Bergama halkı altın madenciliği ve Eurogold ile ilk olarak 1989 yılında bölgelerinde altın bulunduğunun duyurulması ile tanışmış oldu. Başlangıçta altın madeninin bulunmasını sevinçle karşılayan yöre halkı, Eurogold’un çalışmalarına önceleri sessiz kaldı. Eurogold 1989 yılında Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’ndan altın arama, 1992 yılında ise 10 yıl süreli işletme ruhsatı aldı; 1993 yılında Çevre Bakanlığından çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu raporunu ve buna bağlı olarak işletme iznini aldı.
Şirket, işletme için önce yöre halkının topraklarından bir miktarını satın aldı. Satın aldıkları toprakların öteki hissedarı olanlara karşı da izale-i şuyu davası açma tehdidinde bulundu. Bu yolla da bir kısım daha toprak satın alındı. Daha sonra maden yasası bahane edilerek, (bu yasada yöre halkının topraklarının kamulaştırma yoluyla alınabileceğini, bu nedenle toprakların kendilerine satılması tehdidi ile) bir miktar toprak daha satın alındı. Böylece, yöre halkı Eurogold’un varlığını yavaş yavaş duyumsamaya başladı.
Yöre halkının üzerindeki baskı ve yanlış bilgilendirmeler günümüze kadar artarak geldi ve hâlâ sürmekte. Bu arada yöredeki köylülerin, bilim çevreleri, meslek odaları ve çevreci örgütlenmeler tarafından siyanürle altın işletilmesi konusunda bilgilendirmesi başladı. Dünyadaki uygulama örnekleri incelenerek konu hakkındaki bilgiler yöre halkına aktarıldı. Eurogold ve bağlantıları hakkındaki bilgiler araştırmalarla ortaya çıkmaya başladı.
Eurogold’un 1992 yılında Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’ndan alınan iznine kadar tepkisiz kalan köylüler, bu aşamadan sonra harekete geçti; İzmir Barosu avukatlarına başvurarak Eurogold’un başlattığı haksız uygulamaların ve giderek artan ve ileride doğacak zararların durdurulması için yardım istedi.
Yargı süreci boyunca Bergamalı köylülerin eylemliliği sürdü, alınan yanlış kararlara ve yasadışı uygulamalara karşı toplumun her kesimine seslerini duyurmaya çalıştılar. Baskılara karşı sivil itaatsizliklerini sürdürdüler, sürdürmekteler.
1996 yılında işletme çevresindeki köylerde eğilim belirlemek üzere yapılan halk oylamasına, oy hakkı olanların % 89’u katıldı ve bunların tamamı bu işletmeye karşı olduğunu belirtti.
1997 Nisan’ında 10000 köylü, 1000’e yakın traktörle işletmeyi sararak büyük bir gösteri yaptı. Bunun üzerine işletmedeki çalışmaların 1 ay süre ile durdurulması ve yargı kararının beklenmesi kararlaştırıldı. Ne var ki, Temmuz ayında da yinelenen kitlesel gösterilere karşın işletmenin kaçak ve yasa dışı çalışmasını sürdürdüğü görüldü. Bunun üzerine yüzlerce köylü Ankara’da Parlamentoya; İstanbul’a; İzmir’e yürüyüşler yaptı.
Bergamalı yurttaşlarca, Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararını yerine getirmeyenler karşı da (Vali, Başbakan, Çevre Bakanı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı) davalar açıldı. Bakanlar hakkında açılan dava, dokunulmazlıkları nedeni ile soruşturma yapılıp sürdürülemedi. Vali hakkında yapılan şikayet, Memurin Muhakematı Kanunu’na takıldı. Tazminat davaları ise sürüyor.
Bu süreçte Bergamalı yurttaşlar ülkenin her köşesinde var olan eylemlilikler içerisinde yer almaya başladılar. Hukukla kazandıklarını yasal sınırlar içinde korumaya çalıştılar, yıllarca yollarda oldular.
Şirket de buna karşı boş durmadı. Yöre halkını etkileyeceğini düşünerek köylere su getirdi. Düğün Salonu yaptı. Ramazan’da hediye dağıttı. Bekarları evlendirmeye kalkıştı. İşbirlikçiler aradı. Bergama esnafına gösteriler düzenletti. Çok sayıda kişiyi işe alacakmış gibi duyurular yapıp kalabalık başvurular almaya kalktı. Bunlarla da yetinmeyip, yurt dışından iki etnolog getirtip iki yıl kadar bir süre ile yörede incelemeler yaptırttığı; yöre halkının mezhep farklılıklarını kışkırtmaya çalıştığı; farklı yerlerden göçmüş olanlar arasında ayrılıklar yaratmaya çalıştığı söylendi. Ancak, bugün bu köylerde yalnızca işletmede çalışan azınlık ile çalışmayıp karşı olan çoğunluk arasındaki ayrımın dışında bir bölünme yaratılamadı.
Eylemlilik bugün de sürüyor. En sonunda 2002 Şubat’ı sonunda İdare Mahkemesi Sağlık Bakanlığı’nın işletmeye verdiği deneme üretimi iznine yürütmeyi durdurma kararı verince bunun geciktirilmeden uygulanması için Sağlık Bakanlığı’na kilit astılar. Normandy ise, aynı Yunanistan’da izin alamayan Kanada şirketi TVX’in yaptırdığı gibi, işçilerini sokağa döküp gösteriler yaptırtmaya başladı.