HUKUKSAL GELİŞİM

Çevre ile ilgili hukuk belgeleri çağdaş halk sağlığı anlayışını işleyen maddeler içeriyor. Özellikle yaşam hakkı, sağlıklı çevrede sağlıklı yaşama hakkı, risk kavramı, koruyucu önlemler gibi kavramlar içeren bu belgeler halk sağlığının geliştirilmesinde, çevre sağlığı sorunlarının çözümünde, bu alanda çalışan sağlıkçılara da ışık tutuyor :

·        Bir insanlık hakkı olan “çevre hakkı” ilk kez 1972’de Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı sonucunda yayımlanan Stockholm Bildirgesinde yer aldı. 113 ülkenin katılımı ile gerçekleşen çevre konferansında, çevre sorunlarının dünya boyutunda ele alınması gerektiği vurgulandı.

·        1972 Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi (Paris): Sitler, doğal anıtlar, kültürel ve doğal mirasın korunmasını içeriyor.

·        1976 Barselona SÖZLEŞMESİ (İspanya): Akdeniz’in kirliliğinin önlenmesine yönelik bu sözleşmeyi Türkiye de imzalamıştır.

·        1979 Bern Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarını Koruma Sözleşmesi : Yaban fauna ve floranın korunmasına yönelik sözleşmedir.

·        1980 Akdeniz’in Kara Kökenli Kaynaklardan Kirlenmeye Karşı Korunması Hakkında Atina Protokolu: Akdeniz’e ilişkin çalışmaları içeriyor. Karadan denize yönelik kirlenmeleri önlemek amacı ile düzenlendi. Termal deşarjlar bunların arasında. Ülkemizde, Aliağa ve Gökova termik santrallerinin soğutma sularının denize boşaltılması bu Prokol’a aykırı görülmektedir.

·        1982 Akdeniz Özel Koruma Alanları Protokolu (Cenevre) : Doğal kaynakları, sitleri ve Akdeniz bölgesinin kültürel birikimini korumayı hedeflemektedir.

·        28 Ekim 1982 Dünya Doğa Şartı ve 1990 Paris Sözleşmesi’nde, çevre hakkı ile ilgili somut maddeler yer aldı. Bu metin, devletlerin çevre hakkı ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesi ve bireylerin olanaklarının belirlenmesini öngörür.

·        1989 Avrupa Çevre ve Sağlık Şartı (Frankfurt) : Bu şartla, bireyler çevre ve sağlığı etkileyebilecek tüm planlar, kararlar ve işlemler hakkında bilgi alma hakkına sahiptir.

·        1990 Bildirgesi (Limoges) : Çevre hukukunda araştırma ve eğitim konularını ele almakta ve denetim mekanizmalarının üzerine çalışmaları içermektedir. 43 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir.

·        1990 Paris Şartı: Çevre koruması, hava, su ve toprakta ekolojik dengenin korunmasını hedeflemektedir.

·        1990 Bergen : BM Avrupa Ekonomik Komisyonu Çevre ve Kalkınma Konferansı Sonuç Bildirgesi, çevre hakkı kavramında önemli bir gelişmeyi beraberinde getirdi. 34 Ülkenin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Artık bu gibi konularda yöre halkına danışma gereği ve eğer yöre halkı istemiyorsa işletmelerin açılmaması konusu gündeme geldi. Ayrıca gelecekte oluşabilecek ‘risk’ kavramı üzerinde durularak olası risklerin bile bir işletmenin açılmaması için yeterli neden sayılabileceği ilk kez gündeme geldi. Bu sözleşmenin altında Türkiye’nin de onayı vardır. Ancak Bergama’da yapılan altın madeni işletmeciliğine yönelik halk oylaması  sonucunda yöre halkının eğiliminin % 100 olumsuz çıkmasına karşın, uygulamada hâlâ sorunlar yaşanmaktadır.

·        1992 Rio Toplantısında da Çevre Sözleşmesi imzalandı. 153 devletin imza koyduğu bu sözleşmede, insanların sürekli ve dengeli kalkınmanın merkezinde olduğu ve doğa ile uyum içinde sağlıklı ve verimli bir hayata hakları olduğu vurgulandı.

·        Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 17. Maddesi de, “HERKES YAŞAMA, MADDİ VE MANEVİ VARLIĞINI KORUMA VE GELİŞTİRME HAKKINA SAHİPTİR” derken 56. maddede de ''HERKES SAĞLIKLI VE DENGELİ BİR ÇEVREDE YAŞAMA HAKKINA SAHİPTİR.'' denmektedir.

 

Avrupa Parlamentosu’nun 17 kasım 1994 tarihli kararları da, bu dağarcığa eklenen ve Batı Anadolu’daki girişim konusunda önemli saptamaları olan bir metindir. Bu metinle, Avrupa Parlamentosu

1)      Siyanür içeren maddelerin madencilikte kullanılması ve yüzyıllık ürünlerle ormanları içeren değerli bölgelerin tahribinin önlenmesi amacıyla Türkiye Hükümetine çağrıda bulunmaya

2)      Üye ülkeler ve Türkiye’nin, Akdeniz ve tarihi sitlerini korumak için yükümlü olduklarının vurgulanmasına

3)      Üye ülkelere ve özellikle Federal Almanya Cumhuriyeti’ne tüm bölgede ciddi çevre ve sağlık hasarına yol açacak bir zehirli madde olan siyanürün Alman Şirketi tarafından kullanımının yasaklanması ve Alman şirket ve bankalarının Avrupa Birliği dışında bile Alman ve Avrupa Birliği standartlarına uymaları için çağrıda bulunmaya

4)      Komisyondan Bergama-Edremit yöresinde, Lesbos Adası’nda ve Ege’de planlanan siyanürle altın çıkartma yönteminin ekolojik etkilerinin açık ve yakın ekolojik felaketin önlenmesi için tedbir almalarını talep etmeye

5)      Başkanlık tarafından, bu kararın konseye, komisyona, Hükümetlere, üye ülkelerin parlamentolarına, Türkiye Hükümeti’ne gönderilmesine karar verilmiştir.

 

Ülkemizdeki hukuk birikimi de doğayı ve çevreyi korumaya yönelik ve Bergama-Ovacık altın işletmeciliği girişimini doğrudan ilgilendiren bazı özel metinlere sahiptir.

T.C. Anayasası’nın 45. Maddesinde “Devlet tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önler” hükmü yer almaktadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın kuruluş ve görevleri hakkındaki 441 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. Maddesinde bu Bakanlığa “Tarım alanlarının gayesine uygun bir şekilde kullanılmasını sağlama” görevi verilmiştir. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunun 2. Maddesinde de aynı görev bu genel müdürlüğe verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerin yürütülmesi için ise 11 Mart 1989 tarihinde “Tarım alanlarının tarım dışı gaye ile kullanılmasına dair yönetmelik” yayımlanmıştır. Bu yönetmelik ile tarım alanlarının sınıflandırılması ve hangi alanların tarım dışı amaçla kullanılabileceğine dair karar verme yetkisi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir. Bu yönetmeliğin 7. Maddesinin a bendinde “I. ve II. sınıf yağışa bağlı (halen sulanmayan, ekonomik ve teknik ölçülerde sulama imkanı bulunmayan arazi ve araziler) tarım arazileri ile sulu tarımda kullanılan I., II., III. ve IV. sınıf araziler ve dikili durumda olup ekonomik ölçülerde ürün alınabilen araziler tarım dışı amaçla kullanılamayacak araziler” olarak belirtilmektedir. Bergama Ovacık altın işletmesi girişimine konu olan alanın kenarında yer aldığı Bergama Ovası’nın  % 85’inin sulanabilir özellikte ve I. ve II. sınıf arazi olma özellikleri nedeniyle söz konusu işletme bu yasaya göre de hukuka aykırıdır.

Bakırçay havzasının dağlık, yamaçlık kesimleri çam ve zeytin ağaçları ile kaplıdır. Zeytinlikler bölgenin ekonomisini ayakta tutan tarımsal etkinliklerin başında gelmektedir. Narlıca Köyü’nden Pınarköy’e kadar tüm Geyikli Dağı etekleri zeytin ağaçları ile kaplıdır. 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun” ve 4086 sayılı 28 Şubat 1996 tarihli 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun’un Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi ve Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun”a göre “zeytinlik sahaları içerisinde ve bu sahalara en az 3 km mesafede zeytinyağı fabrikası hariç, zeytinliklerin vegetatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz” hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm de, Bergama-Ovacık altın işletmesi projesinin bu yasaya da aykırı olarak yapılmakta olduğunu göstermektedir.   

 

İzmir Barosu’nun web sayfası, Bergama Ovacık altın işletme girişimi ile ilgili hukuk sürecinin kronolojisini aşağıdaki şekilde sıralamaktadır :

BERGAMA - ÇAMKÖY / OVACIK DAVALARI OLAYLAR KRONOLOOJİSİ

16.08.1989                       Şirket, Enerji Bakanlığı Maden Dairesinden "arama ruhsatı" alır.

04.07.1991                       Şirket, Maden Dairesi Başkanlığından ön "işletme ruhsatı" alır.  

12.08.1991       Şirket, Orman Bakanlığından "işletme izni" alır.03.09.1991 Şirket, Valilik Bayındırlık 

                       Müdürlüğüne"İnşaat izni" almak için başvurur.

14.01.1992                       Valilik Bayındırlık Müdürlüğü tarafından Çevre Bakanlığına ÇED raporu ile başvuru yapılır.

12.02.1992                       Şirket, Maden Dairesinden "işletme ruhsatı" alır.

22.06.1992                       Orman Bakanlığından alınan izin 5 yıl uzatılır.

19.10.1994                       Şirket, Çevre Bakanlığından taahhütnameye bağlı faaliyet için olumlu görüş içeren izin alır.

08.11.1994     (652) yurttaş, İzmir 1. İdare Mahkemesinde açtıkları üç ayrı dava ile, Çevre Bakanlığının Eurogold   A.Ş.'ye verdiği faaliyet izninin iptali davasını açarlar. Şirket müdahil olur.

20.12.1994                       Valilik oluru ile izleme-denetleme komisyonu kurulur ve çalışmaya başlar.

14.03.1996                       Şirket, Sağlık Bakanlığından tesis izni alır.

26.03.1996                       Şirket İzmir Valiliği Bayındırlık Müdürlüğünden yapı ruhsatı alır.

19.04.1996                       Mahkeme, yürütmenin durdurulması istemini reddeder.

02.07.1996     İzmir 1. İdare Mahkemesi davaları esastan reddeder.

13.05.1997         Köylüler vekilinin temyiz başvurusu üzerine, Danıştay 6. Dairesi yerel Mahkemenin kararını inceler ve esas hakkında bozma kararı verir.

25.06.1997         Danıştay kararı, davalı idareye tebliği edilir. Çevre Bakanlığı, kararın düzeltilmesi isteminde bulunur. Ancak, sonradan bu istemini geri alır.

26.06.1997     İzmir Barosu, Valilik makamına gönderdiği bir yazıyla Danıştay kararının uygulanmasını talep etmiştir.

27.06.1997     İzmir Valiliği, Baroya gönderdiği cevabi yazıda, "henüz kesinleşen bir yargı kararı olmadığı ve Enerji Bakanlığının görüşüne göre, maden sahasındaki faaliyetin yürütülmesinin istendiği" belirtilmiştir.

29.07.1997         Davacı köylüler vekili, Çevre Bakanlığına ihtarname göndermek suretiyle mahkeme kararının uygulanmasını talep eder.

18.08.1997         Çevre Bakanlığı, cevabi yazısında, Danıştay'ın bozma kararının bu aşamada uygulanamayacağını belirtir.

15.10.1997     İzmir 1. İdare Mahkemesi, Danıştay 6. Dairesinin esas hakkında bozma kararına uymak suretiyle altın madeni işletmesine izin veren İdari işlemi iptal eder.(97/636 E., 97/877 K.)

17.10.1997                       Mahkeme kararı, Çevre Bakanlığına ve İzmir Valisi sayın Erol ÇAKIR'a faksla iletilir.  

22.10.1997                       Mahkeme kararı, davalı Çevre Bakanlığına resmen tebliğ edilir.

23.10.1997         Çevre Bakanlığı, ilgili tüm kamu kurumlarına ve şirkete bir yazı göndermek suretiyle dava konusu idari işleme dayanılarak tesis edilen izin, ruhsat gibi işlemlerin yargı kararı doğrultusunda yeniden değerlendirilmesini istemiştir.

14.11.1997     İzmir Valiliği, Çevre Bakanlığından izleme denetleme komisyonunun faaliyetinin sürdürülüp sürdürülmeyeceği hususunda görüş ister.

21.11.1997         Bakanlık, İzleme-Denetleme Komisyonunun faaliyetinin durdurulması gerektiğini İzmir Valiliği Çevre Müdürlüğüne bildirir. Aynı gün, Valilik izleme denetleme komisyonu faaliyetini durdurur

18.12.1997         Bergama Belediyesi, Çamköy, Narlıca, Pınarköy Muhtarlıklarının delil tespiti istemi üzerine Bergama Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan keşifte, maden faaliyetinin devam ettiği tespit edilir

01.04.1998         Danıştay 6. Dairesi, İzmir 1. İdare Mahkemesinin 15.10.1997 günlü kararını onaylar. 11.11.1998 gününde karar düzeltme isteminin reddi üzerine karar kesinleşmiştir.(98/511 E., 98/1829 K.)

12.10.1998         Eurogold A.Ş., Çevre Bakanlığına yaptığı başvuru ile ilave önlemleri aldıklarını içeren bir rapor sunar ve madenin çalıştırılmasını ister.

03.03.1999         Eurogold A.Ş. Başbakanlığa başvurmak suretiyle TUBİTAK'tan alınan rapora göre risklerin giderildiğini ve madenin çalıştırılmasını belirtir. 

05.04.2000         Başbakanlık, ilgili Bakanlıklara (Çevre- Sağlık- Bayındırlık- Enerji- İçişleri- Orman) gönderdiği bir talimat yazısıyla "konunun yeniden değerlendirilmek suretiyle işlem tekemmül ettirilmesini" istemiştir. 

11.08.2000         Bergamalı köylüler ve bir grup Avukat Başbakanlığa karşı idari yargıda açtıkları davada Başbakanlığın 05.04.2000 günlü talimatının iptalini talep ettiler. Danıştay 6. Daire 23/10/2000 günlü kararıyla, dosyanın görevli İzmir İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verdi.

14.01.2001     İzmir Barosu Genel Kurulu, "Bergamalı köylülerin hukukuna sahip çıkılması ve mahkeme kararının uygulanması için Baro Yönetim Kuruluna yetki verilmesi" kararını almıştır.    28.02.2001     İzmir Barosu Yönetim Kurulu, Bergama- Narlıca'da Y.K. toplantısını yaptı ve köylülerin şikayetlerini tespit etti.

12.05.2001         Diyarbakır'da yapılan Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu'nda, "Bergama'da alınan yargı kararlarının derhal uygulanması" yolunda tavsiye kararı alınmıştır.

01.06.2001     İzmir 1. İdare Mahkemesi, 2000/896 E., 2001/485 K. no.lu kararıyla, Başbakanlığın 05.04.2000 günlü talimat işlemini iptal etti. Karar 22/06/2001 günü davacılara tebliğ edildi.

21.06.2001         Ankara, İstanbul, İzmir Baro Başkanları Bergama-Narlıca'da toplandı ve mahkeme kararlarının uygulanması gerektiğini açıkladı. 

27.06.2001     İzmir Barosu, İzmir 1. İdare Mahkemesinin 01.06.2001 günlü "Başbakanlık talimat işleminin iptali" kararının gecikmeksizin (30 gün içinde) uygulanması için Başbakanlık ve ilgili Bakanlıklara başvuruda bulunur.

11.07.2001         Başvurunun üzerinden 14 gün geçti, maden tesisi halen çalışıyor, Mahkeme kararı henüz uygulanmadı.

17.07.2001     İzmir Barosu Yönetim Kurulu tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Bakanlar hakkındaki "soruşturma açılmasına yer olmadığına" ilişkin kararı ile ilgili olarak A.İ.H.M.' ne başvurulması kararı verdi..       

31.07.2001     İzmir Barosu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Bakanlar hakkındaki "soruşturma açılmasına yer olmadığına" ilişkin kararına karşı Yetkili Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulunur. 

Daha sonra, İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin verdiği kararla Ovacık altın işletmesine verilen izinlerle ilgili işlemin durdurulması kararı Danıştay'da temiz edildi. Yürütme ile ilgili bir aylık sürenin dolmasına bir kaç gün kala, İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin verdiği yürütmenin durdurulması kararı, Danıştay Nöbetçi Mahkemesi tarafından, “Başbakanlığın yürütme yetkisinin bulunmadığı, Başbakanlığın bir koordinasyon kurulu olduğu” gerekçesi ile bozuldu. Bu kararın şirket lehine yorumlanmasına karşı hukukçular,  kararla Başbakanlığın yürütme yetkisi olmadığını ve bu nedenle Başbakanlığın yürütmesi ile ilgili işlem yapılmasının da anlamsız olduğunun belirtildiği, yorumunu yaptılar. Bu aşamada dosya Danıştay'da. Bu arada, İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin kararı Danıştay'da görüşülüp, kararın açıklanacağı sırada Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan’ın Nöbetçi Mahkeme Başkanlığı’nı ziyaret etmesi hoş karşılanmadı ve eleştirildi.

Bu hukuksal gelişmeler içinde, Danıştay’ın işletmeye verilen izinlerin kaldırılması yönündeki kararı büyük önem taşıyor. Danıştay’ın kararı,

·        T.C. Anayasasının 17. maddesinde: “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler” kuralı yer almaktadır.

·        Canlı yaşamının en önemlisi olan insan yaşamının sağlıklı, dengeli, bozulmamış bir çevrede sürdürülmesi esastır. İnsan yaşamının korunması bir öncelik olduğuna göre, insanın doğal yaşam temellerinin korunması ve geliştirilmesi gerekmekte ve çevrenin korunması insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olmaktadır. 

·        İşletmecinin iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak, yapılacak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır. Siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesinde işletmeciye ve yapılacak olan denetime duyulan güvene bağlı olarak risk olasılığının azalacağından söz etmek mümkün değildir.

·        Yukarıdaki teknik ve hukuki belirlemeler karşısında, insanın yaşama hakkını ve devletin de çevre sağlığını koruma, çevre kirlenmesini önleme, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlama ödevlerini dikkate aldığımızda, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve bilirkişi raporunda da öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır.

diyordu.

Son olarak da, Yargıtay

 ‘’... İptal kararının Çevre Bakanlığına 20.10.1997 günü tebliğ edildiği, Yargı kararı gereğini yerine getirerek siyanürle altın çıkarılmasını engelleyecek konumda bulunmayan adı geçen Bakanlığın 23.10.1997 gününde Başbakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Sağlık bakanlığı, İzmir Valiliği ile Bayındırlık ve İskan bakanlığının İzmir Bölgesi Müdürlüğüne iptal kararı gönderdiği ve iptal edilen görüş temel alınarak kurum ve kuruluşlarca tesis edilen işlemlerin yeniden değerlendirilerek yargı kararı gereğinin yerine getirilmesini istediği anlaşılmaktadır...... Kararın gönderildiği tarihte Başbakan Mesut Yılmaz, Bakanlar Cumhur Ersümer, Halil İbrahim Özsoy, Yaşar Topçu, Vali Erol Çakır görevde bulunmaktadır........ yasada öngörülen süre içerisinde siyanür liçi yöntemi ile altın madeni çıkartılmasını önleyici eylemde bulunmadıkları, işlem tesis etmedikleri ve böylece yargı kararını uygulamadıkları anlaşılmaktadır......Anayasanın 112. maddesinde bakanlar Kurulunun başkanı olarak bakanlıklar arasında işbirliğini sağlayacağı her bakanın Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumlu olduğu, başbakanın bakanların görevlerinin Anayasa ve Kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetlemek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlü bulunduğu; yine Anayasanın 138./son maddesinde yasama ve yürütme organları ile İdarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları bu organlar ve idarenin mahkeme kararını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği kuralı bulunmaktadır........Diğer yandan 2577 sayılı yasanın 28. maddesinde ise, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin kararın
tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde işlem tesis etmek veya eylemde bulunmak ZORUNDA BULUNDUĞU, aynı maddenin 43. fıkrasında mahkeme kararlarını 30 gün içinde yerine getirmeyen kamu görevlisi hakkında TAZMİNAT DAVASI AÇILABİLECEĞİ HÜKME BAĞLANMIŞTIR......Ayrıca ceza hukuk yönünden yargı kararlarını yerine getirmeyen kamu görevlilerinin eylemleri kişilerin haklarını çiğneyip zarar verdiğinden keyfi davranma olarak nitelenerek TCK 228.maddesi kapsamında suç sayılmıştır....... Uygulamada yargı kararlarını yerine getirmeyenlerin suç işledikleri, tazminatla da sorumlu tutulacakları kabul edilmektedir.Yargı kararını uygulamak durumunda bulunanların kararın eksikliğini veya yanlışlığını tartışma yetkileri bulunmadığı gibi bu kararları eksik uygulamaları, uygulamış gibi davranarak işleme yapay bir görüntü vermeleri de kararın uygulandığı sonucunu doğurmaz. Kararın 30 gün içinde uygulanmamış olması kişisel sorumluluk için yeter sayılmaktadır............ Bu durumda...... davalıların haksız eylemi sonucunda davacıların kişilik haklarının zarar gördüğü benimsenmelidir. Yerel mahkeme İmren Aykut dışındaki davalıların sorumluluğu yönünden hüküm kurulmak gerekirken dosyadaki olgulara yanlış anlam verilerek istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
’’ diyerek Danıştay’dan sonra çok önemli ve örnek bir karar vermiştir.

Ve son olarak, Şubat 2002 sonunda İzmir İl İdare Mahkemesi önce Sağlık, daha sonra da Orman Bakanlıkları’nın vermiş olduğu 1 yıllık deneme üretimi izinleri için yürütmeyi durdurma kararı verdi. Danıştay da daha önce verdiği kararın çiğnenmesine karşı açılan davalarla ilgili kesin kararını vermek üzere. Bir yandan da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılmış olan bir dava sürmekte.


 Önceki sayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1