MADEN İŞLETMESİ
İşletme, ilk üç yılda 80 m derinliğe kadar açık, daha altta ise kapalı işletme olarak sürdürülecektir. Oygür (2001)[1], projenin ilk iki yılında açık ocaktan ve yeraltı ocağından; daha sonra ise, yeraltı ocağından cevher çıkarılacağını; açık ocaktan yılda 200 bin ton ve yeraltı işletmesinden de ilk iki yılda 100’er bin ton daha sonra yılda 300 bin ton cevher üretileceğini söylemektedir.
Açık ocakta tek, kapalı ocakta ise 3 vardiya çalışılacaktır.
Kazılar
İşletmenin ilk üç yılında yapılacak açık ocak işletmesi ile ocak 80-85 m derinliğe kadar inecektir. Bu işletme sırasında, ocaktaki şevlerin nasıl biçimlendirileceği, basamak yükseklik ve genişlikleri ile her bir basamağın ve toplu şev eğiminin ne olacağı herhangi bir yerde açıklanmamaktadır. Dünyada ve ülkemizde pek çok açık ocakta yaşanan şev duraysızlıkları, heyelanlar, kaya düşmeleri, vb sorunlar yalnız çalışanların değil çevrenin güvenliğini de ilgilendirdiğinden ayrıntılı bir biçimde tartışılması gereken konulardır. Bu konuda yapılmış tercihlerin ve projenin ayrıntıları açıklanmadan ve yeterli güvenceler sağlanmadan işletmede Danıştay’ın saptadığı risklerin ortadan kalktığı söylenemez.
Yeraltı işletmesinin girişi 1/7 eğimli 4.5x4.0 m kesitli bir ana galeri ile olacaktır. Ocağın içinde tavan ve taban desteklemesi için ana galeride kaya bulonu, hasır çelik ve püskürtme betonu kullanılacaktır. Yeraltı işletmesi mekanize yöntemlerle, cevher 25 m aralıklı katlardan 3 m’lik dilimler halinde çıkarılarak ve boşluğu çimentolu dolgu gereci ile doldurularak yapılacaktır.
Patlayıcı Uygulamaları
Gerek açık ve gerekse kapalı ocakta yan kaya ve cevherin patlayıcı uygulanarak söküleceği anlaşılmaktadır. Bu uygulamalarda, nasıl bir yöntem uygulanacağı konusu da açıklama yapılmayan, kapalı kalmış bir konudur. Açık ocaklardaki patlayıcı uygulamaları sırasında güvenlik sorunları yaşanması sık görülmektedir. Bu işlem sırasında taş fırlaması sonucu ölümlü ve hasarlı kazalarla çok sık karşılaşılmaktadır. Ovacık işletmesinin de, Ovacık Köyü’ne 60 m, Köy yollarına daha yakın ve Karayolu’na da etkileyebilecek uzaklıkta oluşu bu riskin mutlaka tartışılması ve etkili önlemlerin alınmasını gerektirmektedir. Ne yazık ki, bu konu bugüne değin tartışma dışında kalmıştır. Özellikle, ülkemizde patlayıcı uygulamalarının sıkı güvenlik önlemleri altında uygulanıyor olmasına karşın bu alandaki mühendislik düzeyinin yüksek olmayışı kaygı uyandırıcıdır.
Bunun yanında, patlayıcı uygulamalarından ötürü çevrede ses ve yer titreşimi sınırları bildiriliyor ve buna ilişkin gözlem ve ölçü sonuçları duyuruluyor olsa da, bu standartları sağlayabilmek için izlenecek teknik ve mühendislik kuralları konusunda bir bilgi verilmeyişi de, verilen güvencelerin sağlanıp sağlanamayacağı konusunu kuşkulu bırakmaktadır. İstenmeyen bir durumun ortaya çıkması durumunda kimin kusurlu olduğunun tartışılması son derece anlamsız ve çağ dışı olur. Önemli olan, böyle bir durumun doğmayacağı konusunda bir güven doğurabilmek üzere işlemler, teknikler ve kullanılan gereç ile ilgili ayrıntılı ve açık bilginin verilmesidir. Normandy’nin geçmişten bugüne pek çok söylediğinin sonradan gerçek dışı ya da yetersiz olduğunun ortaya çıkmış olması, bu konuda da açıklığı zorunlu kılmaktadır. Nitekim, daha şimdiden komşu köylerin halkı sarsıntı ve gürültüden rahatsızlıklarını dile getirmektedir.
Gürültü ve Titreşim
Normandy Ltd (2000), Çevre Bakanlığı’na taahhüt edildiği gibi çalışmalar sırasında oluşacak gürültünün yerleşim alanlarındaki kullanılan yapılarda gece 55 dB (A)’lık ve gündüz 65 dB (A)’lık yönetmelik sınırlarının aşılmayacağını söylemektedir. Ancak, aşağıda da açıklanacağı gibi henüz düşük kapasiteli olan deneme çalışmaları sırasında bile bu sınırlara yaklaşılmış olması, bu hedefin tutturulması konusunda kuşkular yaratmaktadır.
Bunun gibi, patlatma nedeni ile 1 m uzaklıkta 128 dB (A)’lık gürültü ve 13 mm/saniyelik zemin parçacık hızı sınırının aşılmaması da taahhüt edilmiştir. Firmanın bildirdiğine göre, İzleme ve Denetleme Komitesi’nin denetimi altında yapılan testler sırasında, ölçülen titreşim düzeyleri 1.97 mm/sn ve ortalama gürültü 112 dB(A)’yı aşmamıştır.
Övez (1999)[2], “Burada göz önüne alınması gereken bir önemli nokta tüm tesisin, makinelerin, araçların çalıştığı ve patlatmaların yapıldığı durumdaki gürültü seviyesinin ne mertebede olduğudur. Böyle bir ölçüm verilmemektedir. Çevre köylerdeki sosyal hayatın bundan nasıl etkilenebileceği belli değildir. Örneğin okulların açık olduğu dönemlerde gürültünün sınıflardan nasıl duyulacağı, çocukların gündüz ve gece uykularının ve yetişkinlerin uyku ve dinlenmelerinin nasıl etkileneceği, hastaların nasıl etkileneceği, ve çevre faunanın nasıl etkileneceği belli değildir. demektedir.
Ancak, çevre köylerde yaşayanların son günlerdeki yakınmaları ve dile getirdikleri dehşet duygusu, sürdürülmekte olan deneme üretimi sırasındaki atımların hiç de Komite önünde yapılanlara benzemediğini düşündürmektedir. Doğrudan doğruya çevrede yaşayanları etkileyen bu etkileri izlemenin yalnızca firmaya bırakılamayacak bir konu olduğu açıktır.
Trafik
İşletme, Çanakkale-İzmir Devlet Yolu’nun Dikili-Bergama ve Bergama-İzmir arasındaki kesimlerine ek bir yük getirecektir. Bu yük, çoğu tehlikeli ve zehirli kimyasalların, patlayıcı ve parlayıcı maddelerin, iş makinelerinin ve çeşitli yapı malzemelerinin taşındığı ağır taşıtlarla; personel taşımaya yönelik taşıtlarla; ve bir dereceye kadar da küçük özel taşıtlarla ortaya çıkacaktır. İşletmenin varolan yol altyapısına getireceği bu yüke karşı, yolların yapım, bakımı ya da yenilenmesine bir katkısı olmayacaktır.
Bunun yanında, bu yollarda taşınan gerecin tehlikeli niteliğinden ötürü bir de güvenlik sağlama yükü olacaktır. İşletme dışında ortaya çıkacak bu risklere karşı, işletmenin standartlara uyarak riski sınırladığı savından başka bir güvence yoktur. Büyük olasılıkla açıkça beyan edilmiş tehlikeli maddelerin taşınması sırasında devletin güvenlik kuvvetleri karşılıksız olarak bazı görevler yüklenecek; beyanı yapılmamış kimyasalların taşınmasında doğan riskler ise ancak bir kaza durumunda kamuoyunun bilgi ve bilincine taşınmış olacaktır.
Devlet Yolu’ndan işletme girişine kadar olan kısa yol da, bazı köylerin grup yoludur ve işletmenin bu yolun yapımında da bir katkısı olmamıştır. Yalnızca işletme süresince yolun bu kısa kesiminin bakım ve belki onarımının işletme tarafından yapılacağı kuşkusuzdur.
Öteki yollar bütünü ile işletme sınırları içinde kalmaktadır. Yapım, bakım ve güvenliği ile trafiğinin düzenlenmesi işletme tarafından ve herhangi bir kamu denetimi olmaksızın yapılacaktır.
Pasa
İşletmenin ilk 3 yılında cevherin çıkarılması için bir açık ocak işletmesi yapılacaktır. Bu işletmede, cevher damarının dışında önemli hacimde yan kaya da sökülüp kazılarak çıkarılacaktır. Bu şekilde yerinden sökülen yan kaya pasa olarak atılmayı, ya da seçilen yerlerde geçici ya da kalıcı olarak depolanmayı gerektirecektir.
Üç yıl içinde, açık ocaktaki yan kayadan ne kadar pasa ortaya çıkacağı herhangi bir yerde açıklanmamaktadır. Ancak, derinliğin 80 m kadar olacağı ve açık ocak şevinin toplu eğiminin 1/3 kadar olacağı kabul edilerek yapılan bir değerlendirme ile 3 yılda çıkarılacak 900000 ton cevherin dışında ocaktan yaklaşık 1800000 m3 kadar da pasa çıkabileceği öngörülmektedir. Bu malzeme, altere lav ve lav breşinden oluşacaktır. İçinde çok az da olsa cevher niteliği taşımayan, ya da işlemeye elverişli olmayacak denli düşük tenörlü kuvars damarından sökülmüş kaya da yer alabilecektir.
Tübitak Raporu’nda da, firmanın yayınlarında da herhangi bir pasa döküm alanından ve burada alınacak önlemlerden söz edilmemektedir. Belli ki, bu pasanın tümü atık barajının seddelerinde kullanılarak tüketilecektir. Barajın üç aşamada yapılmasının düşünülmesi de ocağın gelişiminin beklendiğine bir kanıt gibidir. Bu yolun seçilmiş olması işletme açısından uygun bir çözüm gibi görünebilir. Ancak, bu pratik çözüm, bu tür işletmelerde pasanın depolanması ve kalıcı biçimde korunması için alınması gereken önlemlerin yerini almamaktadır. Bu pasanın, asit su drenajına neden olmayacağını söylemek olanaksızdır. Bu konuda, Tübitak Rapoıru’nun 10 nolu ekinde aktarılan, ABD’li uzman Walline’in uyarıları son derece önemlidir. Bu konu da, giderilmiş olması bir yana; henüz tartışma gündemine bile getirilmemiş bir risk alanı oluşturmaktadır.
Cevherin Taşınması
Ocaktan çıkarılacak cevher kamyonlarla cevher stok sahasına taşınacaktır. Açık ve kapalı ocaklardan çıkarılacak cevherlerin ayrı depolanacağı bildirilmektedir![3]