Oktay Konyar, Bergama altın madenine
karşı başlatılan mücadelenin lideri:
“Bilim, hukuk, halk ve basın mücadelemizi destekliyor”
Bergama’nın Dikili köyünde yaşayan ve meslek itibarıyla çiftçi olan Oktay Konyar,Bergama altın madenine karşı verilen mücadelenin lideri. Kendisi uzun süredir Halkidiki, Rodop ve Evros’ta altın çıkartılmaması için mücadele eden Yunanlılarla temas halinde. 26 Mayıs tarihli Rodop İl Meclisi toplantısında Oktay Konyar’ın ismi, Ovacık’taki altın madenini çalıştıran “Trakya Altın Madenleri” şirketince dile getirildiğinde sesinin çok kuvvetli olduğunu anladık. İl Meclisi toplantısı sırasında şirket temsilcileri Ovacık maden ocağının “çevreye zarar vermeksizin iki yıldır faaliyet gösterdiğini” savunmuşlar, Perama için de, aynı yöntemle, yani siyanür yoluyla altın çıkarmayı önermişler, siyanürü “altın üretimi için mevcut en iyi teknoloji” olarak göstermişlerdi.
Geçtiğimiz hafta altına karşı mücadelelerine devam etmek üzere bölgemize gelen Oktay Konyar, Aleksandrupolis’te düzenleyeceği basın toplantısı öncesinde Paratiritis gazetesine konuştu. Konyar maden ocağını ve faaliyette olduğu bir yıl içinde çevrede oluşturduğu zararları yakından görmek üzere bizi memleketine çağırdı. Zeytin üreticisi olarak zeytin ağaçlarının normal şartlar altında gelişmediklerini ve ürünlerinin alıcılar tarafından tercih edilmediğini söyleyen Konyar, tüm bunların bedelini fakirlerin ödediğini savunuyor. Rodop İli ziyareti kapsamında Oktay Konyar, pek çok köyü ziyaret etti, bölge sakinleriyle konuştu, şirketlerin verdiği rüşvetleri, düzenlenen yurt dışı gezilerini, maden ocağı ziyareti adı altında insanları gece kulüplerine götürmelerini öğrendi, aynı taktik Türkiye’de de kullanılmıştı. Beraberinde memleketinden toprak getiren Oktay Konyar, Halkidiki’de altın çıkartılmasını yasaklayan Danıştay kararını ise memleketine götürdü.
PTH.: Bergama’da altın madeni süreci nasıl başladı?
O.K.: Uzun süredir altın madencilerinin bölgeye gelmelerini bekliyorduk. Önce çok etkilendik ve sevindik, çünkü herkes altını istiyordu. Zengin olacağımızı düşündük ve onları sıcak karşıladık. Türkiye’den ve dünyadan pek çok bilim adamı, profesörler bize altını anlattılar. Altın madenlerindeki çalışmaları kasetlerden izledik. Siyanürün kullanıldığı bölgeleri ziyaret ettik.
Kuzey Kıbrıs’ta eskiden çalışan bir madeni ziyaret ettik. Tüm her yer kapkaraydı, herhangi bir hayat belirtisi yoktu, sarsıldık. Herkesten yardım istedik ve aldığımız bilgiler doğrultusunda altın madeninin Türkiye için çok tehlikeli olduğuna karar verdik. Türk mahkemelerine başvurduk ve mahkeme kararıyla altın madenleri kapatıldı.
Bu şirketler çok kuvvetli. Önce basını, daha sonra hükümetleri ve halkı etkiliyorlar. Karşı tarafı nasıl ellerinde tutacaklarını çok iyi biliyorlar. Nasıl buradan cahil köylüleri alıp İspanya’ya götürüyorlar, onlara göstermek istediklerini gösteriyorlarsa, aynı şey Türkiye’de de yapıldı.
PTH.: Kısa süre önce Bergama’ya düzenlenen geziye gazetecileri de aldılar, fakat bölge sakinleriyle görüşmelerine izin vermediler.
O.K.: Buna demokrasi mi diyorsunuz?
PTH.: Tabii ki hayır.
O.K.: Mahkemeler maden ocaklarının kapatılmasına yönelik karar aldılar fakat hükümet bu kararları uygulamadı. Maden ocaklarını protesto etmek üzere 15.000 kişi toplandık, zira bunlar 17 köyü etkiliyor. Mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.
PTH.: Belediye meclis üyeleri, yerel yönetim liderleri bu yatırımı destekliyorlar mı?
O.K.: Hayır istemiyorlar. Bizde belediye meclis üyelerinin sözü çok fazla dinlenmez. Karar alırlar, fakat bunlar uygulanmaz. Bizim başlattığımız mücadelenin benzeri dünyada enderdir. Dünyanın pek çok yerinde düzenlenen küreselleşme karşıtı gösterilerden farklı olarak, şiddet kullanmaksızın altına karşı mücadelemize başlama kararı aldık. Köylülerimiz geleneksel kıyafetleriyle, partilerden ve sendikalardan bağımsız olarak, aralarına yabancı almaksızın tek başlarına bir şeyler yapabileceklerini göstermek amacıyla altını protesto etme kararı aldılar. Şirketler köylülerin aptal olduğunu, bir şey bilmediklerini savunuyorlar. Bunun böyle olmadığını göstermek ve topraklarımızı korumak için mücadelemizi 14 yıldır sürdürüyoruz.
Çok şey öğrendik, dünyayı, iyi ve kötü insanları tanıdık, rüşveti gördük, doğamızın ve topraklarımızın tehdit altında olduğunu anladık. Zeytinlerin, ağaçların, kuşların, böceklerin birer birer yok olduklarını gördük. Acı çekiyoruz.
PTH.: Altı madenlerinin faaliyet gösterdikleri süre nedir?
O.K.: 12 yıl çalışmadılar. Bir yıldır faaliyetteler. Bu bir yıl süresince bize suç duyurusunda bulundular, bizi hapse attılar ve psikolojik baskı uyguluyorlar. Halk iki cepheye ayrılmış durumda, birbirlerine düşmanca davranıyorlar, anladığım kadarıyla aynı şey burada da oluyor. Şirketler halkın altına karşı mücadelesini durdurmak için nasıl davranacaklarını biliyorlar. Toprağımı vermeyeceğimi söylediğim zaman beni düşman, hatta vatan haini ilan ediyorlar. Şirketler altını alacak ve gidecekler, bize zehri bırakacaklar.
Mahkemeler ve devlet
PTH.: Türkiye devleti, altın madenleriyle kaç yıllık sözleşme imzaladı?
O.K.: Sözleşme 8 yıllıktı, fakat devlet bunu 10 yıllık yaptı. Devlet şirketlere sorun yaratmayacak, çünkü devleti de yanlarına almış durumdalar. Bizde mahkemeler çok güçlü.
PTH.: Fakat ilgili durumda neyi göz ardı ettiler?
O.K.: Şirketler mahkemelere aldırış etmiyorlar, çünkü arkalarında hükümet var.
Halkidiki ve Olimbiada’da mahkeme kararıyla altın madenlerinin faaliyetleri durduruldu ve bu karar Yunanistan genelindeki tüm madenleri etkiliyor. Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor. Danıştay kararını göz önünde bulundurarak tekrar mücadelelerimize başlıyoruz. Bunu hükümete aktaracağız, çünkü bu karar örnek alınmalı.
Buraya geldim, gördüm, yaşadım, dostlarımla ve Komotini Belediye Başkanıyla görüştüm. Ariana, Evreno, Likio, Mikro Pisto, Kambo, Nikiti, Darmeni, Ragada ve diğer köyleri ziyaret ettim. Bu köylerde yaşayan kişilerle konuştum.
PTH.: Rodop İli belediye başkanları ve bölge sakinleriyle yaptığınız görüşmelerde edindiğiniz izlenimler neler?
O.K.: Bölgenizde altına karşı korkunç bir direniş var. Buluşmamız onlara güç verdi. Kendi bölgemden onlara toprak getirdim, kendilerine doğruları söyledim. Gördüğüm kadarıyla şirketler, madenleri göstermek adı altında köylülerin ceplerine para koyup, onları madenler yerine gece kulüplerine götürerek, rakı ısmarlayarak gözlerini boyuyorlar. Daha sonra geri döndükleri zaman, kendilerine nasıl diye sorulduğunda hiç bir problem olmadığını söylüyorlar. Altın madenine karşı olanların lideri olarak onlara tüm bilgileri verdim.
Deprem şiddetinde patlamalar
PTH.: Bir çiftçi olarak olanlar karşısında neler hissediyorsunuz?
O.K.: Dikili köyünde yaşıyorum ve zeytin üretimi yapıyorum. En iyi zeytin ağaçları bizim bölgemizde yetişirdi. Altını yerin altından çıkartmak için tonlarca dinamitin patlatılması gerekiyor. Dinamitler patladığında oluşan sarsıntı altı Rihter şiddetindeki depreme eşdeğer. Diğer taraftan patlamayla birlikte tüm gökyüzü kara toz bulutlarıyla kaplanıyor. Meyveye dönüşmek üzere açan zeytin ağaçlarımızın çiçeklerine bu kara tozlar yapışarak tohumun meyveye dönüşmesine izin vermiyor, bu da verimin düşmesine neden oluyor. Altın madeninin kapatılması gerekiyor. Aksi taktirde tüm dünyada olduğu gibi bizde de bunun bedelini fakirler ödeyecek. Yunanistan’daki demokratik süreci takip ediyor ve bunu örnek alıyoruz.
PTH.: Şirketler size ya da bu uğurda mücadele eden diğer arkadaşlarınıza rüşvet vermeye çalıştılar mı?
O.K.: Onlar her şey yapabilirler. Örneğin Perama’da bazı köyler var, oralardan köylüleri alarak yurt dışına gönderiyorlar, bizde ise bunun 100 katı oluyor.
Bilim, hukuk, halk ve basın mücadelemizi destekliyor. Basın halkı bazen doğru, bazen yanlış bilgilendiriyor. Toprak bizim, aynı şekilde hayatta bizim karar verecek olanlar bizleriz. Sesimiz duyulduğu zaman barış olacak.
PTH.: Altın madenlerinin çevreye ve insana doğurduğu yıkıcı sonuçları ispatlamak üzere sizin yanınızda yer alan bilim adamı var mı?
O.K.: Türkiye’den ve tüm dünyadan bizim yanımızda yer alan bilim adamları var, fakat şu da bir gerçek ki devletten maaş alan bilim adamları başka şeyler söylüyorlar. Gerekli önlemler alındığı taktirde sorun olmayacağını savunuyorlar.
PTH.: Ülkenizdeki çevreci grupların konu karşısındaki tutumları nedir?
O.K.: Hepsi bizi destekliyor. Zaten bu aynı zamanda insan hakları ihlali, çünkü haklarımıza saldırıyorlar, ya bizimle olacaksınız ya da sizi ezeceğiz diyerek bizi korkutuyorlar.
PTH.: Sayın Oktay Konyar çok teşekkür ederim.
O.K.: Ben teşekkür ederim.
Yukarıdaki metin, 25/06/2003 tarihli Paratiritis Gazetesi’nde yayımlanmıştır.