KAMUOYU OLUŞTURMA ÇABALARI

Gerek TÜBİTAK Raporu’nun kamuoyunca duyulmasından önce ve gerekse bundan sonra kamuoyunun altın işletmeleri konusunda yönlendirilmesi amacı ile değişik yolların denendiği görülmüştür. Bu amaçla, özellikle TÜBİTAK Raporu’ndan sonra, bilimin altın işletmeciliğinden ve özellikle de Bergama Ovacık işletmesinden yana tartışma götürmez değerlendirmelerinin olduğu görüşü kamuoyuna sıkça iletilmeye başlandı. Bu arada, Danıştay kararının bir yasaklama değil, bazı eksikliklerin saptanması yönünde olduğu ve yargı kararının İdare’nin yeni yürütme tasarruflarını engelleyemeyeceği yorumu yaygınlaştırılmaya çalışıldı. Bu dönemde dünyada oluşan bazı altın işletmesi kazaları ve çevre felaketleri konusunda, ya da dünyanın değişik yerlerinde altın işletmelerine karşı alınan yasaklama kararları da bu dönemde kamuoyuna, Ovacık işletmesi yönünde saptırılarak iletilmeye çalışıldı. Daha sonra, ülkemizin altın rezervinin çok büyük ve dünyada ikinci sırada olduğu yolunda haber ve değerlendirmeler yaygınlaştırıldı. Arada, yargı kararına karşı deneme işletmesine başlamış olan tesiste üretilen altın külçesi medyaya tanıtılıp atık barajında yüzme ve su içme gösterileri düzenlendi. Bunu bir süre sonra, ülkemizdeki zengin altın yataklarının işletilmesinin, Türkiye’de altın işletilirse çıkarı zedelenecek olan Almanya’nın casusluk etkinliklerini yürüten vakıfları eli ile, sivil toplum örgütleri ve yöre halkı kışkırtılarak engellenmeye çalışıldığı kampanyası izledi.

Bu tek yönlü kamuoyu oluşturma çabalarının yalnızca Normandy adına yapılmadığı kuşkusuz. Bu çabalar, ülkenin değişik yerlerinde daha da yüksek riskler yaratabilecek başka girişimlerin de önünü açmayı hedefliyor[1]. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi ülkemizde de altın işletmeciliği alabildiğine tartışılıyor ve uzun ve güçlü bir direnişle karşılaşıyor. Bergama’nın Ovacık ve öteki köylerindeki direnişten ötürü Eurogold, Normandy, siyanürle altın işlenmesi, içilebilir (!) nitelikteki atık su, TÜBİTAK Raporu, vb bir çok olgu yaygın biçimde bilinir oldu. Altın işletmeciliğinin karşıtları da, yandaşları da bol; ama, ülkemizde altın işletmeciliği denince Bergama Ovacık yatağından başka bir sahadan haberi olan çok az.

Oysa, seksenlerin son yıllarından bu yana ülkemizde düzinelerce ruhsat alınıp altın arama ve araştırma işleri yapılıyor. Bu amaçla, 600’den çok Arama, 50’nin üzerinde Ön İşletme ve 40 kadar da İşletme Ruhsatı verilmiş bulunuyor[2]. Bu ruhsatlar da, giderek şirketler de sık sık el değiştiriyor; araştırma çalışmaları oldukça ilerlemiş olan sahalar var; kamuoyu bunlardan yeterince haberli olmasa da bilen biliyor, işletmeye hazırlanan yabancı şirketlerle verimli ilişkiler kuruluyor; yerli ortaklar alınıyor, uluslararası finans desteği bulunuyor; …

Bergama’daki bunların en önemlisi mi de, yalnızca ondan söz ediliyor. Hayır. Olsa olsa ilk, ve bazı avantajları ile daha kolay kabul ettirilebilir bir saha olduğu düşünülmüş olmalı ki, önce bu sahada işletmeye başlanması bekleniyor. Gerisi kolay görülüyor ve bu açıkça dillendiriliyor da. Ovacık Altın İşletmesinin, ülkemizdeki altın işletmeciliğinin (bundan yana olanlar buna “madenciliği” diyor) anahtarını ellerinde tuttuğu; burada işletme başlarsa başka sahaların da önünün açılacağı Normandy’nin web sayfasında da, yöneticilerinin yazılarında da okuyabiliyor; Kanal 6’daki açık oturumda olduğu gibi bir sayın Milletvekili’nin, Orhan Özgöbek’in konuşmalarında da dinleyebiliyoruz. Normandy de bunu “Yılda 3 ton altın ve 3.5 ton gümüş üretimi gibi alçakgönüllü boyutlarda bir üretim hacmi olmasına rağmen, Ovacık Altın Madeni Türkiye’de geleceğin canlı, enerjik ve büyük yankılar getirecek olan altın madenciliği endüstrisinin gelişiminde bir öncü kolu temsil etmektedir…Ovacık, Türkiye’nin yararına bu zenginliğin musluklarını açacaktır.” şeklinde dile getiriyor[3].

İlk olmanın ötesinde, bazı savunma kolaylıkları da var, Bergama’daki işletme girişiminin. Her şeyden önce, cevherleşmenin düşeye yakın duruşlu bir kuvars damarına bağlı oluşu nedeni ile cevherin önemli bir bölümü kapalı ocak işletmesiyle çıkarılacak, açılacak çukur ve atılacak pasa ile oluşacak yeni tepeler altın madenciliğinde yaygın biçimde görülen dev boyutlarda olmayacak. Yine aynı nedenle ve cevherin mineral parajenezi sayesinde çıkarılan cevherin siyanürlü akışkanlarla yıkanması kapalı tanklarda yapılmak durumunda. Çeşitli ek sorunlar yaratan yığın liçi tepeleri, havuzları, tesisleri olmayacak. Cevher taşıyan damarın derin bir oksitlenme zonu sergilemesinden ötürü, atıkların asitli maden su drenajı oluşturma riski az (Normandy’ye göre bu böyle; bu aşağıdaki bölümlerde tartışılacak!). Dahası, Ovacık ve çevre köyleri halkının uzun süren direnişlerinin sayesinde, işletmeci şirket tesis tasarımını tümüyle değiştirmek ve geliştirmek zorunda kaldı; atık barajının tasarımını değiştirdi, deşarj kanalları yaptı, siyanürlü atıkların zehirsizleştirilmesi için başlangıçta hiç de yapmayı düşünmediği ek tesisleri kurmak zorunda kaldı; görünüşe göre çevreye hiç akışkan boşaltmayan bir sistem oluşturdu (bunların işlevi ve anlamı da izleyen bölümlerde eleştirilecek!). Hele hele, Başbakanlığın görevlendirmesi ile hazırlatılıp, yargı kararlarına karşı işletmenin önünün açılmasına dayanak olsun istenen Tübitak Raporu, işletmeyi militanca ifadelerle aklamaya çalışması ile Normandy’nin (Eurogold’un) Bergama Ovacık işletmesini savunmasını kolaylaştırıyor gibi görünüyor. Aslında, burada sıralanan ve Normandy’nin işletmeden yana olumlu kanıtlar gibi kullandığı konulardan hemen her biri ile ilgili ciddi belirsizlik ya da açık sorunlar var. İzleyen bölümlerde ayrıca tartışılacak olan başka sorunlar da ilgiyi gerektirmekte ve bunu önemli kılmakta. Ancak, bütün bunların Normandy’ye bir kabul edilebilirlik, meşruiyet kazandırma yolunda ısrarla kullanılmakta olduğunu da vurgulamak gerek.

Öbür girişimciler, Normandy’nin bu çabasının sonucunu bekliyor. Bunu anlamak güç değil.

Tabii, hiç kimse elini kolunu bağlayıp uslu uslu beklemiyor bunu.

Çok örgütlü, çok yaratıcı kampanyalar düzenlenip kamuoyu koşullandırılmaya, karar vericiler ve yargıçlar etkilenmeye çalışılıyor.

 

Türkiye’nin Altın Rezervi Dünyada İkinci mi?

 

Bu kapsamda açılan kampanyalardan ve görünüşe göre oldukça etkili olmuş olan biri, çok zengin yeraltı kaynaklarına sahip olduğumuz; ekonomik bunalımdan çıkabilmek için bunların işletilmesine karşı çıkanlar olduğu; bu kaynakları ancak yabancı sermaye girişi ile canlandırabileceğimiz; ve bu yabancı sermaye girişinin önündeki bürokratik ve yasal engellerin ortadan kaldırılması ve çevre duyarlılığından da biraz ödün verilmesi gerektiği yönündeki yanlış bilgilendirme ve bilinç bulandırma kampanyası.

Buna birçok savunman bulundu. Önce, iki milletvekili, bir rapor hazırladıklarını savlayarak bunu Başbakan’a sundu; sonra, basında yayılmaya çalışıldı bu görüş. Basında hırslı yandaşlar da bulunup bu tez savunulmaya çalışıldı.

Bilim insanları arasında bu tezi açıkça sahiplenen çok az sayıda kişi çıktı. Örneğin, Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği çevre danışmanı Prof Zambak(2001)’ın[4], bir yazısı ile açıkladığı görüşüne göre, “zengin doğal kaynaklarımız, ideolojilerin etkisi altında kalmış kişilerin kasıtlı olarak yarattığı korku ve yanlış çevre felaket senaryoları ile yabancı sermayeyi ürkütmeleri, yeterince üretememek ve doğal kaynaklardan yararlanamamak nedeni ile işletilememekte ve bu, ortaya çıkan bunalımın çözümünü engellemektedir.

Ne var ki, bir çok bilim insanı da susarak bu tezdeki yanlış ve yalanların yayılmasına göz yumdu.

 

Öykü Ocak 2001’de başladı. 3 Ocak’ta Akşam Gazetesi “Taşımız toprağımız altın” başlığı ile “Türkiye'nin jeolojik yapısının altının oluşumu için son derece elverişli olduğu belirtilirken, günümüzde ortaya konulmuş olan işletilebilir altın rezervinin çok üstünde bir rezervin yeraltında yattığı iddia ediliyor. Türkiye'nin altın potansiyelinin belirlenmesi için yapılan MTA ve DPT raporlarına dayanan bir araştırmanın sonucunda tahmini altın potansiyelimizin 6 bin 500 tona kadar çıkabileceği belirtiliyor. Türkiye'de arama çalışmaları arttıkça yeni altın rezervleri bulunuyor. Potansiyelin değerlendirildiği taktirde bugünkü fiyatlarla değerinin, 70 milyar doları bulduğu ve ülke ekonomisine ise 300 milyar dolar katma değer yaratacağı ifade ediliyor. İşletilebilirliği söz konusu olan yatakların toplam altın rezervi 240 ton iken, günümüzde işletilmesi için hazırlıkları sürdürülen altın yataklarının toplam rezervinin ise 215 ton olduğu belirtiliyor. Yetkililer, aramaların sürdürülmesi halinde 5 yıl sonra Türkiye'nin işletilebilir altın rezervinin 1000 ton metal altın rezervinin üzerine çıkacağını vurguluyor. Öte yandan, Türkiye altın potansiyelinin ortaya konulabilmesi için 8     milyar dolar arama yatırımı ve 12 milyar dolar işletme yatırımı yapılması gerektiği bildirildi.” diyordu.

Oysa, Hürriyet daha 17 Ekim 2000’de “Maden Teknik Arama (MTA) Türkiye'de halihazırda işletilebilir 250-300 ton altın rezervi olduğunu bildirdi“ diyordu.

Ne var ki, bu haberler o zaman, son günlerdeki kadar yankı bulmadı, çok kullanılmadı.

Ancak, Normandy’nin aleyhine gelişen hukuksal süreç bu iddiaları yeniden haber yaptı. Bu kez 30 Haziran 2001 ve izleyen günlerde yazılı ve sözlü basında da, internet basınında da yeni bir haber dillendirildi. “Habertürk” Sitesi’nden alalım :

UYDULARA GÖRE DÜNYADA İKİNCİ BÜYÜK ALTIN REZERVİNE SAHİP ÜLKEYİZ. ANCAK TÜRKİYE 400 MİLYAR DOLAR DEĞER BİÇİLEN BU REZERVDEN HİÇ ÜRETİM YAPMIYOR!! EKONOMİK KRİZDEN ÇIKIŞ İÇİN KALICI ALTERNATİF KAYNAKLAR ARAYAN HÜKÜMETİN ÜZERİNDE DURDUĞU PROJELERDEN BİRİ DE TÜRKİYE'DEKİ ALTIN REZERVİNİ EKONOMİYE KAZANDIRMAK!!
Ecevit'e sunulan raporlara göre Türkiye, dünyanın ikinci büyük altın rezervi. Ancak buna rağmen Almanya'dan yılda 800 milyon dolarlık altın ithal ediyoruz. Almanya'nın bu nedenle altın üretmemize karşı olduğunu söyleyen DSP'li Al ve Özgöbek, Bergamalıları Alman Fiyan Vakfı'nın örgütlediğini ileri sürüyor.

Ekonomik krizden çıkış için kalıcı alternatif kaynaklar arayan hükümetin üzerinde durduğu projelerden biri de Türkiye'deki altın rezervini ekonomiye kazandırmak. Başbakan Bülent Ecevit, bu konuda kendisine sunulan "altın projesi"nin Türkiye'yi sağlam ve kalıcı bir ekonomik kaynağa kavuşturacağı düşüncesinde. Ancak, İzmir 1. İdare Mahkemesi'nin Bergama altın işletmesi için verdiği iptal kararı, bu alandaki mevcut ve muhtemel girişimleri riske sokmuş durumda. Kesin karar, Danıştay tarafından verilecek.

Birinci Güney Afrika : Hukuki alandaki çalışmalar sürerken, Ankara'da bir yandan da Türkiye'nin altın rezerviyle ilgili projelendirmeler de yürütülüyor. MTA ve ODTÜ'nün araştırmalarının yanı sıra DSP milletvekilleri Erol Al ve Hasan Özgöbek'in çalışmaları da Başbakan Ecevit'e sunulmuş durumda. Başbakan Ecevit'e sunulan bilgilere göre Türkiye, dünyada Güney Afrika'dan sonra ikinci en büyük altın rezervine sahip ülke. Dünyada saptanan 43 bin ton altın rezervinin 20 bin tonuna sahip olan Güney Afrika birinci sırada yer alırken, 6 bin 500 tonla Türkiye ikinci, 4 bin 770 tonla da ABD üçüncü sırada bulunuyor.

ABD 340 ton üretiyor, en büyük rezerve sahip Güney Afrika yılda 447 ton, dördüncü sıradaki Kanada 158 ton, beşinci sıradaki Avustralya 300 ton altın üretirken, ikinci büyük rezerve sahip Türkiye hiç altın üretmiyor. Başbakan Ecevit'e sunulan bilimsel raporlara göre Türkiye, altın rezervini bir ekonomik kurtuluş projesi olarak değerlendirebilir. Yapılan hesaplara göre Türkiye'nin altın rezervinin asgari değeri 400 milyar dolar. Türkiye işletmeye geçtiği taktirde yılda 15 milyar dolar ihraç geliri elde edebilir. Bu rakam daha yükselebilir. Ayrıca dünyanın ziynet üretimi ve ihracında ikinci sırada bulunan Türkiye, altın ithalatına ödediği kaynağı da tasarruf edebilir. Uzaydan yapılan saptamalara göre Türkiye'de 580 noktada altın rezervi bulunuyor. Bütün dünyada 553 altın madeni ocağı bulunduğu düşünülürse Türkiye'deki rezervler için açılacak maden ocaklarının sayısı dünyadaki toplamı aşıyor. Bu rezerv noktalarının üretime açılması halinde 25 bin kişiye iş olanağı yaratılacağı saptanmış durumda. ….

Ankara, altın konusunu mercek altına almalı...“

Haber aynı idi; ama, bu kez oldukça farklı terimlerle, oldukça iddialı tezler ileri sürülüyordu. Ülkede bıçak kemiğe dayanmışken, yüreklere bir su serpiliyor ve altın işletmeciliğinin önüne çıkanların yurtseverlikleri sorgulanmaya yöneliniyordu. Bu kez haberin medyada yankı bulması için de çaba gösterildi. Aynı tezler, daha çarpıtılmış anlatımlarla TGRT’nin bir ana haber bülteninde bir “Özel Haber” olarak sunuldu. Bazı köşe yazarları bu işe gönül verip artık altın işletmeciliğinin önünde bir engel kalmaması gerektiğini bize anlatmaya çalıştı. Bazıları da, örneğin Akşam’da Emin Pazarcı (03.07.2001’de) ya da Habertürk’te Güler Kömürcü, tartışmanın iki yanındakilerin de hatalı olduğunu; konunun siyanür kirliliği sorunu olmadığını; aslında yabancı işletmecinin kazancından ülkemize bir şey bırakmayacağı için sömürüleceğimiz ve doğal kaynaklarımızın boşa tüketileceğini ileri sürdüler.

Görüldüğü gibi, yılbaşında, MTA ve DPT raporlarına dayanılarak tahmini altın potansiyelimizin 6 bin 500 tona kadar çıkabileceğinden söz edilip, bu potansiyel değerlendirilirse bugünkü fiyatlarla 70 milyar dolar altın çıkarılabileceği ve ülke ekonomisine 300 milyar dolar katma değer yaratılacağından söz edilip işletilebilir toplam altın rezervi 240 ton olarak dile getirilirken; Haziran ayı sonunda uydulardan belirlendiği ve DSP milletvekilleri Erol Al ve Hasan Özgöbek'in çalışmalarıyla ortaya çıkarıldığı savlarıyla Başbakan Ecevit'e sunulmuş bilgilere göre Türkiye, dünyada Güney Afrika'dan sonra ikinci en büyük altın rezervine sahip ülke olmuş, dünyada saptanan 43 bin ton altın rezervinin 20 bin tonuna sahip olan Güney Afrika’dan sonra Türkiye 6 bin 500 tonla ikinci sıraya yükseltilmiş, Türkiye’nin altın rezervini bir ekonomik kurtuluş projesi olarak değerlendirebileceği ve Türkiye'nin altın rezervinin asgari değerinin 400 milyar dolar olduğu noktasına gelmişiz.

Bu arada ne mi olmuş? İzmir İl İdare Mahkemesi Ovacık altın işletme iznine yürütmeyi durdurma kararı vermiş.

Neyse ki, öykünün aslını, birinci ağızdan anlatımını Temmuz 2001 başında Kanal 6 televizyonunda yapılan ve Uşak Milletvekili Özgöbek ve konuya bir yönünden ilgi gösteren bazı akademisyenlerin katıldığı tek yönlü bir tartışma programından öğrenebildik. Bir kere, öyle uydu fotoğraflarından bir rezerv belirleme olmadığı anlaşıldı. Çarpıtmalar bir yana, haberin kaynağı 1999 yılında “52. Türkiye Jeoloji Kurultayı”na sunulan bir bildiri metni. Kurultay Bildiriler Kitabı’nın 137-142. sayfalarında yayımlanmış. Erler ve Oygür’ün bu yayını[5]Türkiye Altın Potansiyelinin Tahmini” başlığını taşıyor. Daha başlığında, okuyanı uyaran iki terim var : Potansiyel ve Tahmin!

 

Erler ve Oygür Ne Demişti?

 

Yukarıda uzun uzun alıntılanan haber ve yorumları doğru anlayabilmek, konunun nereden nereye getirildiğini algılayabilmek için bu yayını iyi okumak gerekli. Yazarlardan ilki ne yazık ki erken yitirdiğimiz bir bilim insanı, Prof Dr Ayhan Erler. Erler, maden jeolojisinde ülkemizin gerçekten üst düzeyde ve az sayıda uzmanından biri idi. Bu arada altın yatakları üzerine de zengin bir birikiminin olduğu biliniyordu. Bu tartışmalar sırasında ne yazık ki yaşamıyor. İkinci yazar, Oygür de MTA’nın yetiştirdiği ve yine maden jeolojisinde ciddi birikimi olan bir mühendis. Şimdi, Normandy firmasının bir müdürü; bildiri sunulduğunda da öyle idi.

Yazarlar, bildiride ülkemizin bilinen ve envanteri yapılmış toplam altın rezervinin 225 ton olduğunu belirterek başladıkları sunuşlarında temel jeoloji ve maden jeolojisi verilerini kullanarak Türkiye’nin altın potansiyelini tahmin etmek üzere bazı önerilerde bulunuyorlar. Evet, Türkiye’nin altın rezervini değil, altın potansiyelini; ve hesaplamayı değil, tahmin etmeyi deniyorlar.

Yaptıkları, dünyada bu konuda önerilmiş 5 değişik modeli, bir kaç değişkene farklı değerler atayarak ve Türkiye ile benzerlikler buldukları ABD Kaliforniya ve Nevada’yı kıyaslayarak modellemek ve bu benzerliklere göre ülkemizde ne kadar altın potansiyeli olabileceğini tahmin etmek. Kullandıkları terimler dürüst ve açık. Kasıtlarını aşacak şekilde anlaşılmaya yatkın hiç bir şey söylemiyorlar. 9 ayrı yaklaşımla, potansiyel tahmini yapıyor ve 1730 ton ile 6490 ton arasında değişen 9 ayrı potansiyel tahmini yapıyorlar. “Altın potansiyeli değerlerinin ortalaması 3649 ton, standart sapması ise 1451 tondur.” diyen yazarlar, arama ve işletmeler geliştikçe bu tahminlerin daha duyarlı olabileceğini not ediyorlar.

Açık bir biçimde görülüyor ki, spekülasyonlara kaynak alınan metinde rezervden söz edilmiyor. Daha doğrusu söz ediliyor ve 225 ton olduğu söyleniyor.

Yine bu yazıda, Türkiye’nin altın potansiyeli 6500 tondur da denmiyor. 1730-6490 ton arasında tahminler yapılıyor, ortalama değer 3649 ton olarak belirtiliyor. Yazıda bu miktardan ne kadarının işletilebileceği (hatta ne kadarının bulunabileceği) ve ülkemizin bundan ne kadar yararlanabileceğine yönelik hiç bir anlatım yok. ODTÜ’lü bilim insanı ile Eurogold bilişim müdürünün yazılı metninde, yukarıdaki spekülasyonlara malzeme olabilecek hiç bir sav yok. Bu konu çok açık. Yanlış anlamaya neden olabilecek hiç bir bulanıklık da yok.

Ancak, yazıdaki yaklaşımın bu şekilde kötüye kullanılmasına, yazarlardan yaşamını sürdüreninin en küçük bir tepkisi duyulmadı.

 

6500 Ton Altın Kaç Para Eder

 

Yukarıda açıklandığı gibi Erler ve Oygür’ün yazılarında sergilenen yaklaşım ve vardıkları sonucun çarpıtılmasının, değişik biçimlerde yapıldığını görmekteyiz.

Potansiyel değeri, rezerv olarak; tahmini değerler gerçek sonuçlar olarak; 1730 ton ile 6490 ton arasında saçılmış tahmin değerleri 6500 ton olarak çarpıtıldığı gibi bunun pazar değeri de çarpıtılıyor. İlk haberlerde doğru biçimde bildirildiği gibi 6500 ton altının pazar değeri, 300 USD/ons birim fiyattan (yılbaşında 272 USD/ons idi) yaklaşık 63 milyar dolar dolayında iken, Ocak 2001’de bunun katma değeri olarak bildirilen 300 milyar dolar; Temmuz’a gelindiğinde bu altın kaynağının asgari değeri deyişi ile 400 milyar dolara yükseltiliyor.

Bu çarpıtma sınırları içinde bile, ortalama potansiyel tahmini değeri olan 3649 ton ve 272 USD/ons değerlerini kullanarak, bu kadar altınımız olsa, maloluşunu bir yana bırakın, ancak 32,02 milyar dolara satabileceğimizi görmemek için, ne kadar da kararlı olmak gerekli. Hele, yukarıda Kömürcü ve Pazarcı’nın değinilen köşe yazılarında işaret edildiği gibi bu satış değerinin olsun olsun %15’inin ülkemize kalacağı göz önüne alındığında da, kazancımızın (? dikkat ?) 4.8 milyar dolardan çok olmayacağı ortaya çıkıyor.

Bütün bu hesaplar, Erler ve Oygür’ün tahmin ettikleri altın potansiyeli aranıp bulunur, öngörü doğru çıkar da bu miktar altın kaynağı olarak belirlenir, işletme ve işleme maloluşları ile dünya pazarındaki fiyatlar uygun olur da bu miktar, rezerv niteliği kazanırsa ortaya çıkacak olan olası kazanç.

Bu paragrafta kullanılan terimler gündelik dile ilişkin değil. Özenle üzerinde durulması gereken terimler, bu “potansiyel”, “kaynak” ve “rezerv” terimleri ve bunları niteleyen öteki alt terimler. Bir de bu konuya bakalım.

 

Rezerv Nedir?

 

Kanal 6 tartışma programına katılanlardan biri, hem Maden Mühendisleri Odası ve hem de ODTÜ Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı olan sayın Prof Dr Tevfik Güyagüler idi. Uzun program boyunca, madenciliğe karşı çıkılmaması; ancak, hukuka saygı gösterilmesi gerektiğini söylemekle yetindi. Ancak, ne yazık ki maden mühendisliği kavramlarının görmesi gereken saygıya sahip çıkmadı ve toplantı boyunca altın potansiyeli tahmininden altın rezervi diye söz edilmesine karşı çıkıp, bu alandaki bilimsel ve teknik terimleri açıklayarak izleyenleri aydınlatmadı. Oysa, bu konuda söylenmesi gereken önemli şeyler var. Rezervin ne olduğu, uluslararası sınıflama terimlerinin tanımları ile, örneğin Uşak yöresinde altın işletmeye hazırlanan Eldorado Firmasının[6] ya da Artvin’de altın işletmek için hazırlanan Cominco firmalarının web sayfalarında[7] kullanılan kavramlarla aktarılabilir.

 

Öncelikle söylenmesi gereken, uluslararası ortamda altın yataklarına değer biçilirken bizde yayılmaya çalışılan “tahmin edilmiş potansiyel”e denk düşen bir terimin olmadığı. Kullanılan terimler ise, “kaynak” (resource) ve “rezerv”(reserve).

 

Kaynak, bir cevher mineralinin, bir yatağa ekonomik değer kazandırabilecek şekilde yoğunlaştığı, nicelik, tenör, biçim, yoğunluk ve fiziksel özellikleri yeterli arama ve değerlendirme yöntem ve teknikleri ile belirlenmiş ve ekonomik ve teknik parametrelerin uygulanabileceği olgulara verilen ad. Kaynağın, bütünü ile ortaya çıkarılmış ve özellikleri belirlenmiş kesimine “Görünür Kaynak” (measured resource); yayılım ve özellikleri genel olarak belirlenmiş kesimine “Olası Kaynak” (Indicated resource); ve az-çok ortaya çıkarılanlara da “Olabilir Kaynak” (Inferred resource)* denmekte.

Rezerv ise, cevher kaynağının işletme koşulları ve o günün pazar koşulları açısından ekonomik olarak işletilebilir kesimine verilen ad.  Rezerv’in de “Kanıtlanmış”(proven) ve “Olası”(probable) terimleri ile anlatılan iki sınıfı var. İlki, bütününün varolan fiyat ve maloluş koşullarında ekonomik olarak işletilebileceği kanıtlanmış olan rezervler için; ikincisi de, bütünü ya da bir bölümünün bu şekilde ekonomik olarak işletilebileceği umudu olan rezervler için kullanılıyor.

Örneğin, Eldorado (ülkemizde, devraldığı ve bir Güney Afrika altın şirketini de %37 ortak ettiği Tüprag adı ile çalışıyor) Türkiye’deki varlıklarını,

İzmir Efemçukuru’nda            Görünür ve Olası Kaynak olarak            26.6 ton

                                                Olabilir Kaynak olarak               7.9 ton

                                                Kanıtlanmış ve Olası Rezerv olarak            24.3 ton

Uşak Kışladağ’da                 Görünür Kaynak olarak              12.4 ton

                                                Olası Kaynak olarak                         137.8 ton

                                                Olabilir Kaynak olarak             56.6 ton

Eskişehir Kaymaz’da                  Görünür ve Olası Kaynak olarak   6.8 ton

Havran Küçükdere’de              Görünür ve Olası Kaynak olarak   8.2 ton

                                                Olabilir Kaynak olarak               0.9 ton

olarak bildiriyor.

 

Örnek ve kaynakları zenginleştirmek olanaklı. Ama, sözü çok uzatmadan söylenebilecek olan şey, Türkiye’nin 6500 ton altın rezervi olmadığı ve dünyada bu açıdan ikinci durumda değil sonlarda olduğu. Dünyadaki yaklaşık 48.000 ton’luk altın rezervi, yukarıda verilen tanımlamalar açısından rezerv. Bizde ise, farklı şekillerde söylense ve bir bölümü henüz rezerv olarak nitelenebilecek denli geliştirilmiş olmasa da 250-300 ton’u bulmayan bir rezervimiz var. Dünya rezervinin % 0.58’ine sahibiz.                                                

 

Burada, benzer kavram ve kategorilere uyularak hazırlanmış olan ve en güncel MTA verilerine bakmakta yarar var[8] :

 

 

 

TÜRKİYE ALTIN REZERVİ

Efsane 6500 ton / Gerçek 300 ton

 

A. İŞLETİLEBİLİRLİĞİ SÖZ KONUSU OLAN SAHALAR

YERİ                                   METAL İÇERİĞİ Au (Ton)

İzmir-Bergama-Ovacık                                   26.82

Balıkesir-Havran-Küçükdere                                   9.07

Eskişehir-Sivrihisar-Kaymaz                                   5.88

Çanakkale-Akbaba                                   10.00

Artvin-Cerattepe-Kafkasör                                   32.8

Artvin-Cerattepe-Kafkasör                                   4.68

Gümüşhane-Mescitli-Mastra                                   12.00

Uşak-Eşme-Kışladağ                                   150

İzmir-Efemçukuru                                   31.62

TOPLAM:                                   283.59

 

B. POTANSİYEL REZERVE SAHİP SAHALAR

YERİ                                   METAL İÇERİĞİ Au (Ton)

Çanakkale-Kartaldağ                                   0.26

Hatay-Kisecikköy                                   1.8

Ordu-Akoluk                                   1.195

Ordu-Sayaca                                   0.02

İzmir-Ödemiş-Küre                                   0.4

İzmir-Ödemiş-Emirli                                   0.2

Manisa-Salihli-Bozdağ                                   1.17

Elazığ-Keban (Fırat Batısı)                                   0.06

Bursa-İnegöl-Sülüklüköy                                   0.37

İzmir-Arapdağ (Altıntepe)                                   2.33

İzmir-Arapdağ (Çilektepe)                                   4.05

Gümüşhane-Kale-Kaletaş                                   2.475

Gümüşhane-Olucak                                   0.02

Sivas-Koyulhisar-Evliyatepe                                   1.5

Manisa-Salihli-Sart                                   1.92

Kars-Kağızman-Darphane                                   0.9

Hatay-Akıllıçay                                   0.025

Kırklareli-İğneada-Mertgölü                                   0.056

Niğde-Ulukışla-Bolkardağ (1)                                   1.4

Niğde-Ulukışla-Bolkardağ (2)                                   0.5

TOPLAM:                                   20.655

 

C. ALTININ YAN ÜRÜN OLRAK BULUNDUĞU BAZ METAL CEVHERLEŞME SAHALARI

YERİ                                   METAL İÇERİĞİ Au (Ton)

Balıkesir-Edremit-Altınoluk                                   1.2

Artvin-Borçka-Akarşen                                   1.0

Elazığ-Keban (Zeytindağ)                                   0.19

Rize-Çayeli                                   10.6

Artvin-Seyitler                                   0.5

Elazığ-Baskil-Nazaruşağı                                   0.12

Kastamonu-Küre-Aşıköy                                   27.85

Kastamonu-Küre-Bakibaba                                   0.375

KAYNAK: MTA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

Bu rezerv çok mu? Kim buna evet diyebilir ki? Bunun tümünü bir günde çıkarıp satsalar, satış geliri 2 milyar 150 milyon dolar tutar. Devlete kalsa kalsa 215 milyon dolar kalır. Dünyada altın üreten ülkelerde ortalama olarak her yıl rezervin % 5 kadarı üretiliyor (USGS, 2001). Buna göre, öngörülen üretimin 20 yıl gibi ortalama bir sürede gerçekleşebileceği göz önüne alındığında da yıllık katkının 10.5 milyon doları aşmayacağı açık.

 

Altın’ımız Çok Olsa İdi, İyi mi Olurdu?

 

Bu bile kârdır denebilir. Ama, olgunun bir başka yanı daha var. Madem ki, altın potansiyeli farklı modellerle tahmin edilebiliyor ve bu kadar da ilgi görüyor; bunun çevreye ve ekonomiye yükünün de bir başka modelle “tahmin” edilmesi gerekir. Bunu, bir şekilde Prof Duman denedi[9] : “Türkiye’de (çokuluslu şirket beyanlarına göre) mevcut altın rezervi 6500 tona varmaktadır. Bugünkü satış fiyatından 58.5 milyar dolar eden bu göz kamaştırıcı zenginliğe ulaşmak için yılda 650 ton altın üretilmesi gerekecektir. Çünkü bir altın madeninin ortalama ömrü 10 yıldır; yıllık üretimi ise yaklaşık 1 tondur. Bunun bir başka anlamı da, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde altın tesisleri ve atık barajlarıyla birlikte her biri ortalama 100 hektar büyüklüğünde 650 adet siyanür yarası açılacağıdır. … Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu topraklarında üretilmiş maden zenginleştirme atıklarının toplam miktarı yaklaşık 26 milyon tondur. Türkiye “altın çağı”na girmeye karar verdiğinde sadece 1 yıl içinde üretilecek zararlı-zehirli kimyasal atık miktarı ise 160 milyon tondur. Ve 10 yıl sonra elimizde kalacak olan kimyasal atık miktarı, asitlenmiş dekapaj toprağıyla birlikte, yaklaşık 2 milyar tondur. Bu atığın Türkiye’deki çevre yasalarına uygun olarak nihai uzaklaştırılması için gereken harcama 1.4 trilyon USD’dir.”

Bu uyarı önemli! Çünkü, altın işletmeciliğinin sonunda inanılamayacak miktarlarda atık oluşuyor. Bunlar gereğince denetim altına alınamadığından ötürü de asitli su akıntıları ve zehirli kimyasallar çevreyi kirletiyor. Bu etki yüzyıllar sürebiliyor. Örneğin 19. Yüzyılda işletilmeye başlanmış olan Kaliforniya Iron Mountain Madenindeki asit maden drenajının daha 3000 yıl sürebileceği öngörülüyor. Montana’daki Berkeley açık ocağına, kapandığı 1983 yılından bu yana asitli su dolması sürüyor. Madencilik ve zenginleştirmede kullanılan siyanür, kireç, peroksit, azot ve fosfor, sülfürik ve hidroklorik asitler, fuel oil, kerosen ve sayısız kimyasal madde de çevreyi tehdit ediyor. Bunların çevreye etkilerinin giderilmesi ya da denetim altına alınması için yoğun önlemler alınması gerekiyor. ABD’nde buna karşı, işletmecilerden kapanış sırasında alınacak önlemlerin planlanması ve buna karşılık çeşitli teminatlar verilmesi isteniyor. Ancak, alınan teminatların yetersiz kaldığı konusunda da yaygın örnekler veriliyor.  Montana’da birçok kez çevreyi kirlettikten sonra iflasını ilan eden Zortman-Landusky Madeni oldukça ünlü. Maden kapandığında teminatları 8.5 milyon dolar eksikti. Daha sonra kamu örgütlerinin yaptığı hesaplara göre madenin temizlenmesi için 30 milyon dolar gerekmekte idi. Yakın zamanda yapılan yeni bir temizleme planının maliyeti ise 120 milyon dolar. Idaho’da Stibnite Altın Madeni terkedildiğinde de işletmeci The Dakota Mining’in 800,000 USD’lık teminatı devlete aktarıldı; ancak, şimdi temizlik için milyonlarca dolar gerekeceği belli oldu. Colorado’da Summitville Altın Madeni’ni işeten Kanada’lı Galactic Resources iflasını ilan edince yalnızca 4.7 milyon dolar teminatına el konulabildi; ama, şimdi EPA bu sahanın temizlenmesinin 120 milyon dolara mal olacağını hesaplıyor.[10]

ABD’nin madencilik yapılan 32 eyaletinde, çevre sorunu yaratan binlerce terkedilmiş maden bulunduğu biliniyor. Bunların sayısını, Mineral Policy Center 557,650 olarak kestirirken, EPA 200,000 dolayında öngörüyor. Genel Muhasebe Ofisine göre, bu sahalarda 50 milyar ton maden atığı var[11]. 14,400 sahanın asit maden drenajından etkilenmiş olan, 5,000 millik akarsu yatağını ve yüzey sularını korumak üzere ciddi uğraşların gerektiği belirtiliyor. Orman Dairesi’nin alanlarında yer alan 1700 sahanın standartlara uygun, 4200 sahanın ise çevreyi tehdit eder nitelikte olduğu bildiriliyor.[12]

Bu sahaların kamu eli ile iyileştirilebilmesi için Arazi Yönetimi Bürosu’na göre 4-35 milyar dolar; Mineral Policy Center’a göre[13] ise 33-72 milyar dolar harcama yapılması gerekiyor. USEPA’nın, “daha önce madencilik yapılmış yerlerin belirlenmesi ve iyileştirilmesi için onyıllar ve milyarlarca dolar harcanması gerekli” tespiti, uyarıcı.

Erler ve Oygür’ün Türkiye ile koşutluklar kurduğu iki ABD eyaletinden Kaliforniya’da 13 büyük altın ve gümüş işletmesi bulunduğu, bunların kapanışı sırasındaki temizlikleri karşılığında 34 milyon dolar teminat alındığı; ancak, madenlerin terkedilmesi durumunda vergi ödeyenlerin 17-68 milyon dolar arasında değişecek şekilde kayba uğrayacakları öngörülüyor. Nevada eyaletinde ise, çalışan 73 büyük sert kaya madencilik işletmesinin 70’inin altın-gümüş madeni olduğu; bunlardan 52’si çalışırken 17’sinin çalışmalarını ya durdurduğu ya da kapatıldığı; bunlardan 438 milyon dolar teminat alındığı; ancak, Nevada eyaletinin yalnızca alınan teminatların önemli bölümü şirketlerin kendi kağıtlarından oluştuğu için 360 milyon dolar, olası giderlerin eksik hesaplanmasından ötürü de 96-480 milyon dolar arasında hesaplanan miktarda kayba uğrayacağı belirtiliyor. National Wildlife Federation’un hazırlattığı bir çalışmaya göre[14] batı ABD’de büyük madencilik işletmelerinin zarar verdikleri araziler 100 ile 10,000 dönüm arasında alana sahip ve kapanıştaki temizleme giderleri, koşullara göre dönüm başına 1,000 USD’den az ile 20,000 USD arasında değişiyor. Bütün batı eyaletleri göz önüne alındığında karşılığı teminat altına alınmamış temizleme maliyetinin toplam maloluşu 254-1,037 milyon USD arasında hesaplanıyor.

Kanada’daki terkedilmiş maden sayısının 10,000’den çok olduğu, ancak kesin sayının bilinmediği belirtiliyor. İşletmecilerden, kapanış sırasında alınacak önlemlere ilişkin olarak bir takım teminatlar alınıyor olsa da, bunun yetersiz kaldığı belirtiliyor. Örneğin, Yukon eyaletindeki Nansen Dağı Madeni için alınan teminat 225,000 USD iken iyileştirmenin şimdiki maliyetinin 6 milyon dolara ulaştığı ve yıllık bakım gideri olan 2 milyon doların da buna ekleneceği bildiriliyor. Bunun gibi, NWT ve Yukon eyaletlerindeki Giant ve Faro madenlerinde olduğu gibi iflaslarla terkedilen madenlerde devletin yüzlerce milyon dolarlık temizleme yükü altında kalmış oluşu da başka bir sorun[15].

Bizde, hele yabancı işletmecilerin ülkemizde kurduğu geçici şirketlerden nakdi teminat alınabileceğini düşünmek güç. Bunun bile yapılamadığı bir ülkede de, hangi maden işletmesi normal yollarla ve temizlenip gereğince düzeltilerek kapatılır. Ülkemizde yapılacak her bir altın işletmesinin çevreye vereceği zararların önlenmesi için devletin elini cebine atmasının kaçınılmaz olacağı bir gerçek.

EPA’nın yaptığı bir çalışmaya göre, ABD’nde çalışan 201 altın madeninden %90’ını oluşturan açık işletmelerde, 1992 yılında 540,661,000 ton[16] ve 1998 yılında 553.000.000 ton malzeme kazılmış (bunun 160.000.000 tonu cevher, kalanı pasa) ve 5,250,000 ons (yaklaşık 162.8 ton) satılabilir metal altın elde edilmiş[17]. Oran, yaklaşık 3.5 milyonda bir, gibi. US DOI Bureau of Mines’a göre oran 682,000’e 1. Yani, onlara göre 682,000 ton kaya kazıp 1 ton maden elde ediyorsunuz. Bizimle kıyaslarsak, 6,500 ton altın elde edebilmek için 22 trilyon 750 milyar ton kazı gereci çevreye yığılacak demektir. Ya da, Erler ve Oygür’ün ortalama tahmini doğru çıkarsa işletme ömrü süresince çıkacak pasa 9 trilyon ton dolayında olacak. 50 m yükseklikte yığsanız 71 km2 alan kaplanacak.

Nevada’da üç düzine kadar dev çukur kalacak altın madenlerinden geriye. Bunların 5-6 km uzunluğu, 2 km genişliği ve yarım km’den büyük derinliği olacak.[18]

 

Hesaplara göre, işletmede kazılarak çıkarılan gerecin %71’i pasa olarak atılıyor. Bunlar asit maden drenajı ve ağır metal kirlenmesinin yanında toz yayılması sakıncası da yaratıyor.

Geri kalan önemli hacimdeki cevherin içindeki metal alındıktan sonra, bu öğütülmüş ve kimyasallarla işlenmiş gereç de atık barajlarında biriktiriliyor. Bunların boyutları da çok değişken : örneğin, Montana’daki Golden Sunlight Madenindeki, 450 dönüm alanlı ve 50 m derinlikli; Güney Carolina’daki Ridgeway Madeni’ndeki, 480 dönüme büyütülüyor; Washington’daki Pegasus Madenindeki de 49 milyon ton atık alacak.

Bütün bu bilgiler göz önüne alındığında şöyle bir değerlendirme yapılabilir :

·        tahmin edildiği gibi ortalama 3649 ton altın potansiyelimiz olsa;

·        bunun tümünü arasak ve bir de bulsak;

·        bunun tümünün de varolan fiziksel ve ekonomik koşullarda işletilebilir olduğu belirlense ve bunlar görünür rezerve dönüşse;

·        bunlar ortalama 100’er tonluk 37 maden işletmesine dönüşse;

·        bunlar 20 yıl içinde işletilse ve her birinin 10’ar yıllık ömrü olsa;

·        bunlardan yılda 180 ton altın üretsek;

·        bugünkü fiyatlarla bunlardan yılda 1.5 milyar dolar satış geliri elde edilse ve yabancı işletmeciler doğru beyanda bulunsalar da bize de 150 milyon dolar kalsa;

·        tahmin edilen potansiyelden bize 20 yılda hepi topu 3.0 milyar dolar kalır.

Buna karşılık,

·        bunlar ortalama 5000’er dönümlük ocak ve atık alanları oluşturur;

·        bu ocaklar kapatılırken 20,000 USD/dönüm temizleme ve kapatma gideri yapılacağı gibi alçak gönüllü bir kabul yapılınca,

·        devletimiz de her şeyi geride bırakıp giden yabancı altın işletmecilerden kalan türlü çeşitli kirlilik kaynağını temizlemek için ocak başına 100 milyon dolar, 37 ocak için toplam 3.7 milyar dolar harcar.

Bu işten kim kazanır?

 

Almanya Ülkemizde Altın İşletilmesini Neden İstemesin!?[19]

 

Kamuoyunun altın işletmeciliğinden yana koşullandırılması için düzenlenen kampanyalardan bir diğeri de ülkemizdeki doğal kaynakların başında gelen altın yataklarının işletilmesini, çıkarları zedelendiği için Almanya’nın engellediği konulu oldu.

Bu konuyu düşünüp sorgulayacak birisinin ilk sorması gereken şey, “gerçekten Almanya altın üretiyor; üretiyor da Türkiye’ye satıyor; ve bu pazarı yitirmemek için uğraşıyor mu?” olmalı.

ABD İçişleri Bakanlığı’na bağlı USGS (ABD Jeoloji Sörveyi) bütün dünya ülkelerinin maden üretim ve ticaretinin istatistiklerini, ciddi ve ayrıntılı bir veri demeti biçiminde yayınlıyor. Kaynakları, genellikle kamu kaynakları. Yıldan yıla da yenileniyor.

USGS’in “spatial data of mineral resources” verilerine göre, Almanya’da da 1995’te varlığı bilinen bazı altın yatakları var.

Bunlar şöyle sıralanabilir :

Friedensgrube’de Oberjrenken (kesikli ve küçük ölçekli üretim yapılıyormuş 90’ların

başında)

Sachsen’te Freiberg (üretim yok)

Westervald (üretim yok)

Sachsen’de Sadisdorf (üretim yok)

Landeskrone’de Siegerland (kesikli ve küçük üretim yapılıyormuş 90’ların başında)

Westphalia’da Sieger (üretim yok)

Sachsen’de Michelis-Fundgrube (kesikli üretim yapılıyormuş 90’ların başında)

Harzmountains’de Tilkerode (kesikli üretim yapılıyormuş 90’ların başında)

Hessen’de Dachsberg (üretim yok)

Harzmountains’de Andreasberg (kesikli üretim yapılmış 90’ların başında)

Yine aynı kaynağa göre 1990’da Doğu Almanya’da 1750 kg altın üretilmiş. Batı’daki üretimin ise, 18 kg kadar olduğu tahmin ediliyor. 1991’de tahminen 10 kg altın üretilmiş.

İzleyen yıllarda ise hiç altın üretimi yok. Yani bilinmesi gereken ilk şey Almanya’nın bilinen altın yatakları olmasına karşın, altın madeni işletmediği; 1991’den önce Doğu Almanya’da yapılmakta olan üretimden ise daha sonra vazgeçildiği.

Ama, Almanya’nın altına karşı ilgisiz olduğunu söylemek de güç. Dünya’da merkez Bankası’nda en çok altın bulunduran ikinci ülke Almanya ve Merkez Bankası dönüştürülebilir stoklarının % 35.2’sini oluşturan 3,469 ton altın tutmaktadır elinde. Üstelik, birkaç yıl önce 2700 ton dolayında olan stoklarını önceki yıl 3469 ton’a çıkarmıştır. Altınını satmamış, tersine altın alarak merkez bankasında daha çok altın saklar olmuş.

Bu sayılar, kampanyada dile getirilen sayıların yanında ne denli küçük kalıyor. Gerçekten de, bu konudaki savların derlendiği bir kitapta, bir Alman Parlamenterinin televizyonda, ülkesinde 100 bin ton altın bulunduğunu söylediği veri olarak kullanılıyor. Oysa, bu konuya ilgi duyacak olanlar ilk önce, dünyada insanlık tarihi boyunca yer altından çıkarılan altının, 140 bin ton dolayında olduğunu; bunun kayıp 20 bin ton kadarı dışında halen 120 bin ton kadarının adresinin belli olduğunu; 30 bin tondan çoğunun merkez bankaları ve uluslararası finans örgütlerinin kasasında, 20 bin ton kadarının altın borsalarının düzenlediği yatırımcılık pazarında ve kalanının da başını (Almanya’daki değil) Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerindeki kadınların kol ve boyunlarında asılı olduğunu öğrenecektir.

Açıkçası, Almanya altın üretmeyen, dünyadaki altın varlığından sözü edilemeyecek kadar azını ülkesinde bulunduran ve Merkez Bankası’nda sakladığı altın miktarını satarak azaltan değil satın alarak arttıran bir ülke.

Ancak, dünyadaki altın sektörü içinde de güçlü bir yeri var. Alıp satıyor. 1996’da 90 ton altın satmış (çoğu İsviçre, İtalya ve İngiltere’ye) ve 95 ton kadar da (çoğu İngiltere, Kanada ve İsviçre’den olmak üzere) altın almış. Ayrıca 160 milyon dolar eşdeğerinde hurda altın ya da takıyı (İsveç, Habeşistan ve Norveç’ten) da satın almışlar. 1998’de sattığı hurda altın 4,4 milyon dolarcık (çoğu İsviçre (2,45 milyon dolar), Belçika-Lüksemburg (1,55 milyon dolar), ABD(306 bin dolar) ve Türkiye’ye(84 bin dolar)) ve 569,2 milyon dolarlık da metal altın (İsviçre’ye 143 milyon dolar, Tayland’a  51,5 milyon dolar, İngiltere’ye 48 milyon dolar, ABD’ne 4,5 milyon dolar). Aynı yıl 117 milyon dolarlık hurda ve 1,3657 milyar dolarlık da metal altın satın almış Almanya, dışarıdan. İngiltere’den 540 milyon dolar, İsviçre’den 267 milyon dolar, Kırgızistan’dan 190 bin dolarlık, ABD’nden 42 milyon dolar ve İsveç’ten 19 milyon dolarlık alımları olmuş.

Neden alıp sattığı ise, bu sektörün zayıf bir yanında yatıyor. Altın madeni işlettiğinizde üretilen şey, bilinen altın değil. Dore denen ve altın, gümüş ve biraz da başka metallerin (alaşımından değil) karışımından oluşan bir külçe. Bunun yeniden rafine edilmesi ve bu metallerin ayrılarak saflaştırılması gerekli. Bu rafinerilerin ise her yerde bulunmadığı ve her yerde kurulmasına da fırsat verilmediği görülüyor. Örneğin, ülkemizde yok. Ancak, Avrupa’da, özellikle İsviçre ve Almanya’da var. O yüzden üretilen dore, ham altın bir çok yerden Almanya’ya satın alınıyor ve arıtıldıktan sonra başka ülkelere satılıyor; en çok da takı yapacak ülkelere.

Yukarıda sergilenen ve güvenilirliği tartışma götürmeyecek verilerden, Almanya’nın altın sattığı ülkelerin içinde ülkemizin önemli bir yerinin olmadığı görülüyor.

Almanya’nın altın işletmeciliği ile bağları yalnız ticaret ile sınırlı değil. Almanya kendi ülkesinde altın üretmekten kaçınsa da, dünyanın her yerindeki altın işletmelerini banka ve tefeci kredileri ile ve altın işletmelerinin yaygın bir borçlanma aracı olarak “Hedging” uygulamalarına finans sağlayarak destekliyor ve bundan önemli bir kazanç elde ediyor.

Yine dünyanın her yerindeki altın işletmelerinin kullandığı ve çevre sorunlarına yol açtığı ve zehirli atıklar ürettiği tartışılan kimyasalların en büyük üretici ve satıcısı da Almanya.

Yine yukarıda değinildiği gibi, dorenin arıtıldığı altın rafinerilerinden de para kazanıyor, Almanya. Kendi ülkesindeki tesislerle yetinmediği, 1999 yılında İsviçre’deki bir rafinerinin önemli payını Dresdner Bank’ın satın aldığını bildiren USGS kayıtlarından anlaşılıyor.

Uzatmaya gerek yok. Almanya, kendi topraklarını altın işletmeciliğinin atıkları ile kirletmekten uzak duruyor; ama, başka ülkeler umurunda değil. Daha doğrusu umurunda ve başka ülkelerde altın işletmelerinin çoğalmasında çıkarı var. Oralarda işletme girişimlerini finansal olarak destekliyor, gelecekteki üretimlerine karşılık borç veriyor, tefecileri bu işten para kazanıyor, kimyasal satıyor, ara ürünlerini alıp rafine ediyor, altın alıp altın satıyor. Dünyanın neresinde altın çıkarılırsa, bu bir yanı ile Almanya’ya yarıyor.

Ülkemizde altın çıkarılmasını da istememesi için bir neden yok. Nitekim, bunu ilk kez bir Alman şirketi denedi. Edremit Körfezi çevresinde yaşayan yöre halkı, yerel yönetimler ve Ege’nin aydın insanlarının tepkileri karşısında girişimini yarı bırakıp perde arkasına çekildi.


[1] Öngür, T., 2001, Ayın öbür yüzünde neler oluyor? Altın işletmeciliği hazırlıkları yaygınlaşıyor, http://www.jmo.org.tr/

[2] http://www.antimai.org/akkuyu/siyanur_basinaciklamasi2.htm

[3] Normandy Mining Ltd., 2001, Ovacık Altın Madeni, Bugün ve 2000’in Ötesi, şirket broşürü

[4] Zambak, C., 2001, Krizin aslı nedeni, doğal kaynakları kullanamamak, Gözlemci, sayı 30

[5] Erler, A. ve Oygür, V., 1999, Türkiye Altın Potansiyelinin Tahmini, 52. T. jeoloji Kurultayı Bild. Kitabı, syf 137-142

[6] http://www.eldoradogold.com/s/Default.asp?f=m

[7] http://www.cominco.com/explore/Orereser.htm

* Bu terimler, 1963’te MTA tarafından yayımlanmış olan “Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünce Tatbik Edilen Maden Yatakları Rezerv Sınıflaması” metninde rezervleri sınıflamak için kullanılıyor.

[8] http://www.jmo.org.tr

[9] Duman, İ., 21.04.2001, Yunanistan Siyanürlenmeyecek, Cumhuriyet Gazetesi

[10] Da Rosa, C., 2000, Overburdened, Mineral policy Center

[11] http://www.usgs.gov/themes/factsheet/095-99/index.html

[12] Greeley, M.N., 1999, National Reclamation of Abandoned Mine Lands, http://svinet2.fs.fed.us/geology/amlpaper.htm

[13] Lyon, J., et.al., 1993, Burden of Gilt, Mineral Policy Center

[14] Kuipers, RJ.R. and Carlson, C., 2000, Hardrock Reclamation Bonding Practices in the Western United States, http://www.nwf.org

[15] The Assembly of First Nations and Mining Watch Canada, May 11-13 2001, After the Mine : Healing Our Lands and Nations

[16] http://www.epa.gov/owm/permits/hrmining/wastes.htm

[17] EPA, 1994, Technical Resource Document, Extraction and Beneficiation of Ores and Minerals : Volume 2 Gold, EPA 530-R-94-013

[18] http://www.moles.org/ProjectUnderground/alerts/gold.html

[19] http://www.jmo.org.tr/ ve http://www.siyanursuz.altin.com/


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1