ATIK VE SALGILAR
Normandy[1], Ovacık işletmesindeki atık deşarjlarında dünya standartlarının çok altında ve güvenli yanda kalındığını ve işletmenin bu açıdan dünyanın en iyi işletmelerinden biri olduğunu bildirmektedir. Buna göre, dünya standartları barajlara olacak atıklar için bir sınırlama getirmese de, Ovacık’ta atık barajına olacak deşarjda, çevreye deşarjlar için getirilen sınırların bile altında olunacaktır. Bunların yalnızca atık sudaki ağır metal ve WAD için söz konusu olduğuna dikkat çekerek, aşağıdaki bölümlerde ayrıntılı olarak tartışılacağını söyleyebiliriz.
Altın kazanma sürecinin sonrasında siyanürü doğaya salmadan tutmak amacı ile kurulan INCO sürecinde siyanürün, kükürt dioksit yardımı ile giderildiği kabul edilmektedir. Prof Duman[2], bu sıradaki tepkimeler sırasında oluşan sulfosiyanürlerin ve tiyosiyanatların, siyanürün çok daha kararlı biçimleri olduğuna ve bunların da siyanürün en az onda biri kadar zehirli olduğuna dikkat çekiyor. Bu bileşiklerin herbisit ve fungusit (bitki ve mantar öldürücü) etkisi ve ABD tarafından Vietnam Savaşı sırasında ağaçların yapraklarını dökmek için kullanılmış oluşu, bunların olası etkileri konusunda ibret verici.
Katı Atıklar
İşletmenin fizibilitesine göre, 3000 ton dolayında arsenik ve antimuan, buna yakın miktarda civa, kurşun ve kadmiyum, doğada bulundukları duraylı durumları bozulup atık çamurunda, kolayca tepkimeye girebilecek canlılıkta depolanmış olacaktır.
Yıllardır ABD ve Avustralya’da altın işletmelerinde çalışan Jeolog, Çevre ve Doğal Kaynak Yönetimi uzmanı Köse(2001)[3], TÜBİTAK Raporu ve Eurogold’un raporunda, zehirli metal içeriklerinin
Arsenik, 124,73 ppm
Antimon, 70,36 ppm
Civa, 0,83 ppm
Kurşun, 31,79 ppm
olarak bildirildiğini ve işletme süresince 3 milyon ton cevherin işleneceğini göz önüne alarak atık barajında toplanacak toplam zehirli metal toplamının
Arsenik, 374 ton
Antimon, 211 ton
Civa, 2.5 ton
Kurşun, 95 ton
ağır metaller toplamı olarak da 682 ton
olacağını öngörmektedir. Ayrıca 775 ton kadar Bakır, Çinko ve Krom’un da buna ekleneceğini vurgulayan Köse, işletmede kullanılacak 20000 ton kadar kimyasal maddenin kalıntılarının da burada depolanacağını vurgulamaktadır. Köse, bu değerleri, TÜBİTAK Raporu’nun da kaynak olarak kullandığı DEÜ(1991) Raporu[4]’ndan almış; ancak, DEÜ’nin değinilen bu çalışmasında da firmanın verdiği veriler kullanılmıştır.
Oygür(2001)’e göre[5], 653 sondaj örneğinin metal analiz sonuçları Londra’da Caleb Brett Inc. laboratuarında yapılmış ve sonuçlar Maptek Firması tarafından istatistiksel olarak değerlendirilerek rapor edilmiştir(!)*. Bütünü, yurt dışında, Normandy’nin iyi tanıdığı kuşkusuz olan; ancak, ülkemiz açısından yabancı olan özel firmaların sunduğu sonuçlara göre ağır metallerin ağırlıklı ortalamaları, yukarıda Köse’nin ve DEÜ(1991)’nin kullandığı düzeylerden biraz daha yüksektir (örneğin, arsenik 160.4 ppm’dir).
Atık barajındaki ağır metaller, siyanürü denetim altında tutma
amacı ile pH’ın yüksek tutuluşundan etkilenmeyecek ve pH ister yüksek,
isterse düşük olsun suda çözünebilecektir. Bu nedenle, atık barajının
yenilmesi durumunda barajdaki atık kütlesinin yeraltısuyuna ağır metal taşıyarak
etkileme riski yüksektir.
TÜBİTAK Raporu atık barajında biriktirilecek katı atıkların ağır metal kapsamlarını, katı atıklar için kullanılan miligram kilogram (mg/kg) birimi ile değil, sıvılardaki derişimleri anlatan miligram litre(mg/l) birimi ile anlatmaktadır. Bu, Kimya Mühendisleri Odası’nın dikkat çektiği gibi bir yanılgı ya da karışıklık mıdır; yoksa, sözü edilen değerler atığın yalnızca sıvı fazındaki değerleri mi vermektedir? Kuşkusuz, ikincisi!
Oygür (2001)[7], aşağıda çeşitli alıntılarla sergileyeceğimiz gelişmelere karşın, “gerek ABD ve Kanada ve gerekse Avrupa Birliği ülkelerindeki çevre mevzuatında altın madenciliği faaliyetlerine ilişkin bir sınırlandırma yoktur. Bu ülkelerdeki çevre mevzuatına göre, madencilik faaliyetleri sonucunda oluşan atıklar “tehlikeli atık” sınıfına sokulmamakta, “özel atık” olarak işlem görmektedir (US EPA, 1999; EC, 1991). Avrupa Birliği bünyesinde madencilik atıklarına ilişkin bir çalışma başlatılmış olup, 2001 yılında Direktif Tasarısı ortaya çıkacaktır (EC, 2000). Birleşmiş Milletler çevre mevzuatında ise, uygun arıtma sonrasında madenlerden ve cevher işleme tesislerinden çevredeki akarsulara deşarj yapılabileceği belirtilmektedir (UNEP, 1993). Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından altın madenciliğinde siyanür kullanımına yönelik uygulama esaslarını geliştirmek amacıyla bir çalışma başlatılmış olup, henüz sonuçlanmamıştır (UNEP, 2000)” demektedir.
Sıvı Atıklar
DEÜ (2000) Raporu’nda yeraltı işletmesinde galerilerden boşaltılacak suyun giderilmesi için ne yapılacağı soruluyor. TÜBİTAK Raporu, bunun atık barajına iletileceğini belirtmekte olsa da, yeraltısuyundan bu yolla çekilip baraja atılacak suyun miktarı konusunda önemli yanlış öngörülerin söz konusu olduğu değişik bölümlerde tartışılmaktadır.
Bu yolla, atık barajına önemli miktarda ham suyun atılacak olduğu açıktır. Bunun dışında atık barajında 1600000 m3’e varacak miktarda atık biriktirilecektir. Bu atık baraja ulaştığında %55’i sıvı ve %45’i katı fazdan oluşacaktır. Bu su işletmede yeniden kullanılmak üzere geri çekilecek ve işletme boyunca bu çevrim sürecektir. Bu suyun arıtmadan ve duraylılaştırma işlemlerinden geçirilmiş, işlenmiş su olacağı anlaşılmaktadır. Ancak, gerek katı fazın gözeneklerinde ve gerekse üst yüzeyde bir miktar suyun kalacağı da açıktır.
Bunların dışında, işletmede sıvı bir atık olması beklenmemektedir.
Asit Maden Drenajı
Asit maden drenajı gizilini ortaya çıkarmaya yönelik analiz ve değerlendirmeler yalnızca firma tarafından yapılmıştır. Firmaya göre (Normandy, 2000[8]) 99 adet cevher ve pasa kaya örneği üzerinde yapılan testlerle böyle bir sakıncanın bulunmadığının belirlendiği bildirilmektedir. Yapılan analizler bu kez Kanada’da, SGS-XRAL laboratuvarında yürütülmüştür.
Gerçekten de, cevherin içinde kükürtün ve sülfürlü cevher minerallerinin azlığının yanında, gangın da yalnızca kuvarstan, silisten oluşu, tamponlama sıgasını da yükselttiği için asit maden drenajı oluşma olasılığının düşük olmasından kuşku duyulmasını yersiz kılmaktadır. Ancak bu, yan kaya için, açık ocak işletilirken çıkarılacak ve atık barajının güvenliği arttırılmak amacı ile yapılıyor görüntüsü verilerek, baraj gövdesi önüne yığılacak pasa için de geçerli midir, acaba? Bu yan kaya volkanik kayadan, lavdan oluşmaktadır. Değişik düzeylerde altere olmuştur. Bölgede çalışanlar pirit saçılımlarının ne denli yaygın olduğunun tanığıdır[9]. Sahanın çok yakınındaki Kaynarca-Kocaoba Jeotermal Sistemi’ni araştırmış olan JICA(1986) ekibinin yaptığı ayrıntılı incelemeler de bunu örneklemektedir[10]. Ovacık sahasından alınmış örneklerin nasıl bir elemeden geçirilmiş olduğunu kimse bilmemektedir. Bu konuda ya firmaya sonradan katılmış olan şimdiki yöneticilerinin anlatımlarına ve yabancı mühendislik firmalarının raporlarına itirazsız güvenmek; ya da, yaşanan onca deneyimden sonra bundan kuşku duymak durumundayız. Kanımızca, yan kayadan çıkacak olan pasadan asit maden drenajı üremesi olasıdır. Bu kayada, pirit, arsenopirit, vb sülfürlü cevher mineralleri vardır; karbonat, silis, kil gibi tamponlayıcı mineral ve gereçler yok ya da çok azdır; ve pasa, baraj gövdesinin önünde denetimsiz biçimde atmosferin oksijeni ve yağışla gelen suyun etkisi altında kalacaktır. Cevherde bulunduğu belirtilen[11], örneğin 160 ppm arsenik’in sülfürlü bir mineral olan arsenopirit ile değil de hangi mineralle bulunduğu konusuna pek değinilmemekte oluşu, sülfürün azlığı ve bundan yola çıkılarak yapılan asit maden drenajı gizilinin düşüklüğü yorumuna gölge düşürmektedir. Firmanın verileri arasında, çok az sayıda da görünse böyle bir gizile sahip örnek sonuçlarının yer alması bu olasılığa ilişkin kuşkumuzu daha da arttırmaktadır.
İşin kötü yanı, bu pasanın kullanılmasının tasarlandığı yerden ötürü asit maden drenajı süreci başlayacak olursa, bunun geçirimsizleşmesi ya da tamponlamak üzere örneğin kireçtaşı ile işlem yapma şansı da çok az olacaktır. Uygulanmak zorunda kalınacak işlemler, halen orada ise Normandy’nin yüklenmek istemeyeceği; gitmiş ise kamu sorumlularının kaynak bulmada güçlük çekebileceği boyutta olacaktır.
Daha da kötüsü, pasanın dökülmesi tasarlanan yer açısından, asit maden drenajının oluşması durumunda bu drenajın hem yeraltı suyuna süzülerek ve hem de yüzeyden yayılıp pamuk tarımı yapılan genişçe bir alanı etkileyecek olmasıdır.
Bu risk, mutlaka ve titizlikle araştırılmayı gerektiriyor olsa da, firma yetkilileri bunu tartışmaya bile yanaşmamaktadır.
TÜBİTAK Raporu bu konuda yalnızca firmanın veri ve yorumlarını yinelemektedir. Yalnızca, Rapor’un Ek.6’da asit maden drenajı olasılığının izlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Prof Yazıcıgil, XRAL analiz sonuçlarını özetleyerek aktardıktan sonra MAPTEK(1999)’in bu verileri kullanarak yaptığı çalışma sonunda açık ocak içinde 3.3 m3 nötr potansiyelli andezitik kayanın bulunduğu ve bunların ortalama NNP değerinin 5.83 olduğunu, asit üretme giziline sahip kayanın toplam içindeki oranının %0.3 olduğu bulgusunu tartışmaktadır. Yazıcıgil’e göre, “Bu sonuçlardan, Ovacık Altın Madeni atık kayalarının muhtemelen asit üretme potansiyeli taşımadıkları kanaatine varılmıştır. Ancak, numunelerin açık ocaktaki asit kayaları tümüyle temsil ettiğini söylemek zordur. MAPTEK(1999), numune ile temsil edilmeyen yaklaşık 832000 m3 atık kayanın NNP değerinin 5.8 olduğunu varsaymıştır. Dolayısıyla, tüm doğal sistemlerde olduğu gibi, Ovacık Altın Madeni atık kayalarının asit üretme potansiyeli konusunda az da olsa bir belirginsizlik mevcuttur. Bu nedenle, yüzey ve yeraltısuylarının kalitesinin izlenmesi gerekmektedir.” Ne var ki, yukarıda dile getirilen kaygılarla yapılması gerekenin izleme ile sınırlı tutulmasının eksik kalacağı düşünülmektedir. Bu nedenle, olası bir sorunu önceden kestirmek ve gerekiyorsa önlemler alabilmek için atık barajı gövdesinde kullanılan kaya dolgudan alınacak sistematik örneklerde yeniden, ulusal ve yansız kurumlarda analizler yapılarak asit maden drenajı olasılığının titizlikle tartışılması gerekmektedir.
Öteki Kimyasallardan Kaynaklanacak Atık ve Salgılar
Önceki bölümlerde dikkat çekilen bütün kapasite artması olasılıklarına
karşı, atık barajına gönderilecek atık suyun arıtılacağı tesisin
verimi arttırılamayacak olduğundan atık barajına salınan sudaki siyanür
ve siyanat yüklerinin artması kaçınılmaz olacaktır.
Ancak, siyanür ile işlem ve daha sonraki kimyasal bozundurma süreçlerinde de farklı kimyasallar kullanılacak ve bunlardan da bazı atık ve salgılar olacaktır.
Normandy’nin web sayfasında verilen şemaya göre, sıvı atıktaki serbest siyanür ve zayıf asite ayrışabilir siyanürü, (WAD’I) bozundurabilmek üzere SO2+O2 ile oksitleme yapılacaktır. Bundan siyanat ve sülfürik asit çıkacaktır. Bunlar kireç ile nötrleştirilmeye çalışılacak ve sonuçta bir yandan jips çökelecek; bir yandan da amonyum (NH4) ve katı kalsiyum karbonat çıkacaktır. Şemaya göre amonyum, amonyak olarak buharlaşacak, üreye ve nitrata dönüşecek ve kısmen de adsorbe olacaktır.
Daha sonra, sudaki arsenik ve antimuanı duraylı duruma sokmak için ferrik sülfat ve pH’ı istenen düzeyde tutabilmek için de kostik soda kullanılacaktır. Bunun sonucunda atıkta fazla klor oluşacak; bu da sodyum metabisülfit ile bozundurulacaktır.
Son olarak siyanürü bozundurabilmek için de hipoklorit kullanılacaktır.
Belli ki, katı olarak jips, karbonat, üre ve nitratın; gaz durumunda amonyağın atılması ve salınması söz konusu olacaktır.
Prof Duman’a göre, INCO süreci sırasındaki tepkimelerde oluşan sulfosiyanürler ve tiyosiyanatlar, siyanürün çok daha kararlı biçimleridir ve bunlar da siyanürün en az onda biri kadar zehirlidir.
Gazlaşmış Salgılar
Normandy Ltd (2001), Çevre
Bakanlığı ile birlikte oluşturulan ve yine Çevre Bakanlığı tarafından
onaylanan Taahhütname’ye göre HCN salgılarının her zaman için tesisin içinde
10 ppm’den az, atık barajında 5 ppm’den az ve sağlık koruma bandında 1
ppm’den az olacağını; günlük ölçülerin İzleme ve Denetleme
Komitesi’ne rapor edileceğini; üç adet HCN izleme cihazının tesis içi,
atık barajı ve tesis çevresinde HCN düzeylerini saptayacağını söylemektedir.
Yine bu bilgilere göre 1998’de gerçekleştirilen bir deneme çalışması sırasında,
liç, absorbsiyon ve kimyasal bozundurma tankları, atık barajı ve su toplama
tankları çevresinde kayıt edilen derişimlerin, havadaki HCN saptanabilirlik
düzeyinin altında bulunduğu belirlenmiştir. Bu metne göre, “bir
risk modeli analizi göstermiştir ki, en kötü rüzgar koşulları altında
bile siyanür liçi ve absorbsiyon tanklarından sürekli çıkan HCN emisyonları,
maden sınırında olası olarak, ancak maksimum 0.0016 mg/m3’e ulaşabilmektedir.
İnsanların sürekli maruz kalma sınırı 0.0042 mg/m3, insanlar için
ölümcül sınır yaklaşık olarak 250 mg/m3’ün üzerindedir.
HCN kontrol felsefemiz, 10.5 pH’in korunmasıdır. PH sürekli ölçülür. PH seviyelerinde bir fark tespit edilirse, sistem tarafından pH otomatik olarak ayarlanır, bu otomatik ayarlama kireç eklenerek yapılır.”
Atık barajında herhangi bir nedenle pH’ın düşmesi durumunda HCN salınması olasılığına karşı yapıldığı belirtilen (ve sahayı 4 Ağustos 1999 tarihinde gezdiği anlaşılan TÜBİTAK Raporu’nun yazarı uzmanlar kurulunun pek çok üyesinin raporlarında varlığını söylediği ve önemini vurguladığı) kostik hattı ve konduğu bildirilen pH kontrol probunun aslında yapılmamış olduğu, TÜBİTAK uzmanlarının gezisinden yaklaşık bir yıl sonra, İzmir İli Genişletilmiş İnceleme Kurulu’nun 21.07.2000 günlü incelemesinde saptanmış ve bir yazı ile Başbakanlık’a bildirilmiştir. Böyle bir hattın daha önce de yapılmamış olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki, karıştırılma olanağı bulunmayan 16 hektarlık bir çamur havuzunun pH’ının bu yolla denetlenmesi de hayalidir.
Öte yandan DEÜ (2001) Raporu’nda, “Ovacık Altın Madeni işletmesinde CN’ün büyük bir kısmı CIL tanklarından sonra elüsyon sütununda (sıyırma ünitesi) HCl asit ilavesiyle atmosfere atılmaktadır. Dolayısıyla gerek arıtma tesisinin yükü azalmakta ve gerekse atık havuzuna ulaşan derişimi azalmaktadır. Eğer bir etki değerlendirmesi yapılacaksa elüsyon tankı çıkışında yapılmalıdır. Daha iyisi bu çıkışa bir HCN tutucu tertibatı yapılmasıdır.” denmektedir. Bu konuda TÜBİTAK Raporu’nda bir uzman görüşü ile karşılaşılmayışı eksikliktir.
DEÜ(2000) Raporu’nda meteorolojik gözlemlerin halen yapılmadığı ve HCN gaz ölçerlerinin nitelik ve sayısının yeterli olmadığı görüşleri yer almaktadır.
Kimya Mühendisleri Odası Ege Şubesi’ne göre, “Ovacık Altın Madenleri Arıtama prosesinde kükürtdioksit ve havanın kullanılması pH nin 8-9 civarında olmasıyla bakır katalizörü ortamında önerilen siyanat ve tiyosiyanat oluşum tepkimeleri:
CN + SO2 + O2 + H2 O ® OCN + HSO3
Me(CN)4-2 + 4SO2 + 4O2 + 4H2O ® 4OCN-1 + 4H2SO4 + Me+2
H2SO4 + Ca(OH)2 ® CaSO4 + 2H2O
yanında Kükürtdioksit, oksijen ile sülfata yükseltgenirken, siyanür çok daha zehirli HCN ya da disiyan gazı oluşturabilir. HCN’ün yanında, oluşabilecek disiyan gazı saptanması da yapılmalıdır, çünkü Kükürtdioksit ve hava bazı metalsiyanürlerini (civa ve kobalt siyanürler gibi) bozamamaktadır. Ayrıca ortamın pH si 9 olduğunda HCN nin (pK=9,3) siyanüre derişim oranının 2 olması gerektiğini gösterir. Başka bir sözle HCN egemendir. Ölçme yöntemlerinde bu olasılıklar nedeniyle yanılgılı sonuçlar elde edilecektir. Gerçekten de Kükürtdioksit ve hava ile arıtma yönteminin daha zor kontrol edildiği, tepkimeler sonucu oluşabilecek bileşiklerin tahminin güç olduğu belirtilmiştir. Bu tür arıtma tesisinde HCN, disiyan ve olası metal siaynür ölçümleri kadar gaz fazında asit niteliğindeki Kükürtdioksit çıkışının da kontrol edilmesi beklenir.”
Özellikle, bu günlerdeki deneme üretimi döneminde atık suda analizi yapılan zehirli bileşenlerin derişimini düşürebilmek için INCO su arıtma tesisinde denetimin zorlaşabileceği ve çevreye kükürtdioksitin denetimsiz biçimde salınmış olabileceği düşünülmektedir.
Önceki bölümde de açıklandığı gibi arıtma sürecinde havaya salınacak bir gaz da amonyak olacaktır. Bunun yanında azot oksitlerin de salınacağı öngörülmektedir.
Azot bileşiklerinin çevreye salınması çok dolaylı; ancak, son derece önemli bir olumsuzluğa neden olmaktadır.
Özellikle sularda ve havadaki tozlarda bulunan arseniğin kanser yapıcı bir zehirli madde olarak yaygın riskler doğurduğu bilinmektedir[12]. Son yıllarda, dünyanın değişik yerlerinde kitlesel biçimde kanser oluşmasına neden olduğu anlaşıldığı için üzerinde yaygın çalışmalar yapılmakta olan arseniğin serbest kalış ve yayılış sürecinde genç tortul çökellerin içindeki kimyasal süreçlerin başat belirleyici olduğu anlaşılmıştır[13]. Ancak, arseniğin doğada serbest kalışı sürecinde daha farklı bir tetikleyicinin etkili olduğu da yakın zamanlardaki araştırmalarla ortaya çıkmaya başlamıştır[14]. Örneğin geçtiğimiz yıl içinde gerçekleştirilen ve arsenik kirlenmesinin tartışıldığı çeşitli çalıştay ve sempozyumlarda sunulan bildirilerin nerede ise dörtte birinin maden ve özellikle de altın madeni işletmelerinin çevresinde karşılaşılan arsenik kirliliğine ilişkin bildiriler oluşu dikkati çekmektedir[15].
Arsenik ile, doğada çok sayıda çeşitli mineraller biçiminde karşılaşılmakla birlikte, bunun en büyük bölümü arsenopirit biçiminde bulunmaktadır. Arsenopirit doğadaki oldukça duraylı ve dayanıklı bir mineraldir. Başka mineralleri çözündüren pek çok bileşik karşısında arsenopiritin duraylı kaldığı bilinmektedir. Ancak, arsenopiritin duraylılığını bozan en tipik bileşik nitrik asittir. Nitrik asitin varlığında arsenopirit hızla çözünmekte ve duraysızlaşmaktadır. Özellikle, siyanürle işlem yapılan maden işletmelerinin çevresinde havaya salınan HCN’ün parçalanması ve arıtma süreci ile salınan nitrit ve amonyağın yağışlarla etkimesi sonunda o yörelerdeki yeraltısuyunda nitrik asit derişimi artmaktadır. HCN’ün havadaki yarılanma ömrünün 276 gün kadar olduğu konusunda bazı bulgular bildirilmektedir. Böyle ise, süreç son derece sinsi ve izlenemez biçimde işlemektedir.
Bu ise, o güne değin duraylı kalabilmiş olan arsenopiritin duraysızlaşmasına ve suda ve havada taşınan toz parçacıklarında arseniğin tehlikeli biçimde yükselmesine neden olmaktadır. Arsenik ile ilgili standartlar sürekli olarak gözden geçirilmekte ve razı olunabilecek limitler değiştirilmektedir[16]. Bu alandaki araştırmalar da son on yılda yoğunluk kazanmış ve bu kimyasal süreçler yeni yeni tanınmaktadır. Bu olumsuz süreç ile siyanürle maden işleme teknolojisinin salgıları arasındaki ilişkiler de yeni yeni gündeme gelmektedir. Ne var ki, bugün ulaşılabilen sınırlı anlayış bile sonucun ne denli vahim olduğunu açığa çıkarmakta ve siyanürün taşan atık barajı suları ile çevre sulardaki balıkların toplu ölümlerine neden olmanın çok daha ötesinde ve çok daha vahim etkileri olabileceğini ortaya dökmektedir. Bunun en acı ve ders verici örneği, Kütahya Gümüşköy Etibank Gümüş İşletmesi yakınındaki Dulkadirli Köyü’nde, gümüş işletmesi başladıktan sonra çeşitli kanser türlerinden ölümlerin başlaması ve Köy’ün bugünkü nüfusunun 6’ya düşmesi olmalıdır. Bu ölümlerin Köy’ün su kaynağındaki arsenik derişiminin aşırı yüksekliğinden kaynaklandığı belirlenmiş ve yeni bir su kaynağı bulunmuştur, ancak, belli ki geç kalınmıştır.
Toz
Normandy Ltd (2000), kırma ve elemenin kapalı devrede yapılacağını ve tesisin içindeki tozun yaş toz tutma sistemi ile tutulacağını, madencilik çalışmalarında da bir toz bastırma programı uygulanacağını savlamaktadır.
DEÜ (2000) Raporu’nda, TÜBİTAK Raporu ekindeki ABD uzmanlarının uyarılarına değinilerek Ovacık’ta ciddi bir toz önleme teknoloji planı olmadığı belirtilmektedir.
Değişik işlemlerden kaynaklanacak tozların dane boylarının farklı olacağını belirten Rapor, en korkulanının rüzgarla uzaklara taşınabilecek 10, giderek 1 mikron altı tozlar olduğunu söylemektedir. Söz konusu ince tozların ne oranda silisli kırıntı içereceği belli olmamakla birlikte madenin jeolojik yapısı nedeni ile bunun yüksek olmasının kaçınılmaz olduğu açıktır. Bu silisin gerek işçi ve gerekse çevrede yaşayanlar üzerinde kanser yapıcı etkisi olduğu vurgulanmaktadır.
Aynı Rapor’da toz ölçümü için, daha önce 3-4 cihaz önerilmiş olmasına karşın yalnızca bir cihaz alınmış olması yetersiz bulunmaktadır. Bu eleştiri yerini bulmuş olmalı ki, Normandy’nin Haziran 2001 Aylık Çevre Raporu’nda, bu ay içinde alınan 2 cihazla birlikte 3 cihazla parçacık toz ölçümü yapılmaya başlandığı bildirilmektedir.
Ürün
İşletmede 8 yıl süre ile yılda ortalama 100 bin ons altın ve bir o kadar da gümüş üretilecektir. Üretilecek metal, bu iki madenin karışımı ve %2 gibi bir oranda da başka metallerden oluşan külçeler, yani “dore” niteliğinde olacaktır[17]. Alkin(1993)’e göre, “halen, Türkiye’de kurulu altın rafinerisi olmadığından bu külçeler rafine edilmek üzere ihraç edilecek ve sonuçta saf altın ve gümüş uluslararası pazarda satılacaktır.”
İşletmede çıkarılacak dorenin nerede rafine edileceği konusunda bir bilgi verilmemektedir.
Su Arıtımı
Normandy Ltd (2000), üç aşamalı bir kimyasal bozundurma devresinin işleyeceğini belirtmektedir[18]. “Birinci aşamada (INCO devresi), sodyum metabisülfit olarak SO2 eklenerek serbest ve zayıf asitte çözünen siyanür, kimyasal olarak tahrip edilir. Bu proses sırasında, kimyasal madde tesirsiz karbon ve nitrojen bileşiklerine dönüştürülür. Ağır metalleri çökeltme devresinde, çökeltiye (tortuya) demir sülfat eklenerek aktif ağır metaller çökeltilir ve sabitlenir. Üçüncü aşama ise yalnızca eğer gerekirse çalıştırılır ve hipoklorit kullanarak havuzdan geri dönen suyun içindeki siyanürün bozundurulması sağlanır. Ovacık’taki maden atıkları (katı atıklar mı yoksa yalnızca sıvı atıklar mı?) arıtmadan önce 150 ppm’den daha az, arıtmadan sonra ise 1 ppm’den daha az siyanür içerecektir.”
İlk aşamada tepkimenin iyi işlemesi için ortama katalizör olarak bakır sülfat eklenir. Serbest siyanür ve metal siyanüler kireç eklenerek pH 8.9-9.5 aralığında siyanat ve sülfürik asit oluşmasıyla oksitlenir. Oluşan sülfürik asit eklenen kireçle nötrleştirilmekte ve son ürün olarak jips çökelmektedir. Tünay ve Kabdaşlı(1999)[19] da bu süreci yeniden anlatmakta ve elde edilen sonuçların şirketin Çevre Bakanlığı’na verdiği Taahhütname koşullarını sağlayabileceğini belirtmektedir.
Ancak, bunun bir sıvı atık arıtması olduğunu, Tünay ve Kabdaşlı(1999) gibi Oygür(2001)[20] de şöyle açıklamaktadır : “Ovacık cevher değerleri içinde bir tek arsenik limit düzeylerin üzerindedir. Ancak, cevherdeki arsenik konsantrasyonunun sadece %2.6’sı çözünerek proses suyuna geçmekte, geri kalan kısmı ise doğal biçiminde katı atık içinde kalmaktadır. Çözünen arseniği bertaraf etmek için, proses atıkları ferrik sülfat tesisinden geçirilmekte, arsenik stabilize edilmektedir.”
DEÜ (2000) Raporu’nda, sonradan yapıldığı belirtilen bu INCO SO2/Hava yöntemi ile atık su arıtma tesisi için ÇED yapılıp yapılmadığı ve bunun için Çevre Bakanlığı izninin alınıp alınmadığı sorulmaktadır. Firma henüz bu konuda hiçbir yerde olumlu bir açıklama yapmamıştır.
Yine, bu arıtma tesisinde yapıldığı belirtilen test çalışmasının hangi kapasiteler için yapıldığı; bu kapasitenin gelecekte işletmeyi temsil edip edemeyeceği; bu testler sırasında çevre koşullarının neler olduğu; ve bu koşulların başka ülkelerdeki benzer tesislerle benzeşip benzeşmediği de sorulan ve yanıtı henüz alınamamış sorular arasındadır. Tümay ve Kabdaşlı(1999) da bu değerlerin test değerleri olduğunu ve üretim yükleri altında da sürdürülebilip sürdürülemediğinin izlenmesi gerektiğini anımsatmaktadır.
Şirket, atık barajındaki suyun kuşlar için güvenlik sınırı olandan en az 50 kez daha az siyanür içerdiğini; ve kilosu 70 kg olan bir kişinin yaşamı boyunca hiç bir olumsuz etkisi olmadan bu sudan günde 3.5 litre içebileceği kadar arıtıldığını söylemektedir[21].
Ancak, Kimya Mühendisleri Odası Ege Şubesi bu arıtma sürecinin duyurulandan daha karmaşık sonuçları olabileceğine aşağıdaki görüşlerle dikkat çekiyor : “Ovacık Altın Madenleri Arıtma prosesinde kükürtdioksit ve havanın kullanılması pH nin 8-9 civarında olmasıyla bakır katalizörü ortamında önerilen siyanat ve tiyosiyanat oluşum tepkimeleri:
CN + SO2 + O2 + H2 O ® OCN + HSO3
Me(CN)4-2 + 4SO2 + 4O2 + 4H2O ® 4OCN-1 + 4H2SO4 + Me+2
H2SO4 + Ca(OH)2 ® CaSO4 + 2H2O
yanında Kükürtdioksit,
oksijen ile sülfata yükseltgenirken, siyanür çok daha zehirli HCN ya da
disiyan gazı oluşturabilir.
· HCN yanında, oluşabilecek disiyan gazı saptanması da yapılmalıdır,
çünkü Kükürtdioksit ve hava bazı metalsiyanürlerini (civa ve kobalt siyanürler
gibi) bozamamaktadır.
· Ayrıca ortamın pH si 9 olduğunda HCN nin (pK=9,3) siyanüre derişim oranının
2 olması gerektiğini gösterir. Başka bir sözle HCN egemendir. Ölçme yöntemlerinde
bu olasılıklar nedeniyle yanılgılı sonuçlar elde edilecektir. Gerçekten
de Kükürtdioksit ve hava ile arıtma yönteminin daha zor kontrol edildiği,
tepkimeler sonucu oluşabilecek bileşiklerin tahminin güç olduğu belirtilmiştir.
· Bu tür arıtma tesisinde HCN, disiyan ve olası metal siaynür ölçümleri
kadar gaz fazında asit niteliğindeki Kükürtdioksit çıkışının da
kontrol edilmesi beklenir.
Arıtma prosesinde çıkabilecek
bir arıza siyanürlü atığın atık barajına taşınmasıyla barajdaki ağır
metal hidroksit çökeleklerini kompleksleşme nedeniyle çözünür hale ve sızabilir
konuma getirecektir.
Her ne kadar yasal düzenlemeler ile 24 saat içinde işletme kapatılsa da bu süre
içerisinde zaten kirlilik boyutları kontrol edilmesi güç hale gelecektir.
Sadece siyanür kirliliği proses kapatıldıktan sonra bile yeraltı sularında
her üç yılda, yüzey sularında her yıl en az 30 yıl süresince kontrol
edilmesi gerektiği belirtilmektedir.”
Katı Atıkların İşlenme ve Duraylılaştırılması
Normandy Ltd (2000), atık suda erimiş iyonlar olarak bulunan ağır metallerin kalsiyum hidroksit eklendiğinde, kalsiyum ayrıldığı için hidroksit ile birleşen metallerin katı fazda atık sudan ayrıldığını dilegetirmektedir. Oygür(2001) de bu şekilde duraylılaştırılan, suda çözünmüş, metallerin güvenle saklanabileceğini; örneğin, ferrik arsenatın suda çözünmediğini belirtmektedir. Bunu, Tümay ve Kabdaşlı (1999) da yinelemektedir.
Ancak, yine Oygür, cevherdeki arseniğin yalnızca %2.6’sının suda çözündüğünü; bu oranın bakır için %2.7, kurşun, kadmiyum ve civa için sıfıra yakın, çinko için %36.3 ve antimuan için %1 dolayında olduğunu; yani ağır metallerin büyük bölümünün birlikte öğütüldükleri cevherin katı atığı içinde kaldığını, bir güzel anlatmaktadır (Tümay ve Kabdaşlı(1999) her nedense bundan söz etmemektedir). Duraylılaştırılan ağır metaller, bunların siyanürle işlem sırasında suda çözünebilen çok küçük bir bölümüdür. Buna karşılık, cevherde bulunan ağır metaller ve özellikle yüksekçe olduğu görülen arsenik, atığın katı fazında ya işlemlerden etkilenmemiş sülfürlü cevher mineralleri şeklinde, örneğin arsenopirit olarak; ya da, siyanürle yaptıkları geçici bileşikler, arsenatlar, vb şeklinde atık havuzunda toplanacak ve zenginleşecektir.
Katı atıkların içinde metallere bağlanarak siyanatlar şeklinde duraylılaştırılmış olduğu varsayılan siyanürün, zaman içinde hidroliz yolu ile yeniden serbest kalması sakıncası konusunda da TÜBİTAK Raporu'nda açık ve anlaşılır bir değerlendirme yapılmamıştır. DEÜ(2001) Raporu, atık barajındaki atığın sızma ya da taşma yolu ile olduğu gibi, tozlaşarak ve rüzgarlarla da çevreye yayılabileceğine işaret edilmektedir. DEÜ(2001) Raporu, TÜBİTAK Raporu Ek.11’de açıklandığı şekilde siyanatın nötr koşullarda haftalar mertebesinde, asidik koşullarda da saat ya da gün mertebesinde süreler içinde hidroliz yolu ile nitrata dönüşebileceğini anımsatmaktadır.
Gözleme ve Ölçü Düzeni
Normandy, ağır metallerin günlük olarak analiz edileceğini ve İzleme Denetleme Komitesi’ne rapor edileceğini bildirmektedir.
Normandy Madencilik AŞ, Çevre Bakanlığı’na taahhüt ettiği gözleme ve ölçüm çalışmalarına başlamış, bunu sürdürmekte ve bunlardan elde ettiği sonuçları raporlar halinde yayımlamakta; giderek, günlük basındaki ilanları ile kamuoyuna duyurmaktadır. Örneğin, Haziran 2001 Raporu’nda[22], Haziran 2001 ayında atık havuzuna giden atıksudaki siyanürün; ağır metal değerlerinin; havadaki hidrojen siyanür gazının; toz miktarının; gürültünün; ve patlatmalarla ilgili titreşim ve gürültü değerlerinin taahhüt sınırlarının altında ya da çok altında olduğu bildirilmektedir.
İşletmenin henüz yasa dışı deneme işletmesi aşamasında olduğu, açık ocağın ve cevher ve pasa çıkarımı ve taşınmasının henüz tasarlanan kapasitesinin çok altında olduğu bir dönemde, örneğin toz ölçü değerlerinin belirtildiği şekilde düşük çıkmasından daha doğal ne olabilir? Yine de, daha şimdiden zaman zaman yıllık razı olunabilir değerlerin %80’ine yakın düzeylerde toz değerleri ölçülmüş olması uyarıcı kabul edilmelidir.
Gürültü değerlerinin de, henüz işletmede gürültü üretici çalışmalar kapasitesinin çok altında kullanılırken bile izin verilebilir sınırın %85’ine ulaştığı görülmektedir. Bu ölçü verilerinin yanlarına düşülen notlar da ilginçtir : “Delme makinası”, “Kamyonlar geçti”, “Rüzgar”, “Maden ekipmanlarından oluşan gürültü”, “Çatı tamiratı”. Bu notlar bile, bütünü ile işletme yönetiminin denetiminde ve onların seçtiği şekil ve zamanda yapılan ölçülerde bile işletmenin gürültü standartlarına uyamayacağının erken belirtisi olarak dikkate alınmalıdır.
Aynı şekilde, cevher işleme birimlerinin de kapasitelerinin henüz çok azı kullanılmakta ve kamuoyunda olumlu bir izlenim bırakabilme kaygısı ile özellikle su arıtma tesisinin bütün gücü ile kullanılmakta olduğu açıktır.
Kimya Mühendisleri Odası Ege
Şubesi “Bu arıtma tesisinde HCN, disiyan ve olası metal siyanür ölçümleri
kadar, gaz fazında asit niteliğindeki Kükürtdioksit çıkışının da
kontrol edilmesi beklenir. Sadece siyanür kirliliği proses kapatıldıktan
sonra bile yeraltı sularında her üç yılda, yüzey sularında her yıl en az
30 yıl süresince kontrol edilmesi gerektiği belirtilmektedir.”
TÜBİTAK Raporu Ek.6’da “Siyanür liç yöntemi kullanılan altın
madenlerinde çevresel sorun yaratacak diğer bir parametre nitrattır… Çevre
Bakanlığı’na verilen taahhütname ekinde izlenecek parametreler listesinde
nitrat yer almamaktadır.” denmektedir.
[1] Oygür, V., 2001, özel yazışma
[2] Duman, İ, 1997, Bergama ve Altın, Çokuluslu Şirketlerin Yeni Eldorado’su TEMA Vakfı Faaliyet Dergisi, http://www.arafiyan.nt/arafiyan/bilkent/02/0068.html
[3] Köse, C., 2001, Bergama Ovacık Altın Madeni konusundaki TÜBİTAK-YDABÇAG Raporunun eleştirisi ve çevre problemlerinin analizi, http://www.jmo.org.tr
[4] DEÜ Çevre Müh. Böl., 1991, Ovacık Altın Madeni Çevresel Etki Değerlendirme Raporu
[5] Oygür, V., 2001, agy
* Bu konuda ünlem işareti kullanılmasının nedeni, altın işletme alanlarının geliştirilmesi konusunda dünyada karşılaşılan acı örneklerin, en güvenilmesi gereken kaynaklarda bile sergilenmiş oluşudur. Örneğin, ABD Nevada Jeoloji ve Maden Ofisi’nin Başjeokimyacısı Paul Lecher’in bir yayınında çarpıcı örnekler verilip yurttaşlar bu sektördeki göz boyayıcılara karşı uyarılmaktadır. Endonezya’da dünyanın en büyük altın yatağını bulduğunu açıklayan Kanada’lı bir firma, BreX aslında hiçbir şey bulunmayan bu saha için yatırımcılardan 2 milyar dolar toplayabilmiştir; bazı laboratuvarların kimyasallarına altın katarak istenen örneklerin yüksek tenörlü görülmelerini sağlamaktadır; örneğin Busang projesindeki gibi bazı sahalardaki sondaj örneklerine istenen altınlı yabancı parçalar katılmaktadır; vb.83
[6]Lechler, P., 1995, Gold from water (and other mining scams), NBMG Special Publication 22
[7] Oygür, V., 2001, agy
[8] Normandy Ltd, 2000, Bugün ve 2000’in ötesi
[9] Öngür, T., 1967, Dikili-Bergama Çevresinin Jeotermal Enerji Olanakları, MTA Enstitüsü yayımlanmamış rapor
[10] JICA, 1986, Progress Report of the prefeasibility study on the Dikili-Bergama geothermal development project in the Republic of Turkey
[11] Oygür, V., 2001, agy
[12] IPCS, 1981, Environmental Health Criteria 18, Arsenic, IPCS International Programme on Chemical Safety;
Irwin,I R.J., 1997, Environmental Contaminants Encyclopedia Arsenic Entry, NPS, Water Resources Div., Colorado;
Subcomittee on Arsenic in Drinking Water, 1999, Arsenic in Drinking Water, http://www.nap.edu/openbook/0309088337/html/R1.html ;
Exposure to Arsenic and Cancer Risk in Central and Eastern Europe, 2001, http://www.icconsultants.co.uk/expascan.html ;
[13] United Nations Synthesis Report on Arsenic in Drinking Water
Maggs, R., 2000, A Review of Arsenic in Ambient Air in the UK, Dept. of Env., Transp. And the Regions The National Assembly for Wales
[14] USGS, 1999, Geoenvironmental Impacts of Mercury and Arsenic, http://minerals.usgs.gov/west/projects/hgasdel.html
[15] USGS Arsenic Studies Group, http://wwwbrr.cr.usgs.gov/usgs/Arsenic/index.htm
[17] Alkin, E., 1993, Ovacık altın madeni projesinin ekonomik etkileri.
[18] Normandy, Ltd, 2000, Bugün ve 2000’in ötesi
[19]Tünay,
O. ve Kabdaşlı, N.I., 1999, Ovacık Altın Madeni İşletmelerinin
Kimyasal Özelliklerinin Tespiti ve Riskin Belirlenmesi, TÜBİTAK Raporu,
Ek.4
[20] Oygür, V., 2001, agy
[21] Normandy Ltd., 2001, agy
[22] Normandy Madencilik AŞ, 2001, Ovacık Altın Madeni Aylık Çevre Raporu Haziran 2001, Normandy