1985 yılında çıkarılan 3213 sayılı madencilik yasası ile o güne kadar ülkenin doğal kaynaklarının değerlendirilmesinde başat rol oynayan MTA, yalnızca eskiden ürettiği verilerden yararlanılan; ancak, aramadaki öncelikleri elinden alınmış olan bir kurum haline getirilmiş ve bundan sonra kamuoyunun güvenilir bilgilere ulaşma olanağı ortadan kalkmıştır. Maden İşleri Genel Müdürlüğü ise, arama ya da işletme ruhsatı sahibi olan firmalardan gelen bilgilerin ötesinde bir kaynağa sahip değildir. Bu nedenle, Ovacık altın madeni yatağının rezerv ve tenörü ile ilgili olarak yalnızca şirketin verdiği bilgilere göre yorum yapılabilmektedir.
Şirketin Ovacık'ta şu ana kadar yaptıkları göz önüne alındığında, verdiği bilgilere tedbirli yaklaşmak gerek; ne yazık ki bu temkinliliği haklı çıkaracak çelişkiler de, bol. Eurogold'un şimdiye kadar verdiği bilgiler, Bergama Ovacık altın yatağında görünür rezervdeki altın miktarının 30 ton, gümüş miktarının da bunun yarısı kadar olduğu yönündedir. Ancak, altın ve gümüş dışında örneğin platin ve paladyum gibi değerli metallerin ne kadar olduğu bilgisi verilmemektedir. Şimdiye değin cevher analizi ile ilgili bağımsız bir bilgiye sahip olma olasılığı olmadı. Aynı zamanda madenin görünür, olası ve olabilir rezervleri hakkındaki açıklamalar da çelişkili.
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası’nın değerlendirmesinde, “TÜBİTAK Raporunda 9.1g/t altın tenöründe, 3 milyon ton cevher saptanmış ve yapılan fizibilite çalışmalarında bu rezervin 24 tonluk kısmının işletmeye alınabileceği belirlenmiştir denirken, Eurogold Madencilik AŞ tarafından hazırlanan Kasım 1991 tarihli Ovacık atık deposu kesin proje raporu “madde 2 üretim yöntemi konusunda” ortalama 30 g/t oranında olduğu için zengin bir cevher kabul edilmektedir” denmektedir.
Bu belirsizlikten DEÜ (2000) de yakınmaktadır. DEÜ Raporu da[1], bugüne kadar cevhere ilişkin olarak kullanılan bütün bilgilerin firma tarafından verilen bilgiler olduğuna, sondaj karotlarının alındığı yerlerin belirsiz olduğuna ve henüz hiç bir kamu kuruluşunun burada bir çalışma yapmamış olduğuna dikkat çekmektedir. Çeşitli raporlarda altın tenöründen (9.1 gr/ton’dan 40.0 gr/ton’a kadar değişen ve en sık yineleneni 15 gr/ton olan bilgiler verilmiş) öteki ağır metaller ve kükürt, arsenik gibi çevre risklerinin değerlendirilmesini yakından etkileyen bileşenlere kadar pek çok bilgide tutarsızlıklarla karşılaşıldığının belirtildiği DEÜ Raporu’nda bu nedenle, olası siyanür tüketimi ve atık çamurun miktar ve bileşim öngörülerinin de çelişkili olduğuna işaret edilmektedir.
Yine, ÇED Raporu’nda yılda 300000 ton cevher işleneceği esas alınmış iken, kırma/öğütme birimlerinin kapasitesinin 486720 ton/yıl oluşu da dikkati çekmektedir.
Cevher, arjilik hidrotermal alterasyona uğramış, silisleşmiş andezitik volkanitlerin içinde, yaklaşık D-B doğrultusunda ve kuzeye 70-80° eğimle yerleşmiş olan ve kalınlığı 22 m’ye ulaşan iki kuvars damarı içinde yerleşmiş durumdadır. Yatağın içinde yer aldığı tepede yüzeyleyen volkanitler, B, G ve D’sunda akarsu alüvyonlarıyla örtülmektedir.
Oygür(2001)[2], cevherin tipik kuvars-adularya damarları içinde yer aldığını ve altının kuvarsın içinde ortalama 5m büyüklüğünde serbest ince daneler ve bazen de elektrum (altın+gümüş) biçiminde olduğunu belirtmektedir.
Cevherleşmenin içinde sülfürlü mineraller yok denecek denli azdır. Dilek(2001)[3], inceleme olanağı bulduğu bazı raporlara göre cevherin ilksel olarak sülfürlü minerallerden oluşurken oksitlenme zonunda bunların yıkandığını; ancak, bazı kalık mineral kalıplarından bunların tanınabildiğini belirtmektedir. Oygür(2001)’de söz edildiği şekilde cevherde çok az da olsa pirit ve ender olarak arsenopirit, galenit ve sfaleritin görülmekte oluşu da bunu doğrular niteliktedir. Dilek, yatağın daha derinde sülfürlü bir zonda sürmekte olması gerektiğine inanmakta ve şirketin maden işletme ve cevher işleme güçlüğü nedeni ile yatağın bu kesiminden hiç söz etmiyor ve kaynağın (belki de rezervin) önemli bir bölümünü sakladığına ilişkin kuşkusunu dile getirmektedir[4]. Nitekim, Oygür de, “cevherleşme, epitermal sistemin üst kesimlerini temsil eden Au+Ag+As+Sb iz element topluluğuna sahiptir.” derken bu sanıyı güçlendirmektedir.
Oygür(2001)’e göre, sondaj karotlarından alınan 653 örneğin ağırlıklı ortalamasına göre cevher bileşiminde, 9.1 ppm altın; 11 ppm gümüş; 160 ppm arsenik; 28 ppm bakır; 25 ppm kurşun; 26 ppm çinko; 1.2 ppm civa; 68 ppm antimuan; ve 1 ppm’den az kadmiyum bulunmaktadır. Örneğin, 160 ppm arsenik’in sülfürlü bir mineral olan arsenopirit değil de hangi mineralle bulunduğu konusuna da, Oygür’ün söz arasında geçen “damarlardaki metalik mineraller eser miktarlardadır ve ender olarak kalkopirit, pirit, arsenopirit, sfalerit, bornit, kalkosin, kovellit, galen ve elektruma rastlanır” ifadesi açıklık getirmektedir. Bu, sülfürün azlığı ve bundan yola çıkılarak yapılan asit maden drenajı gizilinin düşüklüğü yorumuna gölge düşürmektedir!
Oygür(2001), yapılan fizibilite uyarınca bu nitelikteki 9.1 g/t altın tenörlü 3 milyon ton cevherin saptandığını ve bundan 24 ton metal çıkarılabileceğini belirmektedir. Övez(1999)[5] de bu değerleri dikkate alarak 24 ton altın ve 24 ton gümüşün üretileceğini belirtmektedir.
Oygür(2001), ağır metallerin göreli azlığından yola çıkarak bu cevherin Katı Atıkların Kontrolu Yönetmeliği’nde belirtilen “tarım arazisine serilebilecek arıtma çamurunda izin verilebilecek en fazla ağır metal içeriği sınırlarından düşük değerlere sahip olduğu”nu belirtmektedir.
Bu koşullarda, görünür rezerv olarak yabancı sermayenin denetimi ve bildirimine bırakılan altın ve gümüş yatakları için olası ve olabilir rezervlerin de, rezerve dönüştürülmemiş kaynağın (resources) da kamuoyunca yeterli açıklıkla bilinmediği görülmektedir. Bütün bunların yanında, altın ve gümüşle birlikte platin gibi değerli metallerin varlığı olasılığının söz konusu edilmemesi de ilgi çekicidir. Altın cevheri yatakları incelendiğinde, altının hidrotermal yataklarda Hg, Bi, Sb, As, Se, Te, Cu ve Ag ile; manyetik yataklarda ise, yalnızca platin grubu elementleri (Ru, Rh, Pd, Os, Ir, Pt) ile birlikte bulunduğu görülmektedir.
Şirketin açıklamalarına dayalı olarak yurt dışına çıkarılacak olan bu konsantrelerin gerçek kapsamını kim bilebilir? Öteki değerli metaller varsa, ne olacak? Yıllardır altının, anot çamurunda yurt dışına kaçırılabildiği anımsandığında bu kuşkunun dayanakları anlaşılabilir.
[1] DEÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, 2000, agr
[2] Oygür, V., 2001, Ovacık Altın Madeni’nin (Bergama-İzmir, Batı Anadolu) çevre güvenliği açısından tanımlanması, Normandy AŞ, yayımlanmamış çalışma
[3] Dilek, S.(Jeoloji Müh.), 2001, sözlü görüşme
[4] Dilek, S., 2001, Altın İşletmeciliği : nereye kadar? TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Simpozyumu, İzmir
[5] Övez, S., 1999, Ovacık altın madeni işletmelerinin biyolojik ve toksikolojik durum tespiti ve risk belirlenmesi, TÜBİTAK Raporu Ek.7