BERGAMA, SİYANÜR, ALTIN, MAHKEME KARARLARI,  HUKUKSAL SÜREÇ

Av. Arif Ali Cangı


Bilindiği gibi; İzmir,Bergama, Çamköy-Ovacık-Narlıca mevkiindeki siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine karşı, yaklaşık 10 yıldan bu yana toplumsal ve  hukuksal mücadele sürmektedir. Bu yazının konusu, hukuksal sürecin özetlenmesidir.

I- Çevre Bakanlığı’nın İşlemi (Dava Konusu İlk İşlem):

Çevre Bakanlığı tarafından, “Eurogold firmasına siyanür liç yöntemi ile altın çıkartılmasına izin verilmesi yolundaki idari işlem''in iptali amacıyla Bergamalı 652 yurttaş tarafından, 1994 yılında İzmir İdare Mahkemelerinde davalar açılmıştır. Uzun zamana yayılan yargılama süreci sonunda davacı yöre yurttaşlarının istemleri, Danıştay 6. Dairesi’nin bozma kararı doğrultusunda, İzmir 1.İdare Mahkemesi’nce kabul edilmiştir. Karar; Danıştay’ın denetiminden de  geçerek kesinleşmiştir. Sağlıklı çevrede yaşama hakkına dayanan bu karar, alanında ilk ve örnek bir karardır. İzmir 1.İdare Mahkemesi’nin 15.10.19997 Tarih ve  1997/636-877 Sayılı kararının gerekçesinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere;

·         Anayasanın 17. maddesine göre; “...'Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir...”, Anayasanın 56. maddesine göre de; “... Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler...'',

·         Canlı yaşamının en önemlisi olan insan yaşamının sağlıklı, dengeli, bozulmamış bir çevrede sürdürülmesi esastır. İnsan yaşamının korunması bir öncelik olduğuna göre, insanın doğal yaşam temellerinin korunması ve geliştirilmesi gerekmekte ve çevrenin korunması insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olmaktadır. Bu durumda yukarıdaki saptamalardan hareketle dava konusu altın madeni işletme yönteminin yarattığı sakıncaların doğrudan ve dolaylı olarak insan yaşamı ile ilgili olması karşısında, belirtilen Anayasa ve yasa hükümleri de dikkate alınarak dava konusu idari işlemin yargısal denetimin de öncelikle kamu yararı ve bu kavramdaki önceliklerin irdelenmesi gerekmektedir.

·         İşletmecinin iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak, yapılacak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin,doğada ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır. Siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesinde işletmeciye ve yapılacak olan denetime duyulan güvene bağlı olarak risk olasılığının azalacağından söz etmek mümkün değildir.

·         Yukarıdaki teknik ve hukuki belirlemeler karşısında, insanın yaşama hakkını ve devletin de çevre sağlığını koruma, çevre kirlenmesini önleme, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlama ödevlerini dikkate aldığımızda, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve bilirkişi   raporlarında da öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır.''

II- Başbakanlığın Kanunsuz Emri:

Kesinleşmiş bu mahkeme kararından sonra, mahkeme kararının uygulanması ve  madenci şirketin orman arazisini terk etmesi beklenirken, Başbakanlık Müsteşarlığı’nın 05/04/2000 gün ve B.02.O.MÜS.0.13.00.00-263 No. lu “...Bergama Çamköy Ovacık Mevkii’nde bulunan altın madeni işletmesi ile ilgili olarak TÜBİTAK'ın düzenlediği rapora göre mahkeme kararında belirtilen risk faktörlerinin ortadan kalktığı, İçişleri, Sağlık, Bayındırlık, Enerji Tabi Kaynaklar, Orman ve Çevre Bakanlıklarından konuyu yeniden değerlendirmek suretiyle işlem tekemmül ettirmeleri'' yolundaki  emri  öğrenilmiştir.

Başbakanlığın bu talimatı  üzerine ilgili bakanlıklar, işlem tesis etmeye başlamışlardır. Orman Bakanlığı orman alanının tahsisi iznini uzatmış, Sağlık Bakanlığı da madenci şirkete bir yıl süre ile deneme izni vermiş, Çevre Bakanlığı da tüm bu olanlara sessiz kalmış ve madende deneme üretimine geçilmiştir.

Oysa; Başbakanlık Müsteşarlığının anılan işlemi  ve bu işleme dayanılarak tesis edilen işlemlerde, Prof Dr. Ülkü Azrak’ın belirttiği gibi; “yargı kararına karşı apaçık bir direnme”  söz konusuydu. Tartışmalı bir rapora dayanılarak, mahkeme kararının yok sayılması, madende deneme üretimi izni verilmesi, kendisini  "HUKUK DEVLETİ" olarak nitelendiren  bir hukuk düzeninde asla kabul edilemezdi.

Bu nedenle; bir grup yurttaş tarafından, bu kanunsuz emir niteliğindeki işlemin iptali için dava açılmıştır. Yapılan yargılama sonunda; İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 01.06.2001 gün ve 2000/896 Esas, 2001/485 Karar sayılı kararı ile “...altın madeninin . doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olarak siyanür liçi yöntemle izin verilmesi yolundaki işlem kamu yararına aykırı bulunarak kesinleşmiş yargı kararı ile iptal edilmiş iken; işletici şirketin tesiste  bazı ilave yatırımlar yaparak ek önlemler aldığından bahisle, “siyanürle altın arama yöntemi”ni yeniden tartışmaya açarak davalı idareye başvurması üzerine, konunun yeniden gündeme getirilerek ve TÜBİTAK tarafından firmaca alınan önlemlerle risklerin ihmal edilebilir boyutlara indirildiği yolunda düzenlenen rapor da esas alınarak, siyanür liçi yöntemle işletilecek olan altın madenine izin verilmesi gerektiği yolundaki dava konusu işlem, kesinleşmiş mahkeme kararının, uygulamada değiştirilmesini ortaya çıkarmıştır ki, bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır...” gerekçesiyle iptal edilmiştir.  Bu karar hakkında Danıştay Nöbetçi Dairesi dava konusu işlemin, kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığı” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Temyiz incelemesi devam etmektedir.

III- Kararları Uygulamayan Kamu Görevlilerinin Tazminat  Sorumluluğu:

1997 yılında verilen kesinleşmiş mahkeme kararını 30 gün içinde uygulamayan dönemin yöneticileri hakkında açılan tazminat davasında; temyiz incelemesi yapan, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 25.09.2001 gün ve 2001/3884 Esas, 2001/ 8478 Kararı ile  “dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer, Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy, Bayındırlık Bakanı Yaşar Topçu ile İzmir Valisi Erol Çakır aleyhinde tazminata hükmedilmesi gerektiğine”  karar verilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 25.09.2001 gün ve 2001/3884 Esas, 2001/ 8478 Karar sayılı ilamında özetle;

·         “...Mahkeme kararının Çevre Bakanlığı tarafından 23.10.1997 tarihinde, Başbakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İzmir Valiliği ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın İzmir Bölgesi Müdürlüğü’ne gönderildiği ve yargı kararının gereğinin yerine getirilmesinin istendiği, bu yazının usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine karşın, Çevre Bakanı İmren Aykut dışında kalan davalıların, yasada öngörülen süre içerisinde siyanür liçi yöntemiyle altın madeni çıkartılmasını önleyici eylemde bulunmadıkları, işlem tesis etmedikleri ve böylece yargı kararını uygulamadıklarının anlaşıldığı...”

·         “...Anayasanın 138/son maddesinde;Yasama ve Yürütme Organları ile İdarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organların mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştirilemeyeceği ve bunların yerine getirilmesinin geciktirilemeyeceği kuralının bulunduğu, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 28. maddesinde de Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, kararın tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde işlem tesis etmek ve eylemde bulunmak zorunda bulunduğu, aynı maddenin 4. fıkrasında, mahkeme kararların otuz gün içinde yerine getirmeyen kamu görevlisi hakkında, tazminat davası açılabileceğinin hükme bağlandığı...”,

·         “...ayrıca ceza hukuku yönünden, yargı kararlarının gereklerini yerine getirmeyen kamu görevlilerinin eylemleri, kişilerin haklarını çiğneyip zarar verdiğinden, keyfi davranma olarak nitelenerek, Türk Ceza Yasasının 228.maddesi kapsamında suç sayıldığı...”

·         “...yargı kararını uygulamak durumunda bulunanların, kararın eksikliğini ya da yanlışlığını tartışma yetkileri bulunmadığı gibi, bu kararları eksik uygulamaları, uygulamış gibi davranarak işleme yapay bir görüntü vermeleri de kararın uygulandığı sonucunu doğurmayacağı, kararın 30 gün içinde uygulanmamış olması kişisel sorumluluk için yeterli sayıldığı...”

·         “...bu yasal düzenlemeler ve somut olaydaki olgular birlikte değerlendirildiğinde, yargı kararı gereğinin yerine getirilmemesi biçiminde gerçekleşen (İmren Aykut dışındaki) davalıların haksız eylemi sonucunda, davacıların  kişilik haklarının zarar gördüğünün benimsenmesi gerektiği...”

belirtilmiştir. Tazminat davasının yargılaması  devam ediyor.

IV- Bilimsel Raporlardaki Tartışmalar :

Bizce, hukuk devletinde kesinleşmiş mahkeme kararlarının uygulanması konusu;  bilimsel raporlarla dahi tartışılmamalıdır. Kaldı ki; madenin işletilmesini sağlayan işlemlerin dayanağı gösterilen TÜBİTAK raporu da bilim çevrelerinde doğruluğu tartışılan bir rapordur.

1.       Türk Tabipler Birliği’nin “Siyanür Liçi Yöntemiyle Yapılan Altın Madenciliğinin İnsan ve Çevre Sağlığı Üzerindeki Etkilerini ve Bergama-Ovacık Altın Madeninin Yaratacağı Riskleri  Değerlendiren” raporunda insan sağlığı  üzerindeki yaratacağı riskler belirtilmiştir.

2.       Başbakanlık Makamı’nın istemi üzerine Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nce hazırlanan “TÜBİTAK Raporunun Değerlendirilmesi”ne ilişkin raporun sonuç bölümünde; “TÜBİTAK Raporunda altın üretiminin çevresel etkileri konusunda

     hususlarında  birleşildiği” belirtilmiştir.

3.       TMMOB Çevre, Jeoloji, Kimya ve Metalurji Mühendisleri Odaları tarafından hazırlanan Aralık/2001 tarihli “BERGAMA-OVACIK ALTIN İŞLETMESİ GİRİŞİMİ konusunda TÜBİTAK-YDABÇAG Uzmanlar Komisyonu Raporunun ELEŞTİRİSİ  başlıklı raporda da TÜBİTAK Raporunun gerçeği yansıtmadığı belirtilmiştir.  Raporda özetle;

      denilmiştir.

V- Son Yürütmeyi Durdurma Kararları:

Başbakanlığın hukuka aykırı işleminden sonra; Madenci şirketin çalışmasını sağlayan Sağlık Bakanlığı’nın “bir yıllık deneme izni verilmesine ilişkin” işlemi hakkında İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin 10.01.2002 gün ve 2001/401 Esas sayılı kararıyla Orman Genel Müdürlüğü’nün “altın madeni işletmeciliği ile ilgili izinlerin uzatılmasına ilişkin” işlemi hakkında da İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 23.01.2002 gün ve 2001/239 Esas sayılı kararıyla “...dava konusu işlemlerin kesinleşmiş yargı kararının uygulamada değiştirilmesi sonucu ortaya çıkarmıştır ki, bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır...” gerekçesiyle “yürütmeyi durdurma kararı” verilmiştir.

 Sağlık Bakanlığı’nın işlemi  hakkında verilen  yürütmeyi durdurma kararının gerekçesinde özetle;

denilmektedir.

Bu yürütmeyi durdurma kararına davalı tarafın yapmış olduğu itiraz, İzmir Bölge İdare Mahkemesi’nin 20.03.2002 gün ve 2002/285 sayılı kararı ile “...dava konusu işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması koşullarının her ikisi de gerçekleştiğinden...”  gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu kararla birlikte sözü edilen yürütmeyi durdurma kararına karşı başka bir başvuru yolu kalmamıştır.

VI- Bakanlar Kurulu’nun Mahkeme Kararını Hiçe Sayan Prensip Kararı:

Yürütmeyi Durdurma kararından sonra; İzmir Barosu Başkanlığı tarafından Sağlık Bakanlığı ve İzmir Valiliği’ne 27.02.2002 tarihinde başvurularak, mahkeme kararının uygulanması istenmiştir. Bunun üzerine, Sağlık Bakanlığı; İzmir Valiliği’ne gönderdiği 28.03.2002 gün ve 4875 sayılı yazısı ve ekinde bulunan Bakanlık oluru ile “...İzmir Barosu Başkanlığı tarafından Normandy Madencilik A.Ş.nce altın çıkartılması amacıyla kurulan işletmeye deneme izni verilmesine dair işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması için Bakanlık aleyhinde açılan davada İzmir 3.İdare Mahkemesi’nin 10.01.2002 gün ve 2001/401 sayılı kararı ile dava konusu işlemin teminat aranmaksızın dava sonuçlanıncaya kadar yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği, kararın 04.03.2002 tarihinde bakanlığa tebliğ edildiği, bu nedenle 2.12.2000 tarih ve 18847 sayılı deneme izni ilgili olarak, mezkur yürütmenin durdurulması kararının 2577 Sayılı  İdari Yargılama Usulü Yasası’nın  uygulanması ile deneme izninin ve işletmenin faaliyetinin durdurulması için kararın en geç 03.04.2002 tarihine kadar İzmir Valiliğince tesis yetkililerine tebliğ edilmesi...”  gerektiği belirtilmiştir.

Yürütmeyi Durdurma kararı ve ardından “mahkeme kararının uygulanmasını” içeren Sağlık Bakanlığı yazısı, gazetelerde haber konusu olmuş. Hatta; “son gün” başlıklı haberler yayınlanmıştır.

Bakanlık yazısında belirtildiği gibi; mahkeme kararına uygun olarak, 03.04.2002 tarihinde işletmenin faaliyetinin durdurulması gerekirken, 01.04.2002 tarihinde, önce Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un bir televizyon kanalında yaptığı açıklamayla ve 03.04.2002 tarihinden itibaren de gazetelerde çıkan haberlerle; Bakanlar Kurulu’nun mahkeme kararlarına karşın,  Ovacık Altın Madeni İşletmesinin çalışmasını sürdürmesi konusunda “prensip kararı” aldığı öğrenilmiştir.  Bu kararın iptali için İzmir Barosu tarafından 09.04.2002 tarihinde yürütmeyi durdurma istemli  olarak dava açılmıştır. Ayrıca Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında; “Yargı Kararının Uygulanmasını Engelleyen Bakanlar Kurulu Kararı Çıkartarak Anayasayı ihlal etmek suretiyle TCK 146/1. Maddesine Muhalefet Etmek” ten suç duyurusunda bulunulmuştur.

VII- AİHM’ne Yapılan Başvuru:

1997 yılında verilen kesinleşmiş mahkeme kararının uygulanmaması üzerine, Bergamalı 511 yurttaş tarafından; “siyanürlü liç yöntemi ile altın maden   işletmeciliği  bölgede ikamet eden başvurucularla birlikte yöre halkına ve ekolojik dengeye telafi edilemez  zarar verdiğinden/vereceğinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. ve  8. maddeleri ile   mahkeme kararının yerine getirilmemesinden dolayı  hak arama özgürlüğü ihlal edildiğinden 13. Maddesinin, ayrıca mahkeme kararının infaz edilememesi nedeniyle 6.maddesinin ve sözleşmenin ek 1. Protokol 1. Maddesindeki mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin tespiti” için 1998 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 3 ayrı başvuru yapılmıştır. İvedilikle görüşülmesine karar verilen her üç başvuruda da TC Hükümeti’nin yanıtı alınmıştır.

VIII-Son Söz:

Anayasanın 138/son maddesi; “...yasama ve yürütme organları ile İdarenin mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştirilemez ve bunların yerine getirilmesini geciktirilemez…”,

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 28. maddesi de; “...Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre İdare en geç 30 gün içinde işlem tesisi etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur…”

der…

Bakanlar Kurulu’nun “prensip kararı”   ile;

·         Mahkeme kararlarına direnilmiş, kararların  uygulanması engellenmiştir.

·         Anayasa ve yasaya  aykırı olarak görev ve yetkiyi kötüye kullanılmış, anayasayı ihlal suçu işlenmiştir.

·         Anayasa’nın 2.maddesindeki; “...Türkiye Cumhuriyeti'nin HUKUK DEVLETİ olduğu” kuralı yok sayılmış, hukuk güvenliği yok edilmiştir.

·         Bu karar, kararı imzalayanların siyasal meşruluğunun tartışılır hale getirmiştir.

Bergama’da siyanür liçi yöntemiyle altın madeni işletmeciliğine izin veren idari işlemler yargılanmış, yargılama sırasında tartışılmıştır. Yukarıda açıklanan mahkeme kararları ve bilimsel raporlar karşısında; Bergama’da yapılacak siyanür liç yöntemiyle altın işletmeciliği işi ve işe olanak sağlayan idari işlemler, Anayasa’nın 2, 17 ve 56 ve 138. maddelerine aykırıdır. Bu konudaki tartışma artık sona ermelidir.  Yapılması gereken;  Bakanlar Kurulu kararı, hemen geri alınmalı, mahkeme kararları doğrultusunda; Madenin faaliyeti hemen durdurulmalıdır. Aksine davranış; T.C. Anayasası ve yasalarını, dolayısıyla “sağlıklı çevrede yaşama hakkını”, “hukuk devleti ilkesini”  ve “yurttaşı”   hiçe  saymak olacaktır. Toplumdaki hukuk güvenliği duygusunu yok etmenin hiç kimseye yararı  yoktur.


Anasayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1