ATIK BARAJI

Mühendislik Özellikleri

Dünyada milyarlarca ton maden işleme atığının saklandığı binlerce atık barajı var.

ABD Çevre Koruma Ajansı[1], ABD’nde çalışan yaklaşık 1000 kadar metal madeni ve bunların hemen hepsinin en az birer atık barajı olduğunu belirtiyor. Avrupa’da da çoğu kapatılmış olan çok sayıda maden işletmesi atık barajının bulunduğu anlaşılmaktadır[2]. İtalya Sardunya adasında son elli yıl içinde elli atık barajının yapılmış olduğu; İspanya’da 1985’te 560 atık barajı bulunduğu; İsveç’te çok sayıda maden işletmesinin hepsinde atık barajı bulunduğu bildirilmektedir.

Bu barajlar seyrek olarak işletme başlamadan önce tek bir aşamada yapılmakla birlikte; çoğu durumda işletme sırasında aşamalı olarak yükseltilmektedir. Bu aşamalı yapım, ya her aşamada, biraz daha geriye yeni bir küçük ek sedde yapılarak (upstream); ya üzerine ve ön tarafına ek sedde yapılarak (downstream); ya da aynı eksen üzerinde yükseltilerek (centerline) ilerleyebilmektedir. Bu barajlar vadilere yerleştirilebildiği gibi, düz alanlara yapılmaları da zorunlu olabiliyor.

Atık barajlarını önemli kılan yanları, bunlar herhangi bir nedenle bir yanlarından hasarlandığı ya da topluca yenildikleri zaman bir yandan normal su barajları gibi çevreleri için yıkıcı olabilen bir sıvı fazın boşalabilmesi; ancak, daha önemlisi çevreleri için uzun süre bir kirletici kaynağı olan zehirli kimyasallar barındırmaları. Bu nedenle, bu tür barajların güvenliği çok daha önemli.

Bu barajlarda karşılaşılan yenilmelerin, bu barajların bir biçimde göçerek ya da işlevlerinin bir bölümünü yitirmelerinin değişik nedenleri olabildiği belirtilmektedir[3]. İstatistiklerin, atık barajlarındaki sorunların büyük çoğunluğunun doğal olaylardan değil, tasarım, yapım ve işletme sorunlarından kaynakladığını gösterdiği ve son yıllarda yaşanan 30 atık barajı yenilmesinden yalnızca üçünün depremler nedeni ile olduğu bildiriliyor[4].

Buna göre, baraj gövdesinin üzerinde yapılmış olduğu zemin kesitindeki bir zayıflık topluca göçmeye neden olabilmektedir. Bunun en tipik örneği İspanya Sevilla’daki Los Frailes Barajı göçmesidir.

Ya da, depremler sırasında ya baraj gövdesinin yapıldığı gereç, ya da atığın kendisi sıvılaşabilmekte ve büyük bir çamur dalgası oluşturarak yıkıma neden olabilmektedir. Tipik bir çamur dalgasının 8-40 km/saat’lik hızlarla akabildiği saptanmıştır. Şili’de bu tür bir çok atık barajı yıkılması yaşandığı bilinmektedir. Uluslararası Büyük Barajlar Komitesi, 1995 tarihli bir raporunda bugüne değin dünyada 200 kadar atık barajının depremlerden zarar görmüş olduğunu belirtiyor.

Barajın içindeki su düzeyinde hızlı yükselmeler, bu su kütlesi baraj gövdesinden taşmasa da, yıkıma neden olabilmektedir. Bu durumda gövde içindeki yeraltısuyunun freatik düzeyi de yükselmekte ve topukta yenilmeler ortaya çıkabilmektedir. Bu süreç, bazen Romanya Baia Mare’deki gibi barajın taşmasına da neden olabilmekte ve barajı yıkabilmektedir.

Baraj gövdesi sızdırmaya başlarsa borulanma denen bir süreç başlayabilmekte ve bu da Guyana’daki Omai barajında olduğu gibi toplu bir yıkıma neden olabilmektedir.

Baraj gövdesi hızla yükseltilirse, bu da barajın içinde biriken aşırı yüksek gözenek suyu basınçlarından ötürü göçmeye neden olabilmektedir.

Dünyadaki atık barajlarının sayısı çok olduğu gibi, ne yazık ki bu barajlarda yaşanan kazaların da sayısı çoktur. 1971’den bu yana bu tür 25 büyük kaza olduğu bildiriliyor[5]. Bunlardan yalnızca altın madeni ve işletmelerinde olan bir kaçı aşağıdaki şekilde sıralanabilir,

·        1975, Madjarevo, Bulgaristan, barajdaki atığın tasarlananın üzerine yükselmesi nedeni ile hasar görmüş ve 250.000 m3 atık boşalmış;

·        1978, Mochikoshi, no.1, Japonya, deprem sırasında sıvılaşma sonucu hasar görmüş, 80.000 m3 atık boşalmış ve 1 kişi ölmüş, atıklar vadide 7-8 km akmış;

·        1978, Arcturus, Zimbabwe, günlerce süren yağış sonucu atık 30.000 ton boşalmış, 1 kişi ölmüş;

·        1985, Olinghouse, Wadsworth, Nevada, ABD, doygunluk artınca baraj gövdesi çökmüş ve 25.000 m3 atık vadide 1.5 km akmış;

·        1993, Marsa, Peru, taşma sonucu yıkılan barajdan ötürü 6 kişi ölmüş;

·        1994, Harmony, Merriespruit, Güney Afrika, şiddetli yağışlardan sonra baraj duvarı göçmüş, 600.000 m3 atık boşalmış bir kasaba büyük hasar görmüş ve 17 kişi ölmüş;

·        1995, Omai, Guyana, borulanma sonucu baraj gövdesi yıkılmış, 4.2 milyon m3 siyanürlü atık boşalmış ve Essequibo ırmağında 80 km akmış;

·        1995, Placer, Surigao del Norte, Filipinler, Barajın temelinde yenilme olunca 50.000m3 atık boşalmış ve 12 kişi ölmüş;

·        1995, Golden Cross, Yeni Zelanda, 3 milyon ton atık barındıran barajın süregelen hareketi;

·        1999, Placer, Suriago del Norte, Filipinler, yıpranan bir borudan atık boşalması sonucu 700.000 ton siyanürlü atık boşalmış, 17 ev bunun altında gömülmüş ve 5 kişi kaybolmuş;

·        2000, Baia Mare, Romanya, aşırı yağışlar sonucunda baraj taşıp bir yerinden yırtılınca 100 bin m3 siyanürlü akışkan Tizsa ve Tuna ırmaklarına boşalmış;

·        2001, Goldfields ve Satellite Goldfields, Whassa, Gana’da, aşırı yağışlardan sonra 15 gün ara ile iki baraj hasar görüp çevreye boşalmış.

Bunların dışında, başka metallerin işletildiği işletmelerin atık barajlarında da çok önemli kaza kayıtları veriliyor[6]. En büyük can kaybı 1985’te İtalya’da bir fluorit işletmesinin barajı göçünce yaşanmış ve 268 kişi ölmüş.

Uluslararası Büyük Barajlar Komitesi-ICOLD’un bir çalışmasında[7], 1998’e kadar bilgi toplanabilmiş olan 500 kadar atık barajı hasarının %24’ünün yenilme-yıkılma, %42’sinin onarım gerektirecek boyutta hasar ve %34’ünün de kaza boyutunda olduğu belirtiliyor. Yıkılmaların büyük bölümü taşkından, hasarların büyük bölümü de savak ve öteki yapılardaki sorunlardan kaynaklanmış. Bu sorunların 1960’ların ortalarından sonra arttığı anlaşılmaktadır. Yıkılmaların %63’ü 20 m’den alçak barajlarda görülmüştür. İncelemeler,  dolduğu için kapatılıp terkedilmiş birçok barajda da bu tür sorunlar yaşandığını göstermektedir. En sık karşılaşılan hasar nedenleri toplu duraysızlaşma(kayma), taşkın ve depremdir. 1969-79 arasındaki onyılda, her yıl en az bir önemli kaza yaşanmış iken; 1979-89 arasında 13 kaza olmuş; 1989-99 arasında ise önemli kaza sayısı 21’e çıkmıştır.

Ovacık altın işletme tesisinin atık barajı 15 ha alanlı, dolgu yüksekliği 30 m ve 1.600.000 m3 atık alabilecek ve üç aşamada yapılacak şekilde tasarlanmış ve ilk aşaması yapılmıştır. Barajın ilk aşamadaki ana seddesi 220 m taban genişliğinde ve +72 m kotuna kadar (daha sonra +80 m kotuna çıkarılacak) sıkıştırılmış kaya dolgu ile yapılmıştır. Seddenin iç yandaki şevi 1/3.5 eğimlidir. Seddenin gelecekte önce bir kerede 8 m yükseltilmesi ve mansap tarafına doğru genişletilmesi; daha da sonra mansap tarafına 180 m taban genişliğinde kaya dolgu ile ek bir destek yapısı yerleştirilmesi planlanmıştır.

Prof Vardar (1999)[8], baraja ilişkin mühendislik jeolojisi modelinin, geomekanik ve geodinamik modellemenin, geoteknik koşulların yeterli olduğu düşüncesindedir. Vardar’a göre havuzun su dengesi iyi değerlendirilmiş, kullanılan malzeme iyi seçilmiştir. Bu konular aşağıda ilgili alt bölümlerde ayrıntılı olarak tartışılacaktır.

Barajın göl tarafındaki iç yüzeyi, 50 cm kalınlığında kil tabakası, üzerinde 1.5 mm kalınlığında yüksek yoğunluklu polietilen (HDPE) geomembran yaygı, üzerinde yine 20 cm kalınlıklı kil tabakası ve en üstte 20 cm kalınlığında çakıllı filtre tabakası ile kaplanmıştır. Bu çakıl tabakasının içine 20 m aralıklarla 80 mm çaplı delikli drenaj boruları döşenmiş ve bunlar jeotekstil ile sarılarak borulara yalnızca suyun girebilmesine olanak bırakılmıştır. Bu borularla toplanacak olan atığın içinden süzülen su taban kotu 53.80 m olan bir rögara ulaşacak ve buradan da beton gömlek içindeki 100 mm çaplı dört boru ile toplama kulesine iletilecektir. Rezervuarın ortasındaki toplama kulesi 0.35 m et kalınlıklı ve 2.4 m iç çaplı betonarme bir yapıdır. Kulenin çevresi kaya dolgu ile korunmuştur. Kulenin içinde toplanan su bir dalgıç pompa ile tesise basılacaktır.

Normandy’nin uyguladığı projeye göre Dönek Dere’den gelecek olan su da atık barajının memba seddesinin arkasındaki küçük bir rezervuarda toplanacaktır. Bu su, tesisin gereksinimi durumunda kullanılmak üzere tesise iletilebilecektir. Bu sedde, başlangıçtan  +80 m yükseltisine kadar yapılmıştır ve özellikle taşkın durumunda sellenen suyun atık barajına girmesini engellemesi beklenmektedir. Burada biriken 60000 m3 su tesiste kullanılmak üzere saklanacak, belli bir düzeyi aşınca da yapılmış olan kuşaklama kanalına akacaktır. Kanalın trapez kesitli, taban genişliğinin 3 m, derinliğinin 1.5 m ve şev eğimlerinin 1/1 olduğu bildirilmektedir. 450 m uzunluklu kanalın yüzeylerinin kaplanmadığı belirtilmektedir. Prof Vardar’a göre bu kanal taş ve molozla dolmayacak şekilde bakımının yapılması durumunda sürekli olarak hizmet verebilecek özelliktedir. Bu konu da, aşağıdaki taşkın olasılığı bölümünde tartışılacaktır.

Normandy, her fırsatta ve ısrarla “Ovacık madeni, 2000 yılında Romanya’da meydana gelen büyük siyanür taşması üzerine hazırlanan raporda Baia Mare Kazasını Değerlendirmek Üzere Uluslararası Görev Gücü tarafından yapılan tavsiyelere uymaktadır ve pek çok durumda bunları aşar” görüşünü savunmakta[9].

Normandy’nin Ovacık atık barajının olumlu yanları olarak vurguladığı özellikler, barajın bir kerede yapılmış oluşu (ki aslında üç aşamada yapılacağı anlaşılmaktadır); kayma yenilmesine karşı yüksek güvenlikli tasarlanıp DSİ denetiminde yapılmış olması (bu savın doğruluğu da aşağıda tartışılacağı gibi, kuşkuludur); geçirimsizleştirilmesi için kil tabakasına ek olarak 1.5 mm kalınlıklı bir HDPE yaygı serilmiş olması; barajdan dışarıya deşarj yapılmayacak olması (bu özellik bir yandan ABD’li uzman Walline tarafından eleştirilmekte (Tübitak Raporu Ek.10), ayrıca bu konudaki kuşkular aşağıdaki ilgili bölümde de tartışılmaktadır); atılan suyun içindeki siyanürün parçalanmış ve bu sudaki ağır metallerin duraylılaştırılmış olması; atık suyun barajdan çekilip işletmede kullanılacak olması; taşkına karşı kaynak tarafında bir gölet yapılmış ve burada su biriktiğinde bunu uzaklaştıracak çevirme kanalları yapılmış olması (bu konu da aşağıda tartışılmaktadır); baraj dolmaya başladığında gövdenin önüne kaya dolgu ile destekleme yapılmasının tasarlanmış olmasıdır. Bunların olumlu olduğu, güvenliği arttırdığı ve barajın bir sorunla karşılaşması durumunda bile çevreye saçılacak atık çamurun daha az zarar vermesini sağladığı düşünülebilir. Bu güvenlik önlemlerinin çoğu 1991 projesinde yok iken; ancak, ÇED sürecindeki eleştiriler ve yargının koyduğu yasaklar sonrasında gündeme getirilmiş olsa da, bu noktaya gelinmiş olmasının olumluluğu yadsınamaz. Ancak, bunların sözü edildiği gibi baraja ilişkin riskleri bütünü ile ortadan kaldırmış olmadığı ve Ovacık atık barajına ilişkin ciddi bazı güvenlik eksiklikleri ve riskler olduğu yönünde de çok ciddi görüşler ileri sürülmektedir.

Her şeyden önce, yukarıdaki alıntıdaki Normandy’nin savlarının pek de söylendiği gibi olmadığı bilinmektedir. Romanya, Baia Mare’deki baraj da Ovacık’taki ile yaşıttır. Yeni bir barajdır. Ne var ki bu barajın, üretim ilerleyip dolmasını sürdürdükçe sürekli olarak inşa edilip yükseltilmesi tercih edilmiştir ve sakıncaları bilinen bu yolun yerine Ovacık’ta barajın üç aşamada yapılması yolu seçilmiştir. Baia Mare barajında, atık çamurun kaba ve ince daneleri hidrosiklonlarda ayıklanmakta ve kaba gereç baraj gövdesini yükseltmekte kullanılırken, ince gereç havuza atılmaktadır. Bu yönü ile de Bergama barajının üstünlüğü açıktır. Öte yandan, Baia Mare barajından da Ovacık’taki gibi çevreye deşarj yapılmaması tasarlanmıştır. Bu barajda biriken su da yeniden kullanılmaktadır. Bu barajın tabanına da geçirimsizliği sağlamak üzere geomembran yaygı konmuştur. Bu yönleri ile de her iki barajın birbirine benzerliği ortadadır. Ovacık barajının Baia Mare’dekine bir başka üstünlüğü de serbest siyanürün parçalanmış olması ve barajda pH kontrolu yapılmaya çalışılmasıdır. Bu nedenle de, dışarıya taşma durumunda, Ovacık çevresindeki canlı yaşamda Baia Mare çevresinde olduğu şekilde ani ölümler az olacaktır. Ama, uzun süreli etkilerin birbirinden farklı olması için hiç bir neden bulunmamaktadır. Uzun süre içinde çevreye yayılan atıktaki siyanürlü bileşikler yeniden siyanürün kendisine dönüşecek ve zehirli etkisini gösterecek; atık çamurun içindeki ağır metaller çevredeki canlı yaşamı olumsuz etkileyecektir. Bir başka fark ise, Baia Mare barajının Ovacık’takinin nerede ise 3 katı büyüklükte oluşudur.

Bütün bu benzerlik ve farklara bakılarak Ovacık’taki barajın yarattığı çevre riskinin Baia Mare’dekinden az olduğu söylendiğinde abartılmış olmaz. Ancak, Baia Mare’deki kaza barajın ne bu sayılan benzerliklerinden ve ne de farklılıklara konu olan özelliklerinden kaynaklanmıştır. Ne yazık ki, iki baraj arasındaki en can alıcı benzerlik Baia Mare kazasının nedeni olan benzerliktir, her ikisinin de güvenilmez hidrolik verilere göre tasarlanmış ve yapılmış olmasıdır. Ovacık için önceki bölümlerde kısmen değinilen ve aşağıda tartışılacak olan eksik ve çelişkili hidrolik verilere dayalı tasarımın acı sonuçları, Baia Mare’de yaşanmıştır. Gerek Birleşmiş Milletler (UNEP/OCHA)[10], gerek Avrupa Birliği (Uluslararası Görev Gücü)[11] ve gerekse Romanya’lı bilim insanları[12] Baia Mare kazasını, barajın tasarımında yağış ve taşkına ilişkin hidrolik hesapların yanlış olması, barajın bu yanlış veriye göre yapılması ve barajın gözlem ve yönetim eksikliklerinin olmasına bağlamaktadır.

Ovacık’ın da buna benzer bir risk altında olduğu düşünülmektedir. TÜBİTAK Raporu’nda Prof Yazıcıgil de(Ek.6) Ovacık atık barajı için bugünden aynı yanlışlıklara dikkat çekip varolan büyük riski vurgulamaktadır.

Ne var ki Normandy, Baia Mare felaketi karşısında hep çelişkili tepkiler vermiş ve iki baraj arasında benzerlikler kurulmasından duyduğu endişe, yapılan açıklamalarda ağırlık taşımıştır. Kaza ilk olduğunda, önce bunun önemini küçümsemeye yönelik açıklamalar yapılmıştır. Daha sonra, yıkılan barajı işleten şirketle Normandy’nin hiç bir ilgisi olmadığı duyurulmuştur.[13] Kısa bir süre, değinilen kazadan sonra balık ölümlerinin siyanürden değil, suyun bulanması ve oksijenin azalmasından olduğu savlanmıştır.[14] Bundan sonra Şirketin 21 Ağustos 2000 günlü basın açıklamasında “Romanya’daki kazayı, elbette, mazur görmek mümkün değildir ve gereği de yoktur. Ancak, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) raporuna göre nehirde görülen kirlilik bu kazadan çok önce diğer sanayilerin neden olduğu kirliliktir ve kısa bir zaman sonra ekolojik denge yeniden kurulmuştur. BM uzmanları bu kazadan çıkardıkları derslerle, Avrupa’da bir daha bu tür kazaların olmaması için mevcut madencilik standartlarının geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunmaktadırlar. Bu öneriler, Ovacık Altın Madeni’nde zaten uygulanmış durumdadır. Ovacık Altın Madeni’nde alınmış olan çevre tedbirleri, UNEP tarafından Avrupa için önerilen standartların çok üzerindedir.” denmektedir[15].

Kaza sonrasında ortaya çıkan kirliliğe ilişkin yeni bilgiler geldikçe açıklamanın içeriği de değişmiştir.

Normandy’nin web sayfasında daha sonra bu savı pekiştirmek üzere iki barajın kıyaslaması yapılmakta ve yukarıdaki kıyaslama yinelenmektedir[16]. Ancak, yukarıda da vurgulandığı gibi iki baraj arasında Ovacık’takini üstün kılan farklar olduğu gibi, ne yazık ki Romanya’daki barajın yılılmasına neden olan taşkın tehlikesi açısından da büyük bir benzerlik vardır.

Yine Normandy’ye göre barajın göçme olasılığı bulunmadığı, Büyük Barajlar Uluslararası Komisyonu’nun rehber kurallarına dayanılarak bir yabancı mühendislik kuruluşuna yaptırılan değerlendirme ile de olumsuz bir risk bulunmadığının saptandığı belirtilmektedir[17]. Ancak, bu yabancı mühendislik kuruluşu raporunun, bir felaket ile karşılaşıldığında bundan zarar görecek olan çevre halkı ve ülkemizin mesleki ve sivil toplum örgütlerince eleştirilebilmesi için açıklanması zorunludur. Açıklanmadığı sürece, böyle bir raporun varlığından rahatlık ve güven duyamamak için bir çok neden ileri sürülebilir. Örneğin 1996’de İspanya Sevilla’da Los Frailes Maden İşletmesi’nin atık barajı 25 Nisan 1998’de göçüp 6000 hektar tarım alanını ağır metal yüklü asitli çamurla kaplayıp, İspanya’nın en önemli ikinci doğal koruma alanı Donana Ulusal Parkı’nı tehdit etmeden kısa bir süre önce, 14 Nisan 1998’de işletmeci Boliden’in danışmanlığını yapan, atık barajının tasarım ve yapımını da gerçekleştirmiş olan Geocisa firmasının yaptığı yeni çalışma sonunda hazırladığı ve kazadan 5 gün önce teslim ettiği böyle bir inceleme raporunda barajda hiçbir duraylılık riski saptanmadığının belirtilmiş olmasından daha uyarıcı ne olabilir.[18] Atık barajlarının yenilmesi durumunda ortaya çıkan yalnızca bir taşkın sorunu değildir. Bu taşkın, kalıcı bir kirleticiliğe sahip zehirli çamurların çevreye yayıldığı bir taşkındır. Bu kaygı ile, tarafımızdan bir model tasarlanmış ve bir duraylılık değerlendirmesi yapılmıştır. Bu değerlendirmede ne denli tutucu kabuller yapılmış olursa olsun, beklenen deprem yükleri altında güvernlik katsayısının 1’den çok küçük olduğu bulunmuştur. Aşağıda ilgili bölümde tartışılacak olan bu husus, barajın toptan göçme riskinin yüksek olabileceği kuşkusunu pekiştirmekte ve bu nedenle, sözü edilen güvenilir yabancı şirket raporunun açıklanmasını ve tartışılmasını isteme konusunda ısrarlı olunması gerektirmektedir.

Yine, Normandy (ve TÜBİTAK Raporu) bu barajın dünyadaki en son teknoloji ile yapılmış, örneği olmayan bir baraj olduğunu savunuyor. Ancak, atık barajlarından ötürü yaşanan yaygın sorunların bu konuda sürekli araştırmalar yapılmasına neden olduğu ve yenilikler elde edildiği ise göz ardı ediliyor. Söz gelimi bunların arasında, barajdaki birikimin GPS ile sürekli olarak gözlemlenmesi, özel bilgisayar modelleri ile bu verilerin sürekli çözümlenmesi, bazı yerlerde thickener’lar ile atıktaki suyun önemli bir bölümünün alınması, bazı yerlerde düşey drenlerle atığın suyunun alınması, bazı yerlerde atığın depolanmadan önce filtrelerden geçirilerek bütün suyu alınıp katı durumda (paste) depolanması, bazı yerlerde de sentetik gereçten yapılan geocellular dokularla tutulması sayılabilir. Normandy’nin Ovacık’taki atık barajının en son teknoloji ile değil, alışılmış teknoloji ile; bazı bakımlardan olumlu, bazı bakımlardan ise üstünkörü tasarlanıp yapıldığı, yukarıda yapılmış ve aşağıda yapılacak tartışmalar ve açıklamalardan anlaşılıyor.

Konuyla ilgili uluslararası yazında, böylesi bir barajın tasarımı öncesinde bazı mühendislik parametrelerinin belirlenmesi istenmektedir. Bunların başında, en az, en çok ve ortalama atık üretim debisinin; katı oranı ve bunun hangi aralıkta değişeceğinin; tesisin alabileceği en çok atık miktarının; dönüş suyunun maksimum kapasitesinin; atık çamurunun reoloji özelliklerinin bilinmesi gereği  gelmektedir. Atık ile ilgili olarak, dane boyu dağılımı ve danelerin özgül ağırlığının; Atterberg Limitinin, plastisite ve büzülme indisinin; depolanmış durumda geçirimliliğinin; çökelme özelliğinin, kalınlaştırma gereksiniminin; kalınlaştırma, çökeltme ve pompalama gereksinimin değerlendirilebilmesi için reoloji özelliklerinin; pompalar, borular ve vanaların tasarımında göz önünde bulundurabilmek üzere aşındırıcılığının; jeokimyasal ve mineralojik özelliğinin bilinmesi gerekmektedir. Bu özelliklerin işletme süresince cevher çıkarma derinliği arttıkça değişebilirliğinin de göz önüne alınması istenmektedir. Bunların, kalınlaştırma, kumsallaştırma, depolanmış atığın kuruma ve direnç kazanması, su salma ve yüklenmesi, kabuk oluşturma ve toz oluşumu, büzülme davranışı, vb gibi bazı saha testleri ile denenmesi de salık verilmektedir. Bunların bazıları için küçük pilot tesisler kurulması bile, konunun önemi nedeni gerekli görülmektedir.

Bu konularda ne firmanın yayınlarında ve ne de TÜBİTAK Raporu’nda açık bir bilgi, bir değinme yer almıyor. Oysa bunlar son derece önemli mühendislik verileri ve böyle bir projenin yeterliliğini değerlendirmek üzere görev yüklenmiş olan uzmanların bunlardan habersiz ya da bunları önemsemiyor olmasını düşünmek bile, vahim.

Bu verilere dayanılarak yapılacak tasarımda aranan ölçütler arasında da, atık yüzeyinin ortalama eğimi; katı atık yüzeyinin izin verilebilir yıllık yükselme hızı; etkili depolama alanı; bendin izin verilebilir en büyük şev eğimi; aşınmaya karşı ve rehabilitasyon amacı ile kullanılacak gerecin en az kalınlığı ve özellikleri; tasarım sellenmesi (mm, süresi ve yinelenme süresi); böyle bir yağıştan sonra baraj sırtı ile en yüksek su düzeyi arasında razı olunabilecek en büyük yükseklik farkı (bunun 0.50 m’den az olmasına izin verilmiyor); yıllık ve aylık ortalama yağışlar; yıllık ortalama buharlaşma değeri; tasarım depremi özellikleri; vb’nin olması gerekir.

Batı Avustralya’da atık barajlarının tehlike sınıflamasının yapıldığı ve tehlike sınıfı düşük olan yapılarda daha duyarsız tasarım ve yapım verileri kullanıldığı belirtilmektedir.[19]

Bu açıdan bakıldığında, yerleşim yerlerinin içinde, tarım ve turizm alanlarının bitişiğinde, kullanılmakta olan bir yer altı suyu akiferinin üzerinde ve birinci derece deprem bölgesinde yapılan Ovacık atık barajının en yüksek tehlike sınıfında düşünülmesi ve tasarım, yapım ve işletmesinde en büyük özenin gösterilmesinin istenmesinden daha doğal bir şey olamaz.

Zemin Koşulları

Atık barajı yapımı için seçilen yerlerde ayrıntılı bir jeoteknik araştırma yapılması zorunlu tutulmaktadır. Bu amaçla, örneğin 100 ha’lık bir tesis için en az 20-40 gözlem çukuru ve 5-10 araştırma sondajı yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Normandy baraj yerinde 14 sondajlı bir araştırma programı uygulanmış olması niceliksel olarak doyurucu görünmektedir.

Menba seddesi ana kayanın, ana sedde ve sonradan yapılacak ek destek dolguları ise 30 m’ye varan kalınlıklı alüvyonların üzerinde yapılacaktır. TÜBÜTAK Raporu’nda, üzerinde çalışılan eski raporlardaki zemin parametreleri, özetle de olsa aktarılmamıştır. Bu nedenle, zemin kesitinin, özellikle de alüvyon kesitinin jeoteknik parametreleri konusunda dolaysız bir veri incelenip tartışılamamaktadır.

Ancak, başlangıçta 22 m, tamamlandığında 30 m yükseklikte olacak seddeden zemine 500 kPa’yı aşacak mertebede düşey yükler aktarılacak ve bu yükler alüvyon kesitine taşıtılacaktır. Prof Vardar, taşıma gücü açısından 1.44’lük bir güvenlik katsayısının sağlandığını söylese de, zemin kesiti ve farklı tabakaların geoteknik parametrelerinin ayrıntıları görülmeden alüvyon için böyle bir değerin sağlanabileceğini benimseyebilmek pek kolay görünmüyor. Üstelik nasıl olup da bu önem ve boyutta bir yapıda güvenlik katsayısının 2.5-3.0’ten aşağıda kalmasına razı olunabileceği de tartışmayı gerektirir bir husustur. Hiç bir geoteknik değerlendirmede, çok daha önemsiz bir yapı için bile taşıma gücünün güvenlik katsayısı için 3’ten küçük bir değer kullanıldığı görülmemektedir.

Ayrıca, böyle geniş oturumlu bir yapıda taşıma gücünden daha çok oturmaların irdelenmesi önem taşımaktadır. Bu konuda da, TÜBİTAK Raporu’ndaki Jeoteknik Değerlendirme’de bir değinme yoktur. 30 m kalınlığındaki Alüvyon’da, böyle genç bir çökel istifinde 500 kPa’yı aşan düşey uniform yüklerin altında ortaya çıkabilecek elastik ve konsolidasyon oturmalarının önemli mertebede olması beklenir. Jeoteknik değerlendirmenin, oturmaların seddeye nasıl yansıyacağı ve bu yolla ortaya çıkacak biçim değiştirmelerin geomembran yaygıda nasıl gerilmeler yaratacağı tartışılmadan, tamamlanmış olduğu kabul edilemez.

Tesisteki öteki yapıların yerleştirildiği yerlerdeki zemin koşulları hakkında bir bilgi verilmemektedir. Buralarda genellikle kaya ortamın yer aldığı öngörülse de bazı yapıların ince de olsa dolgu üzerine yerleştirilmiş olması olasılığı göz ardı edilemez. Bazı temellerin sığda kalmış olabileceği ve deprem yükleri altında bu yapıların güvenliğinin titiz biçimde irdelenmesi gerektiği düşünülmektedir.

Yapımda Kullanılan Gereç

DEÜ (2000) Raporu’nda, atık barajının yapımında kullanıldığı belirtilen gerecin sağlanması ve taşınmasına ilişkin belgelerin, irsaliye, fatura, gümrük kayıtları, güvence belgeleri, vb belgelerin dosyalarda bulunması gerekliliği anımsatılıyor. Bunlar konusunda, sızdırmazlık sağlamak amacı ile kullanılan kil ve jeomembran konusunda kesin bilgi edinilmeden yapılan sızdırmazlık değerlendirmelerinin varsayımlar üzerine kurulduğu açık.

Sızdırmazlık sağlama amacı ile kullanılan HDPE yaygı için üreticilerin 20 yıllık ömür güvencesi verdiği bilinmektedir. Oysa, pek çok kaynakta işletme sonrasında da risklerin on yıllarca sürdüğü belirtilmektedir ve sızdırmazlık kabulü üzerine kurulmuş olan yapının bu özelliğinin uzun süre korunması gerektiği açıktır. 20 yıllık güvence süresi sonrasında barajın durumu ne olacaktır?

Yine bu gereç ile ilgili olarak üreticilerince verilen güvenceler asit ortamlara dayanıklılık yönündedir. Bu yaygıların, çok yüksek pH’lı bazik ortamlardaki dayanımı konusunda bir araştırma olmadığı ve bir güvence verilmediği de bilinen bir gerçektir.

Prof Eyidoğan (1999)[20], baraj tabanına yayılan jeomembranın bir deprem sırasında yırtılmasının ancak “yer hareket ivmesinin 0.3-0.4 g arasında bir değeri aştığı zaman görülebilecek bir deplasman” ile olanaklı olduğunun belirtildiğini ve durağan durumundan bu mertebede uzamayla gerilen jeomembranın yırtılmayacağının yapımcı firma tarafından güvence altına alındığını belirtmektedir. Ancak, Prof Eyidoğan’ın raporunun “kaynaklar”ı içinde bu güvenceye ilişkin bir metine değinme yapılmamış oluşu da dikkati çekmektedir. Bu güvencenin sözlü olmaması beklenir.

Eyidoğan (2002)[21] bu konunun önemini, “Baraj tabanındaki geçirimsiz yaygı ile ilgili olarak görüş ilgili raporlardan alıntı yapılarak ‘Ana barajın menba tarafındaki yüzeyi ve baraj alanını kaplayan jeomembranın  barajı etkisine alan bir depremde yırtılması için gerekli maksimum deplasmanın ancak yer hareket ivmesinin 0.3 g ve 0.4 g arasında bir değeri aştığı zaman yaratılabileceği belirtilmiştir. Stabil durumundan bu mertebede uzamayla gerilen jeomembranın yırtılmayacağı yapımcı firma tarafından garanti edilmiştir’ şeklinde verilmiştir. Dolayısıyla bu cümle ile 0.3 –0.4 g arasındaki ivme değerinin kritik bir değer olduğu anımsatılmıştır.” açıklamaları ile vurgulamaktadır.

Değinilen ivmelerin, beklenenden açıkça küçük oluşu bir yana bu güvencenin neye dayandığı konusunda da açıklanan bir veri bulunmayışı rahatsız edicidir. Bu konu, kısa bir değinme ile geçiştirilmemesi gereken önemdedir. Farklı atık yükleri altında ve farklı yer hareketlerinin etkisi altında yaygının ne boyutta gerilmelerin etkisi altında kalacağı ve yapımcının verdiği limit gerilmelerin neler olduğu değerlendirmeyi gerektiren bir sorundur. TÜBİTAK Raporu’nun, bu görevi ihmal ettiğini söylemek haksızlık olmayacaktır.

Atık barajlarının ekonomisinde önemli bir etken, toprak işlerinin optimize edilebilmiş olmasıdır. Olabilecek en az kazı, dışarıdan sağlanacak yapı gerecinin olabileceği kadar az olması ve olabilecek en az taşıma ve dolgu yapılması arzu edilir, bu uygulamalarda. Bu açıdan yaklaşılınca, Normandy’nin barajı neden bir kerede ve işletme başlamadan yapıp tamamlamamış olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Gerçekten de, barajın ilk aşamasının yapımında ocağın açık işletmesinden çıkarılan yan kaya, pasa kullanılmıştır; sonraki aşamalarda da bu kullanılacaktır. Bu bir yandan, dışarıdan yapı gereci alınmasını gereksiz kılmış; bir yandan da pasa dökümü için yer aranması gereksinimini ve bulunduğunda bunun maliyetini ortadan kaldırmıştır. Bunun, zaman içinde yavaş yavaş kurulan barajların sorunlarından kurtulmaktan çok, işletmenin bütününde kolaylık ve ucuzluk sağlamak için yapıldığı anlaşılmaktadır. Üstelik, barajın güvenliğinin arttırılması için yapıldığı belirtilen gövde önüne yapılacak sonraki eklemelerin de açık ocaktan zaman içinde çıkacak gerecin depolanmasına yönelik bir “uyanıklık” olduğu açıktır. Ancak, bu yolla ileriki bölümlerde tartışılacak, asit drenajı sakıncası gibi, bazı sorunlar da ortaya çıkmaktadır. İşin kötüsü, baraj gövdesinde ve sonradan önünde eklenecek seddelerde hiç bir çevre koruma önleminin alınmıyor oluşudur.

Atığın baraja iletildiği boruların, boru içinde kumlanmaya neden olmayacak akış hızlarını sağlayabilecek boyutta; atığın kimyasal bileşimi, fiziksel özellikleri ve reolojisine uygun gereçten yapılmış; akış durduktan sonra yeniden başlatılırken ortaya çıkacak gerilmelere dayanabilecek dirençte olması gerekir. Borular yer üstünde kolayca gözlemlenebilir şekilde ve bakım ve onarım için kolay ulaşılabilir yerden geçirilmelidir. Ayrıca, boru hattı boyunca olası sızıntıların toplanacağı bir koridor yapılmış olmalıdır. Atığın baraja boşaltıldığı borular, vanalar ve çıkış ağızları da atığın fiziksel ve kimyasal özelliklerine uygun olmalıdır. Bu konuda da doyurucu bir bilgi verilmemiş ve Tübitak Raporu’nda bunun da sorulması gereği duyulmamıştır.

Baraj çit ile çevrilmiştir.

Her yerine kolayca ulaşılabildiği ise söylenemez.

Duraylılık

Nisan 1998’de İspanya Los Frailes’teki atık barajının yenilmesi baraj gövdesinde değil, altındaki zemin kesitinde 14 m derindeki killerde oluşan bir makaslama yüzeyi boyunca olmuştur. Kısa süreli dayanımı açısından kayma dayanımı oldukça yüksek olan bu aşırı konsolide killi marndaki biçim değiştirmeler, konmuş bulunan inklinometrelerde son bir yıl boyunca kayıt edilen değişimlerle kendini hafifçe belli etmiş de olsa[22], sözü edilen sert killi marnda yapılan sondaj ve öteki testlerde alınan olumlu sonuçlar, bu tür killerde çok uzun sürede ortaya çıkan ani yenilmelerin öngörülmesini engellemiştir. Fiziksel Coğrafya ve Bölgesel Coğrafya Analizleri Dairesi’nden Rafael Baena Escudero, killerin bu yüksek kayma dayanımının aşılması ve yenilmesini, bu killeri oluşturan fillosilikatların şişme ve büzülme süreçlerine bağlamaktadır[23]. Başka bazı jeoteknik uzmanları da[24] bunu atık barajındaki asitli akışkanın, marnın karbonatlarını çözmesine yormaktadır. Bu örnek, oldukça yüksek dayanımlı bir zemin kesitinin bile uzun süre içinde ve belki de atıkların kimyasal etkisi altında birden yenilebileceğini ve atık barajlarının duraylılığı ile ilgili risklerin hiç bir zaman bütünü ile ortadan kaldırılamadığını ortaya koymaktadır.

Duraylılık çözümlemelerinde atığın konsolidasyon derecesi ve dolayısıyla gerilme durumu güvenle modellenemeyeceği için, atığın yerindeki (in-situ) kayma gerilmesinin düzenli olarak izlenmesi ve tasarımdaki kabullerin her zaman yeniden sınanması istenmektedir[25]. Ovacık atık barajının duraylılık değerlendirmesinde bu yolun izlendiğine ilişkin olarak ta, gelecekte bu yolun izlenebilmesi için kalıcı ölçü ve gözlem düzeneği yerleştirildiğine ilişkin olarak da hiçbir yerde, bu arada özellikle TÜBİTAK Raporu’nda da hiç bir bilgi ve not bulunmamaktadır.

Dolgu türü barajların deprem yükleri altında genellikle bir kayma yüzeyi boyunca yenilerek yıkılmadıkları bilinmektedir. Daha sık karşılaşılan zaaf, bendin doruğundaki bir oturma ve bunun üzerine barajın bu oturan kesimden taşmaya ve orayı oyarak yıkmaya yönelmesi ile ortaya çıkmaktadır. Bunun sonunda bendin arkasındaki atığın sıvılaşmasının da eşlik ettiği yıkıcı yenilmeler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, deprem yükleri altında duraysızlaşma sakıncası görülen barajlar için deprem tehlikesi, yarı duragan yöntemle örneğin Seed’in önerdiği yalın yamulma çözümlemeleri ile incelenir. Daha karmaşık durumlarda sonlu elemanlar çözümlemesi yapılır.

TÜBİTAK Raporu’nun EK.5‘teki bölümünde Prof Vardar Bishop Yöntemi ile yapılmış olan toplu göçmeye karşı duraylılık değerlendirmesi ile ana seddenin ilk aşamasındaki güvenlik katsayısının 2.44 bulunduğunu ve DSİ ölçütlerine göre yeterli güvenliğin sağlandığını belirtmektedir. Prof Vardar’a göre “uluslararası yeterliliği bilinen bir şirkete” yaptırılan ek kaya dolgu projesi ile bu güvenliğin daha da artacağı ve Gs=6.47 değerine yükseleceği ve bu nedenle güvenliğin çok yükseleceği anlaşılmaktadır. Deprem yükleri altında bu katsayıların sırasıyla 1.31 ve 2.23 bulunmuş olduğuna değinilmektedir. Bu değerlendirmelerde irdelenenin yalnızca kaya dolgunun dairesel bir yüzey boyunca toplu göçmeye karşı güvenliği olduğu açıktır. Açık olan bir başka şey de, bu değerlendirmelerin Prof Vardar tarafından denetlemediği; yalnızca güven belirtilen bu kuruluşların bulduğu sonuçların yinelediğidir.

Anlatılanlardan, değerlendirmenin seddenin taşıtıldığı doğal zemini, alüvyon tabakalarını kapsamadığı anlaşılıyor. Oysa, 30 m yüksekliğinde kaya dolgu ile yüklenecek olan doğal zeminde, bir iyileştirme çalışması da yapılmadığına göre, taşıma gücünden çok kayma güvenliğinin irdelenmesi doğru olurdu. Bu gerilmelerin altında alüvyonu oluşturduğu bilinen tabakaların bu denli yüksek güvenlik katsayılarını sağlayamayacağı düşünülmektedir. Rapor’da bu konuda açık bir bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle, yapılmış olan ve Tübitak çalışmasında değinilen duraylılık çözümlemelerinin kamuoyuna açıklanması büyük önem taşımaktadır.

Bu eksiklik duygusu ve sonuçların doğru olmayabileceği kaygısı ile atık barajı ile ilgili fiktif bir değerlendirme yapılması düşünülmüştür. Bunun için, barajın ilk aşamasında yapılan 22 m yükseklikli seddenin geometrisi göz önüne alınmıştır. Modeldeki birimlerin geoteknik parametreleri ile ilgili olarak oldukça tutucu kabuller yapılmaya çalışılmıştır. Dolgu kütlesinin daha yüksek birim hacim ağırlıklı kayadan yapılmış olmasına karşın, parçaların arasındaki boşluklar göz önüne alınarak, bu tabaka için olamayacağı kadar küçük, gn=20 kN/m3 değeri alınmıştır. Yine bu tür dolguların değerlendirilmesinde KGM’nce kabul edilen kayma dayanımı parametresi f=30° göz önüne alınmıştır. Sedde gerisindeki atık da oldukça hafif ve birim hacim ağırlığının gn=15 kN/m3 olduğu varsayılmıştır. Sonucu çok etkilemeyecek olmakla birlikte bu tabakanın kayma dayanımı da f’=5° kabul edilmiştir. Alüvyon kalınlığı 30 m alınmış(Seddenin ön yanında daha fazla olduğu açık), birim hacim ağırlığının gn=18 kN/m3; kayma dayanımının f=15° ve cu=30 kPa olduğu varsayılmıştır. Bu kabullerin hep bulunacak güvenlik katsayısını yükseltecek yönde olduğu düşünülmektedir. Son olarak, barajın tabanındaki geçirimsiz yaygıdan ötürü, olmayacak da olsa seddenin içinde yeraltısuyu olmayacağı varsayılmış ve yeraltısuyu düzeyinin yine güvenliği yüksek gösterecek şekilde alüvyon tabakasının üst yüzeyinin 3 m derininden geçtiği kabul edilmiştir. Tabanda, gn=22 kN/m3 f=40° ve c=20 kPa özelliğinde Ana Kaya var sayılmıştır. Çözümleme, ah=0.2 g deprem yükü için yapılmıştır. Bu değerlendirmenin sonunda bu kabuller için modelin alüvyon içinden geçecek bir dairesel kayma yüzeyi boyunca kayabileceği ve güvenlik katsayısının bir’den küçük olduğu görülmüştür. Kuşkusuz, değerlendirme gerçek verilere değil de kabullere dayandırılarak yapılmış olduğu için gerçek durumu yansıtmayabilir. Ancak, güvenliği böylesine arttıracak yöndeki kabullerle bile, üstelik baraj daha 22 m yüksekliğinde, alüvyon henüz fazla yüklenmemiş iken bile bu denli düşük bir güvenlik katsayısı bulunmuş olması, firma ve onun hizmet almış olduğu “uluslararası yeterliliği bilinen şirketin” açıkladığı katsayıları ihtiyatla ele almak gerektiği konusunda uyarıcı görünmektedir.

Bu konudaki savlara güvenmekle yetinilemez. Bu hesap ve değerlendirmeler açıklanmalı ve bir kaza durumunda bundan doğrudan etkilenecek olan yöre halkı adına yansız bilim insanları tarafından yeniden tartışılmalıdır.

Bu eksikliğin giderilmemesi vahim sonuçlar doğurabilir.

Ayrıca, bu duraylılık değerlendirmelerinin hangi yöntemle yapılması gerektiği konusunda, yukarıya alıntılanan uluslararası standartlara da hiç değinilmemektedir, TÜBİTAK Raporu’nda. Ne yazık ki, bu baraja ilişkin değerlendirmelerin atık barajlarının özgül koşullarının gerektirdiği yöntemlerle yapılmasının istenmesi yerine, DSİ’nin su toplama barajlarına uygulanan yöntemlerle yetinilmesi yerinde görülmüş, bu tür baraj örnekleri ile kıyaslamalar yapılmış ve bu konuda o denli ileri gidilmiştir ki, kıyaslama yapılan “İzmir'de Çamlı Barajı’nın henüz yapılmadığı görmezden gelin[26]miştir.

Barajın mansap seddesinin toplu şev eğiminin, yapılacak ek destekleme dolgularından sonra 1/13 gibi aşırı güvenli bir değer alacağı belirtilmektedir. Ancak, bunun gelecekte yapılacak olması nedeni ile değerlendirmenin başlangıçtaki duruma yöneltilmesi zorunludur. Üstelik, bu dolgular tamamlandığında, özel bir önlem alınmadan biraz da aşırı güvenlik duygusu ile gereken özen gösterilmeden yapılması durumunda, bunların kendi iç duraylılıkları da barajın bütünü için bir tehdit oluşturabilecektir. Bu tehditin tasarımcısı tarafından da algılanmış olduğu, olası bir kayma dairesini daha derine ve ileriye öteleyebilmek üzere ek destek seddesinin, mansap tarafında basamaklı düşünülmesinden anlaşılmaktadır. Ancak, bu önlem ancak barajın son aşamasında tamamlanmasından sonra işlev göreceği; oysa, daha birinci aşama sonu için yukarıda denenen çözümlemede bile yüksek risklerin olduğunun anlaşıldığı açıktır. Hele barajın ikinci aşaması tamamlandığında, yüksekliği 30 m’ye çıktığında en güvensiz dönemin başlayacağını öngörmek güç değildir.

Barajda oluşacak yaklaşık kumsal yamaç eğimlerine ilişkin hiç bir yerde bilgi yoktur. Oysa, örneğin sert kayadan türetilmiş ince atık çamurları için bunun % 0.3-1 arasında olması istenmektedir. Bunun doğru belirlenebilmesi için atığın kuru birim hacim ağırlığı önem taşımaktadır ve bu da, gerecin mineralojisi ve kuruma özelliklerine bağlıdır. Atığın ortalama kuru birim hacim ağırlığının öngörülmesinde 0.1 t/m3 yanlış yapılsa, depolama hacminin öngörülmesinde %10’dan çok yanlış yapılmış olacaktır. Oysa atığın konsolidasyon ve kuruma süreci; sonuçta hacimsel dağılımını, kalınlığını ve yüzeydeki eğimini etkilemektedir.

İşletme Koşulları

Atık barajlarının en düşük riske göre tasarlanması ve işletmesinin pratik ve güvenli olması gerekir.

Barajın tüm öğeleri çevreye zarar verilmesi olasılığına karşı özenle tasarlanmış; tasarım hedefleri ile kıyaslamalar yapılabilmesi için gözleme elverişli olmalıdır.

Bu boyutta bir barajdaki işletme sırasında kontrolların manüel olarak yapılması kabul edilebilir. Ancak, atık geliş debisinin ve dönüş suyu debisinin otomatik olarak kayıt edilmesinden vaz geçilmemelidir.

Ne yazık ki, Ovacık atık barajında yapımı planlanmış olan ölçü ve gözlemlerin hiçbiri duraylılığa ilişkin süreçlere yönelik değildir. Böyle bir yapılanma içinde, barajın toplu göçmesi tam bir sürpriz olacak; bunun belirtileri önceden görülemeyecektir. Oysa, İspanya Los Frailes atık barajındaki yenilmenin belirtilerinin daha bir yıl önceden inklinometrelerde görülmeye başlamış olması bunun önemini açıkça göstermektedir. Atık barajı göçmelerinden sonra yapılan teknik incelemelerde nerede ise ayrıcasız olarak, bu yöndeki ölçüm ve gözlem düzeninin eksikliği ya da kötü yönetimi başat nedenlerden olarak kayıt edilmiştir.

Ovacık atık barajında da taşkın, alüvyon tabakalarında fazla oturma ve bu tabakalardan geçecek bir yüzey boyunca oluşacak bir kayma ile topluca göçme riskleri yüksektir. Buna göre, barajda bu risklere karşı izleme ve gözlem düzenekleri kurulmamış, gözlemlerin yapılmıyor olması kabul edilemeyecek bir öngörüsüzlük ya da vurdumduymazlıktır. Barajda piezometreler, inklinometreler, ekstensometreler yerleştirilmeden ve bunlarda ölçümler yapılmadan risklerin gelişimi izlenemez ve bir felaketin gelişi hiç bir biçimde öngörülemez.

Sızdırmazlık 

DEÜ (2001) Raporu, atık barajı tasarım ve yapımında ve özellikle sızdırmaz yaygı döşenmesi konusunda DSİ’nin bir deneyimi olup olmadığını sorgulamaktadır.

Prof Yazıcıgil’in raporunda ise, geniş kapsamlı bir sızma değerlendirmesi yapılmaktadır. Ancak, bu değerlendirmede şirket için Temelsu(1993) tarafından yapılmış olan çalışmada verilen geçirimlilik değerleri tartışılmaksızın ve aynen esas alınmıştır. Daha önce de değinildiği gibi atık barajının tabanının geçirimsizleştirilmesinde kullanılan kil gerecin nereden sağlandığı, kullanılan miktar, fiziksel ve kimyasal özellikleri, seriliş ve yerleştiriliş yöntemi ve bir test yapılıp yapılmadığı konusunda herhangi bir bilgi yayımlanmış değildir. Çok daha sonra yapılan barajda kullanılmış olan kil tabakasının geçirimlilik değerinin, daha 1993’te hazırlanan Temelsu raporunda verilen değeri sağlayıp sağlamadığı herhangi bir yerde tartışılmamaktadır. DSİ denetiminde yapılmış olmasını bir güvence olarak görmek istenebilir; ancak, değerlendirme ve tartışmaların verilen sözler ya da kurumların saygınlıkları üzerinde değil, eleştirilebilir veriler kullanılarak yapılması gerektiğini kim yadsıyabilir ki? Geçirimsizlik sağlamak üzere kullanılmış olan HDPE yaygının olası sızıntılarının bir testle incelendiği ve Golder Associates tarafından belirlenen yırtık ve deliklerin daha sonra onarıldığı anlaşılmaktadır. DEÜ(2001), yapılan bu testler sırasında sızdırmazlık sağlamak üzere yayılan yaygıda yırtık ve çatlakların saptanmış ve onarılmış oluşuna ilişkin bilgilere değinerek, bu onarımların DEÜ(1991) ÇED Raporu’nda önerilmiş olan tekniklerle mi yapılmış olduğunu sormaktadır. Bu uygulamanın başarılı olmuş olması durumunda bile daha sonra, hele atık yüklemeleri sonrasında ortaya çıkabilecek gerilmelerin de yeni yırtık ve açılmalara neden olması şaşırtıcı olmaz. Böyle bir olasılığın sınanması için belirli dönemlerde benzer testler yapılıp yapılamayacağı da herhangi bir yerde tartışılmamıştır. Prof Yazıcıgil de, bu konuyu gündemine almamıştır.

Bu eleştirilerin ışığında, Prof Yazıcıgil’in verilen geçirimsizlik katsayılarını tartışmadan kullanıp hazırladığı modelleme sonunda bulduğu 23 m3/yıllık sızma miktarının pek fazla anlamlı olmadığı söylenebilir. Bu fiktif bir modelin sızdırma değeridir. Kullanılan gereçten ve yapım koşullarından kaynaklanan belirsizliklerden ötürü de sahadaki gerçek durumu yansıtması beklenemez. Üstelik bu sızdırma modelinde, barajın altındaki yeraltısuyu akiferinin koşulları bugünkü durumu ile değişmez kabul edilmiş ve ayrı bir bölümde tartıştığımız şekilde ocaktan aşırı yeraltısuyu çekimi zorunluluğu nedeni ile akiferdeki yeraltısuyu düzeyinde büyük düşümler ortaya çıkınca modelin hidrolik koşullarının değişeceği de göz önüne alınmamış görünmektedir. Yine, göz önüne alınmadığı görülen bir husus ta, yine ayrı bir bölümde tartıştığımız şekilde atık havuzuna basılması gerekecek olan suyun miktarının öngörülmesindeki yanlışlardır. Yazıcıgil, en kötü koşulları göz önüne aldığını belirterek sızma hesaplamasındaki modelde atık havuzundaki sıvı yüksekliğinin işletme döneminde 3.5 m ve kapanış sonrasında 0.35 m alındığını belirtmektedir. Oysa, gerek açık ve gerekse kapalı ocaktan çekilip atık barajına gönderilecek suyun hesaplanmasında yapılan yanlışı ve bunun öngörülenden en az on kat daha yüksek olacağını da başka bir bölümde kendisi dile getirmektedir. Bu durumda barajda öngörülenden çok daha yüksek su birikecek ve Yazıcıgil’in sızma hesabındaki bir başka parametre daha, yine olumsuz yönde değişecektir. Kısacası, Prof Yazıcıgil her ne kadar değerlendirmesini en olumsuz koşullara göre yaptığını belirtiyor olsa da, bu modelin yol gösterici olduğunu kabul etmekte güçlük yaşanmaktadır.

Kuşkusuz burada önemli olan sızacak su miktarının 23 m3/yıl mı, 2300 m3/yıl mı olacağından çok, bu su ile akifere taşınacak tehlikeli kimyasalların nitelik ve derişimidir. Prof Yazıcıgil, ayrıntılı bir değerlendirme yaparak siyanür, arsenik ve antimuanın saçılım ve yayılımını incelemiştir. Bu değerlendirmede yine şirketin verdiği atıktaki suyun kirletici yükü değerleri göz önüne alınmış ve katı fazda siyanatlar ve tiyosiyanürlere bağlanmış olan siyanürün, öteki ağır metallerin zaman içinde sıvı faza geçme olasılığı göz önüne alınmamıştır. Oysa, daha işletme sırasında bile barajın içindeki katı ve sıvı fazlar arasında etkileşim olabileceği, gerek DEÜ(2000) tarafından işaret edilen eksikliklerden ve gerekse bu metnin içinde vurguladığımız su dengesi öngörülerinin yanlışlığının sonuçlarından açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenlerle, gerek barajın tabanından Yazıcıgil’in hesapladığı değerlerin çok üzerinde bir sızma olacağı; ve gerekse, bu yolla sızacak suyun Yazıcıgil’in ve Normandy’nin öngördüğünün çok üzerinde ağır metal ve siyanür yüklü olacağı konusunda güçlü belirtilerle karşı karşıya oldunduğu düşünülmektedir.

Doğrudan baraj seddesinin gövdesine yağışlarla düşecek olan suyun süzülmesi ise kaçınılmazdır ve buna karşı bir önlem alınmadığı açıktır. Ne yazık ki, yapımda kullanılan gereç geçirimlidir. Sızmayı engelleyecek geçirimsiz çekirdek ya da bir yaygı da yapılmamıştır. Baraj gövdesinde ve sonradan eklenecek destekleme gövdelerinde bir filtre ve drenaj tabakası oluşturulmadığı da anlaşılmaktadır.

Duraylılığın korunabilmesi için bu yolla süzülen suyun denetimi gerekmektedir. Bu amaçla, süzülme modeli oluşturmak ve çözümlemesini yapmak gerekir.

Dünyadaki uygulamalarda, gövdenin içindeki gözenek suyu basıncının ve freatik su düzeyinin denetimi amacı ile yapılması istenen iç drenajların, su akışı ile yıkanıp gitmemesi, bunun için gerekirse drenajda kullanılacak geotekstil sargı yerleştirilmesi, vb istenmektedir.

Baraj gövdesi içinde bu yolla denetim altına alınmış da olsa, bu şekilde drene edilen suyun yanal olarak çevreye ya da düşey olarak yeraltı suyuna sızmasının da denetim altına alınmış olması istenmektedir.

Gövdenin mansap tarafındaki eteğinde mutlaka bir çökelme hendeği ya da açık topuk dreni yapılmış olması istenmektedir.

Ovacık atık barajında bu yönde bir önlem alındığına ilişkin bir açıklama yoktur.

Sellenme ve Taşkın Koşulları

Normandy’nin uyguladığı projeye göre Dönek Dere’den gelecek olan su, atık barajının memba seddesi arkasındaki küçük rezervuarda toplanacaktır. Bu su, tesisin gereksinimi durumunda kullanılmak üzere tesise iletilebilecektir. Bu sedde, başlangıçtan +80 m yükseltisine kadar yapılmıştır ve özellikle taşkın durumunda sellenen suyun atık barajına girmesini engelleyecek ve belli bir düzeye gelince yapılmış bulunan kuşaklama kanalından uzaklaştırılacaktır.

Atık barajlarının boyutlandırılmasında herşeyden önce drenaj alanının doğru belirlenmesi gerekmektedir. Bu tür bir ortam için 100 yılda bir, 72 saat sürecek en şiddetli yağışla ortaya çıkacak sellenmeye göre hesaplanacak bir akışın esas alınması istenmektedir[27]. Ovacık için bunun 24 saatlik yağış göz önüne alınarak yapıldığına ilişkin yarım bilgiler vardır. Kapanış sonrası için ise mevsimsel olarak art arda gelecek akışların göz önüne alınması gerekmektedir.

Prof Yazıcıgil (TÜBİTAK Raporu Ek.6), bu mühendislik yapılarının hesap ve tasarımında, Dönek Dere Havzası’nın en büyük taşkın piki değerinin, DEÜ (1991) çalışması sonuçlarına göre 24.6 m3/sn alındığını ve bu havzada bir istasyon bulunmadığı için analizlerin sentetik yöntemle yapıldığını belirtmektedir. “Drenaj kanalı boyutunu belirlemek üzere olası maksimum taşkınlar ve çeşitli tekerrür periyotlarındaki (2, 5, 10, 25, 50, 100 yıl) pik taşkınlar, toplama havzasında çeşitli tekerrür periyotlu yağış yükseklikleri kullanılarak hesaplanmıştır. Hesapların ayrıntıları DEÜ (1991) raporunda yer almaktadır. DEÜ(1999) tarafından yapılan çalışmada ise en büyük taşkın pikinin 53.3 m3/sn alınması önerilmektedir. Önerilen bu değer, proje hesaplarında kullanılan değerin yaklaşık iki katıdır.[28] Yazıcıgil’in dikkat çektiği gibi menba seddesi ve kuşaklama kanalı kesitleri, iki değişik zamanda önerilen, birbirinden iki kat farklı iki taşkın değerinden küçüğüne göre hesaplanmış ve tasarlanıp yapılmıştır. Önerilen büyük değerin doğru olması durumunda, bu kesitlerin taşkın durumundaki sellenmeyi atık barajından uzaklaştıramayacağı ve selin atık barajına dolmaya başlayacağı açıktır.

Sel suyu uzaklaştırma kanallarının erozyona karşı korunacak şekilde kaplanmış olması da istenen bir başka önemli önlem olmakla birlikte bunun da yapılmadığı ve yapılmasının düşünülmediği anlaşılmaktadır. Bu kaplamanın yapılmamış olması yalnızca erozyona açık olmasından değil, 1/1 gibi yüksek şev açıları nedeni ile  kayma ve kaya düşmelerinden ötürü de dolma ve beklenen akış debilerine hizmet verememelerine neden olabilir.

Öte yandan barajda toplanacak suyun tesiste yeniden kullanılmak üzere, göl ortasındaki bir yapı ile çekilmesi ve tesise pompalanması tasarlanmıştır. Bu yapının kapasitesi konusunda bir bilgi verilmemekle birlikte, belli ki tesisin su gereksinimine göre seçilmiştir. Yazıcıgil’in raporunda Eurogold AŞ tarafından hazırlanmış olduğu belirtilerek alıntılanan bir şemaya göre tesisten atık havuzuna 60.25 m3/saat, havuzdan tesise de 55.35 m3/saat su iletilecektir.  Ancak, aşırı yağışlardan ötürü gölde birikecek ya da yukarıda irdelendiği şekilde menba seddesinden taşarak göle girebilecek sel suyunun uzaklaştırılması için bu yapının amaca hizmet etmeyeceği ve bunun için bir önlem alınmadığı da anlaşılmaktadır. Özellikle bu tür aşırı yağışların yinelenmesi olasılığına karşı barajda biriken suyun yeterli sürede boşaltılabilmesi gerekmektedir. Bu konuda önerilen, 2 ila 4 haftayı aşmayan bir sürede yeni bir yağışa uygun bir hızla biriken suyun boşaltılabilmesidir. Oysa, normal koşullarda barajda bulunan suyun pH’ı siyanürün açığa çıkmaması için çok yüksek tutulacaktır. Ama, böyle bir taşkın nedeni ile pH’ı nötr düzeylerinde olan çok miktarda su baraja dolunca bu kimyasal denge bozulmuş ve siyanür salınma riski artmış olacaktır. Pekiyi, yeni bir taşkın olasılığına karşı 2 ila 4 haftayı aşmayacak bir sürede boşaltılması gereken ve kimyasal dengesi denetimden çıkmış olan bu su nereye boşaltılacaktır?

Su alma yapısı kulesinin bakım ve onarım için ulaşılabilir olması ve atıkların konsolidasyonundan kaynaklanacak düşey çekme gerilmelerine karşı da dirençli tasarlanıp yapılmaları gerekmektedir. Bu açıdan, kulenin çevresine kaya dolgu yapılmış olması yerinde bir önlemdir. Bu yapıların yapıldığı gerecin uygun seçilmesi ve (örneğin korozyona karşı) korunması da ayrıca istenmektedir. Tabandaki delikli drenaj borularının yapıldıkları malzeme bu açıdan önem taşımaktadır. Ancak, bunların özelliklerini öğrenme olanağı bulunamamıştır.

Barajdan çekilip kullanılmak üzere tesise pompalanacak olan suyun bir dönüş suyu havuzunda bekletilmesi uygun bulunmaktadır. Bu havuzun da, yukarıda değinilen amaçlara ve pompanın çok sık dur-kalklarını engellemeye yetecek kapasitede yapılması ve ayrıca  geçirimsizleştirilmesi gerekmektedir. Bu konuda bir bilgiye de rastlanılmamıştır.

Tesisin yukarıda irdelenen ve bunlarla ilintili başka sorunları açısından bir su girdi-çıktı değerlendirmesinin yapılması önem taşımaktadır. Bu konuda ne yazık ki çelişkili ve denetimi güç veriler bulunmaktadır. Prof Yazıcıgil, Eurogold AŞ(1999)[29] tarafından hazırlanmış bir su dengesi hesabını tartışmaktadır. Bu bilanço’daki değerler aşağıdaki gibi sıralanabilir :

Tesisin hamsu gereksinimi             kullanım için                   0.83 m3/saat

                                                Proses için                   3.80 m3/saat

                                    olmak üzere toplam                4.63 m3/saat olacaktır.

 

Tesise,                         Cevherle birlikte                                       1.10 m3/saat su gelecek

                                    Atık Havuzu’ndan da                                55.35 m3/saat su basılacak

                        böylece tesise toplam                        56.45 m3/saat su ulaşacaktır.

Atık Havuzu’na            Tesisten                                                60.25 m3/saat basılacak

                                    Yeraltı işletmesinden                              4.37 m3/saat basılacak

                                    Açık Ocaktan                                                 6.12 m3/saat basılacak

                                    Tesis alanına yağıştan gelen                  1.56 m3/saat boşaltılacak

                                    Yağışla havuza doğrudan                     10.81 m3/saat birikecek

                        böylece havuza toplam             83.11 m3/saat su ulaşacaktır.                           

Atık Havuzu’nda            Atıkta                                                     5.71 m3/saat su kalacağı

                                    Tesiste kullanılmak üzere de                         4.42 m3/saat suyun olacağı

                                    Buna karşılık                                     18.54 m3/saat su buharlaşacağı

                        belirtilmektedir

Bunların dışında             Kuşaklama Kanalı’na yağış ve süzülmeden        3.12 m3/saat su geleceği

                                    Memba seddesine gelen yüzey suyunun da        38.66 m3/saat olacağı

                        belirtilmektedir

Bu bilançoda bir karışıklık olduğu açıktır. Tesiste 4.63 m3/saat su gerekli ise neden barajdan tesise 55.35 m3/saat su basılsın? Tesise 56.45 m3/saat su ulaşırken buradan Havuz’a 60.25m3/saat su nasıl basılsın? Atık havuzuna 83.11 m3/saat su ulaşır ve bunun 55.35 m3/saat’lik bölümü tesise geri basılıp, 5.71 m3/saat’lik bölümü de atığın gözeneklerinde kalırsa kalan 22.05 m3/saat suyun 4.42 m3/saat bölümü tesise basılmak üzere depolanınca kalan 17.63 m3/saat su ne olacaktır? Övez(1999) “tesisin su ihtiyacı saatte 60 m3 olarak dizayn edilmiş olup su yağışlardan, yeraltısuyundan ve atık havuzundan geri devir ile temin edilmesi planlanmıştır.” derken de bu sayılara bir açıklık getirememektedir.

Tesis alanına gelen yağış suyu ve açık ocak ve yeraltı işletmesinden çekilecek suların doğrudan doğruya atık havuzuna verileceği kesindir. Bunun yanında, Prof Yazıcıgil tesisin 4.63 m3/saat olarak belirtilen kullanım ve proses gereksinimi toplamının iki yeraltısuyu kuyusundan çekilecek su ile sağlanacağına; ancak, DSİ’den sağlanan Kullanma Belgesi’nin bunun 20’de biri kadar olduğuna dikkati çekmektedir.

Yine, Prof Yazıcıgil şu konudaki değerlendirmesi ek bir su sorunu konusuna aydınlatıcı açıklamalar içermektedir : “Eurogold AŞ tarafından hazırlanan tesis su dengesinde açık ocak işletmesinden toz bastırma hariç 6.0 m3/saat (53000 m3/yıl), yeraltı işletmesinden ise 4.37 m3/saat(38000 m3/yıl) su geliri beklenmektedir. Ancak, Ovacık Altın Madeni açık ocak için Golder Associates Ltd(1991) tarafından hazırlanan “Jeoteknik Fizibilite Etüdü” incelendiğinde sadece açık ocağa, yağmur suyu hariç, yeraltısuyu geliri yaklaşık 60 m3/saat olarak hesaplanmıştır. Aşırı yağışlar sonucu ocak tabanında birikecek yüzey sularının 1-3 günde boşaltılabilmesi için öngörülen pompa kapasiteleri ise 80 m3/saat ile 250 m3/saat arasında değişmektedir. Görüldüğü gibi, yağmur suları dikkate alınmadığında bile açık ocağa oluşacak yeraltısuyu akımı, şirket tarafından hesaplanan rakamın (6.0 m3/saat) 10 katıdır. Eurogold AŞ tarafından hesaplanan su dengesinde açık ocağa gelecek suyun sadece yağmur suyu besleniminden kaynaklanacağı düşünülmüş olup, alüvyon ve andezit biriminden yeraltısuyunun gelmeyeceği varsayılmıştır. Yeraltı işletmesinden beklenen su gelirlerine ilişkin ayrıntılı hesap bulunmamaktadır. James Askew Asociates (1991) tarafından hazırlanan “Fizibilite Etüdü”nde yeraltı işletmesinden 10 lt/sn (36 m3/saat) suyun drene edileceği belirtilmekte ve bunun için –19 m ve - 100 m’lerde iki aşamalı pompa sistemi önerilmektedir. DEÜ(1999) tarafından yapılan hidrojeolojik etüt çalışmasında +5 m kotunda bulunan desandre aynasında biriktirilen ve belli aralıklarla pompalanan yeraltısuyu miktarının ise 0.32 m3/saat olduğu belirtilmektedir.

Yapılan su dengesi hesaplarına göre yukarıda belirtilen 4.63 m3/saat kuyu suyu dışında yıllık ortalama bazda tesisin ilave su ihtiyacı bulunmadığı, buna karşılık yıllık ortalama bazda 39000 m3 (4.42 m3/saat) su fazlalığı bulunduğu belirtilmektedir.[30]

Tesiste nereden ne kadar su geliri olacağı, nereye ne kadar su harcanacağı ve ne kadar suyun nereye uzaklaştırılacağı konusunda bir belirsizlik, karışıklık olduğu açıktır. Bu konu, doğabilecek çevre riskleri açısından önem taşıdığı için daha ayrıntılı irdelemeyi gerektirmektedir.

Ovacık çevresinde yeraltısuyu düzeylerinin +25 m kotu dolayında olduğu, Yazıcıgil’in DEÜ(1999) Raporu’ndan alıntıladığı bir haritadan anlaşılmaktadır. Açık ocak M Damarı’nda +16 m kotuna, S Damarı’nda ise –8 m kotuna kadar inecektir. 650x150 m (10 ha) kadar bir alanı kaplayacak olan açık ocak nedeni ile yeraltısuyu düzeyinin 33 m kadar düşürülmesi gerekeceği açıktır. Bunun, 650 m uzunluklu ve 33 m derinlikli bir hendek gibi işleyeceği göz önüne alınıp geçirimlilik değeri önceki bölümlerde aktarıldığı şekilde kabul edildiğinde bu hendeğe iki yanından 1458 m3/gün (60.8 m3/saat=16.9 lt/sn) su gireceği ve bunun çekilerek ocaktan uzaklaştırılmasının gerekeceği hesaplanmaktadır. Golder Associates’in bunu 30 m3/saat olarak hesapladığı bildirilmektedir (Yazıcıgil, 1999). Anlaşılan hendeğin bir cephesinden beslenme olacağı düşünülmüştür. Oysa, doğal koşullardaki yeraltısuyu akışı kabaca kuzeyden güneye olsa da, yeraltısuyu düzeyi bu kotlara kadar düşürüldüğünde güneydeki alüvyon akiferinden de bu yönde bir akış başlayacaktır. Bu nedenle yaklaşık 60 m3/saat’lik bir su çekimi gerekeceği açıktır. Yazıcıgil de bu değeri önermektedir.

Yeraltı işletmesine geçildiğinde gereken düşüm çok daha artacaktır. Kapalı ocak 10 m çaplı bir kuyu olarak kabul edilecek olursa, M Damarı için –92.5 m’ye inecek işletmede suyun bu düzeye kadar düşürülmesi gerekeceği göz önüne alınarak toplam 117.50 m’lik bir düşüm söz konusu olacaktır. Doygun akifer kalınlığı 250 m kabul edilecek olursa, çekilmesi gerekecek yeraltısuyunun miktarı 0.62 m3/sn (2235 m3/saat) gibi olağanüstü mertebede olacaktır. Hesaplamada kullanılan geçirgenlik değeri DSİ tarafından andezit için testle bulunan değerdir. Bu değerin işletmenin son yılında en düşük düzeylere inildiğinde ortaya çıkacak olduğu; önceki yıllarda ocak daha sığda iken çekilmesi gereken su miktarının da daha az olacağı kuşkusuzdur. Öte yandan, yıllar geçtikçe çekilecek eklenik su miktarının büyüklüğünden ötürü akiferin hızlı bir tükeniş sürecine gireceği ve son yıllarda hiç de öngörüldüğü kadar su çekilemeyeceği düşünülmektedir. Bu hesaplamada, ocak bir kuyu gibi düşünülmüştür. Oysa, bu sanal kuyu su düzeyinin düşürüleceği derinlikte bitmektedir. Bu durumda, çözümlemenin bir eksik kuyu kabulü ile yapılması gerekecektir. Böyle yaklaşıldığında çekilmesi gerekecek su miktarının oldukça daha az, 166 m3/saat kadar olacağı hesaplanmaktadır.

Oysa, Yazıcıgil’in belirttiğine göre, “Yeraltı ocağından beklenen su gelirlerine ilişkin ayrıntılı bir hesap bulunmamaktadır. James Askew Associates (1991) tarafından hazırlanan “Fizibilite Etüdü”nde yeraltı işletmesinden 10 lt/sn (36 m3/saat) suyun drene edileceği belirtilmekte ve bunun için –19 ve –100 m’lerde iki aşamalı pompa sistemi önerilmektedir. DEÜ(1999) tarafından yapılan hidrojeolojik etüt çalışmasında +5 m kotunda bulunan desandre aynasında biriktirilen ve belli aralıklarla pompalanan yeraltısuyu miktarının ise 0.32 m3/saat olduğu belirtilmektedir. Ancak, bu rakam +5 m kotunda bulunan desandre aynasında drene edilen yeraltısuyu olup, -92.5 m kotuna kadar derinleşecek yeraltı ocağından oluşabilecek yeraltısuyu akımlarını temsil etmeyebilir.” Ne yazık ki, bu belirsizlik ve yetersizliği doğru saptayan Yazıcıgil, var olan verilerle yalın bir hesaplama yapmak, yukarıda tarafımızdan yapılan hesaplamayı denemek yoluna gitmemiş ve ocaktan çekilmesi gerekecek su miktarını niteliksel olarak da olsa gözler önüne sermemiştir. Belli ki, çıkan değer ürkütücüdür. Ancak, gerek açık ve gerekse yeraltı ocak işletmesi sırasında çok büyük miktarlarda yeraltısuyunun çekilip işletmeden uzaklaştırılması gerekecektir. Bu suyun atık barajına gönderilmesi düşünüldüğüne göre, ilk yıllarda 60 m3/saat, ilerleyen yıllarda 166m3/saat’e varacak miktarlarda suyun atık barajına gönderilmesi gerekecektir. Sonraki bir yana, başlangıçtaki  60 m3/saat’lik debi ile bile 1 yıllık bir işletme süresinde 525000 m3, üç yılda ise yaklaşık 1600000 m3 suyun atık barajında birikeceği açıktır.

Bu perspektif oldukça vahimdir. Atık barajı, kısa sürede suyla dolacağı için işletme için düşünülen 1600000 m3 atığı alamayacaktır.

Dahası, baraj kısa sürede su ile dolacaktır. 18 m3/saat dolayında öngörülen evaporasyonla kayıp değeri de bu durumu pek değiştiremeyecektir. İşletme ömrü içinde barajda en az 4 milyon m3 su birikecektir. Yazıcıgil’in ayrıntılı bir hidrojeoloji incelemesi istemesi kuşkusuz yerinde ve yaşamsal önemdedir. Çünkü, Eurogold (1999)’da, kullanılan açık ve kapalı işletmeden baraja basılacak su miktarı kabulleri (6.12 ve 4.37 18 m3/saat) açıkça gerçek dışıdır. Bunların doğrusu ortaya konmadan işletmenin çevreye etkilerinin anlaşılması olanaksızdır. Bu bilinmeden barajın sellenme dönemlerinde taşkın riskinin öngörülmesi de olanaksızdır.

Barajın Kapatılması

DEÜ (2000) Raporu, atık barajının rehabilitasyonu için yalnızca bir kavramsal iyileştirme projesinden söz edilmesine karşı çıkmakta ve bunun uygulama projesinin bulunması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu gereklilik, önceki bölümlerde değinilmiş olan uluslararası standart ve kılavuzlarda da ısrarla ve ayrıntılı olarak vurgulanmaktadır. Atık barajının ne olacağı, yalnızca maden yatağı tükenip işletme olağan biçimde kapandığı aşama için değil; işletmenin herhangi bir nedenle ve herhangi bir zamanda geçici ya da kalıcı olarak kapatılması durumu için de düşünülmesi ve planlanması gereken bir husustur.

Denetim ve Gözlem Düzeni

Prof Yazıcıgil (TÜBİTAK Raporu Ek.6) Normandy’nin Çevre Bakanlığı’na verdiği taahhütnamede yüzey sularının kalitesinin izlenmesine ilişkin belirli bir gözlem ağının bulunmadığına dikkat çekmektedir. Şirket tarafından sunulan rapor ve belgelerde yüzey suyu kalitesine ilişkin herhangi bir analiz sonucu ile karşılaşılmamıştır.

Yeraltı suyu kalitesinin izlenmesine ilişkin olarak daha ayrıntılı bir program vardır. Bu amaçla, 1997 yılında açılan 5 ve 1999 yılında açılan 6. bir kuyudan, Çamköy ve Ovacık’a su sağlayan kuyulardan ve köylerdeki çeşmelerden alınan su örneklerinde 23 parametrenin analiz edilerek sonuçların izleme komitesine bildirilmesi sözü verilmiştir. DEÜ (2000) Raporu’nda, açılan yeni bir kuyudan söz edilirken bunun yeri ve özelliklerinin açıklanmayışı eleştirilmektedir. DEÜ (2000) Raporu’nda da, izlemenin yalnızca yeraltı su kuyularıyla değil yerüstünde de yapılması ve izlenecek kilit parametrelerin neler olması gerektiği konusunda EPA’nın TÜBİTAK Raporu eklerinde de yer almış olan önerilerine uyulması gereği konusunda uyarıda bulunulmaktadır.

Atık havuzu suyundaki 13 parametrenin düzenli olarak analiz edilmesi planlanmıştır. Bunun kaç örnek üzerinde yapılacağına ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.

Ayrıca, atık havuzundaki katı atıklardan alınacak bir örnek üzerinde her ay toplam siyanür ve ağır metallerin analizinin yapılması da Taahhütname’de yer almaktadır. Daha önce alıntılanan R. Moran(2000)’ın eleştirileri anımsandığında gelecek için risk taşıyanın siyanat ve tiyosiyantlar olduğu, bu nedenle taahhüt edilen analizler bunları kapsamadıkça aydınlatıcı olmayacağı ortaya çıkmaktadır.

Bunun dışında, atıkların havuz içindeki dağılımı ve düzeylerinin yıllık olarak izlenmesi yükümlenilmiştir. Bunun neden yıllık olarak düşünüldüğünü anlamak zordur. Bir çok atık barajı göçmesinin atıkların baraj içindeki dağılımı ve özellikle de sedde yakınındaki kumsalın genişlik ve eğimindeki yanlışlardan kaynaklandığı anımsanırsa, yapılacak bir yanlışın bir yıllık gözlem dönemselliği içinde olumsuz sonuçların yaşanmasına karşı önlem alma olanağı kalmadan kaza doğurabileceğinden kaygılanılmaktadır.

Siyanürlü atık ve akışkanların taşındığı ve saklandığı tüm boru ve tanklarda sızma ve kaçak denetiminin günlük yapılacağı ve ayda bir İzleme ve Denetleme Komisyonu’na rapor edileceği söylenmektedir.

Atık havuzunda pH’ın yüksek tutulması gerekmesi nedeni ile firma tarafından atık havuzunun çevresine bir kostik hattı kurulduğu ve içine pH probu yerleştirilerek baraj suyunun pH’ının denetim altında tutulduğunun belirtilmesine karşılık, İzmir İli Genişletilmiş İnceleme Kurulu’nun 21.07.2000 günlü incelemesinde böyle bir hat ve prob bulunmadığını saptaması çarpıcıdır. Ayrıca, DEÜ(2001) Raporu, 16 hektarlık bir havuz karıştırılamayacağı için böyle bir noktasal denetimin de anlamsız olduğunu vurgulamaktadır.

Prof Yazıcıgil, “atık barajı istinat dolgusunda kullanılan atık kayalarda bulunan ağır metallerin zamanla yağmur suları ile yıkanarak yüzey ve yeraltı suları kalitesinde yapabileceği olumsuz etkilerin izlenmesi gerekmektedir.” demektedir.

Prof Yazıcıgil’in bir başka uyarısı da nitrata ilişkindir : “Siyanür liç yöntemi kullanılan altın madenlerinde çevresel sorun yaratacak diğer bir parametre nitrattır. Siyanürün bozunması sonucu ortaya çıkacak olan nitrat’ın yüzey ve yeraltı suyu kalitesinde olumsuz bir etki yapıp yapmadığını belirlemek için izlenmesi gerekmektedir. Eurogold AŞ tarafından Çevre Bakanlığı’na verilen taahhütname ekinde izlenecek parametreler listesinde nitrat yer almamaktadır. … izlenecek parametreler listesine nitrat eklenmelidir.

Taahhütname’de işletmenin kapanışından sonra da ilk yıl üç ayda, sonraki yıllarda altışar aylık sürelerle örnekleme ve gözlemlerin yapılacağı ve bir kirlenme varsa bu sürenin uzatılabileceği bildirilmektedir. Prof Yazıcıgil ise, dünyanın değişik yerlerinden örnekler vererek “işletme aşamasından sonra 30 yıllık izleme periyodunda yüzey ve yeraltı suyu örneklemesinin yılda iki kez (Ekim ve Nisan) yapılması yeterli olacaktır. Ancak, örneklemenin hangi su noktalarından yapılması gerektiği konusunda daha ayrıntılı bir çalışma yapılması yararlı olacaktır.” demektedir.

Prof Vardar (1999) ise, “Baraj gövdesinin (seddenin) deprem öncesinde ve deprem sırasındaki stabilitesi röperlere bağlanmış özel gözlem ve okumalarla denetlenme”sini önermektedir.

Yönetim ve Acil Eylem Planı

DEÜ (2000) Raporu’nda da vurgulandığı gibi bu işletmede ortaya çıkabilecek en kötü durum, atık barajının birden çevreye boşalmasıdır. Böyle bir durum için acil eylem planının önceden hazırlanması gerektiği ve EPA’nın böyle bir planın bulunmasına öncelik verdiğini anımsatan DEÜ Raporu, böyle bir durumda uygulanabilecek bir drenaj, iyileştirme ve arıtma planının olmayışını eksiklik olarak belirtmektedir.

Öte yandan, atık barajlarının kullanım dönemi ve sonrasında da sürekli olarak yönetiminin planlanması ve programlanması gerektiği; bunun için kural ve kayıtlar getirildiği, kılavuzlar yayımlandığı bilinmektedir[31]. Bu yolla her aşamada,

·        tüm yapıların duraylı olduğu

·        tüm katıların ve suyun tasarlanan yerlerde tutulabildiği

·        tüm yapıların ulusal ve uluslararası standartlara uygun ve etkilenebilecek insanlar için zararsız durumda

olduğunun saptanması amaçlanmaktadır. Plan ile işletme denetlenmekte, bunun finansı programlanmakta, durum belgelendirilmekte, yeterlilik saptanmakta, gözlemler sürdürülmekte ve gereken iletişim sağlanmaktadır. Bu amaçla, hedefler belirlenmekte, görev ve sorumluluklar tanımlanmakta, risk yönetimi sağlanmakta, değişiklikler yönlendirilmekte ve bu işler için gerekli kaynak kullanımının bütçe ve programı hazırlanmaktadır. Gerektiğinde ek araştırma ve geliştirmeler yapılmakta; üst yönetime ve ilgili kurumlara yıllık değerlendirme raporları verilmektedir. Kanada Madencilik Birliği, bu konuda işletmeciler için uygulanabilir bir “çeklist” dağıtmaktadır.

Benzer şekilde, Batı Avustralya için hazırlanmış bir Atık Yönetimi Kılavuzu[32] ile de işletmecilerin, tesisin işletilmesi süresinde atık barajı ile ilgili olarak yapılacak işlemler konusunda bir “Master Planı”nı nasıl hazırlayacağı; bunda hangi bilgilerin bulunacağı; İşletme Planı’nın nasıl olacağı; kullanım ruhsatı için hazırlanması gereken planın nasıl olacağı; “Terk ya da Kapanma Planı”nın kapsamı; atık yönetim ekibinin yapısı; güvenlik yönetimi; bir “İşletme El Kitabı” hazırlanması gerektiği; gözlem sonuçlarının nasıl analiz edileceği ve duyurulacağı; belgelendirme sistemi; değişikliklerin yönetimi, vb anlatılıyor.

Ovacık atık barajı için böylesine bir planlamanın olmadığı açık.

Barajın iyiliğine güveniliyor.

Üstünkörü gözlemler yapılıyor.

Ve kapanış için bir “Kavramsal” plan var.

Yeter mi?


[1] USEPA, 1994, Design and Evaluation of Tailings Dams, Technical Report

[2] Sol, V.M., Peters, S.W.M. and Aiking, H., 1999, Toxic waste storage sites in EU countries, vrije Universiteit, Institute for Environmental Studies, IVM Report R-99/04, Amsterdam

[3] 18.08.2001, Safety of Tailings Dams, http://www.antenna.nl/wise/uranium/mdas.html

[4] Carter, R.A., 2001, Tools for Tailings Management, Engineering&Mining Journal, Oct.2001

[5] Robinson, A. and Freemna, A., 1998, Mining’s dam problem, Globe and Mail, Toronto, Canada

[6] 15.08.2001, Chronology of Major Tailings Dam Failures, http://www.antenna.nl/wise/uranium/mdaf.html

[7] ICOLD and UNEP, 2001, Tailings  Dams, Risk of Dangerous Occurences, ICOLD Bulletin 121

[8] Vardar, M., 1999, Eurogold Ovacık altın madeni atık havuzu jeoteknik değerlendirme raporu, TÜBİTAK Raporu, Ek.5

[9] Normandy Ltd, 2000, Bugün ve 2000’in ötesi, şirket broşürü

[10] UNEP/OCHA Assesment Mission, March 2000, Cyanide Spill at Baia Mare Romania, UNEP

[11] International Task Force, December 2000, Report of the International Task Force for Assessing the Baia Mare Accident

[12] Nadisan, I., et.al., 2001, Flagelul poluare la Baia Mare, Eventimentul AURUL, Vasile Gordis University Press, p1-167

[13] 16 Şubat 2000, Ovacık Altın Madeni Basın Bülteni : Eurogold ile ana şirketi Normandy’nin Esmeralda ile hiçbir ilgisi yok…

[14] 22 Şubat 2000, Ovacık Altın Madeni Basın Bülteni : Siyanür Hakkında Bazı Gerçekler ve Ovacık Altın Madeni ile Ronaya’da Meydana Gelen Kaza Arasındaki Temel Farklar

[15] http://www.ovacik-altin.com/eu_p9_3m5.htm

[16] http://www.ovacik-altin.com/eu_p11_2.htm

[17] Golder Associates Ltd(UK), 1998, 1998 Report on Probabilistic Risk Assessment Ovacık Mine Tailings Dam, unpublished report

[18] http://mineralresourcesforum.unep.ch/miscdocs/losfrail/memart3.htm

[19] WMC, Guideline for the development of a tailings management master plan, http://www.wmc.com/sustain/environ/tailings

[20] Eyidoğan, H., 1999, agr

[21] Eyidoğan, H., 2002, e-mail mesajı

[22] El Pais Domingo, May 17 1998

[23] El Mundo, May 25 1998

[24] El Mundo, May 19 1998

[25] WMC, Guideline for the development of a tailings management master plan, http://www.wmc.com/sustain/environ/tailings

[26] TMMOB Çevre, Jeoloji, Kimya, Metallurji Mühendisleri Odaları, 2000, Bergama gerçeği ve siyanürlü altın madenciliği

[27] WMC, Guideline for the development of a tailings management master plan, http://www.wmc.com/sustain/environ/tailings

[28] Yazıcıgil, H., 1999, agr

[29] Eurogold AŞ, 1999, Ovacık projesi çevre faaliyetleri incelemesi ve strateji raporu

[30] Yazıcıgil, H., 1999, agr

[31] The Mining Association of Canada, 1998, A Guide to the Management of Tailings Facilities, http://www.mining.ca 

[32] WMC, Guideline for the development of a tailings management master plan, http://www.wmc.com/sustain/environ/tailings


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1