Yukarıda sıralanan riskler konusunda Normandy ne gibi güvenceler veriyor?
Normandy, Çevre Bakanlığı’na çeşitli konularda güvenceler vermiş olduğunu duyuruyor.
Firma işletmenin kapanışı ile ilgili olarak da bazı taahhütlerde bulunduğunu belirtmektedir. “Madencilik operasyonlarının kapanışında, tüm maden tesisinde rehabilitasyon yapılacaktır. Yeraltı çalışmaları mühürlenecektir ve açık ocak, yerli türler ile yeniden bitkilendirilecektir. Altyapı ortadan kaldırılacak ve bölgede rehabilitasyon yapılacaktır. Atık tesisinin suyu alınacak ve çok katlı bir toprak örtüsü kullanılarak rehabilitasyon uygulanacaktır. Yüzeyin üzerine 0.5 m kalınlığında üst toprak tabakası örtülecektir. Tesisin dümdüz olan yüzeyinin tahıl yetiştirmek veya otlak olarak kullanmak üzere uygun olması planlanmaktadır. Rehabilitasyon projesinin ayrıntıları, yöre halkına danıştıktan sonra sonuçlandırılacaktır. Madenin Kapanışı Kavramsal Planı, yıllık olarak gözden geçirilecektir ve uygun şekişlde güncelleştirilecektir. Madenin kapanışından sonra, bozulan bütün alanlarda rehabilitasyon yapılacaktır. Bu rehabilitasyon, İzleme ve Denetleme Komitesi’nin denetimi altında ve Devlet Su İşleri’nin (DSİ) teknik spesifikasyonlarına göre yapılacaktır. Rehabilitasyonun başarılı olduğunu teyit etmek için, izleme ve kontrol faaliyeti, madenin kapanışından sonra en az beş yıl daha devam edecektir.
Madenin kapanışında yeterli finansal karşılık temin edilmesi için, bir parasal garanti veya tahvil sağlanmıştır ki bu da Türkiye’de yine bir ilktir.”[1]
Bu savların, önceki bölümlerde yapılan eleştirileri gidermede ne denli zayıf ve sözel olduğu açık.
DEÜ (2000) Raporu, tesisin ekonomik ömrü dolduğunda ya da başka bir nedenle daha erken kapanması durumunda uygulanacak ayrıntılı bir kapanma planının bulunmayışına da dikkati çekmektedir.
TÜBİTAK Raporu Ek 6’da sayfa 67 ve 72’de “Bu nedenle, yeraltısularının yöre halkı tarafından kullanıldığı da göz önüne alındığında, siyanür liç yöntemi kullanacak Ovacık Altın Medeninde işletme aşamasından sonra izleme periyodu 30 yıl olmalıdır” denmektedir.
Yanıtlanmamış ve gereği yerine getirilmemiş konuların başında TÜBİTAK Raporu’nun 6. Ekini hazırlayan Prof Hasan Yazıcıgil‘in işaret ettiği şekilde, hidrolik ve hidrojeolojik araştırmaların yetersiz ve mutlaka yeniden yapılması gereği; ancak bunlar gereğince yapıldıktan sonra, bir çok sorunun yanıtının verilebileceği gerçeği gelmektedir. Sahaya ilişkin hidrolik analizler yapılmamıştır. Halen daha önceki çelişkili veriler kullanılmaktadır. Üstelik, atık barajı kuşaklama kanalları bu verilerin riski küçük göstereni seçilerek tasarlanmış ve yapılmış olduğu için, DEÜ(1999) verileri doğru ise taşkın riski süregitmektedir. İşletme bunun gereğini yerine getirmemekte ve bu riski göz ardı etmektedir. Bu riskin geçerliliğini ortaya çıkaracak araştırma yapılmamaktadır. Bu riske karşı bir önlem alınmamıştır. Bu incelemeler yapılıp gereken önlemler alınmadıkça, Baia Mare felaketinin gölgesi Ovacık’ın üzerinden eksilmeyecektir. İşletme, bu olumsuz durumu devekuşu benzeri bir davranışla, başını kuma gömerek, görmezden duymazdan gelerek yok saymaktadır.
İşletmenin ciddiye alıp yanıtlamadığı ve güvence vermediği konulardan biri de, bu yatakta cevher tükendiğinde işletmenin, yakındaki başka yataklardan taşınacak cevherin işlenmesinde kullanılmayacağıdır. Kose (2001)[2], Oygür ve Erler’in (1999) yazısına değinerek çevredeki yatakların civa ve antimon açısından daha yüklü olduğuna dikkati çekerek, bu durumda atık barajına yüklenecek zehirli metal miktarının daha büyük hızla artacağı konusunda uyarıda bulunmaktadır.