ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SÜREGELEN ÇEVRESEL RİSKLER

Normandy’nin Bergama Ovacık altın işletme tesisinin son şeklinde de çevre ve insan sağlığını tehdit eden önemli riskler taşıdığı önceki bölümlerde yapılan açıklamalardan anlaşılabilmektedir. Bunları, kısaca ve özetleyerek sıralamak durumun ciddiyetini ortaya koymaya yetecektir.

Her şeyden önce, tesisin yeri çevre ve insan sağlığına yönelik risklerin önemini arttıracak şekilde özel ve duyarlı bir yörede yer almaktadır. Bu nedenle, varolan risklerin iyi tanınması ve hangilerinin giderilebileceği ve ne kadarının giderilemeyeceğinin tanınması yaşamsal önemdedir.

Bu açıdan önde geleni, deprem riskidir. Gerek TÜBİTAK Raporu ve gerekse bölgeye ilişkin araştırma sonuçları tesisin önemli bir deprem riski altında olduğunu göstermektedir. Ancak, buna karşı önlemler pekiştirilecek yerde, konunun geçiştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Tanımlanan deprem riski, atık barajı için olduğu gibi tesisin öteki birimleri için de geçerlidir. Bütün dikkatlerin atık barajına yöneltilmiş oluşu ve öteki yapılar için ciddi bir bilgi verilmeyişi dikkati çekmektedir. 17 Ağustos 1999 Depremi sırasında Tüpraş’ta yıkılan kulenin çevredeki tankların yanışına neden olması ve Yalova Aksa’da tankların hasar görüşü sonucunda çevreye siyanüre benzeyen zehirlilikteki akrilonitrilin yayılmasıyla yaşanan çevre felaketleri anımsanacak ve bu kez hasar görecek herhangi bir yapıdan çevreye saçılabilecek kimyasalların zehirliliği göz önüne alınacak olursa, bu riskin sürdüğü ve ne gibi önlemlerin alınmış olduğunun bilinmesi gerektiği açıktır. Bu riskin önemini, DEÜ(2001) Raporu’nda da dikkat çekildiği gibi TÜBİTAK Raporu EK9’da en az 3 adet 24 bitlik GPS zaman denetimli ivme ölçerler sağlanıp uygun yerleştirilmesinin önerilişi de göstermektedir. Prof Eyidoğan, bunu Ocak 2002 ayında gönderdiği e-mail mesajında bir kez daha vurgulamaktadır : “Raporumun son cümlesi şöyledir:‘Bölgede oluşabilecek herhangi büyüklükteki depremlerden dolayı baraj gövdesinde, barajın oturma sahasında ve baraj sahasının dışındaki kaya ortamdaki davranış biçimlerini izlemek ve araştırmak için en az üç adet 24 bitlik GPS zaman kontrollü ivme ölçerlerin (Accelerometer) uygun yerlere yerleştirilmesinde yarar vardır’. Bu cümleden de anlaşılacağı gibi raporumuzda bölgede ileride olabilecek herhangi bir büyüklükteki depremin baraj gövdesi üzerindeki etkilerini ve barajın gerçek mühendislik davranışını izleme önerisinde bulunulmuştur. Benzer cihazların üst yapı elemanları üzerine de yerleştirilmesi mutlaka tavsiye edilir. Bunun yararları tartışılmazdır.”

Öte yandan, tesisteki her bir yapının çevre için tehlikeli kimyasallar içermesi bunların her birinin birer risk kaynağı olmasına ve bunların her birinin özenle incelenmesi ve korunmasını gerektirmektedir. Ne var ki, bu konularda sıradan ve yüzeysel önlemlerle yetinilirken, yalnızca bu yapılardaki işlemler üzerinde durulmaktadır. Oysa, bir depremin bunlara vereceği hasar, daha çok çevreye yayılacak kimyasallarla zararlı olacaktır.

Atık barajı ise, tesisin en riskli yapısıdır. Öncelikle, bu yapıda depolanacak olan atığın yalnızca sıvı fazının arıtılmış ve katı fazda tonlarca duraylılaştırılmamış ağır metal ve siyanür bileşiklerinin bulunacak olması büyük bir risk kaynağıdır. Barajda bekletildiği sürece bu iki faz arasında ortaya çıkacak tepkimeler, bu çamurun bir nedenle çevreye yayılması durumunda çok zararlı olacak olan kimyasalların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Deprem riski ile birlikte, atık barajının herhangi bir nedenle yıkılması durumunda çevredeki yeraltısuyunun nasıl bir risk altında kalacağının yeterince irdelenmediği, TÜBİTAK Raporu Ek.6 sayfa 60’ta “Normal koşullar dışında, örneğin olası bir deprem sonucu baraj gövdesinin yıkılması nedeniyle serbest kalabilecek atıkların yeraltı suyu kalitesine etkileri burada göz önüne alınmamıştır” anlatımıyla vurgulanmaktadır.

Oysa, baraj yöredeki çok verimli ve değerli bir yeraltı suyu akiferinin üzerinde ve beslenme yanında kurulmuştur. Yine TÜBİTAK Raporu Ek.6’nın 16. sayfasında belirtildiği gibi “yeraltısuyu akım yönü maden sahasından güneye, içme ve kullanma suyu kuyularının bulunduğu yere doğrudur. DEÜ (1999), maden sahasından kaynaklanacak olası bir kirliliğin doğrudan alüvyon akifere doğru hareket edeceğini ifade etmektedir”. Bu nedenle, atık barajının güvenliği yaşamsal önemdedir.

Oysa bu konuda, yüksek olasılıklı bir çok nedenden kaynaklanan önemli riskler söz konusudur.

Her şeyden önce barajın ana seddesinin duraylı kalacağı kuşkuludur. Yapılan bir değerlendirme sonunda beklenen deprem yükleri altında bu seddenin güvenlik katsayısının 1’den küçük çıktığı görülmüştür.

Bu yetmezmiş gibi, 30 m yüksekliğindeki kaya dolgunun taşıtılacağı kalın ve zayıf alüvyon kesitinde ortaya çıkaracağı oturmalar da seddenin hasar görme riskini arttırmaktadır.

Ancak, daha kötüsü, TÜBİTAK Raporu Ek.6’da dikkat çekildiği gibi bartajın gerisindeki vadide yaşanabilecek bir sellenmeye ilişkin olarak dile getirilen verilerin çelişkili olması ve ne yazık ki memba seddesi ve çevirme kanallarının boyutlandırılmasında küçük debilerin dikkate alınması yüzünden ortaya çıkan taşkın riskidir. Barajın böyle bir sellenme durumunda taşarak yıkılması riski yüksektir.

Yetmezmiş gibi, açık ve yeraltı maden ocağından çekilmesi gerekecek olan yeraltısuyu miktarının da yanlış ve eksik hesaplandığı, yine TÜBİTAK Raporu’nda 6. Ek’te de dikkat çekildiği gibi çekilen bu su baraja boşaltılacağı ve barajın kapasitesinin bu suyu alamayacağı gerçeği de, barajın duraysızlaşma riskini yükseltmektedir.

Özetle, tesiste varlolan küçük çaplı risklerin yanında atık barajının zaafları son derece yüksek riskler ortaya çıkarmaktadır.

Bir bu kadar önemli ve yüksek risk te, ocaktan çok miktarda su çekilecek olmasından ötürü çevredeki yeraltısuyu akiferin tükenmesi, yeraltısuyu düzeyinin düşmesi ve kullanılagelen yeraltısuyu kuyularının kuruması riskidir.

En sinsi ve yavaş gelişecek olan; ancak, en önemli sağlık riski ise işletmeden salınacak olan azot bileşiklerinin nitrik asite dönüşmesi ve yörede doğada duraylı durmakta olan arsenopiriti çözmesi sonucu arsenik kirlenmesi ve kanser yayılması riski olacaktır. Bunun ölümcül örnekleri dünyanın bir çok yeri ile birlikte ülkemizde de yaşanmıştır.

Ne var ki, bunların dışında da çok sayıda, ikincil sayılabilecek riskler bulunmaktadır :

            açık ocakta şev duraysızlaşması riski

            patlayıcı uygulamalarında uçan taş (fly rock) riski

            işletmeden kaynaklanacak gürültülerin izin verilen düzeyi aşma riski

            zararlı kimyasal ve maddelerin kamu ulaşım yollarında taşınması riski

açık ocaktan çıkacak pasanın hiçbir önlem alınmadan atık barajı seddesinde

depolanmasından kaynaklanacak riskler

siyanürle işlemden kaynaklanan kaza ve sızma riski

kullanılacak öteki 10 çeşit kimyasal maddeden kaynaklanan riskler

atık barajı seddesinde kullanılacak pasadan asit maden drenajı oluşma riski

tesisten çıkacak tozların ince ve silisli oluşu nedeni ile yörede akciğer kanseri

yayılma riski

su arıtma sisteminin işletmesindeki olası yanlışlar sonunda çevreye HCN, disiyan ve

kükürt dioksit yayılması riski

Bunlar TÜBİTAK Raporu’nda ya hiç ele alınmamış; ya üstünkörü geçiştirilmiş; ya da ek raporlarda değinilmiş olmasına karşın Rapor’un ana bölümünde dikkate alınmamıştır.

Bu riskler bütün ağırlığı ile süregelmektedir ve giderilmesi için bir önlem alınmadığı açıktır!


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1