ÇEVREDEKİ DOĞAL KOŞULLAR

Flora

DEÜ(2001) Raporu, TÜBİTAK Raporu’nun orman varlığı ve işletmenin erozyona etkisi konusuna değinmemekte oluşuna işaret etmektedir.      

Gerçekten de, Rapor’da Övez(1999)[1]’in kısaca değindiği orman varlığı yalnızca 110 ha’lık tesis alanı içindeki orman örtüsüdür. Bunların kısmen kesileceği ve yerine daha çok sayıda ağaç dikilmesinin sözünün verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, tesis alanının kuzeyindeki yamaçlardaki orman varlığına da, öteki flora öğelerine de, ne envanter olarak ve ne de bunların işletmeden nasıl etkilenebileceği açısından yaklaşan olmamıştır.

Yörede çamlık, makilik, alpin, meşelik, 1. Tarım alanı ve 2. Tarım alanı biyotoplarının varlığı ayırt edilmiştir.

Fauna

Ekim 1990 ve Ocak 1991 arasında yapılan araştırmalara göre yörenin faunası fazla zengin değildir(Övez, 1999). Karatavuk, Kestane Kargası ve Sığırcık, yöredeki av hayvanları olarak saptanmıştır [2]. İncelenen alan ve zaman içinde endemik bir türün saptanamadığı bildirilmektedir. Burada kuş yuvası, yasalarla koruma altına alınmış ya da ender ve tehlike altında bir tür saptanmadığı bildirilmektedir.

Tesis alanında inceleme süresi içinde yalnızca bazı sürüngenlerin ve kuşların varlığı belirlenmiştir.

Tarımsal Zenginlik

Altın işletmesi girişiminde bulunulan Bergama Ovası’nın kuzey kenarı, gerisindeki yamaç kesiminde orman ve zeytin ya da meyve ağaçlarının; önündeki Ova’da ise değişik ürünlerin yoğun biçimde üretildiği tarımsal yaşama elverişliliği ile dikkati çekmektedir.

Alüvyondaki verimli toprağın yanında, uygun ve zengin yeraltısuyu bulunuşu yörede zengin bir tarımsal üretimi olanaklı kılmıştır.

Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin bu zenginlik konusundaki belirlemeleri ve görüşleri aşağıdaki gibi alıntılanabilir.

Yöre, kuzeyde Bergama-Dikili karayoluna kadar kimi yerde eğimli, kimi yerde hafif eğimli tarım alanlarından, zeytin, ormanlık, meyvelik, kavaklık ve sebzelik alanlardan oluşmaktadır.
Karayolunun güneyi ise genelde düz ve % 85'i sulanabilir ova arazisi şeklindedir.
Söz konusu ova alanı, Bakırçay'dan beslenen havza içindedir ve buradaki tarım arazileri 1. ve 2. sınıf araziler olup 200 000 dekarın üzerindedir.
Ayrıca işletme alanından kuş uçuşu 10-12 km kuzeyde bulunan Kozak yaylası da ihraç ürünü çam fıstığı ağaçlarının lokalize olduğu özgün bir alan olarak bulunmaktadır.
Alanda toplam nüfus 11 000 kişi civarında olup çoğunluğu tarımla uğraşmaktadır. Belirtilen bu yaşam ortamındaki bazı tarımsal ürünlerin yıllık üretim değerleri şöyledir;
Bergama Ovacık Altın Madeni İşletme Alanını Çevreleyen Yaşam Ortamı Tarımsal Üretim değerleri (1995)

ÜRÜN

ÜRETİM

 

ÜRÜN

ÜRETİM

 

Zeytin

391560

Ağaç

Ayçiçeği

475

ton

Fıstıkçamı

1000

Ağaç

Tütün

724

ton

Meyve ve Narenciye

203700

Ağaç

Salçalık Domates

6430

ton

Kavak

77900

ağaç

Fiğ

32

ton

Bağ

4000

çubuk

Üçgül

15

ton

Pamuk

22452

ton

Karpuz

15

ton

Buğday

16600

ton

Kavun

10

ton

Yonca

7195

ton

Büyükbaş Hayvan

3715

ton

Mısır

6450

ton

Küçükbaş Hayvan

6980

ton

Maden'in Çevre ve Tarımsal Üretime Etkileri
Doğrudan Etkiler:
Maden sahası her türlü ağaç ve bitki örtüsünden tamamen arındırılacaktır.
Halihazırda bu alandaki yaklaşık 2000 kadar zeytin ağacı sökülmüş durumdadır ve Orman Bakanlığı'ndan alınmış bulunan izinle yaklaşık 2500 çam ağacının da kesimi gündemdedir.
Altın arama ve çıkarma alanındaki tüm flora ve bu floraya bağlı faunayla, toprak yüzeyinde ve içinde yaşamını sürdüren hayvan türlerinin yaşama alanları ortadan kalkacaktır.
Altın arama ve çıkarma alanındaki sabit yaşayışlı hayvanlarla hareket yeteneği son derece düşük olanlar tamamen yok olacaktır.
Cevher içermeyen taş, toprak, döküntü vb. materyalin bir başka yere aktarılması durumunda aktarma alanındaki yaşama alanlarının faunası bu işlemden olumsuz yönde etkilenecektir.
Altının çıkarılması ve işlenmesi sırasında çıkacak olan katı partiküllerin hakim rüzgarların etkisiyle Mardal deresinin batı yakasında bulunan tarım alanlarına ulaşması özellikle zeytin plantasyonlarında entomolojik bir sorun yaratacaktır.
Bu katı partiküllerin higroskopik özellikte olması, zeytin yaprak ve meyvelerinde bulunan nemin düşmesine ve bu da kuraklıktan hoşlanan zararlı kabuklu bitin populasyon düzeyinin daha da artmasına yol açacaktır.

Dolaylı Etkiler
Altın madeni işlenmesi sırasında çıkacak katı ve sıvı atıkların depolanacağı bölgedeki mevcut kültür bitkileri ve doğal flora ve fauna tamamen yok olacaktır.
Altın üretim prosesinde kullanılacak olan siyanürün gerek gaz gerekse su yoluyla dolaylı olarak doğaya kontrolsüz olarak verilmesi durumunda tüm fauna elemanlarının olumsuz yönde etkileneceği kuşkusuzdur.
Maden sahasındaki tüm ağaçların kesilmesi ve hafriyat sonucunda toprak örtüsü su ve rüzgar erozyonuna maruz kalacaktır.

Ekonomik Değerlendirme

Ovacık altın madeninin yöre ve ülke ekonomisi için yarar-zarar karşılaştırılması net olarak ortaya konmamıştır.
Oysa, bölgenin tarla tarımı içinde gayri safi üretim değeri yüksek, ihraç edilen ve özel ürünler olarak tespit edilmiş bulunan endüstri bitkileri (pamuk ve tütün) birinci sırada gelmektedir.
Yörede elde edilen pamuk, özel elyaflı olup dünyaca ünlüdür.

Ovada yapılan sebze (özellikle bakliyat) üretiminin tüm İzmir'in ihtiyacının % 30'unu karşıladığı bilinmektedir.
Bergama yöresinde potansiyel jeotermal enerji kaynakları sayesinde Jeotermal enerjinin tarımda kullanılması ile Bergama yöresinde sıfır maliyetle örtü altı yetiştiriciliğin (seracılığın) gelişeceği saptanmıştır.

Bakırçay havzasının dağlık, yamaçlık kesimleri çam ve zeytin ağaçları ile kaplıdır.

Zeytinlikler bölgenin ekonomisini ayakta tutan alanlardır. Yasalarımıza göre, "zeytinlik sahaları içerisinde ve bu sahalara en az 3 km mesafede zeytinyağı fabrikası hariç, zeytinliklerin vegetatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz" hükmü bulunmaktadır.
Bergama Ticaret Odası verilerine göre 1995 yılında, Bergama'da sadece kayıtlara giren pamuk, tütün, domates ve zeytinyağı üretiminin parasal tutarı yaklaşık 42 milyon dolardır.

Siyanürle altın madeni işletmeciliğinin bölge tarımsal üretimine ve dolayısıyla tarımsal gelirine olası olumsuz etkisinin ve ikame oranının ne olacağı konusunda ayrıntılı bir çalışma bulunmamaktadır.

Anayasamızın 45. maddesinde "Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önler. " hükmü yer almaktadır. Ayrıca, "Tarım alanlarının tarım dışı gaye ile kullanılmasına dair yönetmelik"in 7. maddesinin a bendinde I. ve II. sınıf yağışa bağlı (halen sulanmayan ve ekonomik ve teknik ölçülerde sulama imkanı bulunmayan arazi veya araziler) tarım arazileri ile sulu tarımda kullanılan I. , II. , III. , ve IV. Sınıf araziler ve dikili durumda olup ekonomik ölçülerde ürün alınabilen araziler tarım dışı maksatla kullanılamayacak araziler olarak belirtilmektedir. Söz konusu Ova alanının % 85'inin sulanabilir özellikte ve I. ve II. Sınıf arazi olma özellikleri nedeniyle söz konusu altın madeninin yörenin tarımsal üretimini sekteye uğratacağından hareketle işletilmesinin sakıncalı olacağı görüşünde bulunmaktadır.

Oda Şubemiz, yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerden dolayı, Bergama Ovacık Altın Madeni özelinde, çevreye ve bununla birlikte tarımsal üretime yapacağı olumsuz etkiler nedeniyle mevcut koşullarda ve özellikle de yöre halkına rağmen söz konusu altın madeninin işletilmesinin sakıncalı olacağı görüşündedir.[3]

Övez(1999) de, Bergama’da 1997 yılında toplam 278 milyon dolar tutarında tarım ürünü elde edildiğini belirtmektedir.

Normandy Ltd(2000)[4] ise, zeytin ağaçlarının üretkenlik ve bitkisel özelliklerinin etkilenmeyeceğini teyit eden bir uzman raporunun varlığını belirtmektedir (Uzman Raporu, 9-2-1996, İzmir Birinci İdare Mahkemesi). Ancak, aynı alandaki bütün uzmanları içinde örgütlemekte olan Meslek Odası’nın yukarıya alıntılanan raporu, inceleme olanağı bulunamayan bu “uzman raporu”nun eleştiriye açık olabileceğini düşündürmektedir.

Üstelik, Bakırçay havzasının dağlık, yamaçlık kesimleri çam ve zeytin ağaçları ile kaplıdır. Zeytinlikler bölgenin ekonomisini ayakta tutan tarımsal etkinliklerin başında gelmektedir. Narlıca Köyü’nden Pınarköy’e kadar tüm Geyikli Dağı etekleri zeytin ağaçları ile kaplıdır. Oysa, daha önce de değinildiği gibi, 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun” ve 4086 sayılı 28 Şubat 1996 tarihli 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun’un Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi ve Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun”a göre “zeytinlik sahaları içerisinde ve bu sahalara en az 3 km mesafede zeytinyağı fabrikası hariç, zeytinliklerin vegetatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz” hükmü bulunmaktadır.

T.C. Anayasası’nın 45. Maddesinde de, “Devlet tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önler” hükmü yer almaktadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın kuruluş ve görevleri hakkındaki 441 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. Maddesinde bu Bakanlığa “Tarım alanlarının gayesine uygun bir şekilde kullanılmasını sağlama” görevi verilmiştir. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunun 2. Maddesinde de aynı görev bu genel müdürlüğe verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerin yürütülmesi için ise 11 Mart 1989 tarihinde “Tarım alanlarının tarım dışı gaye ile kullanılmasına dair yönetmelik” yayımlanmıştır. Bu yönetmelik ile tarım alanlarının sınıflandırılması ve hangi alanların tarım dışı amaçla kullanılabileceğine dair karar verme yetkisi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir. Bu yönetmeliğin 7. Maddesinin a bendinde “I. ve II. sınıf yağışa bağlı (halen sulanmayan, ekonomik ve teknik ölçülerde sulama imkanı bulunmayan arazi ve araziler) tarım arazileri ile sulu tarımda kullanılan I., II.., III. ve IV. sınıf araziler ve dikili durumda olup ekonomik ölçülerde ürün alınabilen araziler tarım dışı amaçla kullanılamayacak araziler” olarak belirtilmektedir. İşletmenin kenarında yer aldığı ova alanının % 85’inin sulanabilir özellikte ve I. ve II. sınıf tarım arazisi olması nedeniyle de söz konusu altın işletmesi bu yasayla da uygunsuz görünmektedir.

Orman Zenginliği

Orman alanları tesisin kuzeyindeki yamaçlarda yayılmaktadır.

Tesis alanının içindeki orman kapalılık oranı % 11-70 arasında değişmektedir. Hektarda ortalama 190 ağaç (90 m3 ağaç serveti) bulunmaktadır. Ağaçlar üçüncü ya da dördüncü kalitede kızıl çamlardan oluşmaktadır. Burada 1.5 ha kadar da aşırı budanmış baltalık ormanı yer almaktadır.[5]

Övez(1999) “Maden sahasının biyolojik yapısında önemli bir yeri olan 40 hektarlık ormanlık kısmının madencilik faaliyetlerinin yürütülebilmesi için 20 hektarlık kısmında bulunan 2500 ağaç mevzuata uygun olarak kesilmiştir. Tesisin kurulması aşamasında tesisin çeşitli yerlerine 1500 ağaç dikilmiş olup rehabilitasyon çalışması ile bu sayının 20000 ağaç olması planlanmıştır. Bu ağaçlar 110 hektarlık maden sahasının yaklaşık 100 hektarlık kısmını kaplayacaktır. Maden alanının ilk ekolojik yapısına tamamen uygun bir rehabilitasyon çalışması olmamakla birlikte sahaya uygun flora ve fauna tür araştırmasının bir uzman kuruluş veya kişilerce yapılması gerekmektedir.” derken, Prof Duman da, bir ağacın işlevsel değerinin tomruk değerinin 2000 katı kadar hesaplandığını anımsatmakta[6].

Bunların yanında, ne şirketin yayımladığı raporlarda ve ne de Tübitak Raporu’nda, işletme sınırlarından başlayarak kuzeye uzanan yamaçlardaki orman varlığının işletmeden nasıl etkilenebileceği konusunda herhangi bir araştırma verisi ya da yorumun yer almayışı dikkati çekmektedir.

Yüzey Suları

Ovacık işletmesi, Bakırçay Havzası’nın bir yan vadisini oluşturan Mardal Dere akaçlama alanındaki küçük bir yan dere olan Dönek Dere’nin vadisinde yer almaktadır. Atık havuzunun mansap seddesinin arkasındaki Dönek Dere akaçlama alanı 1 km2’dir.

Mardal Dere ve Dönek Dere havzalarının akım değerleri bilinmemektedir.[7]

DEÜ(1999)’nin hazırladığı bilançoya göre Bergama Havzası’nda Ocak-Nisan ayları arasında 254 mm yıllık fazla su ve Haziran-Kasım ayları arasında da yıllık 488 mm eksik su bulunmaktadır. Gizil buharlaşmaterleme değeri yılda 770 mm’dir.

Yeraltına yaklaşık 100 mm/yıl süzülme olmaktadır.

Yeraltısuyu

Ovacık altın yatağı yeraltısuyu açısından zengin ve önemli bir yerde bulunmaktadır.

TÜBİTAK Raporu’nun 6 nolu ekindeki değerlendirmesinde bu konuda ayrıntılı bir derleme yapmış olan Prof Yazıcıgil(1999) bu yöreye ilişkin ilk yaygın hidrojeoloji araştırmasının, DSİ tarafından 1968’de yapılıp 1976’da yayımlanan “Bakırçay Ovası Hidrojeolojik Etüd Raporu” olduğunu belirtiyor. DEÜ(1991) ÇED Raporu’nda bu yayındaki bilgilerin kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. 23 yıl sonra yeni bir araştırma yapılmayıp eski verilerin kullanılmış olmasını eleştiren Yazıcıgil, İzmir 1. İdare Mahkemesi’ne sunulan Bilirkişi Raporu’nda da bu eksikliğin saptandığını not etmektedir. Bunun üzerine Eurogold’un  DEÜ Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği’ne başvurarak Haziran 1999’da “Eurogold Madencilik AŞ’nin Ovacık-Bergama Maden İşletme Sahasının Hidrojeolojik Etüdü” raporunu hazırlattığı anlaşılıyor. Bu raporda yörenin hidrojeolojisine ilişkin biraz daha çok bilgi bulunuyor.

Yörede çok sayıda geniş çaplı, kazma ve taş örme sığ kuyu ile derin sondaj kuyusu bulunmaktadır. Sığ kuyular daha çok Ovacık Köyü içi ve çevresinde 10-15 m derinliklidir. Çoğunun bugün kullanılmadığı anlaşılıyor. İçme, kullanma ve sulama suyu sağlamak üzere açılmış bulunan derin sondaj kuyuları ise DSİ ya da yöre halkı tarafından açılmıştır. DSİ tarafından 1961 yılında başlanan kuyu yapımı, 1988 ve 1991 yılında da yöre köyleri sulama kooperatifi için açılan 9 yeni kuyu ile sürmüştür. Kuyu verimleri 3-30 lt/sn ve özgül verimleri 0.176 lt/sn/m olarak bildirilmektedir. Bunların dışında, su sağlamak amacı ile Normandy tarafından da 4 kuyu açılmıştır.

Sahadaki alüvyonda bir gözenekli ortam akiferi; alttaki volkanitlerde ise bir çatlaklı kaya akiferi yerleşmiştir. “Alüvyon akiferinin kalınlığı atık havuzu memba seddesinde 0 m, mansap seddesi (ana dolgu) altında 25-30 m, gözlem kuyularının bulunduğu yerde 60-80 m ve güneyde bulunan DSİ kuyuları civarında ise 47 m’den 157 m ye kadar değişmektedir.[8]

Bu akiferde DSİ’nin belirlediği İletkenlik T=70-729 m2/gün arasında, geçirimlilik ise k=2.24x10-5 ile 1.15x10-4 m/sn arasında değişmektedir.

Kuyuların çoğu her iki akiferden de su almaktadır. Her iki akiferden de su alan kuyularda yapılan testlerle belirlenen İletkenlikler T=9.7-5925 m2/gün arasında ve hesaplanan geçirimlilik değerleri de k=1.02x10-6 ile 1.04x10-3 m/sn arasında değişmektedir. Akifer ortamının geçirimliliğinin oldukça heterojen dağıldığı, ancak, çok yüksek değerler alabildiği anlaşılmaktadır. Bu durum özellikle volkanitlerin çatlaklarında yerleşmiş olan akifer için geçerlidir. Bu ortamda açılan geoteknik araştırma kuyularında yapılan Lugeon deneyleri ile de kayanın geçirimli-çok geçirimli olduğunun saptandığını anımsatan Prof Yazıcıgil, DSİ tarafından bu ortamda açılmış 233 m derinlikli bir araştırma kuyusunda yapılan testlerle kuyuda 3 lt/sn artezyen debisi, 30 lt/sn optimum debi, 1.216 lt/sn/m özgül debi ile karşılaşıldığı, İletkenliğin T=407 m2/gün bulunduğu ve geçirimliliğin k=2.36x10-5 m/sn hesaplandığı bilgisini vermektedir. Cevherin yan kayası niteliği ile bölgedeki biricik jeoloji birimini oluşturan volkanitlerin yüksek geçirimliliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır.

İşletme de bu ortamda yapılacaktır.

Yeraltısuyu düzeylerinin yere ve mevsime göre değiştiği anlaşılmaktadır. Bu düzeyler, yaz sonunda 13-21 m, ilkbaharda ise 4-6 m arasında değişmektedir.

DEÜ(1999)’ne göre, yeraltısuyu akış yönü GGB’ya doğrudur ve Ova’daki Süleymanlı Köyü çevresinde B’ya yönelmektedir. Hidrolik Gradyen, Mardal Deresi havzasının kuzey kesimlerinde i=0.024 iken, Ova’da i=0.006’ya düşmektedir.

Bu koşullar, Normandy işletme girişiminin yapıldığı kesimde yeraltısuyuna yapılacak her türlü müdahalenin bu akiferlerin hem hidrolik özellikleri ve hem de kalitesini dolaysız ve hızla etkileyebileceğini ortaya koymaktadır.

Prof Yazıcıgil’in saptadığı gibi, tesis için kullanılacak alanın, yeraltısuyunun yüzeyden süzülme ile beslenmesini kısıtlaması, olumsuz etkilemesi söz konusu değildir. Ancak, Yazıcıgil’in saptamasına karşın pek üzerine gitmediği ve çok önemli olan konu, açık ocak ve yeraltı ocağından çekilip yeniden yeraltına sızmayacak şekilde atık barajına gönderilecek olan sudan ötürü yöredeki yeraltısuyu akiferlerinin, etkilenmenin ötesinde tükenme sürecine girecek olması yaşamsal bir öneme sahiptir.

Prof Yazıcıgil, Golder Associastes Ltd(1991)’in aşırı yeraltısuyu çekiminin olası etkilerini kabaca incelediği ve yalnızca açık ocaktan yapılacak su çekiminden ötürü 3 yıllık açık ocak işletmesi sonunda ocaktan 100 m uzaklıktaki kuyularda 9.5 m; 180 m uzaklıkta ise 7 m’lik su düşümleri olacağına işaret ettiğini bildirmektedir. Hele, herhangi bir yerde tartışılmamakla birlikte, kapalı ocakta –92.5 m derinden su çekilmesi sonunda çevredeki yeraltısuyu düzeyi düşümünün sonucunun ne olacağını öngörmeye çalışmak bile ürkütücü.

Çok açık, yöredeki bütün yeraltısuyu kuyuları kuruyacak!

Oysa, Normandy yetkilileri galeri kazılarında bir yeralyısuyu girişi görülmediğini belirtiyor*.

Varolan bütün veriler olumsuz, sözlü açıklamalar ise olumlu bir kestirme yapılması yönünde; belli ki bir araştırma eksikliği var. Prof Yazıcıgil de, “Eğer böyle bir etkileşim ortaya çıkarsa, Eurogold AŞ bu olumsuz etkiyi gidermek için önlemler almalı ve bunları taahhütnamede belirtmelidir” diyor.

Yöredeki yeraltısuyu, kalsiyum ve sodyum bikarbonatlı bir sudur. Prof Yazıcıgil’in verdiği bilgilere göre, değişik su örneklerinin demir, kalsiyum, mangan, nikel, kurşun ya da nitrat değerleri Sağlık Bakanlığı’nın içme suyu limitlerinin üzerinde olabilmektedir. Yöredeki, içme suyu kuyularında özellikle yağışlı aylarda antimuan, demir, çinko, nitrat ve bazı aylarda da arsenik ve kurşun gibi bazı metaller eşik değerlerin üzerine çıkmaktadır. Prof Yazıcıgil’in sistematik olmayışı ve farklı laboratuvarlara yaptırılmış olması nedeni ile eleştirdiği ve yerine uygun bir örnekleme ve analiz programı önerdiği bu verilere göre, yöredeki yeraltısuyunun bazı ağır metallerce hiç değilse zaman zaman zenginleştiği ve ek bir kirlenmeye karşı çok duyarlı sınır bir durumda olduğu söylenebilir.

Sonuç olarak, Prof Yazıcıgil’in deyişi ile “DEÜ(1999) tarafından hazırlanan hidrojeolojik etüd raporu madencilik faaliyetlerinin işletme dönemi ve sonrasında yeraltısuyu akış rejimi, yeraltısuyu seviyeleri ve yeraltısuyu kalitesi üzerinde yapacağı etkileşimi kantitatif olarak ortaya koymamaktadır. Bu nedenle, DEÜ(1999) tarafından yapılan çalışmanın istenilen ayrıntıda olduğu söylenemez. … Maden sahasında yapılacak kazıların yeraltısuyu rejimi ve su seviyeleri üzerinde yapacağı etkileşimin boyutlarının ve olası risklerin ayrıntılı ek hidrojeolojik çalışmalarla kantitatif olarak belirlenmesi gerekmektedir.


[1] Övez, S., 1999, TÜBİTAK Raporu, Ek.7

[2] Övez, S., 1999, TÜBİTAK Raporu, Ek.7

[3] Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, http://www.izmirbarosu.org.tr

[4] Normandy Ltd, 2000, Bugün ve 2000’in Ötesi

[5] Övez, S., 1999, agr

[6] Duman, İ., 2000, MAİ’nin Madencilik Boyutu, http://www.antimai.org/kitap/maitop/maitop7.htm 

[7] Yazıcıgil, H., 1999, TÜBİTAK Raporu Ek.6 ve DEÜ, 1999, agy

[8] Yazıcıgil, H., 1999, agr

* S. Karahan ile sözlü görüşme (Ocak 2002, İstanbul)


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1