MESLEK ÖRGÜTLERİNİN TAVRI

Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesi bu konu ile ilgili değerlendirmelerini yıllar öncesinde bir raporda toplamıştı[1]. Aynı yıl TMMOB Çevre, İnşaat, Jeoloji ve Ziraat Mühendisleri Odaları İzmir Şubeleri ile İzmir İl Koordinasyon Kurulu’nun Bergama Ovacık işletmesine ilişkin tepki ve eleştirilerini dile getiren ayrı ayrı raporları yayımlanmıştı. Bunlardan, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanlığı’nın Ovacık altın işletmesinin tarımsal yaşama etkisini tartışan değerlendirmesi TBB İzmir Şubesinin web sayfasında yayında tutulmaktadır[2].

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası 1998 yılında bu konudaki eleştirilerini ayrı bir yayında derlemiştir[3].

TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ovacık altın işletme girişimine ilişkin görüşlerini değişik zamanlarda dile getirmiş olmanın dışında, TÜBİTAK Raporu yayımlandıktan sonra da, “”TÜBİTAK-YDABÇAĞ Ovacık Altın Madeni İşletmelerinin Kimyasal Özelliklerinin ve Risk Belirlenmesi” Raporu’nun Teknik İnceleme Sonuçları ve Değerlendirilmesi” başlıklı bir çalışmasını yayımladı[4]. Bu metinde, “TÜBİTAK raporunda, alınan tedbirlerle ortadan kalktığı söylenen risk faktörleri hala işletmecinin iyi niyetine ve denetime güvene bağlıdır. Gerçekte mahkeme kararını değiştirecek hiçbir değişiklik olmamıştır. Zaten Eurogold Madencilik AŞ de, TC Çevre Bakanlığı’na verdiği 18.10 1994 tarih ve 33958 no.lu taahhütnamede herhangi bir değişiklik yapmamıştır. TÜBİTAK Raporunda hala aynı tarih ve sayılı taahhütnameden bahsedilmektedir” sonucuna varılmıştır.

Geçtiğimiz yıl TMMOB’ye bağlı Çevre, Jeoloji, Kimya ve Metallurji Mühendisleri Odaları “Bergama Gerçeği ve Siyanürlü Altın Madenciliği” başlıklı bir eleştiri ve kınama metni ile uygulamalar ve TÜBİTAK Raporu konusundaki görüşlerini açıkladı[5].

Türk Tabipler Birliği de geride kalan yılın içinde, TÜBİTAK Raporu’nu irdeleyen  bir rapor yayımladı[6]. Rapor’da siyanür liç yöntemiyle yapılan altın madenciliğinin insan ve çevre sağlığı üzerindeki etkileri ve Bergama-Ovacık altın madeninin yaratacağı riskler değerlendirildi.

TBB İzmir Barosu, Türkiye’deki altın işletme girişimlerinin başlamasından bu yana konu ile ilgili bütün hukuksal girişimlerde en önde yer aldı ve hukukun üstünlüğünün sergilenmesinde önemli görevler yüklendi[7].

TMMOB de, Şubat 2001’de kendisine bağlı odalarca hazırlanan raporlardan yararlanarak kapsamlı bir rapor hazırladı ve kamuoyuna açıkladı[8].

Son olarak, TMMOB’a bağlı Çevre, Jeoloji, Kimya ve Metalurji Mühendisleri Odaları ile bir araya gelen 14 ayrı üniversiteden 120 bilim insanı, siyanürlü altın çıkarmanın riskler barındırdığını ortaya koyarak, yargı kararlarının uygulanmasını, firmanın yasadışı faaliyetine son verilmesini istedi. Jeoloji Mühendisleri Odası’nda basın toplantısı düzenleyen odalar ve bilim insanları, halka ve yargı kararlarına rağmen, sürdürülen yalan kampanyaları ile üretime başlayan Normandy Şirketi’nin kampanyasına alet olan akademisyenleri kınadılar. Toplantıda konuşan TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Ethem Torunoğlu, Başbakanlık talimatlarıyla siyanürle altın çıkarmanın zararlı olmadığına dair TÜBİTAK’a raporlar hazırlatıldığını, son olarak da atık havuzunda yüzülüp, bir dönem radyasyonlu çayları halka içirenler gibi su içerek şov yapıldığını anlatarak, siyanürle altın işletmenin kamu yararı taşımadığını vurguladı.

Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Aydın Çelebi, 6500 ton altın çıkarılacağını ve 400 milyar dolar gelir elde edileceğini öne süren şirketin gerçekleri çarpıttığını vurgulayarak, 6500 rakamının şu anda Normandy şirketinde bilgi işlem müdürü olarak çalışan Vedat Oygür’ün, Prof. Dr. Ayhan Erler ile yaptığı bir modelleme çalışmasındaki tahminlerinin üst sınır rakamı olduğunu, çalışmada 1700 ile 6500 ton arasında altın bulunabileceğinin belirtildiğini, ancak özellikle en üst rakamın kamuoyuna duyurulduğunu söyledi. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü’nün Türkiye’de 300 ton civarında ve yine Eurogold Şirketi adına Vedat Oygür’ün 1996’da 135 ton civarında altın rezervi olduğuna ilişkin verilerinin bulunduğuna dikkat çeken Çelebi, “Kriz ortamından yararlanarak kamuoyu yanlış bilgilendirilmek ve yönlendirilmek isteniyor” dedi. Çelebi, 15-20 yıldan sonra ancak yılda 1 milyar dolar gelir elde edilebileceğini, bunun da Türkiye için abartılacak bir kaynak olmadığını ifade ederek, “Sıkışan şirketin son çırpınışları bunlar. Tahrip edilmiş doğa, hastalıklı bir nesil oluşacak, ülke, toplum zarar edecek, emperyalist şirket kazanacaktır sadece” dedi.

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gürel Nişli ise, şirketin kullandığı siyanürle altın çıkarma yönteminin eski ama verimli bir yöntem olduğunu belirterek, buna karşın risklerinin büyük olduğunu vurguladı. Nişli, arıtmanın tam olarak yapılamadığını, arıtma mekanizmasının açık ve net olmamasının da riskleri artırdığını ifade etti. Nişli, atıkların giderilmesi çözümünün güç olduğunu kaydederek, ABD’de ve aynı yöntemle altın çıkarılan diğer ülkelerde atık sorunuyla karşılaşıldığını; atık temizlenmesinin elde edilen kazancı aşan maliyete sahip olduğunu vurguladı. Arıtmada yaşanacak herhangi bir aksama sonucunda 24-48 saat içinde her şeyin olup biteceğini ve engel olunamayacağını belirten Nişli, bu süre içinde siyanür ve ağır metallerin yol açacağı kirliliklerin çözülemeyeceğine dikkat çekti.

Çevre Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Tezcan Abay, 3.5 milyon tonluk tehlikeli atık oluşacağını belirterek, bu atıkların temizlenmesi için 800 milyon dolar harcanması gerekeceğini söyledi. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gürol Ergin ise “Halka ve hukuka karşı bir yönetim var Türkiye’de. İsterse kirletmesin maden, yörenin halkı istemediği takdirde hiçbir yönetim o madeni açamaz” dedi. Ergin İstanbul’da şirket lehine açıklama yapan 15 akademisyeni kınadıklarını vurgulayarak, “Madem Türkiye’nin bu kadar altın rezervi vardı, bu isimler bugüne kadar neden sustular, neredeydiler? Başka amaçları varsa bunu halkın bilmesi gerekir” dedi.

ODTÜ Mühendislik Bilimleri Bölümü’nden Doç. Dr. Zülfü Aşık, atık barajının dere yatağına yapılmasının ve atık barajındaki plastik örtüde yırtılmalar, delikler olmasının çok önemli riskler olduğunu söyleyerek, şirketin süzme deneylerini yapmadığına, atık havuzunun da baştan savma olduğuna dikkat çekti.
Papua Yeni Gine’de aynı şirketin bıraktığı atıklardan zarar gören halkın Avustralya’dan tazminat kazandığını belirten Aşık, şirketin pek çok ülkede madeni olduğunu ve sicilinin temiz olmadığını dile getirdi.
ODTÜ Ekonomi Bölümü’nden Yard. Doç. Dr. Serap Türüt Aşık ise, altının fiyatının düştüğüne, altına talebin azaldığına işaret ederek, ‘Türkiye’nin kriz nedeniyle bu maden sayesinde çok kazanacağı’ sözlerinin gerçeği yansıtmadığını kaydetti. ODTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Göksel Demirer ise; Türkiye’de içme suyu, evsel atık, sanayi atıklarının ancak ortalama yüzde 10’unun arıtıldığına dikkat çekerek, “Daha basit atıkları arıtmayı beceremeyen bir ülkede, siyanür içeren suların, atıkların arıtılacağı konusunda bana nasıl garanti vereceksiniz? Şirketin verdiği garanti bana inandırıcı gelmiyor” dedi.[9]

Bunların dışında, yalnızca TMMOB Maden Mühendisleri Odası, çevreyi olumsuz etkileyecek risklere karşı gerekli önlemler alınarak üretimin sürmesinin ve yeraltı kaynaklarının ekonomiye kazandırılması ve dengeli bir şekilde toplumun hizmetine sunulmasının sağlanması gerektiği görüşünü açıklayageldi[10].


[1] http://www.izmirbarosu.org

[2] http://www.izmirbarosu.org.tr

[3] TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, 1998, Altın-Bergama-Demokrasi

[4] Kimya Mühendisliği Haber Bülteni, 2001, Ankara

[5] TMMOB Çevre, Jeoloji, Kimya, Metalürji Mühendisleri Odaları, 2000, Bergama gerçeği ve siyanürlü altın madenciliği

[6] Okuyan, Z.A. ve Şahin, Ü., Türk Tabipler Birliği Bergama Raporu 2001

[7] http://www.izmirbarosu.org/

[8] TMMOB, 2001, Bergama-Ovacık altın madeni projesi hakkında TÜBİTAK uzmanlar komisyonunca hazırlanan rapor ve eklerine ilişkin TMMOB Raporu

[9] Evrensel Gazetesi, 20 Temmuz 2001

[10] http://www.mining-eng.org.tr/www/altinmadenciligi.htm


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1