Maden Yasa Tasarısının Getirdikleri
Ankara Barosu tarafından düzenlenen Panel’de savunulan görüşler
10 Temmuz 2003
Jeoloji Yüksek Mühendisi
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
Tasarının Öyküsü
“Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı”nın TBMM komisyonlarında görüşülmesi sona yaklaştı.
Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü’nün 06.05.2002 tarih ve B.02.0.KKG.0.10/101-424/2471 sayılı yazısı ile TBMM Başkanlığına gönderilmiş OLAN tasarı 09.05.2002 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan, alt komisyon olan Sanayi Ticaret Enerji Tabii Kaynaklar Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’na havale edilmişti.
3213 sayılı Maden Kanununun bazı maddelerinde değişikliği amaçlayan ve 57. Hükümet döneminde TBMM’ye gönderilen tasarı yoğun tepkiler ve erken seçim kararı alındığı için yasalaşmamıştı.
Bu kez, Başbakanlığın 07.01.2003 tarihli
TBMM Başkanlığı muhatap yazısından, Maden Kanunu değişiklik tasarısının 58.
Hükümet tarafından da, aynı 57. Hükümetin düzenlediği şekliyle benimsendiği ve
yasalaştırılmak üzere yeniden Meclise gönderildiği görüldü.
TBMM Başkanlığı tasarıyı ana komisyon olarak “Bütçe ve Plan Komisyonu”na;
uzmanlık komisyonları olarak da, “Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu” ile “Çevre komisyonu”na gönderdi. Enerji
komisyonunda kurulan bir alt komisyon tasarı üzerinde aylarca çalıştı. Tasarıya
ilişkin destekleyici ve eleştirici görüşler bu alt komisyona iletildi. Ancak,
hazırlığı bu sivil toplum örgütü görüşleri değil Enerji Tabii Kaynaklar Bakanı
ve yeni bürokratları ile onların Bakanlıktaki toplantılarına katılanlar
yönlendirdi. Tasarıda köklü değişiklikler yapıldı; geri alındı; yeniden
değiştirildi. Bu Alt Komisyon’daki görüşmeler, Mayıs
ayının sonunda tamamlandı. Daha sonra, 28 Mayıs’ta Sanayi, Ticaret,
Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu
da beklenmedik değişiklikler yaparak tasarıyı ana komisyon olan “Bütçe ve Plan
Komisyonu”na gönderildi.
Haziran ayı içinde Çevre Komisyonu da birkaç küçük değişiklik önerisi ile görüşlerini ana komisyona gönderdi.
Bütçe ve Plan Komisyonu tasarıyı 24 Haziran günü görüşmeye başladı. Yine bir alt komisyon kuruldu. Bu komisyon da ilk görüşmesini yaptı ve çalışmasını sürdürüyor. Görünen o ki, tasarı olumsuzlukları pekiştirilerek TBMM Genel Kurulu’na indirilecek.
Ne yazık ki bu süreç, madencilik kesiminin sorunlarına çözüm getirmek bir yana ona çok daha zarar verici niteliğinin yanında doğal ve kültürel zenginlikler ve çevre değerlerine karşı zaten ağır bir saldırı niteliğinde olan taslağı, daha olumsuz bir duruma getirdi.
Tasarının Yapısı
Tasarının ilk 21 maddesi ile 3213 sayılı Maden Yasası’nda değişiklikler önerilirken, 1 madde ile varolan yasanın bir ek maddede değişiklik getirilmekte ve 1 madde ile de 6 yeni geçici madde getirilmektedir. Tasarının komisyonlar tarafından biçimlendirilen son şeklinde varolan Kanun’un 9 maddesinin bütünü ile bir maddesinin bir bölümü ve bazı hükümlerini yürürlükten kaldıran 1 başka madde yer almakta.
Tasarının son bölümünde ise başka yasalara yönelik müdahaleler var : 1 madde ile 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun, 2 madde ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 1 madde ile 2872 sayılı Çevre Kanunu, 1 madde ile 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 1 madde ile 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 2 madde ile 4122 sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü ve Seferberlik Kanunu, 1 madde ile 4342 sayılı Mera Kanunu ve 1 madde ile de 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklikler getirilmektedir. Bunlarda da TBMM’ne gönderilen metin ile daha sonra Komisyonlarda yapılan değişikliklerle madde sayısı bir azalmış.
Taslak, son biçimi ile yasalaşırsa neler olacak?
1) Ülke topraklarının yalnızca %2’sini kaplayan Zeytinlikler kayıtsız koşulsuz maden işletmeciliğine açılacak (Madde.25). Üstelik artık kum-çakıl işletmeciliği, taş ocakları, tuğla toprağı çıkarılması, çimento hammaddelerinin işletilmesi, endüstriyel mineraller ve metalik madenlerin çıkarılması madenciliğin kapsamında yer alıyor. Bunların herhangi biri için ETKB’dan ruhsat alınması yetecek. Buralarda nasıl madencilik yapılacağını ETKB çıkaracağı bir Yönetmelik ile düzenleyecek. ETKB bu Yönetmeliği hazırlarken Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın görüşünü alacak ama buna uymak zorunda olmayacak; çünkü, bu “olumlu görüş” niteliği taşımak zorunda değil. Dünya zeytinciliği içindeki yerini yavaş yavaş yitirmekte olan ülkemizde bulunan 90 milyon zeytin ağacını 200 milyonun üzerine çıkartmamız gerektiği savunulurken şimdi varolan yıkıcı girişimlere bir yenisi eklenecek.
2) Madenci şirketler karşı çıkarsa, korunması gerekli taşınmaz yeni bir Kültür ve Tabiat Varlığı ilan edilemeyecek (Madde.26). Madde’de “Korunması gerekli taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının tespiti, Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınarak yapılır.” deniliyor. Burada faaliyetleri etkilenecek kurum ve kuruluşlar denilirken “kamu” teriminin kullanılmamasına dikkat edilmiş. Bakanlıklardan da söz edilmiyor. Faaliyetleri etkilenecek kurum ve kuruluşlar madenci şirketlerden, çoğu durumda da çokuluslu yabancı şirketlerden başka kim olabilir? Onların görüşünün alınmasının ötesinde, “uygun (olumlu)” görüşleri alınamadan artık hiç bir taşınmaz tabiat ve kültür varlığının korunması kararı verilemeyecek.
3) Koruma Yüksek Kurulu’na kültürel varlıklarla ilgisi olmayan dört Bakanlıktan dört bürokrat üye daha katılacak (Madde 27).
4) Madencilik çalışmalarında, artık aramada ÇED aranmayacak(Madde.28). Çevre Bakanlığı’nın arama dışında maden işletme çalışmalarında da yetkisi olmayacak. Maden işletme çalışmaları ile ilgili ÇED işlemlerini ETKB yürütecek. Üstelik ETKB bu işi en çok 3 ay içinde başaracak (halledecek). Oysa dünyada, hem de artık Dünya Bankası’nın da desteği ile aramalar bir yana prospeksiyonda bile ÇED aranmaya başladı; yalnız ÇED değil, TÇED (toplumsal ve çevresel etki değerlendirme) istenmeye başlandı; ÇED sürecinde bilgi verme zorunluluğu getirilmeye başlandı; ÇED sürecine halkın katılması için yollar oluşturulmaya başlandı.
5) Yeni bir milli park oluşturabilmek için artık Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nı da razı etmek gerekecek(Madde.29). Ülkemizde 686.631 hektar alanlı 33 Milli Park; 69.605 hektar alanlı 17 Tabiat Parkı; 86.024 hektar alanlı 35 Tabiatı Koruma Alanı; ve 464 hektar alanlı 89 Tabiat Anıtı olmak üzere toplam 839.624 hektar alan koruma altında. Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) verilerine göre, dünya yüzeyinin % 5' inden fazlası korunan alan olarak ayrılmış; koruma konusunda duyarlı olan ülkelerde bu oran %10’lara kadar çıkıyor. Bizde ise ülkenin yaklaşık 95’te 1’i. Anlaşılan çokuluslu yabancı madenci şirketlerinin son umudu, buraların da talanı.
6) Kazı yapılamayan, yapı yapılamayan, atık dökülemeyen kıyılarda, artık kayıtsız koşulsuz maden, petrol ve jeotermal enerji işletilebilecek(Madde.30).
7) Yeni ağaçlandırma alanlarında da kayıtsız koşulsuz madencilik yapılabilecek(Madde.31 ve 32). Ruhsat sahibi yalnızca daha önce yapılmış olan ağaçlandırma masraflarını ödemekle yetinecek. Ülkenin, yaklaşık 50’de 1’i ağaçlandırma alanı ve madencilik adına bundan bile vazgeçiliyor.
8) Meralarda da kayıtsız koşulsuz madencilik yapılabilecek(Madde.33). Aramada tahsis amacı değişikliği işlemi bile yapılmayacak. İşletmede ise bu değişikliği ETKB yapacak. Mera alanları da ülke alanının yaklaşık 50’de 1’i.
9) Tarım topraklarında koşulsuz kum, çakıl, tuğla ocakları işletilebilecek (Madde.3);
10) Madencilik yapılabilsin diye İstanbul’a içme ve kullanma suyu sağlamada yararlanılan barajların korunma kurallarını belirleyen yönetmeliği artık İSKİ değil, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı hazırlayacak (Madde 34). Üstelik bu yönetmelikte getirilebilecek kısıntılar hiçbir şekilde başka herhangi bir yerde yapılacak madenciliğe getirilen kısıtlamalardan daha sıkı olamayacak.
Çevre ve kültür zenginliklerimizi kayıtsız, koşulsuz madenciliğe açmaya yönelen bu tasarı madencilik sektörüne ne yarar sağlayacak; onu da, irdelemek gerekli.
Tasarı Madenciliğe Ne Verecek?
Her şeyden önce madenci kuruluşların önündeki bürokratik engelleri ortadan kaldırmak gerekçesi ile bütün öteki Devlet kuruluşları silinecek. Bütün izin ve denetimleri ETKB yapacak. Böylece madenci kuruluşlar rahatlatılacak :
· Madenciler bütün öteki kamu kurumlarının denetiminde kurtarılacak. Madenci kuruluşlar izin alırken, denetlenirken ve işlerini yürütürken işlerini yalnızca bir Bakanlık ile yürütecek.
· Artık, “Orman, milli parklar, ağaçlandırma, tarım, mera, sit alanları, su havzaları, karasuları ve turizm bölgelerinde madencilik faaliyetlerinin hangi şartlara göre yürütüleceği ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek (Madde 3). Bu yönetmelik hazırlanırken öteki bakanlıkların yalnızca “görüşü” alınacak; “olumlu görüşü” değil. Yani, gönülleri alınacak.
· “İlgili bakanlıkların mevzuatı gereği yapacakları kontrol ve denetimlerde faaliyet izni verilmesine ilişkin kriterlere uygun çalışılmadığının tespiti halinde, mevzuat çerçevesinde yapılacak işlemler Genel Müdürlüğe bildirilecek (Madde 10). Bu Genel Müdürlük, ETKB’ye bağlı Maden İşleri Genel Müdürlüğü.
· “Madencilik faaliyetlerinin izne tabi Olduğu yerlerde alınması gerekli izinlerle ilgili işlemler, Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği hükümlerine göre yürütülecek. Bu yönetmelikte faaliyetlerin tabi olacağı usul ve esaslar ile izinler ayrı ayrı belirtilecek(Madde.3).
· “Madencilik faaliyetleri ile ilgili çevresel etki değerlendirme ve faaliyet için gerekli diğer izinler ilgili bakanlıkların mevzuatına da uygun olarak Bakanlık tarafından en geç 3 ay içinde sonuçlandırılacak (Madde 3).
· Arama çalışmalarında Devletin bütün kurumları ortadan çekilecek : “Arama faaliyetleri bu Kanunda sayılanlar dışında herhangi bir izne tabi değildir” (Madde 3).
Dahası var, madencilere örneği olmayan teşvikler verilecek :
· Ülkenin neresinde olursa olsun, hangi sektöre olursa olsun, ne nedenle olursa olsun hangi sektöre hangi teşvik uygulanıyorsa bunun en üst sınırındaki teşvikler madencilere de verilecek, “Madencilik yatırımları, bulunduğu bölgeye bakılmaksızın Devletin uyguladığı tüm teşviklerden en üst seviyede yararlandırılır.” Başka türlü satamayacağı hammaddeyi birazcık işleyenler devlete vereceği Devlet Hakkı’nın da yarısından kurtulacak, “Ürettiği madeni kendi tesisinde sınai mamul haline getirenlerden, bu tesislerde üretimde değerlendirilen maden miktarı için Devlet hakkının % 50’si alınmaz.” Örneğin, çok uluslu altın işletmecileri vergi bağışıklığının yanında Devlet Hakkı’nın da yarısını vermeyecek. Yetmedi, işin gereği zorunlu olarak yapılacak arama çalışmalarının harcamaları da vergiden indirilecek, “Yurtiçinde gerçekleştirilen arama faaliyetleri ile yurtiçinde yapılmak kaydıyla araştırma-geliştirme çalışmaları için yapılan tüm harcamalar, gelir ve kurumlar vergisi matrahından düşülür.” (Madde.4).
· Bu kadarı yetmez denip, madencilik yapılmak istenen özel mülk arazilerin madenci lehine kamulaştırılması (!) yolu bulunmuş(Madde.20). Daha önce, bu yöndeki bir madde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği için tasarıda “işletme ruhsatı sahibinin talebi üzerine Bakanlıkça kamu yararı bulunduğuna karar verilmesi halinde kamulaştırılır” Özel bir mülkü madenci için kamulaştırabilmek için bunda “kamu yararı” olduğuna yargı karar vermeyecek, ETKB verecek.
· Devletin mülkiyeti altındaki araziler de madenciye bedava verilecek, “Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufundaki yerlerde yapılan madencilik faaliyetleri için, kira ve ecri misil bedeli alınmaz” (Madde.20). Dünyanın en liberal ve en eski yasası olan ABD Madencilik Yasası (1872) bile kamu arazilerinde madencilik yapılabilmesi için dönüm başına 2,5 USD ücret alınmasını gerektirirken ve bu son yıllarda alabildiğine eleştirilirken; bizde bunun bedava olması hedefleniyor.
Elbette, madenci kuruluşlara verilecek armağanlar, bunlarla sınırlı olmayacak. Madencilere verilen ruhsata güvence sağlansın gerekçesi ile yaptırımlar azaltılıp ruhsat iptali güçleştirilecek (Madde.5, 6, 7, 13, 18). Madencilere başka hediyeleri de var, yasa koyucunun,
· Kamu yatırımları ile madencilik projeleri çakıştığında, anlaşmazlığı çözmek üzere bir kurul oluşturulacak bu kurula katılacak uzmanların nitelikleri ise belli değil (Madde.3).
· Daha önce “askeri bölgelerde madencilik faaliyetleri ilgili kurumun iznine tabidir” şeklinde yazılan madde şimdi “askeri yasak bölgede” teriminden söz ediyor(Madde.3).
· Cezalar, irad kaydedilecek teminatlar, vb hep daha önceki tasarı metninde olduğunun %40’ına indirilmiş (Madde.5); teminatın ceza olarak arttırılması başka bir maddede 5 kat arttırma yerine 4 kat arttırılmaya indirilmiş (Madde.(6); Madencilik faaliyetleri ile ilgili teminatlar tasarının önceki metnindekinden 100 kez daha aza indirilmiş (Taban Teminat 30’da 1’e ve birim alan değeri de 3,5’ta 1’e) (Madde.7).
· Yabancı altın işletmecileri de Yasa’da belirtilecek koşullara değil; “altın, gümüş, platin gibi kıymetli metallerin entegre tesislerinde ve zenginleştirme tesisleri ile bu tesislerden elde edilen ürünlerin sevk irsaliyesi kullanımı ve denetimi ile ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir” (Madde.6) fıkrası ile ETKB’nın kanatları altına alınacak.
· Bakanlar Kurulu artık %2 Devlet Hakkı’nı arttıramayacak; ancak indirebilecek (Madde.8).
· Daha önce 3 yıl olan endüstriyel hammadde ve metal maden arama ruhsat süresi 5 yıla yükseltilmiş; eskiden her 8 ayda bir Arama Faaliyet Raporu vermek durumunda olan ruhsat sahibi artık 3 yıl boyunca ne yaptığından hiçbir haber vermeyecek (Madde.11).
· Artık arama aşamasında da,” teknolojik araştırma, geliştirme, pilot çalışmalar ve pazar araştırmaları yapmak üzere Genel Müdürlükçe izin verilerek maden üretimi ve satış” yapılabilecek (Madde.11). Arama aşamasında pek çok konuda izin alma zorunluluğunun olmayışı, denetimin olmayışı, sorumluluğun olmayışı bunu daha da çekici kılacak.
· MTA’nın çalışmaları işletme ruhsatı sahibinin iznine bırakılacak (Madde.21).
Ancak, Tasarı’nın en vahim yenilikleri, kamu eli ile işletilen ve öteden beri çokuluslu şirketlerin ve yerli savunucularının gözleri üzerinde bulunan Zonguldak Kömürleri ile Bor sahalarına yönelik. Bu amaçla Madde.10’a eklenen bir fıkra (ve Madde.23/Geçici Madde.12) ile Etibor’un 5 yıl sonunda rezerv bulamadığı sahalarda “diğer şahısların madencilik ve müracaat hakları saklı” kılınıyor. Yani en çok 5 yıl sonra Etibor’un her nasılsa unutacağı, ya da gözünden kaçıracağı bazı rezervler 2840 sayılı yasa değişmeden özel kesimin (kuşkusuz Rio Tinto’nun) eline geçecek.
Madde 22'de, 3867 Sayılı Kanun ile devletçe işlettirilmesi kararlaştırılan Ereğli Kömür Havzasındaki madencilik faaliyetlerini Maden Yasası kapsamına alarak ve bu ruhsat alanlarının küçültülmesini Bakanlar Kurulu kararına bırakarak bu kamu tekelini kırma yolunda önemli bir adım atılmak isteniyor.
Oysa bu Tasarı’nın yaklaşımı, dünyadaki gelişmelere bütünü ile ters. Bunlara benzer uygulamalar hemen hiçbir ülkede yok. Gelişmiş ya da az gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde, madencilik giderek artan kısıtlamalarla, toplumsal, doğal ve kültürel çevreyi giderek daha sıkı korumaya yönelik önlemlerle yapılıyor.
Tasarı Ülke Madenciliğinin Değil, Çokuluslu Şirketlerin Beklentilerini Karşılıyor
Her şeye karşı madenciliği hedefleyen tasarı, ne yazık ki ülkemizin madencilik kesiminin sorunlarına da çözüm getiremiyor. Tasarı yalnızca ülkenin yer altı kaynaklarının hiçbir kayıt ve kısıtlamaya uyulmaksızın yeraltından çıkarılması ve işlenmeden yurtdışına satılmasını sağlamaya yönelmiş. Üstelik, başka hiçbir kesime sağlanmayan teşviklerle destekleyerek; verilen maden işletme ruhsatlarına kutsallık ve dokunulmazlık tanıyarak; kamu elindeki kaynakları üstü örtük maddelerle çokuluslu şirketlere açarak; yabancı şirketlerin üretimlerini gizleyerek verecekleri sınırlı vergilerden de kurtulmalarının koşullarını hazırlayarak, yapıyor bunu.
Madenciliğimizin Önemli Sorunları Var
Madenciliğimiz gerçekten de önemli sorunlarla boğuşuyor. Madencilik yatırımları hızla düşme eğiliminde; ancak, bunun nedeni taslağın gerekçesinde söylendiği gibi engellemeler değil, özelleştirme süreci ve kamu yatırımlarının nerede ise durması. Küreselleşme söylemlerinin baskınlaşması ve özelleştirme kampanyalarının başlaması ile kamu kuruluşlarında yeni ve yenileme yatırımları durdurulduğundan beri madenciliğin toplam yatırımlar içindeki payı da hızla düşmeye başladı. Toplam sabit sermaye yatırımları içinde madenciliğe yapılanların payı 1985’te %8,17 iken, bu oran 1999’da %0,99’a düştü. GSMH içindeki madencilik sektörünün payı da buna koşut olarak 1986’da %2,11’den 1999’da %1,48’e düştü.
DPT verilerine göre 1990’da 102 bin kişinin istihdam edildiği bu sektörde 1999’da çalıştırılabilen işçi sayısı 73 bine düştü. Oysa kayda değer bir destek görmeden hızla gelişen ve öteki madencilik işletmelerinin önüne geçen mermerciliğin birkaç yüz bin kişiye istihdam sağlayabilmesine karşın.
Ülkemize madencilik işletmeleri için gelen yabancı sermaye ise çok sınırlı. Bunlar, hemen hemen kesinlikle, yalnızca son on yılda ilgi göstermeye başladı ülkemiz madenciliğine. 1980’den bu yana ülkemizde çoğu mermercilik için olmak üzere madenciliğe yatırım yapmak üzere izin alan 85 yabancı sermaye kuruluşu toplam 275 milyon dolar getirmeye söz vermiş. Bu miktar, ülkemize yönelen toplam yabancı yatırımın yalnızca %0,9’u. Bir çeşitlilik peşinde değiller. Öncelikle altın işletmeciliğine istekliler. Bunların hiç biri ülke içinde metal işleme endüstrisi kurma düşüncesine sahip değil.
Ama, Tasarı’nın bu durumu ile yasalaşması madenciliğin içinde bulunduğu bunalıma bir çözüm getiremeyeceği gibi, tarımsal, çevresel, doğal ve kültürel varlıklarımız için de yıkım getirecek.
Tasarı Bu Şekli İle Hukuka Aykırı
Tasarı bu biçimi ile yasalaşacak olursa çok sayıda maddesi ile Anayasa’ya aykırı bir metin ortaya çıkacak ve kısa sürede iptal edilebilecek; değişik yasalar arasında çelişkiler ortaya çıkacak; değişiklik getirilen yasaların ruhu ve ilkeleri zedelenecek; farklı bakanlıklar arasında yönetimsel çelişkiler ortaya çıkacak; ekonominin farklı kesimleri arasında eşitsizlik ve dengesizlikler ortaya çıkıp sorunlar yaratacak; madencilik kesiminde haksız ve ölçüsüz kazançlar doğacak, ama madenciliğin sorunları çözülemeyecek ve ekonomiye olan katkısı azalmasını sürdürecek.
Tasarıdaki maddeler ile Anayasa’mızın bir çok maddesi bütünü ile göz ardı edilmektedir. Bunlara birkaç örnek aşağıda sergilenmektedir :
Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk Devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
Anayasa`nın 6. Maddesi : Egemenlik
Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini,Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse, veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.
Eğer tasarıdaki maddeler yasalaşırsa, İdari Yargılama Usul Kanunundaki faaliyetlerin hiçbir kurumca engellenememesi gibi iki çelişkili hukuk oluşacak ve bir kanunlar ihtilafı yaratılacaktır.
Böylesi maddelerin Anayasa’nın 138 ve 2. maddelerine açıkça aykırı olduğu da bir başka gerçektir.
Tasarı, değiştirdiği yasalar olan, 3573, 2863, 2872, 2873, 3621, 4122, 4342 ve 2560 sayılı yasaların yanı sıra; Anayasa’nın 2., 5., 11., 17., 43., 45., 56., 63., 138. ve 169. maddeleri ile; ve yine Anayasa’nın 90/son fıkrası gereği onaylandıkları takdirde, Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülemeyecek kanun düzeyine ulaşan birçok uluslararası sözleşmeye de aykırı olacağı apaçık ortadadır.
Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.”
Tasarı ile getirilen hükümler madencilik çalışması adına,bu konudaki İdari Yargı Kararlarını da yok saymaktadır. Madencilikle ilgilenenler için, sit alanı, su havzası, zeytinlikler gibi doğal kaynaklarımız, madenciliğe engel görülmesine rağmen, zorunlu önlemler alınmadığında Madencilik, su alanlarını kirleten, sit alanlarını bozan, yüzlerce yıllık zeytinlik ve mera alanlarını yok eden, çölleştiren bir felakete dönüşmektedir.
Son sözün ETKB’ye verilmesi, her biri ayrı uzmanlık isteyen konularda uzman olmayan kişilerin maden araştırmalarında karar verici durumda olması ile madencilik, Yürütmenin taraflı ve siyasal etkisi altında da olacaktır. Anayasa’ya uygun düzenlenmiş yasa maddelerinin yerine Anayasa’ya aykırı hükümler getirilemez.
Yapılmak istenen düzenlemeler ülkenin doğal varlıklarından sorumlu olan bakanlıkların kuruluş ve görev yasalarına da aykırıdır. Ayrıca, evrensel tanımları olan milli park, sit alanı, sulak alan, su havzası, turizm bölgesi kavramları ciddi yara almakta, bu kavramların açıklandığı yasalardaki tanımlamaların özü ile de çelişmektedir.
Kesinlikle korunması gereken “verimli tarım arazileri (1’nci ve 2’nci sınıf araziler ve sulanan araziler), meralar ve sulak alanlar”ın, madencilik için kullanımı bir yönetmelik düzenlemesine bırakılmamalıdır. Tarım Arazilerinin Amaç Dışı Kullanımına İlişkin Yönetmelik örneğinde görüldüğü gibi, çeşitli baskılarla yönetmelik zaman zaman değiştirilmiş ve verimli toprakların talan edilmesine yol açan biçime dönüşmüştür.
Bu olumsuz süreç gözetilerek, kesinlikle korunması gereken alanlar, tasarı metnine yazılmalı ve kolay değişebilir yönetmelik düzenlemesine bırakılmamalıdır.
Madencilik faaliyetlerinin ÇED uygulaması dışına çıkartılması hem çok tehlikeli, hem de Çevre Kanununa ve dolayısıyla Anayasa’nın 56. maddesine aykırıdır.
Böyle bir düşüncenin tasarı ile gündeme gelmesi, hukuk normlarını AB standartlarına çıkartmaya çalışan ülkemizin mevcut kazanımlarından vazgeçmesi anlamına gelecektir.
Tasarının 18. maddesi ile değiştirilen Maden Kanunu’nun 47. maddesindeki, MTA Genel Müdürlüğü’nün ruhsatlı alanlarda yapacağı aramalar sonucu elde ettiği bilgi ve belgeler, ruhsat sahibine muhakkak bir bedel karşılığında verilmelidir. Tersi, haksız kaynak aktarımı, tasarruf ve eşitlik gibi ilkelere ve bir disiplin altına alınmaya çalışılan kamu maliyesi ve kamu yararı kavramlarına ters düşer.
Zeytincilik yasasındaki değişiklik hem anılan yasaya, hem Anayasa’nın 45. (Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması) ve 56. (Çevrenin korunması) maddelerine aykırıdır.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’ndaki değişiklikler 2863 Sayılı Kanuna ve Anayasa’nın 63. (Tarih, Kültür ve tabiat varlıklarının korunması) ve 56 ncı maddelerine de aykırıdır.
ÇED konusunda getirilen değişiklikler açıkça 2872 Sayılı Kanuna ve Anayasa’nın 56. maddesine aykırıdır.
Kıyı Kanunundaki değişiklikle bütünü ile yasanın amacı dışına çıkılmakta, Kamu Yararı başlığı altında yer alan Anayasa’nın 43. (Kıyılardan yararlanma) maddesi ile de çelişki yaratılmaktadır.
Mera Kanunu’nun ruhuna hem Anayasa’nın 45 nci maddesine aykırıdır.
2560 Sayılı İSKİ Kanunu’nun 20. maddesinin değiştirilmesi hem anılan Kanun’un özüne ve hem de Anayasa’nın 17 ve 56ncı maddelerine aykırıdır.
Oysa !
Oysa, ne varolan yasada, ne de istenen değişikliklerin içinde olmayan bir çok ilke ve kural var ki, bunlar ülke çıkarları açısından çok daha önemli. Bunlara da bakmak gerekli. Görüşülen tasarıda,
· Maden yataklarının akılcı madencilik ölçüleri ile işletilmesini sağlamaya;
· Ülkenin gereksindiği madenlerin aranmasının özendirilmesine;
· Tüvenan olarak dışsatıma yönelik madenciliğin caydırılmasına;
· Ülkenin stratejik çıkarları açısından önem taşıyan madenlerin üretiminin kamu çıkarı açısından planlanmasına;
· Maden ürünlerinin işlenerek ikinci ve üçüncü türev ürünlerinin ülke içinde elde edilmesinin sağlanacağı endüstrilerin özendirilmesine;
· Korunacak maden havzalarını belirlemeye;
· Madenciliğin gerektirdiği teknoloji ve donanımların ülke içinde üretiminin özendirilmesine;
· Küçük ölçekli elemeği madenciliğinin geliştirilmesi ve desteklenmesine;
· Madencilik işletmelerinde çalışan işçiler ve çevre halkının sağlığını korumaya yönelik önlemlerin alınmasına,
yönelik yaklaşım ve denetim kuralları yok.
Tasarı Geri Çekilip Yeniden Hazırlanmalıdır
Tasarının bu özellikleri ile yasalaşmasına, yalnızca ülkemizi bedava hammadde kaynağı olarak gören çokuluslu madencilik şirketleri sevinecek. Nitekim, Tasarıya açıkça arka çıkanlar yalnızca Kanadalı madenci şirket temsilcileri oldu. Kapı arkalarında ise ülkemizde altın işletmeciliğe başlamış olan yabancı şirket temsilcileri dört dönüyor.
Oysa, mühendisler, meslek örgütleri, tarımcı örgütleri, turizmciler, ormancılar, kültür adamları, hukukçular, hekimler, çevreciler Tasarı’ya bütünü ile karşı olduklarını açıkladılar, Tasarı’ya karşı savaşımı sürdürüyor. Yurtseverliğin gerektirdiği en doğru tavır da bu taslağın yasalaşmasına karşı çıkmak.
Her şeyden önce taslağın, varolan 3212 sayılı Maden Yasasının 7. maddesini değiştiren 3. maddesi; çeşitli yasalarda değişiklik getiren 25-35 maddeleri tasarıdan bütünü ile çıkarılmalıdır.
Tasarının öteki maddeleri de madencilik kesiminin içinde bulunduğu bunalımın aşılmasına yarayacak hükümlerden yoksun.
Bu nedenle, en doğrusu tasarı olduğu gibi geri çekilmeli ve dünya örnekleri ve yurt çıkarlarının ışığında bütünü ile ve yeniden hazırlanmalıdır.
Bu değerlendirme yapılırken, TMMOB Çevre, Jeoloji, Kimya, Metalurji, Orman ve Ziraat Mühendisleri Odalarının 12 Mayıs 2002 tarihli Değerlendirme Raporu; Devlet Denetim Elemanları Derneği DENETDE’nin 31.01.2003 tarihli basın açıklaması; TEMA Vakfı’nın Şubat 2003’te yayınladığı eleştirici açıklama; İstanbul Barosu Avukatları'nın çalışmaları; Maden Mühendisleri Odası’nın açıklamaları; Anadolu Madenciler Derneği’nin değişiklik taslağı; Ziraat Mühendisleri Odası’nın değerlendirmesi; ve Jeoloji Mühendisleri Odası’nın çalışma ve açıklamalarından yararlanılmıştır.