TÜBİTAK Raporu, eleştirilen yaklaşımı ile Danıştay kararında değinilen risklerin giderildiğini ileri sürüyor olsa da, bir çok meslek örgütü ile birlikte İzmir Barosu Başkanlığı da bunun hukuk devleti kavramına bir saldırı niteliği taşıdığını düşünüyor :
“ DİKKAT ! SAĞLIKLI ÇEVREDE YAŞAMA HAKKINA, HUKUK DEVLETİNE SALDIRI VAR.
Bilindiği gibi Çevre Bakanlığı tarafından, Eurogold firmasına, İzmir ili, Bergama ilçesi, Çamköy-Ovacık-Narlıca mevkiinde verilen ''siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki idari işlem''in iptali amacıyla Bergamalı 652 yurttaş İzmir 1.İdare Mahkemesi'nde 8/11/1994 günü üç adet dava açmışlardır. Davalar, çok ayrıntılı ve tartışmalı aşamalardan sonra davacı yurttaşların lehinde, davalı Çevre Bakanlığı ve müdahil Eurogold A.Ş aleyhinde sonuçlanmıştır.
Danıştay 6.Dairesinin BOZMA Kararı doğrultusunda verilen İzmir 1.İdare Mahkemesi'nin 15.10.19997 tarih ve 1997/636-877 Sayılı kararında;
· ANAYASANIN 17.MADDESİNDEKİ "HERKESİN YAŞAMA, MADDİ VE MANEVİ VARLIĞINI KORUMA VE GELİŞTİRME HAKKINA SAHİP OLDUĞU"
· YİNE ANAYASANIN 56.MADDESİNDEKİ "HERKESİN SAĞLIKLI VE DENGELİ ÇEVREDE YAŞAMA HAKKI OLDUĞU VE ÇEVREYİ GELİŞTİRMEK,ÇEVRE SAĞLIĞINI KORUMAK,ÇEVRE KİRLENMESİNİ ÖNLEMEK GÖREVİNİN DEVLETİN VE YURTTAŞLARIN OLDUĞU"
· ÖNCELİKLİ OLANIN İNSAN YAŞAMININ KORUNMASI OLDUĞU,
· ÇEVRENİN KORUNMASININ, İNSAN YAŞAMININ VAZGEÇİLMEZ BİR UNSURU OLDUĞU,
· SİYANÜR LİÇİ YÖNTEMİ İLE MADEN İŞLETİLMESİNİN, BU ESASLARA AYKIRI OLACAĞI VE İNSAN YAŞAMI ÜZERİNDE BÜYÜK BİR RİSK OLUŞTURACAĞI,
gerekçelerine dayanılmıştır.
Bu Mahkeme kararından sonra,
konu bekletilmeye alınmış, kimi kamu görevlilerinin açıklamaları ile
mahkeme kararına aynen uyulacakmış gibi bir hava yaratılmaya, kamuoyu yatıştırılmaya
çalışılmıştır.
Ancak bu arada, yöre insanından ve kamuoyundan gizlice bir TÜBİTAK'a
inceleme yaptırılarak, bir rapor alınmıştır. Bunun ardından, Başbakanlık
Müsteşarlığı'nın 05.04.2000 tarihli yazısı ile İçişleri, Sağlık,
Bayındırlık, Enerji, Orman ve Çevre Bakanlıklarından; altın madeninin işletilmesi
ile ilgili olarak bilimselliği tartışmalı bu TÜBİTAK raporuna göre
mahkeme kararında belirtilen risk faktörlerinin ortadan kalktığı, ve bu
nedenle ilgili bakanlıkların konuyu yeniden değerlendirmek suretiyle işlem
yapılması istenmiştir.
Başbakanlık Müsteşarlığı'nın yazısında özet olarak "..MADENCİ
ŞİRKETİN GEREKEN ÖNLEMLERİ ALDIĞININ TESBİT EDİLDİĞİ, SÖZKONUSU İŞLETMENİN
YABANCI SERMAYE YATIRIMI OLMASI NEDENİYLE DURDURULMASI HALİNDE GEREK TAHKİM
YASASI,GEREKSE ÜLKEYE GİRECEK DİĞER YABANCI SERMAYE YATIRIMLARINDA YARATACAĞI
TEREDDÜTLER NEDENİYLE BERGAMA OVACIK ALTIN MADENİNİN AÇILMASI KONUSUNDA
GEREKEN İŞLEMLERİN TEKEMMÜLÜ..." istenmiştir.
Başbakanlığın bu işlemi doğrultusunda; Orman Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlar işlem tesis etmeye başlamışlardır. Basında çıkan haberlere göre madenci şirkete bir yıllık deneme izni verilmiş durumdadır.
T.C.Anayasası'nın 2.maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti'nin HUKUK DEVLETİ olduğu vurgulanmakta, Anayasa'nın 138.maddesinde; "Yasama ve Yürütme Organları ile İdarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organların mahkeme kararlarını HİÇ BİR SURETLE DEĞİŞTİREMEYECEĞİ VE BUNLARIN YERİNE GETİRİLMESİNİN GECİKTİREMEYECEĞİ" kuralı konmuştur. Yine Anayasa'nın 11. maddesine göre; " Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır"
Hukuk Devleti olmanın "olmazsa olmaz" koşulu, İDARENİN YAPMIŞ OLDUĞU İŞLEM VE EYLEMLERİN YARGI TARAFINDAN DENETLENMESİ VE BU DENETİM SONUNDA, VERİLEN MAHKEME KARARLARININ BAĞLAYICI OLMASIDIR.
Bergama'da hukuksal süreç
tamamlanmıştır. Ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmaktadır.
Anayasasının Başlangıç Bölümünde kendisini "HUKUK DEVLETİ"
olarak tanımlayan, Anayasasının diğer hükümlerinde ve yasalarında mahkeme
kararlarının gecikmeksizin ve eksiksiz uygulanması kuralını koyan devletin;
kendi kurumlarının ve görevlilerinin kesinleşmiş mahkeme kararını zaman
geçirmeksizin ve eksiksiz uygulaması gerekmektedir.
KESİNLEŞMİŞ MAHKEME KARARI
KARŞISINDA, GEREKÇESİ NE OLURSA OLSUN, MAHKEME KARARINA AYKIRI OLARAK MADENİN
İŞLETMEYE AÇILMASI KENDİSİNİ "HUKUK DEVLETİ" OLARAK NİTELENDİREN
DEVLETTE ASLA KABUL EDİLEMEZ. HELE HELE TAHKİM GİBİ, YABANCI SERMAYE GİBİ
GEREKÇELERLE KENDİ MAHKEMESİNİN KARARINI HİÇE SAYMASI BAĞIŞLANAMAZ.
Kaldı ki; Mahkeme kararında belirtildiği gibi; " İşletmecinin iyi
niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak, yapılacak
faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada ve doğrudan veya
dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi
halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır.
Siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesinde işletmeciye ve yapılacak
olan denetime duyulan güvene bağlı olarak risk olasılığının azalacağından
söz etmek mümkün değildir"
Tüm bu gelişmelerle;
· Anayasanın bağlayıcı hükümleri ihlal edilmekte,
· Topraklarında siyanür kullanılmasına karşı direnen ve büyük bir hukuk zaferi kazanmış olan yöre insanı ile alay edilmekte,
· Hukuk Devleti, yabancı sermayeye ve "altın"a feda edilmekte,
·
İnsanın sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı yok
edilmektedir.
HUKUK DEVLETİ ilkesine açıkça aykırı olan ve konusu suç teşkil eden Başbakanlık
Müsteşarlığının yazısı ve buna bağlı Bakanlık işlemlerinden dönülmelidir.
Hiç bir makam ve merciinin, Anayasanın üstüne çıkmak suretiyle mahkeme kararlarını aşmak, çiğnemek, geciktirmek, delmek ve uygulamamak yoluyla HUKUK DEVLETİNİN temeline dinamit atmak hak ve yetkisi yoktur.
İzmir Barosu Başkanlığı”
Baro’nun, bu bildirisi ile kamuoyuna duyurulmuş olan görüşlerinde belirtildiği gibi İdare’nin tuttuğu yol hukuk dışıdır. Ayrıca, önceki bölümlerde TÜBİTAK Raporu’na getirilen bir çok eleştiri de, savunulduğu gibi risklerin büyük bölümünün giderilmemiş olduğunu ortaya koymaktadır. Dahası, pek çok konuda daha önce tartışılmamış önemli risklerin bulunduğu da önceki bölümlerde sergilenmeye çalışılmıştır.
Üstelik, bu riskler giderilebilecek riskler de değildir.
Örneğin, önceki bölümlerde tartışıldığı şekilde atık barajına salınan atığın sıvı fazındaki siyanürün parçalanmış ve ağır metallerin duraylılaştırılmış olması, katı fazdaki ağır metalleri de, bu ağır metallerle kompleksler yapmış olan siyanürü de ortadan kaldırmış değil. Barajda tonlarca zehirli madde birikecek. Barajdaki katı sıvı karışımı, bulunduğu yerde yalnızca siyanür ayrışıp gaz durumunda doğaya salınmasın diye yüksek pH ortamında tutulacak. Barajdaki çamur ve su karışımı sürekli olarak karıştırılamayacağı için bu bile barajın her yerinde sağlanabilmiş olmayacak.
Ancak, çamurun içindeki öteki kimyasalların zamana bağlı kimyasal tepkimeleri denetim dışında kalacak. Üstelik, su dengesi ile ilgili yanlış hesaplardan ötürü de baraja öngörülenden çok su verileceği ve bunun da pH'’n yüksek tutulmasında güçlük yaratacağı açık.
Bütün bunlar, barajın duraylı ve güvenli kaldığı dönemde süregiden riskler olacak.
Oysa, deprem riskinin küçümsenmiş olmasından; deprem yükleri altındaki duraylılıkla ilgili güvenlik katsayısının küçük tutulmuş olmasından; baraj gövdesinin duraylılığı ile ilgilenilirken, taşıyıcı zeminde yer alabilecek kayma olasılığının göz ardı edilmiş olmasından; taşkın riskinin açıkça hafife alınmış olmasından ötürü barajda depolanan çamurun birden ve katastrofik olarak çevreye yayılması riski de süregidiyor. Bu risk, yadsınamayacak boyutta ve ürkütücü. Bu riskin giderilmesi, tabanına serilen geçirimsizlik yaygısının etkinliği ile ilgili değil. Bu riskin giderilmesi için hiç bir önlem alınmış değil; barajın konumu ve projesinden ötürü olanaklı da değil.
Barajın yarattığı riskler bununla da sınırlı değil. Sözde, barajın güvenliği arttırılmak üzere yapılıyormuş gibi tanıtılan, ancak, aslında açık ocaktan kazılarak çıkarılacak olan pasaların depolanması için başka yer aramamak ve önlem almaktan kurtulmak düşüncesi ile tasarlanan ek istinat seddesi, baraj ana seddesi ile birlikte bir asit maden drenajı oluşturma riski de yaratıyor.
-92.5 m kotuna kadar inmek zorunda kalacak olan ocak işletmesinin sürdürülebilmesi için sürekli olarak yeraltısuyu çekilmesinin gerekecek olması, yüksek geçirimlilikli yeraltısuyu akiferinde 2 km’ye yakın çaplı geniş bir alanda yeraltısuyu düzeyini düşürecek ve yörede içme, kullanma ve sulama amacı ile yeraltısuyu üretilen bir çok kuyunun kuruma riski de son derece açık bir gerçek. İşletme olacaksa, bunun önlenmesi de olanaksız.
Olası bir deprem sırasında, tesisteki proses birimlerindeki herhangi bir yapının yıkılması durumunda, zehirli kimyasallarla yüklü tank, boru ya da kulelerin hasar görmesi durumunda çevreye zehirli gaz ya da akışkanların yayılması riski de sürüyor.
Açıkçası, işletmede alınan önlemler ne olursa olsun riskin sıfırlanamayacağı gerçeğinin yanında, tesisin kuruluşu ve alınan önlemlerin yetersizliğinden ötürü risklerin sürdüğü ve arttığı görülmektedir. Atık barajının bir kaza ya da duraysızlaşma sonucu göçmesi olasılığı, sürüyor olmakla birlikte, bu risklerin başında yine barajın içindeki atık gerecin bir taşkın sonucunda çevreye yayılması olasılığı gelmektedir. Böyle bir durumda hep üzerinde durulduğu gibi, atık barajı suyundaki serbest siyanür alındığı ve ağır metaller duraylılaştırıldığı için çevreye boşalacak olan akışkan, diyelimki Omai(Guyana), Baia Mare(Romanya) ya da Whassa(Gana)’daki gibi kütlesel balık ölümlerine neden olmayabilir. Ama üzerinde hiç durulmamaya çalışıldığı gözden kaçmayan şekilde tonlarca ağır metal, bunlarla metal siyanatlar oluşturmuş olan siyanür bileşikleri ve taşmaya neden olan sürecin etkisi ile ve taştıktan sonraki süreçlerle hızla düşen pH etkisi altında duraysızlaşan artık siyanür bileşikleri açısından zengin bir çamur, Ova’daki geniş ve bitek bir tarımsal alanı kaplayacaktır. Bunun sonuçları ne olur? Siyanür bir yana bırakılsa bile yalnızca ağır metallerden ötürü, İspanya Los Fraies olayında iyi incelendiği şekilde tarımsal toprak kolay kolay temizlenemeyecek şekilde kirlenir. Los Frailes bu bakımdan çok önemli bir örnek; çünkü, son iki onyıl içindeki bir çok altın ve metal işletmesi atık barajı taşması sonrasında yapılmayan incelemeler, burada yapılmış ve bu felaket gelişmiş bir ülkede yer aldığı için bilim kuruluşlarının bazıları bunun etkilerini incelemeye başlamış. BBC’nin, Huelva Üniversitesi öğretim üyesi Dr Jesus de la Rosa Dias’ın ağzından 40 yıl bile sürebileceğinin öngörüldüğünü bildirdiği[1] (30/04/98) kirlilik, Boliden’in araştırmasına göre kısa sürede başarılı biçimde giderilmiş[2]. Yüzeyde yayılan çamur sıyırılıp götürülmüş ve bunun üzerine Guadiamar yüzeysel drenaj sistemindeki akarsu hızla temizlenmiş. Başlangıçta 400 mg/l olan çinko oranı iki hafta sonra 10 mg/l’ye düşmüş. Üçüncü ayın sonunda bu değer 1 mg/l’nin altına inmiş. Bunun hızlı azalmasını da, çay yataklarındaki kireci bol tortulların pH’ı yükseltmesi ve metallerin çökelmesi ve absorbsiyonuna bağlıyor Boliden’in araştırmacıları. Yeraltısuyunda da kazaya bağlanabilecek bir kirlenme olmadığı kanısında firmanın bu bilim(!) insanları. Görülen yüksek metal kirliliği akiferin tarihsel kirliliği imiş. Toprak kirliliğini araştırmak üzere çok sayıda örnek alınmış ve tescilli bir laboratuvarda analiz ettirilmiş. Bu rapora bakılırsa, temizlikten sonra metal derişimleri, arsenik dışında hep konmuş olan ölçütlere uygun çıkmış. Yörede yaşayan canlılar üzerinde yapılan çalışma ile de, örneğin mikrofaunada kazadan altı ay sonra yöredeki belediyelerin atıkları ve zeytinyağı fabrikalarının atıklarının atık barajı bulaşmasının etkilerini gölgede bırakacak şiddette etkileri saptanmış. Çaydaki balıklar şaşırtıcı derecede çabuk dönmüş geriye. Balıklarla beslenen kuşların varlığı da bunun kanıtı imiş. Otlar da canlanmaya başlamış. Çamurla kaplanan alanın %20’si otla kaplanmış ve referans sahalardaki 100 m2‘de 37 türe kıyasla, buralarda da 13 türe yükselmiş, canlı çeşitliliği. Neyse ki, firmanın araştırmacıları bir yerde kirliliğin arttığını saptamış : metal biriktiren bazı bitkilerde çevredeki kontrol alanlarındakine kıyasla genellikle 2-8, bir bitkide 200 kere daha çok ağır metal, hardal tohumlarında 30 kez daha çok talyum ve 20 kez daha yüksek arsenik bulmuşlar.
Bu hep böyle oluyor. Guyana’daki Omai, Kırgızistan’daki Barskun, Romanya’daki Baia Mare, Gana’daki Whassa, vö siyanürlü çevre kirlenmesi felaketlerinden sonra hep bazı bilim insanlarının raporları yayımlanıp ya kirliliğin daha önceden var olduğu, ya çok kısa sürede ortadan kalktığı, ya da hiç olmadığı belge(!)leniyor. Ancak, bu raporların ipliği birkaç yerde pazara çıkmadı da değil. Örneğin, Barskun kazasından sonra Kanada’lı Canmet’in raporu çok eleştirildi. Baia Mare kazası sonrasında UNEP’in hazırladığı rapor da bir yandan olaydan etkilenen ırmaklardaki ağır metal kirliliğinin daha önceden var olduğunu söylerken, bir yandan da “ağır metallerden kaynaklanabilecek kronik etkiler bu çalışmada araştırılmamıştır”[3] dediği için gülümsenerek anılıyor. UNEP Raporu’nun, açıkça Esmeralda şirketini aklamaya ve sorumluluktan kurtarmaya çalıştığı, şirketin bulunduğu Avustralya’da kurulu Mineral Policy Center yöneticilerinden Jeoff Evans ve Batı Avustralya Parlamentosu milletvekili Giz Watson tarafından ileri sürülüyor[4]. Hele, Guyana’daki Omai’de kaza sonrasında Kanada Konsolosluğu ile Kanada Dışişleri ve Uluslararası Ticaret Bakanlığı arasında, kurulan inceleme kurulunun oluşumu ve çalışmalarının yönlendirilmesine ilişkin yazışmalar (Bilgiye Ulaşma Yasası’ndan yararlanılarak) yayımlandığında[5], bu tür kurulların nasıl oluşturulup nasıl çalıştıkları iyice belli oldu. İspanya’da bu süreç daha da açık ve ayrıntılı gelişti. Çünkü, Avrupa’nın batısında bir Avrupa Birliği ülkesinde olan bu felaket orada Üniversitelerce de izlendi ve incelendi. Sonuçları yayımlandı ve yayımlanıyor. Ve kirliliğin olumsuz etkilerini nasıl kalıcı ve nasıl şimdi bile sürdürüyor olduğu görüldü. Bu yönü ile İspanya’daki çevre felaketi çok öğretici.
Örneğin, Birdlife Örgütü kirlenmeden etkilenen alandan ve etkilenmemiş olan Donana Ulusal Parkı’ndaki bitkilerden topladığı örnekleri analiz ettirip, etkilenen alandaki bitkilerin ötekilerden 100 kez daha çok çinko içerdiğini yayımlayınca yerel yetkililer bu çevreden midye ve istiridye toplanmasını ve avlanılmasını yasaklamak zorunda kalıyor. Birdlife’a göre, yöredeki akarsuların kirli kaldığı 3 yaz ayı içinde buradan sulanan binlerce kuş ağır metallerden etkilenmiştir. Kazadan 1 yıl sonra İspanyol Yüksek Araştırma Konseyi’nin bir raporu da bazı türlerin ağır metallerden ağır biçimde etkilendiklerini ortaya koyuyor. Kışlayan “Greylag Geese”lerin %50’sinin, kışlayan “Mallards Anas platyrhynchos”ların %33’ünün, kışlayan “Northern Shovellers A. clypeata”ların %31’inin, “Common Coots Fulica atra”ların %41’inin ve “Purple Swamphens”lerin %82’isinin öldürücü düzeyde ağır metal yüklendikleri ortaya çıkmış. Henüz yayımlanmamış bazı raporlar da “White Storks Ciconia ciconia”lar ve “Black Kites Milvus migrans”ların da önemli ölçüde zehirlendiklerini ortaya koyuyor. Bu analizler kan örneklerinde yapılmış. Barsak örneklerindeki zehirlenme düzeyi daha da yüksek[6]. Kuşlar üzerindeki olumsuz etkinin zaman içinde daha da artmasından çekiniliyor.
Granada Üniversitesi’nin araştırmaları ise bitkisel toprak kirliliğinin zaman içinde nasıl ilerlediğini çok daha açık bir biçimde gösteriyor. Toprağın ilk 30 cm’lik bölümünde pH’ın zaman ilerledikçe nasıl 2.5’a kadar düştüğü; çeşitli ağır metallerin aylar geçtikçe nasıl başlangıçtakine göre binlerce kez arttığı ve yağışlarla birlikte bu etkinin nasıl daha derine işlediği bol analiz ve zengin değerlendirmeler ile aydınlatılıyor ve firma araştırmacılarının durumu açıklamakta ne zor durumda oldukları bu kez açığa çıkıyor.
Ne yazık ki, İspanya’da Sevil kenti yakınında kirletilen bu tarımsal alan, Bergama Ovacık’takini çok andırıyor. Benzer bir felaketin sonuçları (ulusal parkın yokluğu dışında) Ovacık’ta da yinelenebilir görünüyor (Bakırçay deltasındaki sulak alanın kuşlarını tehdit eden olumsuzlukları bile Donana’ya benziyor).
Bu bölgedeki yeraltısuyu akiferi, Guadalquivir Çayı ile bağlantılı ve bütün havzayı kapsayan tek bir akifer olduğu için, yüzeydeki kirlilikten etkilenmiş. İspanya Çevre Bakanlığı’na bağlı Guadalquivir Irmağı İdaresi’nin bir raporunda bu kirliliğin saptandığı ve alınan örneklerde pH’ın 6.5’a düştüğü ve çinko ve kurşun düzeylerinin yükseldiği belirtiliyor. Bergama koşulları da, İspanya’da felaket boyutlarında yaşanan kirlenme sürecinin yer aldığı akifer koşullarına benzemektedir. Ovacık’ta korkulan türden bir baraj boşalması olursa, bundan sulama ve içme suyu sağlama amacı ile yararlanılan 30’un üzerindeki yeraltısuyu üretim kuyusu ile çekim yapılan yeraltısuyu akiferi de, o güne kadar kurumadı ise, doğrudan etkilenecektir. Burada da, yüzeyden süzülme ile beslenen serbest basınçlı bir akifer vardır ve akiferin üzerinde geçirimsiz bir örtü yoktur. Süzülme katsayısı yüksektir. Yüzeyde yayılacak kirletici yüklü bir akışkan, hızla yeraltısuyu tablası ile bağ kurabilecektir. Dahası, yeraltısuyu akışı kuzeyden güneye, olası kirletici kaynağından kullanım alanlarına doğru olduğu için kirletici, bir kez akifere ulaştıktan sonra, kolayca başedilemeyecek şekilde akifer içinde daha güneye yayılacaktır.
Ovacık’ta böyle bir felaketten etkilenebilecek bir başka ortam da sahanın hemen güneyinden geçen Çanakkale-İzmir Karayolu olacaktır. Yolun çevresindeki tarlalardan yüksekliği 2 m dolayında. Oysa, ani bir boşalma sonunda çevreye yayılan çamurun yer yer 4 m’yi aşan dalgalar halinde yayıldığı yaşanan örneklerden görülüyor. Bu kirliliğin çevredeki alt yapıya da önemli bir hasar vermesi olasılığı yüksek.
Böyle bir olasılığın gerçekleşmesinin bir başka sonucu da dolaylı. O yöredeki tarımsal ya da turistik yaşam, olayın dolaysız kirleticiliğine konu olmamış da olsa, ekonomik olarak olumsuz etkileniyor. İspanya örneğindeki yörede bulunan Donana Ulusal Parkı’nı gezenlerin sayısının olaydan sonra %10 azaldığı; tüm yörede yeraltısuyunun kirlendiği yolundaki haberler üzerine aslında olaydan hiç etkilenmemiş olan Guadalquivir Çayının doğu bölgesinde yetiştirilmiş olan tarımsal ürünlerin bile satışının %30-35 düştüğü bildiriliyor. Yöredeki tarım, balıkçılık, turizm ve doğa koruma çalışmalarında 5000 iş kaybı olduğu hesaplanmış[7]. Comissiones Obreras’ın hesabına göre gelecekte kalıcı olarak 1000 kişilik istihdam kaybı olacak[8]. Ovacık’taki bir çevre felaketinin tarımdaki sonuçları da bundan daha hafif yaşanamaz.
Böyle bir olayın dolaysız bir başka etkisi de, yüzeyde yayılmış kirletici malzemenin hızla temizlenmesi için yapılacak çalışmaların doğrudan ekonomik mal oluşudur. Yine İspanya örneğine bakılacak olursa, İşletmeci firma Boliden’in, yalnızca yüzeye yayılmış çamurun temizlenmesi için ve işin durmasından ötürü yaşadığı kayıpların bedelini 34 milyon USD olarak bildirdiğini; İspanyol Ziraatçiler Birliği’nin temizlik giderlerini 120 milyon dolar olarak öngördüğünü görüyoruz. Bu temizlik maloluşunu, National Post Online 135.7 milyon dolar eşdeğeri olarak bildiriyor. Üstelik, kirliliğin %99.8’inin kaldırıldığının bildirildiği Ekim ayı sonunda, Greenpeace’in temizlenen bazı alanlarda kirliliğin %75’inin durduğunu saptadığı savı da cabası[9]. Boliden’in Toronto Borsası’ndaki hisselerinin değeri de kazadan sonra %28 düşmüş ve daha sonra %5 kadar yükselmiş; ancak, kaza öncesindekinden uzun süre %22 kadar daha aşağıda kalmış[10].
İnceleme ve değerlendirme yalnızca sudaki siyanür miktarı ile kısıtlı tutulmadığında, Romanya Baia Mare çevre felaketinin boyutları da UNEP Raporunun küçümsediğinden oldukça farklı görülüyor. Macaristan Çevre Bakanlığı, Çevre Koruma Müdürlüğü’nün ön değerlendirmesine göre[11] yıkımın derecesi kestirilemiyor. Biyologların belirlemelerine göre Szamos’ta ve Tizsa’nın yukarı kesimlerinde fito ve zoo planktonların %100’ü ölmüş. Kirlenmenin etkileri beslenme zinciri aracılığı ile ırmaklardan çok uzaklara taşınmış bulunuyor. Bu arada, Tizsa Gölü gibi koruma altındaki ve Ramsar Alanı olarak seçilmiş olan bazı alanları da etkilemiş durumda.
[2] Eriksson, N., and Adamek, P., 2000, The tailings pond failure at the Aznalcollar mine, Spain, Procc. Of Sixth International Symposium in Environmental Issues and Waste Management in Energy and Mineral Production, Canada
[3] UNEP/OCHA, 2000, agy
[4] AFP, Sydney, 20 Nisan 2000 ve Telegraph Group Ltd, 21 Nisan 2000, http://www.wwf.org/
[5] http://www.probeinternational.org/probeint/Guyana.html ; bu notlar ayrıca aşağıdaki makalede de yayımlanmıştır :
Adams, P., 1997, Patronage Canada, The Next City, Spring 1997
[6] World Birdwatch
[8] Coleman, W.T. and Perales, A., 1998, Boliden Aspirsa, Los Frailes Tailings Incident, University of Bath School of Management, MERN Mining and Environmental Research Network
[9] http://mineralresourcesforum.unep.ch/miscdocs/losfrail/memartcl.htm sayfasına Mineral Environmental Magazine’den alınan bir makale
[10] Coleman, W.T. and Perales, A., 1998, agy
[11] Şubat 2000, Preliminary evaluation of the cyanide pollution in the rivers Szamos and Tizsa