BERGAMA OVACIK ÇEVRESİNDEKİ

 17 KÖY KİTABESİ

Üzerinde durduğunuz bu topraklar, Pınarköy, Kurfallı, Bozköy, Sarıdere, Eğrigöl,

Ovacık, Çaltıbahçe, Narlıca, Çamköy, Tepeköy, Yalnızev, Küçükkaya, Süleymanlı ve

Aşağıkırıklar köylülerine aittir.
Bu topraklar yediverendir. Ovasında kar gibi pamuk, altın gibi buğday, kehribar gibi

tütün, dağlarında vakur çam ve meşeler, derelerinde serin çınar gölgeleri uzanır.

Eteklerindeki zeytin ağaçları tarihle yaşıttır.

Narına, üzümüne doyamazsınız;

tatmadan dönmeyiniz.

Topuğunu yere vursan gürül gürül su çıkar.

Şifalıdır, aklı düzeltir, bedene sağlık verir.

Topuğunu biraz daha sert vurursan yeryüzüne türlü

maden saçılır. Zenginliktir.

Kleopatra'nın güzelliğinde buraların çamuru var.

Pergamon kağıdı buralıdır; kralları dolaştı, antlaşmaları mühürledi,

sevgi, sözleri taşıdı ve gümüş sandıklarda saklandı.

Onların kütüphanesini İskenderiyeliler yüzyıllarca okudu,

heykeltıraşlarını, heykellerini, tiyatroları.
Burada yaşayanlar dürüst, çalışkan insanlardır,

başka topraklarda gözleri yoktur.

Konukseverdirler. Konuklarında din, dil, ırk cinsiyet, milliyet ayrımı yapmazlar.

Dostlarını da düşmanlarını da unutmazlar. Barışseverdirler.

Aç gözlü Avrupalıların, Amerika yerlilerine altın için neler yaptıklarını yeni duydular.

Şimdi onlar, her akşam topraklarıyla, hayvanlarıyla, ağaçlarıyla ve birbirleriyle

vedalaşarak yatıyorlar ama uyuyamıyorlar.

Hayata karşı altın diyen aç gözlü Avrupalıları sevmiyor, onları konuk saymıyor

ama diğer Batılıları hemşehri sayıyorlar.

Altını biliyorlardı ama siyanürü yeni öğrendiler;

özenle taşıdıkları altınlarını, siyanürü öğrenince yere attılar.

Onlar buğdayın, ayçiçeğinin, tütünün sarı altın;

pamuğun beyaz altın, zeytinin siyah altın olduğunu biliyorlar.

Onlar, buralardan gidip kaybolmak ya da burada kalıp ölmek istemiyorlar.

Onlar bu sıralar hayli öfkeli.

Siyasi umut tacirlerinin ilgisizliğine kızgın.

Karagün dostlarının duyarsızlığına kırgın.

Onlar bu sıralar hassaslar.

Bir bakışta dostu düşmanı ayırıyorlar.

Dost olarak geldinse onlarla tanış, onları dinle, onlarla uzun uzun konuş.

Dost değilsen hemen buradan uzaklaş.

Bu insanlar hayatı ve hayatları olan doğayı çok seviyorlar.

Onlar bilirler ki; ölüler altın takmaz.

Biz bu insanları böyle gördük; böyle tanıdık;

böyle anladık ve böyle yazdık...

18 Mayıs 1997

 Bergama


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1