak�n ge�mi�e bakarsak g�rmekteyiz ki, son d�rt y�ldan bu yana T�rkiye ekonomisi IMF ve D�nya Bankas� (DB) taraf�ndan y�netilmektedir. Bu ili�kiler, 1998'de IMF ile imzalanan "yak�n izleme anla�mas�" ile ba�lad�; 1999'daki d�viz kuru �apas�na dayal� enflasyonla m�cadele program� ile s�rd�r�ld�; 2001 May�s�ndan sonra Kemal Dervi�'in g�zetimi alt�nda "g��l� ekonomiye ge�i�" ad� alt�nda kriz y�netimine ge�ildi. Ve b�t�n bu a�amalarda �ok say�da niyet mektuplar� ve bunlar�n ekleri ile olu�an ve art�k ad�na k�saca "program" denilen bir dizi belge ile y�netildi. Bunlar�n sonunda ula�t���m�z noktay� �zetleyelim: 1998-99 itibariyle d�� a���� olmayan bir ekonomi, 2000 y�l�nda rekor d�zeyinde bir cari i�lem a����na ve bunu izleyerek a��r bir finansal krize s�r�klenmi�; "g��l� ekonomiye ge�i�" program�, gayri safi milli has�lada bar�� d�nemi T�rkiye'si i�in bir rekor olan y�zde 9.4'l�k bir gerileme ile sonu�lanm��; T�rkiye toplumu, nitelikli-e�itimli i�g�c�n� de etkisi alt�na alan �ok a��r bir i�sizlik krizine s�r�klenmi�tir. �imdi, istiyorsan�z, program�n sahibi olan IMF kaynaklar�n� kullanarak, hem 1999 program�n�n, hem de "g��l� ekonomiye ge�i�" program�n�n nas�l iflas etti�ini ve ekonomiyi nas�l g��s�zle�tirdi�ini g�sterelim.

 

2001 Y�l� Hedefleri ve Ger�ekle�me, y�zdeler

 

Hedefler, 1999 program�

Hedefler, 2001 program�

Ger�ekle�me

GSMH b�y�me h�z�

5-6

-3.0

-9.4

Enflasyon, TEFE

10-12

57.6

88.6

Enflasyon, T�FE

10-12

52.5

68.5

Net i� bor�/GSMH

56.5

78.5

93.5

 

 

G�r�lmektedir ki 2001 y�l� i�in IMF y�netimindeki program�n hem 1999�da, hem de 2001 i�inde bekledi�i �stratejik� hedeflerinden hi�biri tuturulamam��t�r. �ktisat�� de�il, vatanda� olarak bu tabloya bakt���m�zda �u sorular� sormak zorunda kal�yoruz: Programlar� tamamen iflas etmekle kalmayan; �stelik 2000 Kas�m ve 2001 �ubat krizinin a��r sorumlulu�unu ta��yan IMF'ye kriz-sonras� T�rkiye ekonomisini y�netme yetkisi nas�l oluyor da veriliyor? Sadece ekonomiyi de�il, T�rkiye toplumunun gelece�ini bi�imlendiren ve ne h�k�metin ne de iktidar� olu�turan partilerin programlar�nda yer almayan ve tar�msal desteklemeden sosyal g�venlik sistemlerine kadar uzanan yasal d�zenlemeleri; bu�day fiyatlar�n�, kapanacak banka �ubelerinin say�s�n�, i�ten ��kar�lacak kamu personelinin say�s�n� i�eren ayr�nt�lara de�in giden kararlar� kim almaktad�r? K�sacas�, T�rkiye'yi kim y�netmektedir?

 

Bu sorun sizce yanl�zca T�rkiye�ye ili�kin bir durum mu? Bizimki gibi bir�ok �lkede benzer s�re�ler ya�an�yor. Bu a��dan d�nyada nas�l geli�meler oluyor?

 

Ahmet H K�se: Prof. Boratav��n hat�rlatt��� gibi her �eyin bir tarihi var. Do�al olarak bug�n� anlamak ve �zellikle gelece�i kurgulamak ge�mi�e de bakmay� gerektirir. Bu a��dan, �nce d�nya ekonomisinde �zellikle 1980�lerden bu yana g��lenerek s�ren iki olu�umu �ne ��karal�m ve bu olu�umlar� tan�mlamaya �al��al�m. Bana g�re bu olu�umlardan ilki k�reselle�me ve ikincisi bu ana olu�umla ba�lant�l� olarak ulus devletlerin ve �zellikle az geli�mi� �lke devletlerinin bu s�re�te kazand�klar� yeni kimlikler.

 

K�reselle�me, g�ndelik dilimizde, ileti�im ve teknolojideki geli�me, d�nyan�n birle�mesi, k���lmesi ve sanki tek �lke olu�umu gibi anlat�l�yor. Zorunlu, d���nda kalanlar�nsa cezalanaca�� bir s�re� olarak. Bu �yle bir s�re� ki kurallar� da i�inde sakl�; yani de�i�tiremeyece�iniz, m�dahale ve itiraz edemeyece�iniz mutlak bir g�� k�reselle�me. Bunun ulus devletlerin h�k�mranl�k alanlar� �zerinde tahripkar oldu�u da bir o kadar ger�ek. �yleyse k�reselle�menin ne oldu�unu ve arkas�ndaki iktisadi s�reci anlamam�z zorunlu. �ktisat��lar d�nya ekonomisini ve ulus devletlerin bu yap� i�indeki yerlerini farkl� piyasalar�n etkile�imlerini ve bu piyasalardaki hareketleri dikkate alarak de�erlendirirler. �u kadar�n� s�yleyeyim, mal piyasalar� yani d�� ticaret hareketleri ve hacmi a��s�ndan 1980 sonras� d�nemin �nceki d�nemlerden �ok da fark� yok. Fark, ticaret hadlerinin �zellikle birincil mal ve emek yo�un mallar ihra� eden bizim gibi �lkeler aleyhine daha da bozulmas�. Emek piyasalar� ve d�nya �l�e�inde n�fus hareketleri ise belki de d�nyada kontrol edilen, s�n�rlanan tek alan. Bildi�imiz gibi d�nyan�n fakir b�lgelerinden zengin b�lgelerine her ne kadar g�� arzusu olsa da, bu e�ilim �iddetle kontrol edilmektedir. Avrupa Birli�i i�inde de yerle�me ve �al��ma haklar� kurallara ba�lanm��t�r. Bu a��dan bak�ld���nda emek piyasalar� her �eyin serbestle�ti�i iddias�nda olan d�nyada s�n�rland�r�lm�� belki de tek piyasad�r.

 

Uluslararas� finansal hareketler ve parasal piyasalardaki geli�meler bana g�re k�reselle�me olgusunun en �nemli ��esidir. �rne�in, 1970�li y�llar�n sonunda d�viz i�lemleri d�nya ihracat�n�n 3,5 kat� d�zeyinde iken, g�n�m�zde bu oran yakla��k 70 kat� d�zeyindedir. Bu s�re� i�erisinde t�m d�nya merkez bankalar�n�n rezervlerinde %450�lere varan oranda bir art�� sa�lanm��t�r. Ancak, s�z konusu rezervler, yine d�nyadaki yanl�zca bir g�nl�k d�viz i�lemleri hacmine kar��l�k gelebilmektedir. G�n�m�zde sadece uluslararas� d�viz piyasalar�nda i�lem g�ren spek�latif nitelikli finansal sermaye ak�mlar�n�n toplam� bir g�nde 1.8 trilyon dolara ula�maktad�r. �stelik bu tutar�n %80�i girdi�i piyasay� bir hafta i�inde terk etmektedir. Yani, finansal hareketlerle reel sekt�r�n faaliyetleri aras�ndaki tamamlay�c�l�k ili�kisinin tamamen kayboldu�unu ve uluslararas� parasal hareketlerin t�m�yle spek�latif bir niteli�e b�r�nd���n� s�ylemek m�mk�nd�r.

 

Bu geli�imin ard�nda sizce ne yat�yor?

 

Ahmet H K�se: Ku�kusuz uzun ve bir�ok geli�imin izlerini ta��yan bir d�n���m ama as�l etmen, bana g�re, reel sermaye ile parasal sermaye aras�ndaki ili�kinin bozulmas�d�r. Klasik anlam�yla para hem bir de�i�im arac� ve hem de bir sermayedir. Bu iki ili�kinin d�zenli s�rd�r�lebilmesi paran�n reel sermaye ile kurdu�u ili�kiye ba�l�d�r. Bunu kabaca ��yle de d���nebiliriz. Toplam parasal varl�klar ile reel varl�klar ve gelir aras�nda bir ba� vard�r. Bu ba��n a��nmas� ya da kopmas�, paran�n hem de�i�im arac� ve hem de sermaye olarak i�levinin bozulmas� anlam�na gelmektedir. 1980�li y�llar d�nya ekonomisinde b�y�k �l��de bu geli�ime tan�k oldu. Sermayenin, b�y�k �l��de, �retim alan�ndan mali alana ge�mesiyle, parasal sermaye de g�reli olarak reel sermayeden ba��ms�z bir kimli�ine d�n��meye ba�lad�.

 

Yani iktisaden k�reselle�me s�recinin ana dinami�ini finansal k�reselle�me mi olu�turdu?

 

Erin� Yeldan: Evet, ger�ekten bu �ok �nemli bir tespit. Nitekim, Ahmet�in az �nce �izdi�i tabloyu ��yle �zetleyebiliriz san�r�m: G�n�m�zde k�reselle�me olgusu iki ana s�re�ten olu�uyor. Bunlardan birincisi �ok uluslu �irketlerin (�Uޒlar�n) faaliyet ve denetim alan� alt�nda y�r�t�len mal ve hizmet ticareti; ikincisi ise uluslararas� finansal sermaye hareketlerinin d�nya piyasalar�nda serbest dola��m� ve parasal sermayenin, sanayi sermayesinin �n�ne ge�mesi.. �rne�in, bug�n yakla��k 10 trilyon dolara ula�an d�nya ticaret hacminin bile�imine bakt���m�zda, bu tutar�n ��te birinin herhangi bir �ok uluslu �irketin kendi b�nyesindeki ticaretten olu�tu�unu, gene ��te birinin de bir �Uޒun di�er bir �U� grubuyla y�r�tt��� ticarete konu oldu�unu g�rmekteyiz. Bu anlamda uluslararas� ticaret, kuramda �ng�r�ld��� gibi g�reli �st�nl�kler ilkesine g�re de�il, �ok uluslu �irketlerin idari kararlar�ndan do�rudan etkilenen mutlak �st�nl�kler ilkesine g�re y�nlendirilmekte. Dolay�s�yla g�n�m�z�n k�reselle�me s�recine konu olan uluslararas� ticaret, rekabet�i fiyatlama ya da serbest pazar ekonomisi gibi fantezilere dayal� olarak de�il, do�rudan do�ruya �ok uluslu �irketlerin politik g�c�ne dayal� idari kararlar sonucu s�rd�r�lmektedir.

 

K�reselle�menin ikinci aya��n�n ise finansal serbestle�tirmeye y�nelik uygulamalarda yatt���n� g�rmekteyiz. 1980�lerden itibaren h�z kazanan finansal serbestle�tirme uygulamalar�, finansal sermayenin d�nya �l�e�inde ak��kanl�k kazanmas�na ve en y�ksek kar� realize etmek u�runa bir piyasadan di�erine serbest�e transfer olabilmesine olanak kazand�rd�. Bu s�re�te finansal sermaye, reel �retim, istihdam ve mal ticareti gibi reel sekt�re ili�kin faaliyet alanlar�ndan tamam�yla ba��ms�zla�m�� ve kendi ba��na yepyeni bir dinamik yaratm�� durumda. D�nya reel �retim ve ticaret s�reciyle do�rudan ilgisi olmayan bu olgu, bir yandan d�viz kurlar�nda istikrars�zl��� k�r�klerken, bir yandan da ulusal finans piyasalar�n�n k�r�lganl���n� derinle�tirmekte ve yeni finansal krizlerin yap�sal ko�ullar�n� haz�rlamakta.

 

Bu s�recin bizim t�r�m�zden �lkelerde yol a�t��� ana d�n���mler nelerdi?

 

Ahmet H K�se: 1980�li y�larda neo-liberal olarak adland�r�lan politikalar�n d�nya �l�e�inde yayg�nla�mas�na tan�k olundu. B�y�k �l��de IMF, DB, D�nya Ticaret �rg�t� (DT�) gibi kurulu�lar arac�l��la desteklenen ve s�rd�r�len bu politikalar serbest piyasa ekonomisi kavramsalla�t�rmas�yla ulusal devletlerin ekonomiye m�dahalelerini b�y�k �l��de s�n�rl�yor ve d�nya �l�e�inde �liberal� bir ekonominin yeniden olu�umuna arac�l�k ediyordu. Bu ise, do�al olarak talep ve b�l���m y�nelimli Keynesgil politikalar�n ve bu politikalarla ba�lar� olan kurumlar�n tasfiyesini gerektiriyordu. Nitekim, bu politikalar� uygulayan t�m �lkelerde devletin yapt��� sosyal g�venlik ve transfer harcamalar� giderek daralt�lm��, sendikal haklar s�n�rland�r�larak emek piyasalar� esnekle�tirilmi� ve �zelle�tirmeler yoluyla kamu i�letmecili�i b�y�k �l��de tasfiye edilmi�tir. Vatanda�lara eskiden kamu kurulu�lar� taraf�ndan sa�lanan baz� hizmetler ise, giderek �deme g�c� ilkesine ba�l� kal�narak, paras� olan�n sat�n alabilece�i hizmetlere d�n��meye ba�lad�. Bir�ok kamu hizmetinin �zelle�mesinin ard�ndaki mant�k budur.

 

Yani neo-liberal politikalar bir b�t�n olarak d�nyada sosyal devletin tasfiyesini mi hedefliyordu?

 

Ahmet H K�se: Elbette, neo-liberalizm k�resel bir politikayd� ve farkl� bi�imleriyle de olsa gerek merkez �lkelerde ve gerekse az geli�mi� �lkelerde sosyal devlet kazan�mlar�n�n b�y�k �l��de erozyona u�ramas�na yol a�t�. �stelik bu politikalar�n uyguland��� her �lkede siyasal iktidarda ister merkez sa�, ister merkez sol olsun bu sonu� de�i�medi. Bu s�re�te, siyasal desteklerine bakmaks�z�n, iktidarda olan mutlak anlay���n neo-liberal k�reselle�meci yakla��m oldu�unu s�ylemek yanl�� olmaz. Bu bizim �lkemiz i�in de b�yledir. Bana g�re 1980�li y�llardan bu yana t�m iktidarlar�n siyasal tercihleri bu y�nde oldu. Bu g�n merkez siyasi partilerin siyasal ve ekonomik s�ylemleri aras�ndaki benzerli�in temel nedeni de budur kan�mca. Ancak bu s�ylenildi�i gibi siyasal anlamda bir t�r sadele�meyi de�il, olsa olsa ��z�ms�zl��� temsil etmektedir.

 

Bilindi�i gibi �ideal bi�imiyle� sosyal devlet, toplumu olu�turan farkl� kesimlerin ��karlar�n�n uyumla�t�r�ld���, �zel ��karlar�n bu ama�la t�rp�lendi�i yani kamusal ve �zel alan ayr�m�n�n yap�ld��� demokratik olu�umlard�r. S�z konusu olu�umlar me�ruluklar�n� halk e�emenli�i ve kuvvetler ayr�l��� ilkelerinden al�rlar. Bu yap�da toplumu olu�turanlar vatanda� kimlikleriyle e�it bireylerdir. Kamusal alan farkl� stat�, grup ve s�n�flardan olu�an bireylerin farkl� taleplerini ger�ekle�tirebildikleri, bu taleplerini siyasal olarak me�rula�t�rabildikleri aland�r. Yani, kamusal alan�n olu�umunda bireylerden toplumsal gruplara, s�n�flara ge�ilir. Bunun i�inde e�itim, sa�l�k, altyap� olanaklar� gibi kamu hizmetleri ile �al��ma ve i��i-i�veren ili�kileri gibi t�m anayasal hak alanlar� mevcuttur. Geleneksel anlam�yla siyaset bireyler �zerine de�il, farkl�la�m�� gruplar ve s�n�flar�n toplum senaryolar� ve kamusal alana ili�kin beklentileri �zerine in�a edilirdi ve bu a��dan d�nyan�n her yerinde merkez sa� ve merkez sol partilerin s�ylemlerini ayr��t�rmak m�mk�nd�. Ancak, bahsetti�im gibi, neo-liberalizm bu a��dan t�m d�nyada siyasal bir kimliksizle�menin ba�lang�c�n� olu�turdu.

 

Peki, sosyal devlete alternatif olarak geli�tirilen politikalar nelerdi? Bu politikalar�n uygulanmas�nda IMF ve DB�n�n rol�n� de�erlendirebilirmisiniz?

 

Ahmet H K�se: Her�eyin giderek daha �ok piyasala�t���; etkinlik, karl�l�k gibi iktisadi �l��tlerin toplumu olu�turan t�m di�er de�erlerin �zerine ��kt��� bir d�nemli ya��yoruz. Piyasa, t�m hakedilmi� �d�l ve cezalar�n onayland��� tek olu�um olarak ve �iktisat akl�� ise toplumsal tercih ve rasyonelitenin tek �l��t� olarak t�m ya�am alanlar�na yerle�iyor. Bu ise do�al olarak ulus devlet ve toplumlar�n y�netiminin bu yeni olu�umlara g�re yeniden �ekillendirilmesini gerektiriyor. Bu ise g�ndemimize yine IMF ve DB gibi kurumlarca desteklenen �y�neti�im� kavram�n� getiriyor. Basit anlam�yla y�neti�im toplumlar�n idaresinin politikadan ayr��mas�, idarenin �zerkle�mesi ya da �zerk kurum ya da kurullara devredilmesidir. Bu kurumlar �o�unlukla ulus devletlerin anayasal denetimlerinin d���na ��kar�larak, neo-liberal k�resel kapitalizmin kurallar�na tabi olmaktad�rlar. Bu a��dan y�neti�im kavram� neo-liberalizmin son otuz y�ld�r iradi bir �ekilde in�a etti�i ekonomik ve toplumsal ger�eklere siyasi ve hukiki bir onay verilmesini anlat�yor.

 

Y�neti�im kavram�yla neyi anlatmak istedi�inizi biraz daha a�mak m�mk�n m�?

 

Ahmet H K�se: Tabii. �lkemizde hi� denecek kadar az tart���ld� bu kavram. Bence gerek sosyal bilimciler ve tabii iktisat��lar bu sihirli s�zc��� yo�unca tart��mal�. Bana g�re y�neti�im, toplumun karar verme yekisinin kamusal alandan ��kar�l�p, �zel alana indirgenmesidir. Bu olu�umda toplumsal talepler ise farkl� grup ve s�n�flar�n kamusal alanda �rg�tlenme m�cadelelerinden kopart�larak, sivil toplum �rg�tlenmeleri olarak tan�mlanan g�� olu�umlar�n�n insiyatifine devredilmektedir. Ancak s�z konusu �sivil toplum �rg�tleri� toplumsal grublar�n ��kar�n� de�il, bireysel ��karlar� temsil etmektedir. Kabaca bireysel ��karlar�n �rg�tlenmesinin ve bu ��karlar�n �n�ndeki yasal engellerin kald�r�lmas�n�n toplumun etkin y�netimini geli�tirece�i iddias� �zerine temellenmektedir. Bu g�r��e g�re sivil toplum, kamu organlar�n�n y�r�tme g�revlerini ve hatta parlamentonun yasama g�revini bile payla�mal�d�r. Demokratik devletin kurallar b�t�nden bireyler aras�ndaki anla�ma ve al��veri�ler d�zeyine ge�i�in toplumda daha b�y�k �zg�rl�k ve inisiyatif ortam� yarat�laca�� izlenimi verilmektedir. Bu yakla��ma g�re siyaset toplumun y�netimini etkinsizle�tirmektedir, �yleyse daralt�lmal� ve onun yerini sivil toplum olu�umlar� almal�d�r. S�z konusu sivil toplumun yeni akt�rleri ise b�y�k �l��de ulus �tesi kurum ve �irketlerle i�birli�ine girmi� yerli �irket y�neticilerinden, �vizyon� sahibi b�rokratlardan ve medya kurulu�lar�nda �al���p g�ndelik hayat�m�za s�k�a giren ki�ilerden olu�maktad�r.

 

Erin� Yeldan: Neo-liberal d�nya g�r���n�n �k�reselle�meye uyum sa�layacak� yeni t�r devletin olu�turulmas� do�rultusundaki en �nemli a�maz�, yolsuzluklar ve rant elde etmeye dayal� t�m faaliyetleri sadece kamu sekt�r�ne �zg� olarak g�rmesi ve �zel sekt�r� sanki steril ve iktisadi akl�n gereklerini uygulayan, teknisyenlerden kurulu rasyonel bireylerden olu�tu�unu savlamas�d�r. �zel sekt�r denilen �ey sanki do�a �st�, iktisadi akl�n t�m yeteneklerini �z�nde toplam��, piyasa sinyallerini rekabet i�inde ger�ekle�tirerek iktisadi optimuma ula�abilen bir ideal kurumu temsil etmektedir. Bu ideal kurumun toplumda s�z sahibi olmas� i�in iktisadi akl�n siyasetten ar�nd�r�lmas� ve �effafl�k, iyi y�neti�im gibi ilkelerin hayata ge�irilmesi gerekmektedir.

 

Oysa, kapitalizme ge� kat�lan bizim gibi �evre �lkelerin yak�n tarihi bize �zel sermaye kesiminin asl�nda devlet ile i� i�e ge�mi� bir olgu oldu�unu g�stermektedir. �zel sermaye birikimi do�rudan do�ruya devletin olanak sa�lad��� rant mekanizmalar�yla olas� k�l�nm�� ve devlet, iktisat-d��� �e�itli rant aktar�m mekanizmalar�yla �zel sermayenin geli�tirilmesinde �nemli bir rol oynam��t�r. Bu anlamda bug�n �yolsuzluk� olarak adland�r�lan bir dizi faaliyet asl�nda sivil �zel kesime ra�men de�il, bu kesimin geli�tirilip g��lenmesi amac�na hizmet etmek amac�yla uygulanm��t�r. Dolay�s�yla �unu s�ylemek istiyorum: siyasetten ar�nd�r�lm�� rasyonel iktisadi davran�� diye y�r�t�len medyatik propoganda tamamiyle sanal bir d�nyay� anlatmakta ve kapitalist toplumun ger�ekleriyle ba�da�mamaktad�r.

 

Korkut Boratav: �Y�neti�im�, ortak ��karlar etraf�nda �rg�tlenen toplumsal gruplarla �e�itli bi�imlerde ileti�im-etkile�im i�inde olan siyasi partilerin �zerine kurulu olan temsili demokrasinin yerine olu�turulmak istenen bir toplumsal yap�lanmad�r. Tarihsel geli�imleri sonunda, temsili demokrasinin �Avrupai� t�r�, refah devleti; azgeli�mi� t�r� ise �pop�lizm� ile sonu�lanm��t�r. Bug�n bu modellerin tasfiyesi hedefleniyor. Her iki modelde de b�l���m s�re�leri k�smen siyaset, k�smen de piyasa taraf�ndan belirlenir. Siyasi kat�lma ve etkile�meler, b�l���m s�recinde halk katmanlar�n� piyasaya kar�� korur. �Y�neti�im� anlay��� ise, b�l���m� ve kaynak tahsisi mekanizmalar�n�n m�mk�nse t�m�n� siyasetin d���na ta��may� hedefler. Siyasetin tasfiyesi, her �eyin, birden bire piyasaya teslimi bi�iminde olamaz. Bir ge�i� s�reci gereklidir. ��te, Dervi��in pazarlad��� �15 g�nde 15 yasa� ve bunlar� izleyen �ok say�da d�zenleme �y�neti�im� modelini ad�m ad�m T�rkiye�ye ta��ma giri�iminin bir par�as�d�r. Bunun sonunda, para/d�viz kuru politikalar�, bankac�l�k, telekom�nikasyon, enerji, tar�m sat�� birlikleri gibi �ok say�da alan �zerk kurullar�n ve bunlar� y�neten uzmanlar�n denetimine devredilmi�tir. Hazine M�ste�arl����n�n da fiilen bu t�rden bir otonom alan olu�turdu�u s�ylenebilir. Yasama faaliyeti dahi, giderek, bir yandan bu kurullara, bir yandan da bunlarla yak�ndan i�birli�i i�inde olan s�zde sivil toplum kurulu�lar�na ve �fiilen bir tak�m vak�flara� tabi olmaya ba�lam��t�r. Bu kurullar�n �zerinde, parlamentonun ve h�k�metin yani temsili demokrasinin geleneksel kurumlar�n�n etkisi s�f�rlanm��t�r. Peki, bu kurullar ve s�zde sivil toplum kurulu�lar� ger�ekten �zerk midir? Hay�r, bunlar�n t�m faaliyetleri, bir yandan IMF ve DB�n�n ve zaman zaman fiilen ABD Hazine Bakanl����n�n; bir yandan da yerel b�y�k sermayenin �zellikle de medya ve finans kapital katmanlar�n�n denetimi alt�ndad�r. Neresinden bakarsak bakal�m, bu y�ntemlerle T�rkiye�ye yerle�tirilmek istenen �y�neti�im modeli� anti-demokratik bir d�n���m� temsil etmektedir.

 

T�rkiye deneyimine bakt���n�zda siyasetin toplumsal y�netimde etkinsizlik yaratt��� do�ru de�il mi?

 

Ahmet H K�se: Siyasetin do�as� gere�i tarafs�z oldu�unu savunmak anlams�zd�r. �nemli olan toplumun kamusal alanlara ili�kin tercihlerini do�ru olarak yans�tabilecekleri demokratik d�n���mleri sa�layabilmek ya da mevcut tepkileri ciddiye alabilmektir. Hepimizin yak�nd��� T�rkiye�nin siyasal prati�indeki olumsuzluklar kamusal alan�n kirlenmesideki temel etmendir ayn� zamanda. Bu, K�T�lerin verimsizli�inin, sa�l�k ve e�itim gibi kamusal hizmetlerin k�t� ve eksik sa�lanmas�n�n da ard�ndaki temel etmendir. Yoksa, bir�ok ara�t�rman�n da g�sterdi�i gibi, bir i�letmenin kamu ya da �zel m�lkiyette olmas�yla mikro d�zeydeki verimlilik ya da etkinlik aras�nda zorunlu bir ba� yoktur. Kamusal alandaki kararlara vatanda�lar�n�z�n do�rudan kat�l�m�n� ger�ekle�tiremiyorsan�z, bunun i�in toplumsal �rg�tlenmenizi sa�layam�yorsan�z sorun demokrasinizde demektir. Toplumumuzdaki bu olumsuzlu�u veri al�p, her�eyin piyasaya terk edilmesi ise yeni ve daha kal�c� bir problemin ba�lang�c� demektir. Zira piyasa tarih boyunca hi�bir zaman ve hi�bir yerde teorik modellerde oldu�u gibi e�itlerin bulu�tu�u bir yer olmam��t�r. T�m toplumsal hayat� piyasa haline getirmek, insanl�k tarihinin kazand��� ba�ka deneyimleri, �rne�in kamu alan�n�, hukuku, k�lt�r� yok saymak anlam�na gelir. Bu ku�kusuz piyasay� ve onun mant�k b�t�n�n� hafife almak anlam�na gelmez. Ancak unutulmamal� ki iktisat ve onun sadece bir ��esi olan piyasa, toplumsal olu�umun yanln�zca bir par�as�d�r, t�m� de�il.

 

Bu s�re� i�ersinde bizimki gibi �lkelerin iktisadi kalk�nma aray��lar�na ne oldu? Yani kalk�nma problemi t�m�yle ortadan kalkt�m�?

 

Erin� Yeldan: Dikkat edelim, art�k g�n�m�z iktisat yaz�n�nda �geli�mi�lik-azgeli�mi�lik� sorunsal� yerine �finansal getiri� sorunlar�n�n �n planda oldu�unu g�r�yoruz.. Art�k �az geli�mi� �lkeler� tan�m� iktisat yaz�n�ndan sessiz sedas�z ��kart�lm��, yerine y�kselen piyasalar� kavram� konulmu� durumda. Dolay�s�yla, azgeli�mi�lik bir sorun olmaktan ��kart�lm��, azgeli�mi� �lkeler de art�k y�kselen piyasaya d�n��t�r�lm��ler. Bu arada kapitalistler, �cretli emek, sanayi sermayesi, sabit sermaye yat�r�mc�s� gibi ��eler gene yerini �piyasa oyuncular��, �hisse senedi �veya repo�yat�r�mc�lar�� gibi kavramlara b�rakm��. �Oyuncular� s�zc��� ger�ekten de spek�latif parasal hareketlere dayanan g�n�m�z k�reselle�mesini �ok iyi tan�ml�yor bence. ��nk� art�k reel yat�r�m, reel �retim, istihdam gibi sorunlar ikincil �nem ta��yor. Aslolan piyasada �oynanan oyun�dur. Piyasada oynanan bu spek�latif oyunun esas i�erdi�i ise kumarhane kapitalizmidir.

 

��te �lkemizde, medyatik bir ifadeyle, �finansal serbestle�tirme ve k�reselle�en d�nyaya ayak uydurma� slogan�yla kamuoyuna duyurulan bu s�re�, asl�nda, �z� itibariyle spek�latif niteliklere dayanan ve reel yat�r�m davran��lar�ndan ziyade, rantiye tipi giri�imleri besleyen ve sanal bir d�nyay� tan�mlayan bir ideolojinin egemenli�ine yol a�m��t�r. Bu �artlar alt�nda, neo-liberal hegemonyan�n az geli�mi� uluslara �nerdi�i �kalk�nma� modeli, daralt�c� para ve maliye politikalar�na dayanmakta ve y�ksek finansal getiri ve deval�asyon riskinden ar�nd�r�lm�� bir d�viz kuru sistemini ama�lamakta. Bu yap� alt�nda merkez bankalar� �siyasetten ba��ms�z� k�l�narak, sadece ve sadece ulusal paran�n de�erini korumakla g�revlendirilmekte ve bu amac�n d���nda ba�ka hi� bir rol oynamamalar� i�in ellerindeki b�t�n m�dahale olanaklar� k�s�tlanmaktad�r. Kamunun maliye politikalar� ise do�rudan do�ruya �faiz d��� fazla veren b�t�e� amac�na mahkum edilmektedir. Kamu t�ketim ve yat�r�m harcamalar�nda ola�an�st� kesintiler pahas�na sa�lanmas� beklenen bu politika sonucunda kamusal alan�n s�n�rlar�n�n alabildi�ince daralt�lmas� �ng�r�lmekte ve kamunun geleneksel olarak kar amac� g�tmeyen t�m sosyal altyap� faaliyetleri finansal sermayenin spek�latif faaliyet alan�na �ekilmektedir. B�ylece neo-liberal politikalar�n savunucular� azgeli�mi� �lekelerin sanayile�me, planl� yat�r�mlar gibi �zg�n kalk�nma stratejileri geli�tirmek suretiyle uluslararas� sermaye ak�mlar�na ayak ba�� olmamas� gerekti�ini dikte etmektedir. Merkez Bankalar�n�n g�revi fiyat ve kur istikrar�n� sa�lamak ve ulusal piyasada y�ksek finansal getiri d�zeyini korumak olmal�; kamu maliyesi ise do�rudan do�ruya uluslararas� sermayenin ��kar alan�n� geni�letmek i�in gerekli t�m tedbirleri almakla ko�ulland�r�lmal�d�r.

 

B�t�n bu politikalar ise k�reselle�menin nimetlerinden yararlan�labilinmesi safsatas� alt�nda pazarlanmaktad�r. Bu s�ylemde k�reselle�me kervan�na ge� kalmadan kat�lmak i�in gerekli olan tek �ey yabanc� sermaye i�in b�y�k bir �ho� geldin partisi� d�zenlemekten ge�iyor. ��te, 1989�da al�nan 32 say�l� Karar yani T�rkiye�nin yabanc� sermaye hareketlerine t�m�yle a��lmas� da bu ho�geldin partisinin davetiyesi oldu. Ard�ndan da 1990�l� y�llarda ya�ad���m�z devrevi krizler ya�and� ve T�rkiye�nin IMF ve DB�n�n t�m�yle kontrol�ne girece�i ko�ullar olu�tu.

 

Bu anlat�klar�n�z�n �����nda giderek ulus devletlerin kendi kaderlerine m�dahale alanlar�n�n giderek darald���n�; dolay�s�yla bu d�n���me kar�� ��kman�n imk�ns�z oldu�unu s�ylemek m�mk�n m�?

 

Korkut Boratav: Bu do�rultuda T�rkiye yap�s�ndaki �lkeleri etki alt�na alan �ok g��l� bir "yeknesakla�t�rma" r�zg�r�n�n esmekte oldu�u do�rudur. Ancak son yirmi y�l�n bilan�osunu ��kar�rsak, geli�mekte olan �lkeler grubunda en h�zl� b�y�yen �lkelerin, iktisat politikalar� alan�nda ulusal d�zlemdeki hareket serbestisini en geni� tutan �in, G�ney Kore ve Tayvan ve k�smen Hindistan gibi Asya �lkeleri oldu�unu; d�� etkenlere b�y�k �l��de teslim olan Latin Amerika ve eski sosyalist �lkelerin ise periyodik krizlere ve durgunlu�a mahk�m olduklar�n� g�zlemekteyiz. Bana g�re, T�rkiye bak�m�ndan DT� ve G�mr�k Birli�i'nin iktisat politikalar� a��s�ndan ba�lay�c� politika parametrelerinin d���nda kalmaya �zen g�steren bir y�neli�i savunmam�z gerekiyor. Bu, s�k�a savunuldu�u gibi, d�nyadan d��lanmak, d�nyan�n d���nda kalmak anlam�na gelmez. Do�al olarak bu t�rden bir se�im ise, IMF ve DB'n�n T�rkiye'deki iktisat ve sosyal alandaki hegemonyas�na son vermeyi gerektirir.

 

Ancak, T�rkiye'nin �ok y�kl� bir d�� kaynak gereksinimine muhta� oldu�u; IMF ve D�nya Bankas�'n�n bu gereksinimi kar��lamak i�in sahneye ��kt�klar�; ekonomi y�netimine "paray� verenin d�d��� �almas�" nedeniyle egemen olduklar� do�ru de�il midir?

 

K. Boratav: T�rkiye geli�mekte olan ekonomiler i�inde cari i�lem a��klar� �l�ml� boyutlarda olan bir �lkedir. Yani, d�viz kuru d�� ticarete d�n�k bir politika arac� olarak kulan�labilirse ve d�� ticaret politikalar� DT� kurallar� i�inde kal�narak y�r�t�l�rse, %6-7 dolaylar�nda b�y�me h�zlar�n�n neden olaca�� cari i�lem a��klar� milli gelirin %1.5'ini ge�meyecektir. 1980 sonras�n�n verileri ve parametreleri bize bunlar� g�steriyor. Bunlar �l�ml�, rahatl�kla s�rd�r�lebilir boyutta d�� a��klard�r. Ne var ki, sermaye hareketleri �zerinde 1989 sonras�nda ger�ekle�tirilen serbestle�me nedeniyle, T�rkiye'ye sermaye giri�i, cari i�lem a��klar�ndan ba��ms�zla�m��t�r. 1 dolarl�k cari a��k, ortalama olarak d�rt dolarl�k sermaye giri�ine yol a�m��; aradaki fark abart�l� rezerv birikimine, yerli akt�rlerin kay�t-i�i ve kay�t-d��� sermaye ��karmalar�na tahsis edilmi�tir. B�ylece 1989'u izleyen on y�lda 14 milyar dolar cari i�lem a���� veren T�rkiye ekonomisi, d�� borcunu 60 milyar dolar art�rma "ba�ar�s�"n� sa�lam��t�r. D�� borcun cari i�lem dengesi i�inde yer alan faiz y�k�ml�l�klerini �demek hi�bir zaman sorun olmam��t�r. "Normal" y�llarda, �rne�in 1995-1999 y�llar� i�inde, d�� borcun anaparas�n� vadesi gelen krediler yenilenerek d�nd�r�lmesi de  sorunsuz ger�ekle�tirilmi�tir. Ancak, finansal karga�a ve kriz ortam�nda, alacakl�lar borcun yenilenmesini reddettikleri zaman, ciddi t�kanmalar do�mu�tur.

 

��te "borcun �evrilmesi" krizi bu anlam� ta��r. �nerilen ��z�m (a) IMF kaynaklar� ve (b) cari i�lemlerde yarat�lan fazla ile  bor� anaparas�n�n �denmesidir. B�y�k bir d�� bor� stokunu cari i�lem fazlas� yaratarak; b�y�k bir i� bor� stokunu da b�t�ede faiz d��� fazla ger�ekle�tirerek azaltmaya kalk��mak b�y�k bir haks�zl�kt�r. Zira, kamu sekt�r� fazlas� yaratmada i� faizlerin veya bor� k���tlar�n�n vergilenmesi se�enekleri tamamen g�ndem-d��� tutulmakta ve operasyon, esas olarak dolayl� vergileri art�rmak; kamu hizmetlerini daraltmak ve kamu yat�r�mlar�n� s�f�rlamak yollar� ile s�n�rl� kalmaktad�r. Bu, bor� krizinin y�k�n� alacakl�lara de�il, oldu�u gibi bor�lulara y�kmak; a��k�as� T�rkiye halk�n� yoksullu�a mahkum etmek demektir. �u anda d�nyan�n en b�y�k bor�lusu olan ABD'nin d�� alacakl�lar� "borcunu �de" talebinde bulunsalar, ABD ekonomisi ��k�nt�ye u�rar. ABD'nin kald�ramayaca�� bir y�k� T�rkiye ekonomisinin ve halk�n�n omuzlar�na y�kmak insafs�zl���n� reddetmemiz gerekir.

 

Peki bu t�rden bir d�� bor� krizinin ko�ullar� IMF program�n�n y�r�rl��e girdi�i Aral�k 1999'da yok mu idi?

 

Korkut Boratav: D�� bor� stoku cari i�lem a����ndan ba��ms�z b�y�d�k�e ve belli bir e�i�i a�t�k�a potansiyel olarak bir d�� bor� krizi g�ndeme girmi� olur. Aral�k 1999 IMF program�, T�rkiye'yi bir finansal krize s�r�kledi�i i�in bu potansiyeli hayata ge�irmi�tir. Bu nedenle, d�� a��k sorununun olmad��� 1998-99 y�llar�nda IMF ile yak�n ili�kiler kurman�n da zorunlulu�u yoktu. Ekonominin �zellikle i� bor� faiz y�k�nden ve daha �nce de�indi�imiz sermaye hareketlerinin serbestle�mesinden kaynaklanan kronik sorunlar� vard�; ancak IMF programlar� bu sorunlar� hafifle�tirmedi; aksine daha da a��rla�t�rd�.

 

B�t�n olarak Program� de�erlendirdi�inizde neler s�yl�yorsunuz? �lk olarak neler hedeflendi ve bu hedefler neyi ama�l�yordu? Ger�ekle�meler ne oldu? Hedeflerin tuturuldu�u y�n�ndeki iddialar� nas�l de�erlendiriyorsunuz?

 

Oktar T�rel: �Hedefleri tutturduk, iyi yolday�z� t�r�nden beyanlar Kas�m 2000 ve �ubat 2001 kazalar�ndan �nce de s�k s�k duyulmu�tu. Burada �unu belirtmekle yetinebiliriz: Bu hedeflerin tutturulmas� ekonomimizi y�k�ma g�t�ren IMF patentli politikalar e�i�inde gelecek daha derin bunal�mlar�n temellerinin at�lmas� demektir. Bu ana saptaman�n ard�ndan, m�saade ederseniz, Program�n kur ve bor�lanma politikalar�na y�nelik de�erlendirmelerimi yapmak isterim. Bilidi�i gibi, Program� uygulayan ve destek veren �evreler �dalgal� kur rejimi, do�as� gere�i, keskin d�viz kuru hareketlerini d��lad��� i�in, bundan sonra ekonomimizde bunal�m ko�ullar� olu�maz� iddias�ndad�rlar. Ancak, g�zlendi�i gibi, dalgal� kur rejimi, ekonomimizi denge d�viz kuruna yakla�t�rmam��, nominal ve �zellikle reel kur, Merkez Bankas��n�n d�viz piyasalar�na m�dahale etmekteki isteksizli�inin de etkisiyle, son onbe� ayda son derece �arp�c� ini�-��k��lar g�stermi�tir. �ok �ikayet edilen ve giri�imcilerin karar almalar�n� g��le�tiren belirsizlik dalgal� kur rejimi alt�nda da s�rmekte, keskin ve k�sa s�reli olanlar yerine yayg�n ve sona erece�i ufukta g�r�lmeyen bunal�m evreleri ya�anmaktad�r.

 

Yine, bu �evrelerce d�� i� bor�lanmas�n�n s�rd�r�lebilirli�i �zerindeki kayg�lar�n yersiz oldu�unu; yurti�indeki nominal ve reel faiz hadleri son iki ayda epey artm�� olsa bile, i� bor�lar�n d�nd�r�lmesinde sorun olmad���n� �ne s�r�lmektedir. D�� bor�lanman�n s�rd�r�lebilirli�i �zerinde bir yarg�ya varabilmek i�in Ocak 2000 � Nisan 2002 d�nemindeki �demeler dengesini yak�ndan incelemekte yarar var. Bu d�nemde T�rkiye ekonomisi toplam 7.1 milyar $�l�k cari a��k verdi, sermaye hareketlerini 9.0 milyar $�l�k a��kla kapad�, rezervlerini m�tevaz� �l��lerde (1.2 milyar $) art�rd�. B�t�n bu d�viz talepleri IMF�nin net 17.3 milyar $�l�k katk�s� ile kar��land�. Sermaye hareketlerinin daha yak�ndan incelenmesi, portf�y yat�r�m� ve k�sa vadeli sermaye giri�leri net bakiyesinin negatif oldu�unu (s�rasiyle �2.9 ve �12.7 milyar $), 3 milyar $�l�k do�rudan yabanc� yat�r�m�n hemen t�m�yle bir tek GSM telefon lisans�na ba�lanabilece�ini g�steriyor. Bu geli�meyi tamamlay�c� bir g�r�n�m de d�� bor� y�k�n�n seyri ile ilgili. 1999 sonundan 2002 Mart sonuna kadar T�rkiye�nin d�� bor�lar� 14.5 milyar $ artt�; bu art�� kamu kesimi borcunda 20.5 milyar $ art�� ile �zel kesim borcunda 6.0 milyar $ azal�� sonucunda olu�tu. �te yandan T�rkiye�nin bor� stoku uzun vadeli bor�larda 23.0 milyar $ art��, k�sa vadelilerde 8.4 milyar azal�� ile k�smen uzun ve orta vadeli bor�lara d�n��t�.

 

Bu g�zlemler, bizi �u saptamalara g�t�r�yor: (i) �demeler dengesinin sermaye hesab�n� denkle�tirebilmek i�in 2003�de k�sa vadeli ve/veya �zel bor�lanmalara bel ba�lamak zor. T�rkiye�ye g�venemedi�i i�in 2002�de �lkeyi terkeden uluslararas� para sermayesi nas�l olacak da bu e�ilimini de�i�tirecek? (ii) 2003�de vadesi gelen ve (d�nd�r�lece�i varsay�lan ticari krediler d���nda) 12 milyar $ civar�nda olaca�� san�lan bor� anapara �demesi i�in IMF ve D�nya Bankas� kaynaklar�na yaslanman�n bize nas�l bir bedel �detece�i �imdiden tahmin edilebilir. (iii) Benzer �ekilde, �ng�r�lebilecek do�rudan yabanc� sermaye giri�leri de 2003��n d�� finansman� i�in yeterli olamaz. (iv) Sermaye hesab�n� denkle�tirebilmek i�in T�rkiye�nin �ok y�ksek �l��lere varan cari i�lem fazlalar� vermesi, toplam gelir ve harcamalar�n radikal bir bi�imde k�s�lmas� ve b�ylece ithalat�n daralt�lmas� ile m�mk�n olabilir. Bunun anlam�, 2003�de T�rkiye�nin ta��yamayaca�� bir resesyondur.

 

�imdi kamu i� bor�lar�ndaki geli�meler bakal�m. Kamu i� borcunun d�nd�r�lebilmesi, sadece yarat�lan ve hedefleri tutturdu�u ileri s�r�len birincil fazla ile ilgili de�il, ayn� zamanda reel faiz hadleri ve ekonomik b�y�me ile de ilgilidir. Reel faiz oran�n� 2002�nin hi� bir ay�nda % 7�nin alt�na d���remeyen ve 2002�nin en az �� ay�nda % 15-25 �evresinde reel faiz hadlerini kabule zorlanan Hazine�nin kamu i� bor�lanmas�n�, �stelik b�y�yemeyen bir ekonomide, s�rd�rebilmesi i�in mucizeler bile yetmez. T�rkiye�yi �Bug�n i�in i� bor�lanmada sorun yoktur� diyen anlay��, bor� bata��na saplam��t�r.

 

Bu g�nk� siyasal kriz ya�anmasayd� bu program ba�ar�yla tamamlanacak ve hedeflerini tutturabilecek miydi? �rne�in bu y�l�n ilk �eyre�inde ekonominin b�y�d��� ve asl�nda her �eyin yolunda gitti�i program� uygulayan �evrelerce s�yleniyor. Birde yakla�an se�imin asl�nda program�n ger�ek sonu�lar�n� de�erlendirmemizi engelliyece�i g�r��� var. Bu a��dan ne s�ylemek m�mk�n?

 

Erin� Yeldan: 2000 y�l� boyunca sergilenen iktisadi verilere bakt���m�zda programda �ng�r�len iktisadi politikalar�n t�m�ne harfien uyulmu� oldu�unu g�zlemekteyiz. D�viz kuru sepeti Merkez Bankas��nca taahh�t edilen patikada seyretmi� ve parasal geni�leme limitlerine titizlikle uyulmu�tur. En �nemlisi 2000 ve 2001 y�l�na ait konsolide b�t�e hesaplar�, her iki d�nemde de gelirler ve harcamalar dengesinin hedeflenen de�erleri tutturdu�unu belgelemektedir. Konsolide b�t�e verileri, b�t�e gelirlerindeki ger�ekle�melerin 2000 y�l�nda hedefin y�zde 3.6; 2001�de de y�zde 5.1 �st�nde oldu�unu g�stermektedir. Harcamalar ise 2000 hedefinin y�zde 0.2 puan alt�nda kal�rken, 2001 hedefini sadece y�zde 1.7 d�zeyinde a�m��t�r. Dolay�s�yla s�z konusu y�llarda kamu idaresi harcama ve gelir hedeflerini tutturmu� ve (�zelle�tirme ve di�er vergi-d��� gelirler dahil olmak �zere) faiz d��� b�t�e fazlas�n� milli gelire oranla 2000�de y�zde 6.1�e, 2001�de de 6.7�ye ��kartm��t�r. O halde T�rkiye ekonomisinin 2000 ve 2001 y�l�nda ya�ad��� iktisadi krizin ba� sorumlusu kamu harcamalar�n�n planlanandan fazla olmas� veya b�t�e dengelerinde �ng�r�lemeyen d�zeyde a��k verilmesi de�ildir. B�t�e verileri bize 2000 ve 2001 ger�ekle�me rakamlar�n�n Niyet Mektuplar�nda planlanan de�erleri tutturdu�unu belgelemektedir. Dolay�s�yla kriz, program�n eksik ya da yanl�� uygulanmas� sonucu de�il, bizzat harfiyen uygulanmas� sonucu ��km��t�r.

 

K�saca vurgulamak gerekirse, i�inde bulundu�umuz krizin yap�sal nedenleri T�rkiye ekonomisinin do�rudan do�ruya k�sa vadeli sermaye hareketlerinin spek�latif ak�mlar�na ba�lanarak, denetimsiz, ba��bo� finansal spek�lasyona terkedilmesinin sonucudur. T�rkiye, 1989 y�l�nda finansal serbestle�tirmenin tamamlanmas�yla ekonomisini s�cak para ak�mlar�n�n spek�latif tercihlerine ba��ml� hale getirmi�, k�sa �evrimli yapay �b�y�me � kriz � istikrtar� sarmallar�na mahkum hale getirmi�tir. B�ylece ulusal finans piyasalar� do�rudan do�ruya k�sa vadeli, spek�latif nitelikli yabanc� sermaye hareketlerine ba��ml� hale gelmi� ve ulusal kaynaklar�n reel �retken sekt�rlere sabit sermaye yat�r�mlar� arac�l���yla d�n��t�r�lmesi i�levini terk ederek, paradan para kazanmaya y�nelik, daha �nce de�indi�im t�rden bir kumarhane kapitalizmine s�r�klenmi�tir. 2000 y�l� program� da ulusal mali piyasalar�n spek�latif sermaye ak�mlar�na ba��ml� yap�s�n� d�n��t�rmek yerine b�y�me ve enflayon hedeflerini do�rudan do�ruya s�cak para ak�mlar�na dayand�rma tercihini s�rd�rm��t�r.

 

Bu t�r spek�latif sermaye birikimi bankac�l�k kesiminde �ok h�zl� ve sa�l�ks�z bir �i�kinlik yaratm�� ve �rne�in 1990-1999 aras�nda bankac�l�k kesiminin toplam aktiflerinin reel fiyatlarla art�� h�z� %13.4 olur iken, ulusal gelir sadece %3.1 reel art�� g�stermi�tir. Bu t�rden bir geli�im �izgisinin T�rk finansal piyasalar�nca benimsenmi� olmas�n�n biricik ko�ulu da, ku�kusuz, finansal sekt�rlere ba�lanan �ok y�ksek getiri (y�ksek reel faizler) sayesinde olagelmi�tir.

 

Nitekim, program boyunca konsolide b�t�e faiz d��� dengesinde elde edilen fazlaya ra�men net yurt i�i bor�lanma gere�i artarak devam etti�ni ve gayr� safi yurt i�i has�laya oranla 2000�de y�zde 7.5 d�zeyinde s�rd�r�len net yurt i�i bor�lanman�n, 2001�de y�zde 12.7 d�zeyine f�rlad���n� g�rmekteyiz. �te yandan faiz harcamalar�n�n, vergi gelirlerinin 2000�de y�zde 77.1�ine, 2001�de de y�zde 103.3��ne ula�t��� g�r�lmektedir. Kriz idaresi alt�nda faiz harcama hedefleri, vergi geliri hedefininin 2000 y�l�nda y�zde 88.1�ine, 2001�de de y�zde 109 �st�nde saptanm�� oldu�u g�r�lmektedir. 2002 y�l�n�n ilk be� ay�nda da faiz harcamalar�, vergi gelirlerinin %120�sini a�m�� durumdad�r. Dolay�s�yla makro ekonomik hedefler aras�nda en �n s�rada bulunan faiz d��� fazla hedefinin 2000 ve 2001 programlar�nda tutturulabilmi� olmas�, kamu kesiminde arzulanan dengenin sa�lanmas�nda yeterli olmam��t�r.

 

Oktar T�rel: Geride b�rakt���m�z s�re� Program�n sonu�lar�n� de�erlendirebilece�imiz yeterli g�zlemleri sa�lamaktad�r. Bu a��dan se�im s�recinin mevcut Program�n �ba�ar�s�na� g�lge d���rece�i t�r�nden �imdi ya da daha sonra yap�lacak olan saptamalar hi� inand�r�c� de�ildir. Bu s�re�te ekonomimizin ne �l��de derlenip toparlanabildi�ini ba�l�ca �u geli�meler �����nda tart��abiliriz: (i)1999-2002 y�llar�n�n ilk �eyre�ine ait sabit fiyatl� GSMH serileri, 2002�de tar�msal has�lan�n 2001�dekine g�re % 1.5 geriledi�ini, sanayi ve hizmet sekt�rlerinde ayn� d�nemdekine k�yasla has�la art���n�n s�ras�yla % 3.0 ve % 2.3 dolay�nda kald���n� g�stermektedir. GSY�H art��� ise % 2.3�d�r. 1999-2002 d�nemi ortalamalar� ise tar�mda % 2.7, sanayide % 2.2, hizmetlerde % 2.2, GSY�H�da % 2.3�d�r. Bu ger�ekle�meler, �canlanman�n� ne kadar s�n�rl� �l��lerde kald���n�n bir g�stergesidir. (ii)�zledi�imiz m�tevaz� canlanma yeni istihdam yaratmam��, 2000�in ilk �eyre�inde 19.0 milyon ki�i �evresindeki toplam i�g�c� talebi, 2002�de 18.5 milyon ki�i dolay�na gerilemi�tir. 2002�nin ikinci �eyre�inde �retim endeksindeki hareketlenmenin itici g�c�, ge�mi� y�llarda �ok azalm�� bulunan �r�n stok d�zeylerini normale yak�nla�t�rma �abas�d�r. Nihai talebin �zel t�ketim ve �zel sabit yat�r�m harcamalar� ile kamu harcamalar�ndan olu�an bile�enleri yeterince talep yaratamamakta, efektif talep yetersizli�i ��kt� d�zeyini bask�lamaktad�r. S�z konusu efektif talep yetersizli�ini salt ihracat ve do�rudan yabanc� sermaye yat�r�mlar� ile telafi etmek m�mk�n de�ildir. (iii) Grafik 1�de g�r�ld��� gibi, imalat sanayiindeki �retim endeksi 2000�deki zirveye hen�z eri�emedi�i gibi, 1997 �retim d�zeyinin �ok az �zerine ��kabilmi�tir. �te yandan kapasite kullan�m oran� 2000�dekine ancak bug�nlerde yakla�ma e�ilimine girmi� g�r�n�yor. Bu e�ilimin �zel harcamalar canlanmadan kal�c� olaca�� s�ylenemez. (iv) Grafik 2, T�rkiye�deki ticari bankalar sisteminin bunal�m �ncesi son normal d�nem say�labilecek 1999/III.�� ay�na ve �zellikle finansal geni�lemenin zirveye ula�t��� 2000 y�l� sonuna g�re �nemli �l��lerde zaafa u�rad���n�, ticari bankalar�n toplam varl�klar�n�n, TL mevduat�n�n ve �zel sekt�re a��lan kredilerinin reel anlamda �ok ciddi bir erozyona u�rad���n� g�stermektedir. Bankalar Birli�inin d�nem ba�kan� Ersin �zince�nin bu g�nlerdeki �l��l� uyar�lar�, ticari bankalar sistemindeki reel daralmaya kar�� �nlem al�nmas�na �a�r� olarak yorumlanabilir. BDDK, reel kredi erozyonunun giderek toplam ekonomik faaliyetlerin hacmini de daraltaca��n� alg�lam�� olsa bile, IMF finansal ortodokslu�unu izlemekten ve bankalara �zkaynak ilavesi ve ihtiya� oranlar�n�n y�kseltilmesi �a�r�s�ndan �te bir perspektife sahip de�ildir. �Her�ey iyiye gidiyordu, ah �u siyaset olmasa!� diyenlere s�ylenecek �ey, g�ncel siyasal ini�-��k��lara bu kadar duyarl� bir sistemin esasen ciddi hastal�klarla y�kl� oldu�u ve uygulanan modelin b�yle bir siyasal-toplumsal �er�eveye uygun olmad���d�r.

 

Son olarak �unu da belirtmek gerekir. �K�sa d�nemli gelir kay�plar�ndan fazla kayg�lanmaya gerek yoktur; Program uygulan�r ve yap�sal reformlar ger�ekle�tirilirse, bunun sonras�nda �retim ve verimlilikte �nemli kazan�mlar elde edilecektir� �eklindeki g�r��ler as�ls�z bir iyimserliktir. Nitekim, �yap�sal� reformlar�n �retim ve verimlilik art��lar�n�n vazge�ilmez unsuru olan yat�r�mlar �zerinde - buna yabanc� do�rudan yat�r�mlar da dahil- olumlu etki yapt���na dair i�aretler yoktur. Tersine, bu uygulamalar�n ba�ta tar�m olmak �zere pek �ok �retim faaliyetini ��kertti�i ile ilgili i�aretler g�zlenmektedir.

 

Peki t�m bu s�recin toplu halde sonu�lar� ne oldu? Hangi toplum kesimleri bu s�re�ten kazan�ml� ��kt�, kimler kaybetti?

 

Boratav: 2000-2001 krizinin s�n�fsal yans�mas�n�n nicel d�k�m� �u anda iktisat��lar�n ellerinde de�il; ancak basit g�zlemlerden ��kar�yoruz ki, artan i�sizlikten ve a��nan reel �cretlerden nasibini alan t�m �cretliler, i� talebe ba��ml� esnaf, zanaatk�r, k���k-orta �reticiler krizin maliyetini fazlas�yla �stlenmi�lerdir.

 

Ahmet H K�se: Son iki y�l�n b�l���m sonu�lar�n� t�m�yle de�erlendirebilece�imiz yeterli istatistiksel veriler hen�z mevcut de�il. Ancak, genel bir de�erlendirme i�in yeterli g�zlemimiz var kan�mca. Sonu�ta asgari �cretin 100$ d�zeyine yerle�ti�i bir �lkede ya��yoruz. Ayr�ca bu t�r programlar�n maliyetlerinin, bizde ve uygulanan t�m di�er �lkelerde, Korkut hocan�n belirtti�i kesimlere y�klendi�i bir ger�ektir.

 

Son olarak bu s�recin siyasal yans�malar� ne oldu? T�rkiye�nin izleyen d�nemlerdeki geli�imleri hakk�nda neler d���n�yorsunuz? Size ge�er ne yapmal�?

 

Ahmet H K�se: Ben, m�saade ederseniz, yakla�an se�imleri de dikkate alarak bu s�recin siyasal sonu�lar�na k�saca de�inmek istiyorum. Bana kal�rsa, bu s�re� asl�nda 1980�li y�llardan beri s�rmekte olan, T�rkiye toplumunun s�n�f olu�umlar�nda ve bu s�n�flar�n d�nya g�r��lerinde ki farkl�la�man�n derinle�mesine yol a�arak, ge�mi� siyasal ittifaklar�n bozulmas�na neden oldu. �rne�in, k���k ve orta �l�ekli yurti�i pazara y�nelen sermaye grublar� ile k�resel sermaye ile b�t�nle�mi� b�y�k sermaye grublar�n�n devletten beklentileri �nemli �l��de farkl�la�t�. S�n�f i�i dayan��ma ve belleklerin bozuldu�u bir s�reci ya��yoruz ve bu durumun mevcut siyasal belirsizli�in de temelini olu�turdu�unu s�ylemek m�mk�n. Bu yap�da toplumsal grup ve s�n�flar�n siyasal tercihlerini ve kamusal alan ili�kin beklentileri do�ru olarak olu�turmalar� m�mk�n g�r�nm�yor. Bu t�rden par�alanma ise toplumu, daha �nce s�z�n� etti�imiz gibi, kamusal alandaki beklentileri ortak gruplar ve s�n�flar toplam�ndan atomize bireye indirgeyen neo-liberal politikalar�n hayata ge�irilmesi i�in gerekli ortam�n haz�rlay�c�s� oluyor. Tekrarlamak pahas�na yeniden s�yliyeyim modernist demokratik devletin siyaset �znesi �rg�tl� toplumsal grup ve s�n�flard�r, atomize olmu� birey de�il. Toplumu yanl�zca bireyler toplam� haline getirirseniz, �rne�in sosyal demokrasiyide tan�mlanmas� g�� bir �sosyal adalet�ili�e� indirgersiniz. Oysa, sosyal demokratl�k yanl�zca sosyal adalet�ilik de�ildir. Bu anlamda Osmanl� sultanlar� da, Humeyni�de, Erbakan�da sosyal adalet�iydi.

 

Son olarak, T�rkiye�nin izleyen d�nemde, bu konu�mada �ne ��kard���m�z, �y�neti�im� aray���n�n siyasala�ma s�recine tan�k olaca�� izlenimini ta��d����m� belirtmek isterim. Bu a��dan T�rkiye halk�n�n ve �zellikle kendilerini sosyal demokrat olarak tan�mlayan kitlelerin ger�ek anlamda se�ici olmalar� gerekti�ini d���n�yorum. Unutulmamal�ki, arkas�na IMF�i, DB�n� alan, bunun bir zorunluluk oldu�unu iddia eden, bu �evrelerle yak�n ili�kide olan ki�ilerin siyasal varl��� ile ���nen, toplumun i�inden gelen tepkileri yok sayan ve tabi giderek daha da yoksulla�an T�rkiye toplumuna somut herhangi bir �neride bulunmayan hi�bir olu�um ger�ek anlamda sosyal demokrat de�ildir.

 

Korkut Boratav: Ben, konu�mam�n ba��nda sordu�um "T�rkiye'yi kim y�netiyor?" sorusunu tekrar bir vatanda� olarak g�ndeme getirmek istiyorum. Bir ABD-Irak sava��n�n e�i�inde T�rkiye'nin rol� ve katk�s�n�n bir kez daha "d�� kaynak gereksinimi" �antaj�na dayal� bir pazarl�k s�reci sonunda belirlenece�i izlenimleri do�maktad�r. Ekonomiden sorumlu devlet bakan�, ABD savunma bakan� yard�mc�s� ile hangi yetkiyle, kimin ad�na konu�uyor ve neler vaad ediyor? IMF'nin, �n�m�zdeki se�imde kazanma olas�l��� olan parti liderlerinden "programa ba�l�l�k" vaadleri talep edece�i haberleri kar��s�ndaki �l� sessizli�i nas�l a��klanabilir? T�rkiye'nin d�� d�nyaya kar�� ekonomik ba��ml�l��� son y�llarda yapay olarak art�r�lm��t�r. Bunu sineye �eken, ka��n�lmaz g�ren "demokratlar"� anlamam�z m�mk�n de�ildir. T�rkiye halk�n�n bir Irak maceras�n�n kurbanlar� aras�na kat�lmas�n� da k�reselle�menin zorunlu ve ka��n�lmaz bir maliyeti olarak savunanlar, bence, uyar�lma s�n�rlar�n� �oktan a�m��lard�r. T�rkiye'yi bu maceralara s�r�kleyenlerden er veya ge� hesap sorulacakt�r.

Erin� Yeldan: T�rkiye�nin 1990-sonras�na, ama �zellikle son senelerindeki b�y�me performans�na bakt���m�z zaman ilgin� bir olguyla kar��la��yoruz: ekonominin b�y�me temposunun ortalama olarak yava�lamas�n�n �tesinde, b�y�me h�zlar�nda �ok b�y�k �apl� dalgalanmalar oldu�unu g�r�yoruz. Ekonomi birbiri pe�i s�ra derin daralma � y�kselmeler ya��yor. �rne�in 1998-sonras�, �eyrek d�nemler itibariyle, milli gelirin b�y�me h�zlar�na bakarsak, g�n�m�ze de�in toplam onsekiz �eyrek d�nemin onbirinde b�y�me hz��n�n negatif, yedisinde ise pozitif oldu�unu g�rmekteyiz. Dolay�s�yla T�rkiye�de reel sekt�rler dedi�imiz �retici sekt�rler a��s�ndan bug�n en �nemli sorun, b�y�menin �ok dalgal� bir g�r�n�m arzetmesi ve mevcut program�n bu soruna ili�kin hi� bir ciddi d�zenlemede bulunamas�d�r. Dahas� bu program�n dayand��� temeller a��s�ndan bu sorunu daha da derinle�tirecek ��eler ta��maktad�r. B�y�yemiyen bir ekonomide istikrar aray��� ne kal�c� ne de ger�ek�idir. Bu nedenle, T�rkiye�nin mevcut sorunlar�n� IMF ve DB y�netimindeki programlarla a�mas�, ekonominin yeniden kal�c� bir b�y�me patikas�na oturmas� m�mk�n de�ildir. Bu a��dan yap�lmas� gereken ilk �ey bu progremlar�n ba�lay�c� taah�tlerinden m�mk�n oldu�unca �abuk ��k�lmas�d�r.

 

Oktar T�rel: Son y�llarda IMF deste�i ile y�r�t�len programlardan ilki (Aral�k 1999 anla�mas�) �ubat 2001�de ��kt�. May�s 2001 tarihli ikincisi (�G��l� Ekonomiye Ge�i� Program��) ise ��k��e ko�ar ad�m giderken Eyl�l 2001 sonras�n�n �zel uluslararas� konjonkt�r� sayesinde Kas�m 2001�de hayata d�nd�r�ld� (ve �Ekonomiyi G��lendirme Program�� ad�yla yeniden vaftiz edildi.) Sa�lanan ek d�� bor�, daha da a��r ko�ullara ba�land�. B�t�n bu �program�lar�n ��k�� a�amalar�nda IMF�den ve uluslararas� finans �evrelerinden hep ayn� s�zleri i�ittik: �Program iyi idi, siz uygulamas�n� beceremediniz�. Kas�m 2001 program� da ��k��e do�ru giderken, IMF �efi Kahkonen ba�ar�s�zl��a �imdiden bahane haz�rl�yor: �Program yolunda gidiyor ama bundan sonra da sapma olmamal�.... (G)elecek d�nemde b�t�n s�zlerin yerine getirilmesi de �nem ta��yor� (Cumhuriyet, 23.7.2002). ��yle veya b�yle, bir k�s�m vaadler zaman�nda yerine getirilemeyece�inden, ba�ar�s�zl���n faturas� siyasal kadrolara ve siyaset kurumuna ��kar�lacak.

 

�n�m�zde iki se�enek var: (1) IMF programlar�n� birbiri ard�na ekleyerek, toplumsal ve ekonomik y�k�m� ertelemeye �al��mak. Bu se�enek ekonomimiz ve siyasal hayat�m�z �zerindeki d�� vesayetin g��lenerek s�rmesi ve Dr. Dervi��in veya gelecekteki benzerlerinin (de�i�ik g�r�nt�lerle) h�k�mete �ortak� olmalar� anlam�n� ta��r. Dr. Dervi� veya benzerleri �sosyal demokrat� makyajlar�yla se�menlerin akl�n� ve oylar�n� �elerek, uluslararas� finans �evreleriyle �iyi� ili�kilerini �siyasi rant�a d�n��t�r�rler. Kendi se�men taban�n� y�kan politikalara yanda� orta-sol partilerimiz ya t�m�yle TBMM d���nda kal�rlar, ya da IMF g�d�ml� h�k�metlerin uysal orta�� olurlar. B�ylece IMF destekli politikalara toplumsal muhalefet etkisizle�ir. Ara s�ra baz� ki�iler uyanacak gibi olur ve �Y�k�ma gidiyoruz, bize Kurtulu� Sava�� ruhu gerek!� gibisinden s�zler s�yleyebilirler; ne var ki zilletin e�ik d�zleminde tutunmak m�mk�n de�ildir. (2) IMF tasar�ml� programlara son vermek. B�yle bir tutum meydan okuma / kopu� tarz�nda de�il, d�zenli / a�amal� bir bi�imde ger�ekle�tirilir. Ciddi ve �lkenin ger�ekleriyle uyumlu kalk�nma hedef ve politikalar� saptan�r. T�rkiye�yi spek�latif sermayenin av alan�na d�n��t�ren 32 Say�l� Karar ask�ya al�n�r; i� ve d�� bor�lar�n yeniden yap�land�r�lmas� sa�lan�r, b�ylece para, maliye, kur ve d�� ticaret politikalar� i�levsel hale getirilir. Kimi iddialar�n aksine, bu se�ene�in �T�rkiye�nin d��a kapanmas��, �Orta Do�u �lkesi olmak�, �azgeli�mi�li�e d�n���, vb. ile ilgisi yoktur; toplumun di�er kesimlerinin, �zellikle �reticilerin ve eme�i ile ge�inenlerin para sermayesine y�llardan beri yapt�klar� ve art�k s�rd�r�lemeyecek hale gelmi� bulunan gelir ve servet transferlerine son vermekle ilgisi vard�r.

Se�imi halk�m�z yapacak.

ANA SAYFAYA D�N

Copright © 2003 
[email protected]
Hosted by www.Geocities.ws

1