SİYASAL YÖNETİMİN UYGULAMALARI

Danıştay’ın Ovacık altın işletmesinin izinlerinin kaldırılması kararından sonra, Eurogold çalışmalarını daha da hızlandırarak, zaman zaman gece aydınlatması yapılarak, sürdürdü. Böylece, işletme çalışmasının geri dönüşü güç bir aşamaya getirilmesi amaçlandı. Şirketin baskısı altındaki siyasal yönetime, hukuk mekanizması da eklenmeye çalışıldı. Yargı kararına karşı, TÜBİTAK Raporu’nun hazırlatılması ile siyasal yönetimin yanlı tavrı açık biçimde örneklenmiş oldu.

Yürütmeden sorumlu olanların, Danıştay’ın 1997 yılında aldığı yürütmeyi durdurma ve izinlerin iptali kararına karşın, bugüne kadar Eurogold ve  kaçak işletmesi ile ilgili herhangi bir işlem yapmaması yetmiyormuş gibi, bir de kamu kurumlarının Eurogold’un lehine yeni izinler vermesi de sağlanmıştır. Bunun son ve en önemli örneği kamuoyundaki adı ile, TÜBİTAK Raporu’nun hazırlatılmasıdır.

Bu kararın ardındaki nedenin, Avustralyalı bakanların ricalarını ileten mektuplar olduğu ileri sürülüyor[1]. “Mektuplar Türkiye’nin Avustralya tarafından ‘altın’ için bombardımana tutulduğunu gösteriyor. Avustralya Başbakanı’nın Türkiye’yi ziyaret ederek, Ecevit’ten “Eurogold’a çözüm bulmasını” istemesinin ardından yollanan mektuplarda, Türkiyeli bakanların Avustralyalı meslektaşlarınca topa tutulduğu görülüyor. Avustralya, Endüstri, Bilim ve Tabii Kaynaklar Bakanı Nick Manchin 21 Ocak 2000’de Başbakan Yardımcısı ve Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’e, Avustralya Çevre Bakanı Robert Hill 21 Şubat 2000’de Çevre Bakanı Fevzi Aytekin’e, Avustralya Dışişleri Bakanı Alexander Downer da 17 Şubat 2000’de Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e birer mektup yolladılar.

Nick Manchin’in Ersümer’e yolladığı mektupta, Avustralyalı bir şirket olan Normandy Madencilik’in Bergama’daki altın madenini işletme izninin geri verilmesi için hükümetle temas içinde olduğu belirtiliyor ve “iznin, en kısa zamanda verilmesi için” Ersümer’in desteği isteniyor.

Mektubunda, “Mahkeme kararından sonra, ısmarlanmış olan TÜBİTAK raporu madenin işletilebileceği yönündeydi. Türk hükümetinin madene yeniden izin belgesi verebileceğini anlıyoruz. Bunun bir an önce yapılması için desteğinizi rica ediyorum” diyerek yargı kararlarının hiçe sayılmasını isteyen Nick Manchin, mektubunun sonunda toprakların verimsizleşmesine, insanların ölmesine neden olan siyanürle çıkarılacak olan altının Türkiye’ye sağlayacağı ‘kazançları’ anlatıyor ve şu imalı ifadeyi kullanıyor: “Bu fırsatla ülkenizin iki trajik depreme rağmen gelişme yönünde ilerlemelerini ilgiyle izlediğimi belirtmeliyim.”

Bakanlara yollanan diğer mektupların içerikleri de yukarıdakine benziyor. Avustralya Çevre Bakanı Robert Hill, Fevzi Aytekin’e yolladığı mektupta ek bilgi veriyor ve “Madenin işlemesi bundan sonra İzmir mahkemesinin altın üretiminde kullanılan ‘Sodium siyanür’ konusunu sorgulayan bir kararı nedeniyle durdurulmuş. Altın madenciliğinde siyanür kullanımı bütün dünyada yaygındır” diyerek Aytekin’i aydınlatıyor! Normandy’nin Avustralya’nın en önde gelen altın üreticisi olduğunun hatırlatıldığı mektupta, gerekli ilginin gösterileceğine olan inanç dile getiriliyor.

Avustralya Dışişleri Bakanı Alexander Downer’ın İsmail Cem’e yolladığı mektupta ise, “Normandy projeye başlamak için gerekli izinleri almış olmasına ve Türkiye’ye 100 milyon dolardan fazla yatırım yapmış olmasına rağmen dava yüzünden engellenmektedir” deniyor. Downer mektubunda, “Kararın ardından Başbakanlık’ın Danıştay’dan açıklama istediğini ve TÜBİTAK’a bir rapor ısmarladığını” belirtiyor ve bunların şirkete deneme izni verilebileceğini gösterdiğini söylüyor. Madenin Türkiye’ye ‘büyük’ kazançlar sağlayacağının ifade edildiği mektupta, bu yatırımı başka yatırımların izleyebileceği müjdesi (!) veriliyor. Mektup, “Eurogold’un izin belgelerinin en kısa zamanda verilmesi için yardımınızı esirgemeyeceğinize güveniyorum” ifadesi ve yeni yıl için iyi dileklerle sonlanıyor.

Avustralyalılar Türkiyeli meslektaşlarına duydukları güvenin boşa olmadığını, mektupları yolladıktan kısa bir süre sonra anladılar!

Ocak 2000’de TÜBİTAK raporunun hazırlanmasının ardından, Başbakanlık kamu kuruluşlarına bir yazı yollayarak “Siyanürle altın çıkarılabilir” iznini verdi. Hükümet, 2001 yılında da siyanürle altın işletilmesi çabalarını sürdürdü: Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Füsun Koroğlu, 4 Ocak’ta Meclis’te “Türkiye’deki altın madeni rezervi ve altın maden işletmeciliğinde karşılaşılan sorunlar” konulu bir brifing verdi. Eurogold, Danıştay kararından sonra Başbakanlık’a şikâyette bulunarak, 300 milyon dolarlık tazminat isteme hakkı olduğunu iddia etti. Türkiye’yi ‘ziyaret’ eden Normandy Madencilik Grubu Başkanı Robert Champion da “Türkiye’ye güveninin devam ettiğini” söyledi.

Başbakan Bülent Ecevit, kamuoyuna açıkladığı bir raporla, Türkiye’de 70 milyon dolarlık altının işlenmeyi beklediğini duyurdu. Başbakanlık raporunda, Danıştay kararının “yabancı sermayenin gelişimini olumsuz etkilediği” söylendi ve “yaşama hakkı” savunularak alınan Danıştay kararının “Türkiye’nin itibarını zedelediği” iddia edildi. Bu yoğun çalışmaların ardından Eurogold, ismini değiştirdi ve o güne kadar şirketin ortağı olan Normandy Madencilik’in ismini kullanmaya başladı. Bu isim değişikliğiyle birlikte, altın çıkarma faaliyetine de başladı. Avustralya Dışişleri Bakanı Alexander Downer’in “1 yıllık deneme üretimi” izni isteği, hükümetin mahkeme kararlarına rağmen yürüttüğü hızlı çalışmalar sayesinde Mayıs 2001 tarihinde gerçekleşti.”

Başbakanlık kendi başına, TÜBİTAK Başkanlığı’na hazırlattığı “Rapor”a dayanarak Danıştay’ın verdiği gerekçeli kararındaki risklerin ortadan kalktığını kabul etmiş ve Eurogold’un Ovacık Altın Madeni İşletmesi için bakanlıklara yazılar yazarak yeni bir hukuksuzluk sürecini başlatmıştır. Bu arada, toplumun değişik kesimlerinden gelen tepkiler üzerine Başbakanlıkça, Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden de, bu kez TÜBİTAK-YBADÇAĞ Raporu’nun incelenmesi ve Danıştay'ın verdiği gerekçeli karardaki risklerin ortadan kalkıp kalkmadığının değerlendirilmesi istenmiştir. Bu görevlendirme ile DEÜ Çevre Mühendisliği Bölümü’nden 16 öğretim üyesince yapılan incelemede, TÜBİTAK-YBADÇAĞ Raporu’nun kamuoyunun inandırılmaya çalışıldığı gibi, gerçekleri yansıtmadığı saptanmıştır. DEÜ, TÜBİTAK-YBADÇAĞ Raporu’nun, eklerinde yer alan olumsuzluklara yer vermeden, dünyada yaşanan olumsuzlukları ve kazaları göz ardı ederek, yalnızca Eurogold firmasının verdiği bilgileri yineleyerek yazıldığı, aynı zamanda yapılmamış tesislerin yapılmış gibi gösterildiğini açıklayan Ekim 2000 tarihli Rapor’unu Başbakanlığa gönderdi. İzleyen bölümlerde DEÜ(2000) Raporu’ndan çok sayıda alıntı yapılacaktır. Ancak, Başbakanlık bu rapor yokmuş gibi TÜBİTAK-YBADÇAĞ Raporu diye adlandırılan rapora dayanarak Ovacık altın madeninin işletilmesi için deneme üretimi yaptırmak üzere ilgili bakanlıklara izin verilmesi konusunda yazı yazarak yeni bir hukuksuzluk sürecini sürdürmüştür.

Oysa, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28/1 maddesinde yer alan "Danıştay İdare Mahkemelerinin esası ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre İdare gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur" hükmü ve Anayasa'nın 138/4 maddesindeki "yasama ve yürütme organlarıyla idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" hükmü hukuksal açıdan tartışma götürmeyecek ölçüde açıktır. 

Siyasal yönetim bir yandan yargı kararlarını hiçe sayarak raporlar hazırlatan, izinler veren, fiili durumlar yaratan tavrının yetmeyeceğini görüp, şimdi de yasaları değiştirmeye girişti. Maden Yasası değişikliği görüntüsü altında Zeytincilik, Çevre, Doğal Sit, Tarihsel Koruma, Su Havzalarının Korunması, Vergi ve Teşvik, vb uygulama alanlarındaki bütün yasalarda değişiklik öneren bir tasarı TBMM’ne sunuluyor. Öncelikle altın işletmecilerinin önündeki bütün engelleri temizlemeye yönelik olduğu gözden kaçmayan bu girişim, Meclis’te kurulan bir Madencilik Komisyonu ile de güçlendirilmeye çalışılıyor.

Bu aşamada, Millet’in Vekilleri’ni büyük bir sorumluluk bekliyor : doğru ve yeterince bilgilenip, yurttaşların, çevrenin ve ulusal ekonominin her türlü talan, yıkım ve kirlenmeye karşı savunulması görevi milletvekillerinin önünde.


[1] Evrensel Gazetesi, 26 Kasım 2001


Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1