GİRİŞ

Ülkemizin önemli ekonomik ve toplumsal sıkıntılar yaşadığı bu dönemde, değişik çevreler çeşitli sihirli çözüm yolları ya da bunalımdan çıkış çareleri önermekte; bu çıkışlar bir yandan çok önemli bazı sorunların göz ardı edilmesine ve bir yandan da bunalımın gerçek nedenlerinin ve asıl çözüm yollarının aydınlanmasının engellenmesine neden olmaktadır.

Bu tür yanlış bilgilendirme çabalarından biri de, ülkemizde altın yataklarının işletilmesi ile ilgili olarak geride kalan yıl içinde değişik biçimlerde denendi. Olası altın işletme denemelerinin yaratabileceği olumsuz ve giderilemez çevresel etkiler her yönü ile ortaya çıkarılmış ve örnek bir yargı kararı ile bu tür girişimlerin önü kesilmiş iken ve yargı kararlarını uygulamayarak deneme işletmelerine göz yuman ve izin veren İdare’lere karşı cezaî yargı işlemleri sürerken geçen yılın başından bu yana siyaset ve iletişim ortamında değişik yanlış bilgilendirmeler yapılarak kamuoyu yanlış, ve altın işletmecileri yönünde yönlendirilmeye; bu konuda bilimsel bilgiyi yaygınlaştırmaya ve halkı hukuku destekleme yönünde aydınlatmaya çalışanlar, yabancıların işbirlikçiliği ile suçlanmaya; altın işletme girişimcilerinin önündeki yargı engeli yumuşatılmaya çalışıldı. Bu çerçeveden olmak üzere, önce ülkemizin altın rezervlerinin çok büyük, bu açıdan dünya sıralamasında ikinci konumda yer alacak kadar büyük ve bunlar işletilir ise ekonomik bunalımdan çıkmanın çok kolay olduğu gibi gerçek dışı olduğu hemen ortaya çıkarılabilen bir yalan yayılmaya çalışıldı. Bunun ne denli yanlış olduğu hemen ve kolaylıkla tanıtlanmış olsa da bu yanlış bilginin yazılı ve görsel iletişim ortamlarında yayılması sürdürüldü. Bu yanlış bilgilendirme, siyasi kadrolarca da kullanılıp, hazırlanan raporlarla ülke yöneticileri koşullandırılmaya çalışıldı. Sayın Başbakan, bu girişimlerin önündeki engellerin (öncelikle ve en önemlisi yargı engelinin) aşılması için yasal değişiklikler yapılacağını muştuladı.

Bu yanlış bilgilendirme açıklıkla teşhir edilince ortaya yeni bir yalan sürülerek, ülkemizdeki altın işletmeciliğine karşı çıkanların, Türkiye’de altın işletilmesinden ekonomik çıkarları olumsuz etkilenecek olan bir başka ülkenin ajanlarınca yönlendirildiği ileri sürülmeye başlandı. Kamuoyunda bu yalanın etkinliğini sağlamak üzere basının dışında çok sayıda TV programlarından da yararlanıldı. Karşı görüşte olanların bu yalanı açığa çıkarmasının önüne geçebilmek üzere kendilerine söz verilmedi. İstihbarat bağlantılı yazarlara kitaplar yayımlatıldı ve altın işletmeciliğinin insan ve çevreye olan olumsuz etkileri, ülkeye ekonomik olarak bir yarar sağlamayacağı yönündeki gerçekler, gözden kaçırılmaya çalışıldı.

Bütün bunların merkezinde İzmir Bergama’da, Ovacık Köyü’nde, Avustralya’da kurulu çokuluslu bir şirkete bağlı, yabancı sermayeli bir şirket eli ile, yasaklayıcı yargı kararına aykırı olarak başlatılan ve buna izin veren idarelere karşı birden çok hukuksal başvurunun ve yargılama sürecinin bulunduğu, altın işletme girişiminin önündeki engelleri temizleme çabası yatmakta idi.

Bu konudaki saldırı o denli ileri götürüldü ki, bu altın işletme girişimine karşı on yıllardır bir demokratik direniş gösteren bütün mesleki ve sivil toplum örgütü (örneğin, Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipler Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, çok sayıda çevreci örgüt, yerel halk, vb), çok sayıda bilim insanı ve yöre halkına pervasızca yabancı ajanlığı yakıştırıldı; bununla da yetinilmedi, yargı kurumu da bunların etkisi altına girmekle suçlandı.

Bu saldırıda kullanılan altın rezervi zenginliği, işletmenin temizliği, bütün dünyada benzer işletmelerin sorunsuz yürütüldüğü, ülkemizde benzer bir işletmenin yıllardır ve hiçbir olumsuz etki yaratmadan sürdürüldüğü ve buna karşı çıkanların yabancı devlet ajanlarınca güdüldüğü yalanlarının yanında önemli bir belge olarak bir rapor, Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumu, TÜBİTAK tarafından hazırlatılmış bir değerlendirme raporu da çok sık bir biçimde kaynak gösterildi.

Ekim 1999 tarihli “EUROGOLD Ovacık Altın Madeni TÜBİTAK-YDABÇAG Komisyon Değerlendirme Raporu”, Başbakanlık Müsteşarlığı’nın TÜBİTAK Başkanlığı’ndan 08.03.1999 tarihli yazılı isteği üzerine kurulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Çalışmanın gerekçesi raporda[1], “mevcut tesisin işletilmesi halinde Danıştay’ın belirttiği insan ve çevre sağlığını tehdit eden risklerin, iddia edildiği gibi şirket tarafından, giderilip giderilmediğinin tespiti” olarak açıklanmaktadır.

Önemi ve aşağıda ayrıntılı biçimde eleştirilecek olan özellikleri nedeni ile bu raporun kamuoyunda yaygın bir ilgi görmesi doğaldı ve bu ilgiyi gördü de. Bu rapor, altın işletmesinden yana olan çevrelerde ne denli hüsnü kabul gördü ise, bu işletmelerin sakıncalarını savunan çevrelerde de o denli eleştirildi. Konu ile ilgili meslek örgütlerinin hemen hepsi bu raporun eksik, bilimsel alt yapısı ile zayıf, açıkça yan tutucu, giderek bilimsel ilkeler ve etik kurallara uymayan yaklaşım ve biçemini eleştiren sözlü açıklamalar yaptı, eleştiri raporları yayımladı.

Bu çerçevede, ilgili mühendislik disiplinlerinin örgütleri olan tek tek mühendislik odaları, örneğin Metalürji, Jeoloji, Çevre, Kimya Mühendisleri Odaları görüşlerini raporlarla ve düzenledikleri toplantılarla açıkladıkları gibi; TMMOB de, bütün odaların katılımı ile konuyu irdeleyip ortak bir rapor hazırladı ve kamuoyuna açıkladı.

Bunların dışında Türk Tabipler Birliği, anılan raporu eleştiren bir rapor yayımladı.

Türkiye Barolar Birliği’nin İzmir Şubesi de bu konudaki eleştiri ve açıklamaları ile hukuksal mücadeleye olan katkısını sürdürdü.

Bu arada, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Çevre Mühendisliği Bölümü’nce de, TÜBİTAK Raporu’na karşı çıkan bir rapor hazırlanmış ve Başbakanlığa sunulmuş olduğunun kamuoyunun gözünden kaçırıldığı ortaya çıktı.

Böylesine yaygın bir tepki ve eleştiri almış olan raporun, TÜBİTAK Başkanlığı tarafından da açıkça savunulamadığı ve nerede ise Kurum ile ilişkisinin yadsınmakta olduğuna ilişkin duyumlar yayıldı. Ancak, TÜBİTAK Raporu’nun, yine de basında ya da idarede önemli bir başvuru ve dayanak metni olarak kullanımı ve tüketimi süregeldi.

Bu koşullarda, konunun sözü edilen Rapor esas alınarak bütünsel bir bakışla yeniden ele alınması ve bütün görüşlerin kapsayıcı ve eleştirici bir metinde derlenmesine gerek görüldü.

Bu görevin yerinde getirilmesini TMMOB Kuruluş Yasası’nın verdiği sorumluluğun da ışığında, bilim ve teknolojinin ışığını yurdunun ve yurttaşlarının hizmetinde kullanmaya çalışan Odalarımızın yüklenmesinden daha olağan bir şey olamazdı.

Bu bilinçle hazırlanan bu metin ile, TÜBİTAK Raporu’nun eleştirisi çerçevesinde farklı meslek örgütlerinin görüşleri bir araya getirilip olabildiğince bol ve güvenilir kaynağa değinilerek konu irdelenmeye çalışılacak.

Bu amaçla, önce konunun gelişimi çok yönlü olarak özetlenmeye çalışılacak. Daha sonra, Danıştay’ın böylesine riskli bir işletmede kamu yararı olmayışı nedeni ile izinlerinin kaldırılmasına karar verdiği işletmede sonradan alınan ve TÜBİTAK Raporu’nda olumlu yönde değerlendirilen önlemlerle risklerin ortadan kalkıp kamu yararının oluşup oluşmadığı incelenecek. Bu amaçla, ulaşılabilen her türlü belge ve kaynaktan yararlanılarak bu işletmede süregelen risklerin daha önce öngörülenlerin de ötesinde olduğu gösterilecek. Süregelen çevresel risklerin tartışıldığı bölümde bunun halk sağlığı açısından nasıl tehlikeler doğurabileceği ülkemiz ve dünyadan örneklerle ortaya konacak. Daha sonra, bu risklere katlanmayı gerektirecek bir ekonomik yararın bulunmadığı ve bu konuda kamuoyunun nasıl yanıltıldığı tartışılacak. Bu metin, soruna en yi tanıyı koyan halkın deyişi ile sona erecek.


[1] Görür, N., vö, 1999, EUROGOLD Ovacık Altın Madeni TÜBİTAK-YDABÇAG Komisyon Değerlendirme Raporu


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1