DEPREMSELLİK

TÜBİTAK Raporu’nun ekinde Prof Dr Aykut Barka tarafından hazırlanmış 3 sayfalık bir bölüm (EK.8) ile Prof Dr Haluk Eyidoğan tarafından hazırlanmış 4 sayfalık bir başka bölümde (EK.9) depremsellik konusu irdelenmektedir.

Barka, hava fotoğraflarını, Eurogold’un bu konudaki çalışmalarının sonuçlarını, literatürü ve 2 günlük bir gezi ile de sahayı incelediğini belirterek Ovacık’ın BGB-DGD uzanımlı normal faylarla sınırlı aktif bir yapının kuzey kenarında yer aldığını; Köy’ün 1939 Dikili depreminde hasar görüp yerinin kuzeye kaydırıldığını; ayrıca, doğuda KKD-GGB uzanımlı sol yanal atımlı Bergama-Foça Fay Zonu’nun bulunduğunu belirtmektedir. Yaptığı gözlemlere göre havzanın güneydoğusunda Holosen sonrası depremlerle oluşan fayların kalıntısı olan şevlerin bulunduğunu belirten Barka, kuzey kenar boyunca havza sınırında yer alan fayların fay morfolojilerine ilişkin belirtiler görülmediğini söylemektedir. Barka’ya göre işletmenin altından da Tünek Tepe Fayı geçmektedir. Kazılarda fay düzleminin açığa çıktığını belirten Barka’ya göre, iki yandaki bloklar arasında bir yükselti farkı olmayışı bu fayın Holosen’de hareket etmediğini göstermektedir*. Barka, 1939 Depremi sırasında bu havza içinde oluştuğu söylenen yarıkların yüzey kırığı mı; yoksa, sıvılaşma ile mi ilgili oldukları konusunda bir kanıya varamadığını dilegetirmektedir. Barka’nın bir başka saptaması da, Bergama-Foça Fay zonunda 1964-94 arasındaki etkinliğin yoğun olduğudur. Sonuç’ta Barka, bazı fayların diri olduğunu, bazılarının da Holosen’den beri dingin kalmış olabileceğini; Bergama Havzası ve çevresinde M>6 deprem olabileceğini; işletmenin de bunlardan kuvvetli yer sarsıntısı ile etkileneceğini belirtmektedir. Atık Barajı’nın altında yer alan Tünek Tepe Fayı’nın günümüzde diri olmadığı düşüncesini yineleyen Barka, bu fay kırılsa bile boyu ve yerine göre, barajı tehdit edecek önemli bir deprem yaratma olasılığının çok düşük olduğunu söylemektedir. Bu fay kırılırsa büyük bir depreme neden olmayabilir; ama, bunun yüzeyde ortaya çıkaracağı deplasmandan, yer değiştirmeden barajın etkilenip etkilenmeyeceği konusu yanıtsız durumdadır.

Yöre, aşağıdaki şekilde de sergilendiği gibi, son yüzyılda aletsel olarak saptanmış olan çok sayıda depremden etkilenmiştir. 1939 Dikili Depremi’nin odağı, Kandilli kayıtlarına göre Dikili ile Ovacık arasında Kaynarca dolayında; USGS kayıtlarına göre de Ovacık’ın hemen güneyinde yer almaktadır. Eurogold’un web sayfasına göre bu odak Midilli Adası ile Dikili arasındadır! Ancak, 6.5 büyüklüğündeki bu depremde en büyük hasarın Dikili-Bergama çizgisinin güneyinde ortaya çıktığı da, yine aynı yerde yazılıdır.

MTA tarafından hazırlanmış olan “Türkiye Diri Fayları Haritası”nda, Ova’nın kuzeyinden,  işletmenin yakınından geçmekte olan Kaynarca Fayı da açıkça gösterilmektedir.

Yakındaki Kaynarca Jeotermal sisteminin araştırması kapsamında MTA tarafından yapılmış olan gravite ve özdirenç incelemelerinde de alüvyonun altında önemli graben faylarının bulunduğu (ve bunların sıcak su sistemlerine yataklık ederek gençlik ve diriliklerini dışa vurdukları) saptanmıştır. Bu gözle yaklaşıldığında, Prof Barka’nın 1939 Depremi sırasında Ova’da gözlemlendiğine değindiği yarıklar anlam kazanmaktadır. Bundan olmalı, MTA tarafından yayımlanmış olan[1] “Türkiye Diri Fay Haritası”nda da Dikili’den doğuya uzanan ve grabeni kuzey kenarından sınırlayan bir fayın varlığına işaret edilmektedir.

Salomon-Calvi(1940)’nin[2] hazırladığı 1939 Depremi eş şiddet haritasında da en büyük şiddetin saptandığı alan, Dikili’den doğuya uzanan bir kuşak biçimindedir. Bu alanda IX şiddeti yaşanmış, Ovacık çevresinde ise bu şiddet VII-VIII olmuştur. Bu nitelikteki diri ve alüvyon örtüsü altında ilerleyen fayların Ovacık’tan 5 km’den daha uzak olmadıkları kuşkusuzdur.

Yine, İTÜ ve BÜ öğretim kadrosunca hazırlanan “İzmir Kenti Deprem Senaryosu”[3] çalışmasının Prof Dr Aykut Barka tarafından hazırlanmış olan “2. JEOLOJİ ve TEKTONİK” bölümünde Bergama-Foça Fay Zonu daha ayrıntılı olarak incelenmekte ve 1919 (M=7) Depremi’nin bu fay üzerinde oluştuğu; ayrıca, bu yörede tarihsel dönemde de yıkıcı bazı depremlerin olduğu açıklanmaktadır. Buradaki antik Eleaa, Myrina (Aliağa) ve Pitane (Çandarlı) kentlerinin MS 17 Depremi’nde yıkıma uğradıkları da “Şekil.2.5.4”te gösterilmektedir. MS 175 Depremi’nin de bu fayla ilişkili olabileceğini belirten Barka, bu fayın sol yanal atımlı olabileceğini düşünmektedir. Barka(1999)’nın, Tübitak Raporu’ndaki bölümünde de diri olduğunu açıkladığı bu fay, Ovacık’tan en çok 6-7 km uzaklıktan geçmektedir.

Oldukça yakın sayılabilecek bir yerde kurulacak bir doğal gaz çevrim santralı tesisi için Prof Ansal(1999)’ın yaptığı bir değerlendirmede[4], 50 km’lik bir uzaklık içinde, 50 yıllık sürede aşılma olasılığı %10 olan bir depremin, tasarım depreminin büyüklüğünün M=6.8 olabileceği belirlenmiştir. Bu değerler ve 5 km odak uzaklığı ve 3 km derinliği kabulü ile Ansal’ın yaklaşımı izlendiğinde tasarımda kullanılması gereken yatay yer ivmesi değeri

ah=0.48

bulunmaktadır.

Prof Eyidoğan ise TÜBİTAK Raporu Ek.9’da, deprem etkisi altında atık barajı kaya dolgu gövdesinin, depolanmış akışkan nitelikli atığın ve baraj tabanındaki geçirimsiz plastik yaygının davranışını tartışmaktadır. Eyidoğan, irdelemelerinde 1939 depremini denizde ve tesis alanına 20 km uzakta kabul ettiğinde, beklenen yatay yer ivmesinin 0.4 g’den küçük olduğunu söylemektedir.

Eyidoğan (2002)[5], konuya ilişkin olarak yaptığı ek açıklamasında :

“Güvenilir deprem verileri ve katalogları kullanıldığında baraj bölgesine en yakın ve en büyük olduğu bilinen deprem 22 Eylül 1939 Dikili-Bergama depremidir. Deterministik (tanımsal ) yaklaşım açısından bu depremin tekrarlaması durumunda (deprem kaynak noktası belirli olduğu için)  yapacağı etkinin ne olabileceğini incelemek yaklaşımlardan bir tanesi olduğu için raporumuzda bu konuya yer verilmiştir. Mevcut kaynaklardaki makrosismik bilgiler  incelendiğinde depremin baraj sahasına uzaklığı 20 km ye yakın alınmıştır. Bu iyimser bir yaklaşımdır ve bir yapı tasarımında kabul edilen olasılıksal (probabilistik) bir değer değildir. Rapor yazıldığı tarihte henüz uygulamaya girme aşamasında olan ve şu anda yürürlükte bulunan Türkiye Deprem Bölgeleri haritasında 1. derece deprem bölgeleri için verilen efektif yatay ivme katsayısı (0.4g) bu bulgudan daha büyük olduğu ve baraj inşa edilmeden önce yapılan olasılıksal yaklaşımlara göre barajın tasarımında kabul edilen maksimum yatay ivme oldukça büyük (0.6 g) alındığı için herhangi bir olasılıksal hesaplama yoluna gidilmemiştir. Baraj sahasının Foça-Bergama Fay zonuna 5 km uzakta olduğuna dair bilgilerin tartışmalı olmakla birlikte, depremin episantırının 5 km uzakta (odağın ortalama 10 km uzakta) olması durumu düşünüldüğünde dahi mevcut ivme azalım ilişkilerinden baraj sahasında beklenen yatay yer ivmesinin (bir çok yazarın bağıntılarının ortalaması) 0.6g yi aşmadığı anlaşılmaktadır ( Tanımsal yaklaşımla).

·       M=7.0, R=5 km, Amax= 0.49 (Abrahamson & Silva, 1997)

·       M=7.0, R=5 km, A max=0.42 (Boore, Joyner & Fumal, 1997)

·       M=7.0, R=5 km, Amax= 0.53 (Campbell, 1997)

·       M=7.0, R=5 km, Amax= 0.50 (Sadigh et al., 1997)

 

Dolayısıyla baraj inşaatını beklenen en kötümser büyüklükteki yatay ivmeye        

göre tasarlandığı kabul edilebilir.”demektedir.

Golder Associates(1998)’e göre[6] depolanmış atığın sıvılaşmasına neden olabilecek en düşük yatay yer ivmesinin 0.5 g olduğuna değinen Prof Eyidoğan bunun çok düşük olasılıklı olduğu sonucuna varmaktadır. Riskin olmadığı anlamına da gelmeyen bu vargı, Bergama Grabeni kuzey kenar faylarının, ya da Barka’nın diriliğini gösterdiği ve 5 km uzaklıktan geçen Foça-Bergama Fayı’nın ya da yine daha uzak olmayan graben içi fayların yenilmesi olasılığı göz önüne alındığında geçerli olabilir mi, düşünmeye değer.

Baraj gövdesinin 0.6 g yatay yer ivmesine göre güvenlik katsayısının, Normandy için hazırlanmış raporlarda 1.1 ve 1.2 değerlerini sağladıklarını anımsatan Eyidoğan bunları yeterli bulmaktadır. Oysa, bunların sınır değerler olması, riskin büyüklüğünü de göz önüne getirmektedir. Üstelik bu değerlerin doğruyu yansıtıp yansıtmadığı konusundaki kuşkular ve Baraj gövdesinin önüne ek bir dolgu yapılması durumunda güvenliğin gerçekten yükselip yükselmeyeceği konuları da aşağıdaki bölümlerde ayrıca tartışılacaktır.

Eyidoğan yine, “Raporumda bizzat tarafımdan üst yapıyla ilgili herhangi bir yeni analiz yapıldığı beyan edilmemiştir ve zaten bu benim işim değildir. Baraj inşaatı öncesi ve sonrası firmalarca yapılan çeşitli üst yapı analizleri için beyan edilen bulgular beklenen deprem ivmesinin değeri açısından ele alınmış ve vurgulanmıştır. Sizin de yazınızda belirtildiği gibi bu bir teyid değil ‘anımsatmadır’. Dolayısıyla barajın 0.6 g lik bir yatay ivmeye dayanıp dayanamayacağı konusu yerbilimi sahası dışındadır. Bunlarla ilgili hesaplar her zaman tartışmaya ve yeniden hesaplamaya açıktır.” açıklaması ile,  hazırladığı metnin duraylılık değerlendirmesini kapsamadığını vurgulamaktadır.

Prof Eyidoğan’ın yaptığı değerlendirmelerle baraj seddelerinin öz titreşim periyotlarının bu bölgede zeminde karşılaşılacak baskın titreşim periyotlarının farklı olduğu ve bir rezonans ile karşılaşılmayacağı belirtilmektedir.

Depremsellik değerlendirmesi konusunda görülen önemli bir eksiklik, yalnızca atık barajının güvenliği üzerinde durulmuş ve olası bir proje depremi sırasında tesisteki tank, kolon ve iletim borularının nasıl etkilenebileceğinin tartışılmamış oluşudur. 17 Ağustos 1999 İzmit Depremi sırasında İzmit Tüpraş Rafinerisinde bir bacanın tankların üzerine yıkılması sonucunda çıkan yangın; ya da, Yalova Aksa tesislerindeki zehirli akrilonitril tanklarının hasar görmesi üzerine ortaya çıkan çevre kirlenmesi, sayısız endüstri tesisi ve tank yapısının hasar görmüş olması, hep ders alınması gereken deneyimlerdir. Ovacık Normandy tesisinde çok sayıda naif ve yatay yer hareketine duyarlı yapı bulunmaktadır. Bunların deprem yükleri altındaki duraylılıkları konusunda ne şirket yayınlarında ve ne de TÜBİTAK Raporu’nda herhangi bir bilgi verilmemektedir. Bunlardan en sakıncasızının bile depremden zarar görmesi durumunda bitişiğindeki öteki ve daha duyarlı yapılara verebileceği zarar ayrı ayrı değerlendirme konusu olmalıdır. Herhalde, siyanürlü akışkanın INCO süreci ile arıtılıp duraylılaştırılmasından önce geçtiği boru hatları ve tanklardan herhangi birinin depremden zarar görmesi durumunda doğabilecek çevre riskine karşı tedbirli olunması ve bunun acil eylem planının hazırlanmış olması, TÜBİTAK Raporu’nun değişik yerlerinde dile getirilmiş olan, “bir depremde bütün insanlar ölmüşse tesis çevreyi kirletse ne olur, kirletmese ne olur” düşüncesinden daha insancıl ve daha mühendisçe olacaktır. Nitekim, Eyidoğan da bunun önemini : “Tank, kolon ve iletim borularının öngörülen maksimum yatay ivme 0.6 g’ ye davranışı ve dayanımının önemli bir argüman olduğu doğrudur ancak bunun yerbilimi ve yerbilimci konusu olmadığı açıktır. Bu konuda yapılan değerlendirmeler için bu konularda uzman bir İnşaat veya Makina Mühendisinin üst yapı ile ilgili proje ve hesaplara bakması gerekir.” şeklinde açıklamaktadır.


* Ancak, bunun yanal atımlı bir fay olması olasılığı da bulunmaktadır. Bu fayın konum ve duruşu Graben sistemi ile bağlantılı böyle bir ikincil fayın oluşmasına elverişli görünmektedir.

[1] Şaroğlu, F., Boray, A. Ve Emre, Ö., 1987, Active Faults of Turkey, MTA Enstitüsü yayını

[2] Salomon-Calvi, W., 1940, 21-22 Eylül 1939 tarihinde vukua gelen Dikili-Bergama Zelzelesi, MTA Enstitüsü yayını, Seri B, 5, 31-45

[3] http://www.koeri.boun.edu.tr/earthqk/izmirrapor.htm

[4] Ansal, A., 1999, Aliağa Power Plant Seismic Hazard Assesment, yayımlanmamış rapor

[5] Eyidoğan, H., 2002, e-mail mesajı

[6] Golder Associates (UK) Ltd, 1998, Report on the probabilistic risk assesment Ovacık mine tailings dam, Turkey


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1