CEVHER HAZIRLAMA

Kırma Öğütme

Cevher, stok sahasından yükleyici ile kaba cevher silosuna aktarılacak ve önce çeneli bir kırıcıda kırılıp daha sonra elenip konik kırıcıya kapalı olarak beslenecek ve daha ince kırılacaktır. 130 ton/saat sıgalı olan bu sistem 12 saat/gün ve 6 gün/hafta çalıştırılacaktır. Bu yolla ince kırılan cevher daha sonra 1500 ton sıgalı ince cevher silosuna yüklenecek ve pH düzenlemesi için 1.7 kg/ton kireç eklenecektir.

Buradan bir bant ile çubuklu değirmen ve hidrosiklonlarla kapalı devre çalışan bilyeli değirmenlerden oluşan öğütme sistemine taşınıp, burada sulu ortamda öğütülecektir. Cevher, 38 mikrona kadar öğütülecek ve bu yolla altının en uygun serbestleşme ve kazanımı sağlanacaktır. Buradan % 45 katı ve % 55 su karışımlı koyulaştırıcı tanka yollanacak olan cevher buradaki alt akımdan liç tanklarına, üst akımla ise süreç su tankına bağlanacaktır. Bu sistem sürekli, 3 vardiya çalıştırılacaktır.

Hazırlama

Öğütülmüş cevher çamur durumunda tanklara aktarılıp sodyum siyanür çözeltisi ile işlenecektir. Burada 690 m3 sıgalı ve cevherin içinde 11.3’er saat tutulacağı iki tank bulunacaktır. Burada sıyırma hızını arttırma düşüncesi ile oksijen ve tozlaşmayan katı parçalar şeklindeki sodyum siyanür suda çözeltilip 0,8 kg/ton (0,3-1,5 kg/ton) oranında eklenecektir.

Siyanürle İşlem

Tanklarda siyanür çözeltisi ile işlenen cevher çamurundan altın ve gümüş sıyrılmış olacak; sıyırılarak alınan bu metaller de, 210’ar m3 hacimli 8 adet adsorbsiyon tankında 3.5 saat tutularak aktif kömür üzerine emdirilerek çamurdan ayrılacaktır. Daha sonra bu çamur silindirik eleklerden geçirilerek altın ve gümüşü soğurmuş olan aktif karbon tutulacak, 4 tonluk tek kolonlu bir split ayırma devresinden günde iki kez 6’şar saat geçirilecek; çamur atılacak; yükü sıyrılan aktif karbon yeniden kullanılabilsin diye 650-700°C’de çalışan aktifleştirme fırınından geçirilecektir.

Daha sonra, karbon üzerinden sıyrılan altın ve gümüş yüklü çözeltiye, altın içeriği 3 ppm’in altına düşünceye kadar elektroliz hücrelerinde geri devir yaptırılacak; toz durumundaki altın-gümüş karışımı yüksek basınçlı su ile katotlardan sıyrılıp kurutulacak ve altın odasında ergitilip dore külçe halinde dökülecektir.

Çamur ise, kimyasal bozundurma tanklarına gönderilecektir.

Cevherden metal kazanma veriminin altın için %91 ve gümüş için %73 olmasının beklendiği bildirilmektedir.

Süreç, değişik noktalarda bilgisayar aracılığı ile denetlenecek ve herhangi bir birimde ortaya çıkacak aksama durumunda sistem öteki makineleri de devreden çıkaracaktır.

Cevherden altın ve gümüşün sıyrılmasında uygulanacak olan siyanür ile işlem günümüzdeki altın işletmelerinin % 83 kadarında metalin cevherden ayrılmasında kullanılmaktadır. Cevherdeki altın parçacıkları yeterince küçük ise, içinde karbonlu gereç yoksa, fazla siyanür tüketen bakır-antimuan-arsenik sülfürleri az ise, asit yapıcı bileşenler az ise, altın parçacıklarını sararak siyanürün etkilenmesini engelleyen demir oksit çökeltici gereç ve kil yoksa altının kazanılmasında siyanür kullanımı kolay ve ekonomik olmaktadır. Bu kazanımda, ya cevher ince öğütülerek açık havada geçirimsiz yaygıların üzerine yığılmakta ve üzerlerine sıkılan siyanür çözeltisinin yığının içinden süzülürken altını yüklenmesi ve daha sonra tabandaki drenaj ile bu sıvı alınarak işlenmesi ile (yığın liçi); ya da ince öğütülmüş cevher kapalı tanklarda siyanürlü akışkanlarla karıştırılarak işlenmektedir (tank liçi).[1]

Cevherin içindeki altın parçacıkları yeterince iri ise, özellikle de kum ve çakılların içindeki plaser yataklarındaki altın gravitasyon ile, çökeltme yöntemi ile ayrılabilmektedir. Giderek azalmakla birlikte 1990’ların başlarında dünyada üretilen altının %10 kadarının bu teknikle ayrıldığı bilinmektedir.

Altın parçacıkları sülfürlü cevher minerallerine bağlı olarak bulunuyorsa önce ince öğütme ve çeşitli yüzdürücüler içinde flotasyon teknikleri ile altınlı sülfür konsantreleri elde edilir. Bu artık, daha sonra siyanürle işleme tutulur. 1993’te altının %4 kadarının da bu yolla işlendiği bilinmektedir.

Bunların ve siyanür ile işlemin dışında, çok sayıda yeni tekniğin araştırılmakta ve geliştirilmekte olduğu bilinmektedir. Çok sayıda yabancı kaynakta açıklanan bu yeni teknikler Oygür (2000) ve TÜBİTAK Raporu’nun değişik bölümlerinde de anlatılmaktadır. Ancak, açıkça bilinen bir şey var ki, henüz ekonomik olarak ve çevreye zarar vermeden siyanür ile işlemin yerini alabilecek bir başka teknik geliştirilememiştir.

Siyanür ile işlem, bilimsel ve teknik olarak 19. yüzyıl’ın sonlarında bulunmuş; çok sınırlı olarak kullanılmış; altının siyanürden geri alınmasında kullanılabilecek teknoloji, ancak 1950’den sonra geliştirilebilmiş; yine de bu teknolojinin ticari olarak uygulanabilmesi 1970’lerin sonlarında altın fiyatları artıp, düşük tenörlü yüksek rezervli cevherler kârlı olarak işletilebilir duruma gelince yaygınlaşmıştır. O güne kadar yüksek tenörlü yataklarda cıva ile amalgamlama tekniği kullanan küçük işletmelerin yerini 1980’li yıllarda büyük işletmeler, siyanür ile yığın liçi ve aktif karbonla sıyırma tekniği kullanan büyük işletmeler almıştır. Çünkü siyanür, cevherdeki altının %97’ye varan oranlarda kazanılmasını sağlayabilmektedir.

 

 

Siyanür Sorunsalı

 

Siyanür, çok zehirli (toksik) ve çoğu zaman öldürücü olduğundan, herkeste olumsuz şeyler çağrıştırır. Belirli bir miktarın üzerinde doğaya verildiğinde içme sularında zehirlenmelere neden olmasının yanında, gaz fazındaki bazı bileşikleri ile, örneğin hidrojensiyanür ile de çok zehirleyici etkiler yaratır. Siyanüre ilişkin ürkütücü ve olumsuz izlenimin bir savaş silahı olarak kullanılması, soykırımda kullanılmış olması, idamlarda kullanılıyor olması, 1978’de Guyana’da toplu intiharda kullanılması, siyanür sentezini ilk yapan kimyacı Karle Scheele’nin bu kimyasaldan zehirlenerek ölmesi gibi çeşitli nedenlerden kaynaklandığı düşünülmektedir.

1994 yılında, ABD, Batı Avrupa ve Japonya’da 44 hidrojen siyanür üretim tesisini işleten 36 şirket bulunmakta idi. Bunların toplam üretimleri bir milyar kg’dan çoktu. DuPont dünya üretiminin %38’ini üretirken, %7’den çok üretim yapabilen başka bir ikinci şirket bulunmamakta idi.[2]

Siyanür, Metal kaplama tesislerinde metal kaplama banyolarında, ısıl işlem tesislerinde ısıtma tuz banyolarında, tekstil boya sanayiinde, plastik sanayiinde, fotoğraf ağartmada, hurdadan altın geri kazanımında kullanılmakta olup madencilik sektöründe de gümüş ve altın işletilmesinde yoğun olarak kullanılmaktadır. Bunların yanında, besin endüstrisinde ürünlerin kullanım sürelerinin uzatılmasında; ilaç ve zararlı canlılar ile savaşımda; tarımsal savaşımda kullanılmaktadır.

 

Siyanür ve tuzlarının kullanımı ülkemizde de yaygındır. Ne var ki, bu kullanımları da çeşitli kirliliklere neden olmaktadır. Örneğin, ısıl işlem tesislerinde, kaplamacılık alanında, ramatçılarda ve bazı başka endüstrilerde küçük çapta kullanıldığı ve bu kullanımlara karşı da çeşitli önlemlerin önerildiği bilinmektedir. Bu sektörlerdeki siyanür kullanımı yeni seçeneklerle yavaş yavaş terk edilmeye başlanmıştır. Örneğin, bu sektörlerden ısıl işlem tesislerinde kullanılan siyanür tuzları sadece potalarda ergitilerek kullanılmakta; doğaya salınmamaktadır. Kuşkusuz, bazı işletmelerin bu konuda gereken duyarlılığı göstermediği de bilinmektedir. Bu konuda önemli önlemlerin alınması gerekmektedir. Ne var ki, bir kirletme örnek gösterilerek, daha büyük ve noktasal olarak yoğunlaştırılmış risklerin haklılığı savunulamaz.

Ne kadar yaygın da kullanılsa, hiç bir kullanımı altın ve gümüş madenciliğinde olduğu gibi, bir noktada büyük miktarlarda yoğunlaştırılmış, atıkları işlemden geçirilmek durumunda olmayan ve en önemlisi çoğu durumda açık havada yapılan işletmeler değildir. Bunun tipik örneği yine ülkemizden verilebilir. Ülkemizde, Oygür(2000)’de verilen bilgiye göre “Dış Ticaret Müsteşarlığı İthalat Genel Müdürlüğü ve DİE verilerine göre 1994 yılında 1911 ton olan çeşitli siyanür bileşikleri ithalatı 1996 yılında 2441 ton ve 1997 yılında 2588 tondur… İthalatın yaklaşık 1200 tonu, sodyum siyanür olarak Etibank’ın Kütahya Gümüşköy’deki 100. Yıl Gümüş İşletmesi’nde kullanılmaktadır.” Görüldüğü gibi, yüzlerce işyerinde azar azar kullanılan ithal siyanürün yarıya yakını tek bir madencilik işletmesinde tüketilmektedir. Dünyada da, üretilen siyanürün yalnızca yaklaşık beşte birinin madencilikte kullanılıyor olmasına karşın, bu siyanür az sayıda maden işletmesinde açıkta, çok büyük miktarlarda ve başka atıklara uygulanan standartlara uyulmaksızın kullanılırken; geri kalan siyanür on binlerce endüstri işletmesinde küçük miktarlarla, çoğu sıkı denetim altında tüketilmektedir.

1980’lerden önce yaygın olmayan maden işlemede kullanımı, ne yazık ki kısa zamanda olumsuz etkilerini dışa vurmaya başlamış ve ABD’nde başlayıp dünyaya yayılan örnekleri ile yaratabileceği risklerle karşılaşılmıştır. Bu olumsuz örneklerin bir bölümü bu aşırı zehirli kimyasalın taşınması sırasında yaşanan kazalarda görülmüştür.

ABD’nde Güney Dakota’da 85. Karayolu’nda, (hoş bir rastlantı, TÜBİTAK inceleme kurulunun ABD’nde görmeye gittiği ocak olan) Lead altın işletmesine siyanür taşıyan içkili bir sürücünün devlet yolunda devirdiği siyanür yüklü tankerden sızıntı olmamış; ancak, büyük panik yaratmış ve tartışmalara neden olmuştur.

Mayıs 1998’de, Kırgızistan’da Kumtor Madeni’ne sodyum siyanür taşıyan bir kamyon köprüden uçup Barskun çayına düşünce 1762 kg sodyum siyanür çayda çözülerek önemli bir kirlenme ve 4 kişinin ölümü ve 600’ün üzerinde insanın yatarak tedavi görmelerini gerektirecek denli yaygın sağlık sorunları yaşanmıştır.

 

21 Mart 2000’de Avustralyalı Dome Resources’ın Papua Yeni Gine’deki Tolukuma Madeni’ne sodyum siyanür pelletleri taşıyan bir helikopter 1 ton kadar kimyasalı yağmur ormanına düşürünce de önemli bir akarsu sisteminde benzer sorunlar ve tartışmalar yaşanmıştır.

 

Son olarak, 1 Kasım 2001 günü Çin’de Henan Eyaleti, Luoning İli’nde Luohe Irmağı kıyısında yine siyanür yüklü bir kamyon çaya uçmuş ve suya saçılan 11 ton sıvı sodyum siyanür geniş bir alanda kirlenmeye neden olmuş besi hayvanları ölmüştür[3]. Taze patatesi bu suyla yıkayıp yiyen bir kişinin zehirlendiği, ancak kurtarıldığı bildirilmektedir.

 

Bu tür risklerden ötürü, siyanür tuzlarının ambalajlanması, taşınması ve depolanmasında uyulacak kayıt ve kurallara bir düzen getirilmesi için dünyanın her yerinde ulusal ve uluslararası komisyonlar kurulmuş, çalışmalar yapılmış ve standartlar oluşturulmuş; ya da oluşturulmaktadır. Ancak, gerek gelişmiş ve gerekse az gelişmiş ülkelerde yaygın olan görüş, çok uluslu madencilik ve altın işletmeciliği şirketlerinin az gelişmiş ülkelerde çevre standartları ve güvenlik önlemlerine gereken özeni göstermedikleri yolundadır. ABD, Kanada ve Avustralya’da meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri ve çevre hareketinde uluslararası alanda çalışan kendi şirketlerine karşı yaygın ve şiddetli bir eleştiri kampanyası sürdürülmektedir.

 

Siyanür kullanımı sırasında çok daha sık karşılaşılan riskler, işletme içi kazalardan kaynaklanmaktadır. Bunların başında siyanür ya da bağlantılı akışkanların işlenmesi ya da işletme içinde borularla iletilmesinde sık sık yaşanan kazalardır. Borular ve bağlantılarında ortaya çıkan kaçaklar, siyanürlü akışkanların kısa ya da uzun süreli kaçması ve çoğu zaman işletmeye komşu ve yakın alanlarda canlı yaşamı ya da içme ve sulama suyu kaynaklarını etkilemektedir. Bunun örnekleri sayılamayacak denli çoktur. ABD’nde EPA’nın ihbar üzerine ya da rastgele seçerek yaptığı incelemelerde bu tür çok sayıda sızma ve kaçak saptanmakta ve uyarı ya da başka cezalar kesilmektedir. Başka ülkelerde de çevre sakinlerinin sık sık akarsuların renginin ya da bileşiminin değiştiğini görmeleri, balık ya da kuş ölümleri, vb saptamalar sonrasında eleştiri, ihbar ve protestoları yaşanmaktadır. Bunların tipik bir son örneği 16 Ekim 2001’de Gana’nın batısında Wassa Bölgesi’nde kurulu Goldfields Inc madeninde siyanürlü atıkların iletildiği boruların kopması nedeni ile çevreye siyanürlü atık saçılmasıdır. Bu olaydan ötürü çevrede çok miktarda balık ölümü görülmüştür. İşletme yetkilileri balıkların siyanürden değil, buna karşı çaya boşaltılan hipokloritten etkilendiklerini söylemektedir. Daha önce de, örneğin 1986’da açılıp 1992’de kapanan ABD Colorado’daki Summitville Madeni’ni işleten Galactic Resources şirketinin neden olduğu siyanürlü akışkan sızıntıları Alamosa Irmağı’nın 17 millik bir bölümünde yaşamı yok etmiştir. Burası, şimdi temizlenmesi planlanan bir “Federal Superfund” sahasıdır ve tam temizlenmesinin 170-200 milyon dolar kadar mal oluşunun olacağı öngörülmektedir.[4] 1979’da ABD, Montana’da açılan dünyanın ilk büyük yığın liçi ile altın işlenen işletmesi olan Zortman-Landusky altın işletmesi Pegasus Corp. tarafından iletildiği süre içinde defalarca siyanürlü kaçağa neden olmuş ve canlı yaşamına ve çevredeki akarsulara önemli zararlar vermiştir. Topu topu 50 ton altın üretilebilen bu işletmede şirket çevreyi kirlettiği için 22 kere uyarı ve ceza almış. Şimdi, temizlik için Pegasus’un harcadığı 60 milyon doların üzerine devletin de 100 milyon dolar harcayacağı öngörülüyor.[5] Montana Department of Environmental Quality, 1982-1998 arasında bazıları balık ölümlerine de neden olan 62 siyanür kaçak ya da sızıntısı olduğunu bildirmektedir. ABD’de, Nevada’da 1997 yılında Gold Quarry madeninde yığın liçi yaygısından kaçak başlayınca çevredeki iki çaya 1 milyon litre galon siyanürlü akışkan sızmıştır. Yine Nevada’da Echo Bay şirketinin McCoy/Cove işletmesinde 1988 ve 1990’da ortaya çıkan bir dizi sızıntı ile çevreye 900 pound kadar siyanür kaçmıştır[6]. Güney Dakota’da 1998 Mayıs ayı sonunda Homestake işletmesinden Whitewood Çayı’na 6-7 ton siyanürlü atık boşalınca çok miktarda balığın öldüğü biliniyor. Güney Karolina’da Brewer Gold işletmesinde 1992’deki bir sızıntıdan sonra Lynches Irmağı’nın 80 km’lik bölümünde 11 bin balığın öldüğü bildiriliyor.

 

Ancak, bunların en yıkıcı, katastrofik olanları atık barajlarının sızma, taşma ya da yıkılması sonucunda çevreye çok büyük miktarlarda siyanürlü ve ağır metal yüklü akışkan ve çamurun yayılması ile oluşmaktadır. Altın işletmeciliğinin en çok 20 yıllık geçmişinde böyle büyük ve çok sayıda kaza kaydı var.

 

1994 Şubat’ında Güney Afrika’da  Rangold’un işlettiği Harmony madeninin terk edilmiş atık barajı patladığında siyanürlü atıklar bir mahalleyi kaplamıştı.[7]

1995 Ağustos’unda Güyana’da Kanada’lı Cambior şirketinin işlettiği Omai Madeni atık barajı topluca göçüp

 

1,3 milyon m3 siyanürlü atık yağmur ormanları içinden Pasifiğe boşalan Essequibo Irmağına boşaldığında çok miktarda balık, timsah, domuzun öldüğü; çevre halkının içme ve kullanma suyu kaynaklarının kirlendiği; işletmenin bir süre kapatılmak durumunda kalındığı bilinmektedir. Oygür(2000), balık ölümlerini bu kez solungaçlarına çamur kaçmasına bağlamaktadır. Pan American Health Organization’un çalışmaları ırmağın 4 km’lik bölümündeki tüm yaşamın sona erdiğini ortaya koymuştu.

 

Bir başka örnekte de, Papua Yeni Gine’deki Ok Tedi Madeni’nin atık barajı heyelan sonunda kullanılamaz olunca siyanürlü atıklar uzun dönem doğrudan doğruya Ok Tedi ırmağına boşaltılmıştır. Yıllar süren bu uygulamada salınan günlük 80 bin ton atık geniş bir alanda orman ve canlı yaşamını yok etmiş ve dünyada yaygın bir tepki doğurmuştur.

 

2000 yılı Ocak ayı sonunda Romanya’nın batısında kurulu Aurul işletmesinin Baia Mare atık barajı aşırı yağış ve kar erimeleri sonunda taşınca siyanürlü ve ağır metal yüklü atıklar Tizsa, oradan da Tuna Irmağı’na boşalmıştır. Bu büyük felaketin sonunda Macaristan, Sırbistan, Romanya ve Bulgaristan’daki çok yaygın bir alanda yüzey ve yeraltısuyu kirlenmiş, BBC’nin haberine göre birkaç gün içinde Tizsa ve Tuna ırmaklarından 650 ton ölü balık toplanmış ve etkilerinin ne kadar zamanda giderilebileceği öngörülemeyen bir çevre felaketi yaşanmıştır. Macaristan yetkililerinin yalnızca Tizsa ırmağında 1240 ton balık öldüğünün saptandığını bildirdikleri haber veriliyor.[8] Biyologlar balık yaşamının ancak 5 yılda yeniden eskiye dönebileceğini; korunma altındaki türlerin ise ancak 20 yıllık bir sürede yeniden toparlanabileceğini ileri sürmekte.[9]

Yine bu yıl, 28 Ekim 2001’de yine Gana’nın batısında Whassa’da Kubekro Köyü yakınında Satellite Goldfields Inc.’in atık barajı göçmüş ve çevredeki sulak alanlar binlerce ton siyanürlü akışkanın altında kalmıştır[10].

 

Altın işletmelerindeki kullanılışına, kazalar ya da vurdumduymazlık sonucunda böyle kaçak, sızıntı ya da boşalma örnekleri eşlik eden siyanürün zehirliliği üzerine pek fazla tartışma yok. Herkesçe kabul edilen bir başka yönü de siyanür bileşiklerinin karşı karşıya kalındığında hemen etkide bulunması, akut bir zehirleyici oluşudur. Bilindiği kadarı ile vücutta birikmiyor ve kanser yapıcı değil. Bu yanı ile kronik etkisi yok. Yukarıda örneklenen çevre felaketlerinde de çevredeki canlılarda birkaç gün içinde toplu ölümlerin yaşandığı, daha sonra sudaki toplam siyanürün hızla azaldığı görülmüştür.

 

Ancak, siyanürün duraylılığına ilişkin çelişen görüşler, çevre felaketlerinin farklı yorum ve değerlendirmelere konu olmasını da gündeme getiriyor.

 

Madencilik firmaları ve onları destekleyen bazı araştırmacılar (örneğin Normandy’den Oygür (2000)[11] ve onun yayınlarına çok sık değindiği Mudder and Smith(1994)[12]) oksijen ve güneş ışını altında siyanürün suda hızla bozularak zararsız karbondioksit ve nitrata parçalandığını; siyanür sızıntılarında insan ölümü olmadığını; balıklar üzerinde yapılan bilimsel araştırmaların bunun “biyolojik olarak birikmediği”ni gösterdiğini ve bu şekilde ölen balıkları yiyenlerin bile zarar görmeyeceğini söylüyor. Smith(TÜBİTAK Raporu, Ek.10) kuzey Amerika’da 20. Yüzyıl boyunca siyanür nedeni ile ölüm görülmediğini belirtmekte. İzleyen sayfada ise, AAPCC’ye 155 siyanür zehirlenmesi ihbarı geldiği ve madencilikle ilgili olmasa da 3 ölüm saptandığı söyleniyor. Bu kaynaklar, ABD’de otomobil egzoslarıyla ve sigara dumanından havaya yılda 20000 ton HCN salındığını, madenciliğin ise havadaki siyanür salgısı içinde kayda değer bir payı olmadığını ileri sürüyor. Elbette burada milyonlarca noktadan çok küçük siyanür salgılarının söz konusu olduğu açık.

 

Buna karşılık, gün ışığı ve hava varken nötr pH koşullarında siyanür çözeltisinin parçalandığı doğru olsa da, bu çözelti yeraltına süzüldüğünde, tropik ülkelerdeki gibi yağmurlu ve bulutlu ortamlarda ya da sıcaklıkların düştüğü ve akarsular kar ya da buzla kaplı olduğunda soğuk ülkelerde böyle bir şeyin olamadığı göz ardı ediliyor. Çözeltisi asidik ise bu hemen aşırı zehirli olan siyanür gazına dönüşüyor. Dahası çözelti alkalin ise siyanür parçalanamıyor ve çözeltide uzun süre kalıyor.[13]

 

Bir Jeokimya uzmanı olan Robert Moran, Missuri’deki bir nikel-kobalt madeninin atıklarında, işletmenin kapanışından 25 yıl sonra bile yüksek miktarda toplam siyanür bulunduğunu saptamış bulunuyor. Bunun gibi, Almanya’daki Auschwitch-Birkenau toplama kamplarındaki yapılardan, toplu kıyım için siyanür kullanımından 45 yıl geçtikten sonra alınan harç ve sıva örneklerinde de ölçülebilir miktarlarda demir siyanat bulunduğu bildiriliyor.[14]

 

Açıkçası, maden işlemede kullanılan siyanürün zararsız bileşiklere pek hızlı parçalanmadığı belli oluyor. Parçalanma sonunda oluşan bileşiklerin çoğunun halen balıklar için zehirli düzeyde olduğu ve bunların ortamda uzun süreler kalıcı olduğu belirlenmiş. Bu bileşenlerin serbest siyanür, metal siyanür kompleksleri, organik siyanür bileşikleri, siyanojen klorür, siyanatlar, tiyosiyanatlar, kloraminler ve amonyak şeklinde olduğu anlaşılıyor. Bunlardan siyanat, maden işletmelerinde kullanılan siyanürün asıl parçalanma ürünü. Siyanat sularda,  belirlenemeyen; ancak, uzun olduğu bilinen bir süre kalıcı. Başka bir parçalanma ürünü olan amonyak, balıklar için siyanür kadar zehirli olarak biliniyor. Bazı veriler amonyak ve siyanürün birlikte etkilerinin tek tek etkilerinden daha da zararlı olduğunu gösteriyor. Tiyosiyanatlar, tatlı su balıklarında ani ölüm sendromu yaratıyor. Üstelik serbest siyanürün tersine tiyosiyanat canlı örgenlerde de birikebiliyor. Siyanojen klorür gibi öteki parçalanma ürünlerinin de balıklar için serbest siyanürden daha zehirli olabildiği belirtiliyor.

Siyanür çok zehirli bir madde olup, ilgili yazında 50 mg alınması durumunda ölümlere neden olduğu belirtiliyor. Siyanür tuzları ve hidrojen siyanür, birlikte zehirli tepki verir. Siyanür iyon tutuculuğundan dolayı ( bu siyanürün, metal eldesinde yararlanılan özelliğidir) metalik molekülleri harekete geçirip oksijen tüketimine neden olur. Bu yüzden oksijen kullanan canlılarda zehirlenmeye neden olur. Deriye yakın damarlarda kirli kan dolaştığından canlı vücudu oksijeni kullanamaz ve zehirlenme olur. Bu zehirlenme, kimyasal boğulma şeklinde ölüme neden olur. Siyanür insan vücudunda kandaki oksijeni tüketip zehirlenmeye yol açarken organik bileşiklere döndüğünden siyanür zehirlenmesi anlaşılamamaktadır ve intihar ve suikastlerde de, bu nedenle kullanılmaktadır.

 

Siyanür, genelde siyanür tuzları olarak kullanılır. NaCN, KCN şeklinde kullanılan siyanür tuzları asit ve zayıf alkalilere birleştiğinde ya da suda çözündüğünde HCN gazı çıkar. Bu gaz çok zehirli olup 2.5 ppm dolayında çeşitli etkiler göstermeye başlar. 300 ppm dolayında alındığında ani, 100-200 ppm alındığında 1 saat içinde ölümlere neden olur. Hidrojen siyanür gazı havadan hafif olup kolayca yayılma özelliğine sahiptir.

HCN yün, ipek akrilik ve poliüretan gibi doğal ve yapay maddelerin yapısında bulunduğundan bu maddeler yandığında da açığa çıkar. Yangın kazazedelerinde, ölümlerin en önemli nedenlerinden birinin siyanür zehirlenmesi olduğuna inanılır.

 

Siyanürle ilgili olarak, dünyada yer altı suları, siyanür bulunduran bazı bitkiler, doğal besinler, çalışma ortamı havası ve atıklar için çeşitli standart sınırlar getirilmiştir. Bazı doğal bitkilerin hayvanlar tarafından belirli miktardan fazla yenmesinin zehirlenmelere yol açtığı konusunda bilgilerle karşılaşılmaktadır. Bu bitkilerden 0.5 kg yiyen 250 kg ağırlığındaki bir hayvanın ölebileceği konusuna dikkat çekilmektedir.

 

Siyanür bileşiklerinin taşınması ve depolanması konusunda da önemli yasaklamalar  getirilmiştir. Siyanürle ilgili standartlar da, ortaya çıkan çeşitli zararlar ve sakıncalar neticesinde sürekli değişikliğe uğramaktadır. ABD’ndeki bazı bölgelerde atık sudaki siyanür derişimi son zamanlarda daha aşağılara çekilmiştir. Endüstriyel çıkış suyunda siyanür derişimi üst sınırı San Francisco’da 0.025 mg/lt olarak belirlenmiştir.

 

Alman Parlamentosu, kendi ülkesinin şirketlerine, ülke dışında bile olsa Almanya’nın standartlarına uyma zorunluluğu getirmiştir. Almanya Tehlikeli Maddeler Yasasına göre siyanür, hidrosiyanik asitler ve tuzları, zehirli maddeler kapsamındadır. Bu yüzden alımı, satımı ve depolanması kısıtlanmıştır. Ayrıca Almanya Su İşleri Yasası, siyanür havuzlarını yeraltı su kaynaklarını zehirleyeceği gerekçesi ile kısıtlamıştır. 1971 ve 1977 de kabul edilen yasalarla AT ülkelerinde de bu kısıtlamalar yaygınlaşmaktadır.

 

Siyanürle altın işletilmesinde siyanürün en tehlikeli durumu, işlem çamurunda ve suyunda serbest siyanürün hidrojen ile birleşip HCN gazı oluşturmasıdır. Oluşan HCN yukarıda belirtildiği gibi havada hızla yayılarak ortama dağılmaktadır. Bu tepkime asitik ortamlarda  gerçekleşir. Bunun için ortamın sürekli bazik tutulması sağlanmaya çalışılır. Ancak bu, yalnızca pH 11-12 dar aralığında sağlanabildiğinden sürekli sorun yaratmaktadır. Uygulamalarda kireç eklenmesi ile sağlanmaya çalışılan bazik ortamda HCN gazının oluşumu bütünü ile engellenememektedir. Ayrıca açık havuzlara yağmur ya da ortam suyunun eklenmesi sürekli pH değişimine neden olmaktadır.

 

Siyanür ile ilgili olarak, Moran(1998)’ın getirdiği en önemli eleştirilerden biri de, siyanürün parçalanması sonucunde oluşan daha kalıcı ve yine de zehirli olan bir çok bileşik için düzenleyici standartın bulunmayışıdır. Bunlardan, yalnızca amonyak ve nitrat için standartlar var. Pek çok kamu kurumu madenciliğe ilişkin sularda WAD ya da toplam siyanür yöntemleri ile analiz yapılmasını istemekle yetiniyor. Ancak, bu yöntemlerden hiçbiri bir madencilik atığında bulunabilecek bileşiklerin çoğunu belirleyemiyor. Pek çok atık ya da yığın liçi su örneği 0.05 mg/lt’den az WAD siyanür derişimine sahip iken, öteki siyanat ve tiyosiyanat derişimleri yine de balıklar için tehlikeli düzeyde olabiliyor.[15]

Siyanür Kullanımı

Normandy’nin önceki yayınlarında olduğu gibi, en yeni broşüründe de, tesiste yılda 240 ton sodyum siyanür kullanılacağı belirtiliyor. Normandy’ye göre, “altın madenciliği endüstrisi, dünyanın toplam siyanür üretiminin %18’înden daha azını tüketmektedir. Siyanürün başlıca kullanım alanlarından yalnızca birkaçı, metal işleme ve kaplama, gemi dezenfeksiyonu, naylon ve plastik imali, tekstil sanayi, tıp ve eczacılık ve boya sanayidir. Türkiye’de her yıl yaklaşık olarak 2500 ton sodyum siyanür kullanılmaktadır. 1987’den beri Türk kamu sektörü tarafından işletilen Kütahya-Gümüşköy gümüş madeninde yıllık olarak kullanılan 1200 ton sodyum siyanür de buna dahildir.[16]                          

DEÜ Raporu (2000)’nda, 1991 ÇED Raporu’nda 0.35-1.76 kg NaCN/ton-cevher harcanacağı bilgileri kullanılarak 1.5 kg/ton değerin esas alınmış ve örneğin Kütahya Gümüşköy’de 4 kg/ton NaCN kullanılmakta iken; sonradan hazırlanan metinlerde, altın tenörünün 9.1 gr/ton ve NaCN tüketiminin de 0.8 kg/ton alınmış olduğu anımsatılmaktadır. Bu son değer esas alındığında tesiste yılda 250 ton NaCN harcanması gerekecek iken, 1.5 kg/ton değeri kabul edildiğinde yılda harcanacak NaCN miktarının 460 ton’a çıkacağı hesaplanmaktadır.

Yine ÇED Raporu’nda yılda 300000 ton cevher işleneceği esas alınmış iken, kırma/öğütme birimlerinin kapasitesinin 486720 ton/yıl oluşu da dikkati çekmektedir. DEÜ’ne göre, böyle bir kapasite kullanılırsa yıllık siyanür harcaması 750 ton’a çıkabilecektir.

Şirket, tesiste kullanılacak sodyum siyanürün “en yüksek güvenlik standartlarını karşılayan, özel tasarımlı konteynerler ile tesise taşınaca”ğını; “gerektiği şekilde küçük miktarlar halinde taşınacak olup, bu şekilde tesiste büyük miktarlarda depolanma ihtiyacının ortadan kalkaca”ğını; “Zararlı Kimyasal Madde ve Ürünlerinin Kontrolu Yönetmeliği” ve “Zararlı Maddelerin Karayolu ile Uluslararası Taşımacılığı için Avrupa Sözleşmesi” koşullarına çok sıkı uyulacağını; “Sodyum Siyanürün tesiste emniyetli, kapalı bir bölgede depolanaca”ğını, “depolama bölgesinin yangına karşı dayanıklı, alev almaz ve her zaman kilitli tutulaca”ğını ve “depolama tankları, sodyum siyanürün tekrar transfer edildiği tesis bölgeleri, liç ve siyanür solüsyonu tanklarının, meyilli ve setli beton üzerine yerleştirilmiş” olduğunu taahhüt etmektedir.

Kullanılacak Öteki Kimyasallar

Ayrıca, siyanür ile işlem ve daha sonraki kimyasal bozundurma süreçlerinde de farklı kimyasallar kullanılacaktır.

Normandy’nin web sayfasına göre, sıvı atıktaki serbest siyanür ve zayıf asite ayrışabilir siyanür, WAD’ı bozundurabilmek üzere sodyum metabisülfit olarak SO2 ve havanın O2‘i ile oksitleme yapılacaktır. Bundan, siyanat ve sülfürik asit çıkacaktır. Bunlar da, kireç ile nötrleştirilmeye çalışılacak ve sonuçta bir yandan jips çökelecek; bir yandan da, katı karbonat ve amonyum (NH4) çıkacaktır. Şemaya göre amonyum buharlaşacak, üreye ve nitrata dönüşecek ve de adsorbe olacaktır.

Daha sonra, sudaki arsenik ve antimuanı duraylı duruma sokmak için ferrik sülfat ve pH’ı istenen düzeyde tutabilmek için de kostik soda kullanılacaktır.

Son olarak siyanürü bozundurabilmek için hipoklorit kullanılacaktır.

Orhon vö(1999) işletmede bir yılda kullanılacak kimyasalları,

 

            Sodyum metabisülfit               1332 m3

            Hidroklorik asit                            60 m3

            Kostik                                        280 m3

            Ferrik sülfat                              450 ton

            Bakır sülfat                                15 ton

            Flokülant                                       7 ton

            Kireç                                         550 ton

            Oksijen                                    4000 m3

            Aktif karbon                               8 ton

            LPG                                             80 m3

olarak sıralıyor.

Köse(2001)[17] ise, işletme süresi boyunca 1920 ton sodyum siyanür, 10656 m3 sodyum metabisülfit, 480 m3 hidroklorik asit, 2240 m3 kostik, 3600 ton ferrik sülfat, 120 ton bakır sülfat, 56 ton flokulant olmak üzere, toplam 20000 ton kadar kimyasal kullanılacağına dikkat çekmektedir.

Su Kullanımı

Normandy Ltd (2000), çalışmalar için günlük 900 m3 besleme suyu kullanılacağını ve yöredeki su kaynaklarının etkilenmemesi için suyun yeniden kullanımının en yüksek düzeyde tutulacağını belirtmektedir. DEÜ (2000) Raporu’nda, tesisin kullanacağı suyun miktarı konusunda da bazı sorular ortaya atılmaktadır. Buna göre, liç tankında çözülmenin gerçekleştirilebilmesinin, çamur su kapsamının % 50 olması durumunda bile güç olduğuna ve bu oran ve 300000-450000 ton/ yıl’lık cevher işleme kapasitesi göz önüne alındığında gereken suyun 250000 m3/yıl (öğütülmüş cevherin birim hacim ağırlığı 18 t/m3 alınmıştır) mertebesinde olacağına dikkat çekilen Rapor’da, bunun nasıl sağlanacağı konusunun yeterince tartışılmadığına işaret edilmektedir. Bu yaklaşımla bulunan su gereksinimi değerinin yukarıda Firma tarafından verilen değerle de teyit edilmekte olduğu görülmektedir.

Ancak, tesisin su kullanımı ve nerelerden ne kadar su sağlanacağı konusunda birbirini tutmayan sayılar verilmektedir. Bu konudaki ayrıntılı bir değerlendirme, aşağıda Atık Barajlar’ın taşkın riskinin tartışıldığı bölümde yapılmakta ve işletmenin su dengesinde ciddi belirsizlikler ve önemli risklere neden olan dengesizliklerin bulunduğuna dikkatler çekilmeye çalışılmaktadır.


[1] Oygür, V., 2000, Altın Madenciliğinde Siyanür Kullanımı, Jeoloji Mühendisliği, 24-1

[2] Associated Press, February 9, 2000

[3] Associated Press Nov. 5 2001

[4] http://www.bbc.co.uk/worldservice

[5] Grunwald, M., 15 January 2001, Washington Post

[6] Moran, R., 1998, Cyanide Uncertainties, MPC Issue Paper no.1

[7] Rainforest Information Center, http://forests.org/ric/

[8] Marsh, V., July 18 2000 Financial Times

[9] http://www.bbc.com.uk/worldservice

[10] http://ens-news.com/ens/oct2001/2001L-10-23-07.html

[11] Oygür, V., 2000, agy

[12] Mudder, T. and Smith, A., 1994, An environmental perspective on cyanide, Mining World News, v.6, no.9

[13] Associated Press, February 9, 2000

[14] Moran, R., 1998, agy

[15] Moran, R., 1998, agy

[16] Normandy Ltd., 2000, Bugün ve 2000’in ötesi

[17] Köse, C., 2001, agy


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1