Kamuoyuna

Senih Özay, 15 Eylül 2002


Son acayip gelişmeler karşısında Bergama Siyanürlü altın dosyasında yeniden bir toparlama yapmak gerekti. (Harekete büyük oranda eyvallah demişken…)

Bir Bergama kronolojisi özetleyerek başlayalım:

16.08.1989 Şirket, Enerji Bakanlığı Maden Dairesinden “arama ruhsatı" alır.

04.07 1991 Şirket, Maden Dairesi  Başkanlığından ön işletme ruhsatı alır.

12.08.1991 Şirket, Orman Başkanlığından işletme izni alır.

Şirket, Valilik Bayındırlık Müdürlüğüne İnşaat izni almak için başvurur.

14.01.1992 Valilik Bayındırlık Müdürlüğü tarafından Çevre Bakanlığına ÇED raporu ile başvuru yapılır.

12.02.1992 Şirket, Maden Dairesinden işletme ruhsatı alır.

22.06.1992 Orman Bakanlığından alınan İzin 5 yıl uzatılır.

19.10.1994 Şirket, Çevre Bakanlığından taahhütnameye bağlı faaliyet için olumlu görüş içeren izin alır.

08.11.1994 (652) yurttaş, İzmir idare Mahkemesi'nde açtıkları üç ayrı dava ile, Çevre Bakanlığının Eurogold A.Ş.’ ye verdiği faaliyet izninin iptali davasını açarlar. Şirket müdahil olur.

20.l2.l994 Valilik oluru ile izleme-denetleme komisyonu kurulur ve çalışmaya başlar.

14.03.1996 Şirket, Sağlık Bakanlığından tesis izni alır.

19.04.1996 Mahkeme, yürütmenin durdurulması istemini reddeder.

26.03.1996 Şirket İzmir Valiliği Bayındırlık Müdürlüğünden yapı ruhsatı alır.

02.07 1996 İzmir 1 .idare Mahkemesi davaları esastan reddeder.

13.05.1997 Köylüler vekilinin temyiz başvurusu üzerine, Danıştay 6. Dairesi yerel mahkemenin kararını inceler ve esas hakkında bozma kararı verir.

25.06.1997 Danıştay kararı, davalı idareye tebliğ edilir.

Çevre Bakanlığı, kararın düzeltilmesi isteminde bulunur. Ancak, sonradan bu istemini geri alır.

26.06.1997 İzmir Barosu, Valilik makamına gönderdiği bir yazıyla Danıştay kararının uygulanmasını talep etmiştir.

27 06.1997 İzmir Valiliği, Baroya gônderdiği cevabi yazıda, henüz kesinleşen bir yargı kararı olmadığı ve Enerji Bakanlığının gôrüşüne gôre, maden sahasındaki faaliyetin yürütülmesini istendiği belirtilmiştir.

29.07 1997 Davacı kôylüler vekili Çevre Bakanlığı‘na ihtarname göndermek suretiyle mahkeme kararının uygulanmasını talep eder.

18.08.1997 Çevre Bakanlığı, cevabi yazısında, Danıştay'ın bozma karanın bu aşamada uygulanamayacağını belirtir.

15.10.1997 İzmir 1.İdare Mahkemesi, Danıştay 6.Dairesinin esas hakkında bozma kararına uymak suretiyle altın madeni işletmesine izin veren idari işlemini iptal eder.

17 10.1997 Mahkeme kararı, Çevre Bakanlığına ve İzmir Valisi Sayın Erol ÇAKIR'a  Faks’la iletilir.

22.10.1997 Mahkeme kararı, Davalı Çevre Bakanlığı‘na resmen tebliğ edilir.

23.10.1997 Çevre Bakanlığı ilgili tüm kamu kurumlarına ve şirkete bir yazı göndermek suretiyle dava konusu idari işleme dayanılarak tesis edilen izin, ruhsat gibi işlemlerin yargı kararı doğrultusunda yeniden değerlendirilmesini istemiştir.

14.11 .1997 İzmir Valiliği, Çevre Bakanlığı‘ndan izleme denetleme komisyonunun faaliyetinin sürdürülüp sürdürülmeyeceği hususunda görüş ister.

21 .11 .1997 Bakanlık, izleme-denetleme Komisyonunun faaliyetinin durdurulması gerektiğini İzmir Valiliği Çevre Müdürlüğü‘ne bildirir. Aynı gün, valilik izleme denetleme komisyonu Faaliyetini durdurur.

18.12.1997  Bergama Belediyesi, Çamköy, Narlıca, Pınarköy Muhtarlıklarının delil tespiti istemi üzerine Bergama Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan keşif, maden faaliyetinin devam ettiği tespit edilir.

19.Muhkem kaziyeye uymak beklenirken T.C  Cumhurbaşkanı T.C Başbakanlığına yazı yazarak TÜBİTAK harekete geçirilerek Danıştay‘ın endişelerinin aşıldığı  saptansın denilir.

20.Tübitak enteresan bir rapor verir. Bu raporda bölgede 1 siyanür ölçüm cihazı bir hava ölçüm cihazı ve 1 istinat duvarı ilave geldiği ama en önemlisinin yabancı sermayeyi ürkütmemek olduğu savlanır.

21. Başbakanlık Devlet kurumlarına madem öyle böyle izin verebilirsiniz der.

22. Bu işlem  aleyhine dava  açarız. İzmir 1. İd Mah. 01.06.2001 tarih ve 2000/896 E. ve 2001/495 K. ile “ Yargı kararından belirtilen risklerin giderilebileceği yönünde bir sonuç çıkarmak olanaksızdır, risklerin giderilmediği görülmektedir, 20-50 yıl kimseler tedirginlik içinde yaşatılamaz ve   Hukuk Devletinde  yargı kararı uyulmayarak  boşa çıkartılamaz“ gerekçesi ile iptal kararı verir.

Bu konuda Bergamalı köylüler tarafından; yargı kararını uygulamayan kamu görevliler olan Başbakan, Sağlık Bakanı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı, Ulaştırma Bakanı aleyhine açılan tazminat davasında; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de Bergama dosyası ile ilgili “kamu görevlileri yargı kararını yerine getirmemişlerdir, bu nedenle tazminatla sorumlu tutulmaları gerekir“ diyerek, yargı kararının uygulanmadığını belirlemiştir.

23. Bu Başbakanlık işlemini esas  alan Orman Bakanlığı (Orman Genel Müdürlüğü) tahsis izni verir dava  açarız….

Orman Genel Müdürlüğü’nün bu işlemi hakkında İzmir 1. İdare Mahkemesi 23.01.2002 tarihinde 2001/239 E.‘da yürütmenin durdurulması kararı verir.

24. Bu başbakanlık  işlemini esas alan Sağlık Bakanlığı deneme izni verir, dava açarız…

Sağlık Bakanlığı’nın bu işlemi hakkında İzmir 3. İdare Mahkemesi 10.01.2002 tarihinde 2001/401 E.‘da yürütmenin durdurulması kararı verir.

Bu arada dünyada da siyanürlü altını silen gelişmeler olmaktadır.

Çek parlamentosu aynı  tür  işletme  başvurusunu reddetmiştir.

Ardından Yunan Danıştayı da genel kurulunda 27 üyeden 20 ‘ sinin oyları ile tüm Yunanistan sınırları içinde siyanürlü altın işletme izinlerini iptal etmiştir.

25. Bu arada  Başbakanlık işlemini iptal eden İzmir 1. İdare Mahkemesi‘nin kararı hakkında Danıştay Nöbetçi Dairesi’nce “BAŞBAKANLIK İCRACI BAKANLIK DEĞİL KOORDİNATÖR BAKANLIKTIR. İŞLEMİ YARGIYA KONU OLAMAZ“ DİYE  YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARAR VERİR. İşte bu işlemi gören Firma  FAALİYETE BAŞLAR..

1 yılı geçmiştir ki Nöbetçi Daire’nin bu usulden verdiği kararı onaylamak, bozmak karar vermek asıl dairesince  mümkün olamamıştır.

26. Strasbourg‘da açılan davada (PL 13813 ve   PL 14065 noda görülmektedir) da ivedilik kararı verilmiş ve T.C. Hükümeti‘ne tedbir kararına esas olmak üzere 4 defadır istenen  mehiller verilmiştir.

27. Yargıdaki halk ve doğa yanlısı kararlar Hükümet ve firma  ittifakını   paniğe  sürüklemiş ve  konu bu sefer Bakanlar Kurulu‘na taşınmıştır. Prensip kararı adı altında Cumhurbaşkanı‘nın imzalamadığı Resmi Gazete‘de yayımlanmayan ve fakat “yargı kararlarını askıya  aldım, alabilirim“ diyen bu göremediğimiz karar alınır.

28. Bu Bakanlar Kurulu kararı aleyhine İzmir barosu dava  açar….. Danıştay 8. Daire’nin önce 2002/1477 E.‘da görülen davada, dava dilekçesi ekine Bakanlar Kurulu kararı konulmadı gerekçesiyle bu eksikliğin 30 gün içinde tamamlanması için İzmir Barosu’na süre verilen karar çıkar. İzmir Barosu, bizler, köylüler, insan ve doğa dostları yargı süreci ilerlesin diye bu kararı bulmak için çok çalışırlar, çalışırız, “Aranıyor“ ilanları verilir, ama sonuç alınamaz. Baro 30 gün dolmadan bu çalışmaları belirterek yeni dilekçe verir, 8. Daire 3/2 çoğunlukla 2002/2817 E.‘da “Bakanlar Kurulu işlemi yok“ diye davayı reddeder. Yoksa Başbakanlık’ın aşağıdaki soru önergesine yanıtı gibi bir esastan reddetme yoktur. Zaten Bergamalı köylülerin açtığı davada konuya daha yakın 6. Daire davanın esasına girip, Başbakanlık’a dava konusu işlemi sunması için 30 gün süre vermiştir, dolmak üzeredir. Başbakanlık bu 30 gün içinde işlemini sunarsa, yılan hikayesine dönen arama etkinliğimiz bitecektir. Ama hala aşağıdaki Başbakanlık’ın soru önergesine yanıtında bile açık biçimde “işlem var, yok“ denemekte; sayısı, imzalayan bakanlar verilememekte; hem “devam eden dava hakkında konuşulamaz“ denmekte hem “Bakanlar Kurulu böyle karar alabilir“ denmekte; hem “8. Daire davayı reddetti“ denmekte, 6. Daire’deki davadan söz edilmemektedir. İnsan “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu“, “bu ne yaman çelişki“ demektedir.    

29. Bu Bakanlar Kurulu kararı aleyhine Bergamalı köylüler dava  açar… Danıştay 6. Daire’nin 2002/2618 E.‘da görülen bu davada, konuyu iyi bilen 6. Daire Başbakanlık’a işlemini sunması için 30 günlük süre vermiştir, dolmak üzeredir. İşlem sunulunca çok kritik bir yürütmenin durdurulması ile ilgili karar verilecektir.

30. Ve ek gibi Bursa milletvekili Ali Arabacı‘ya Başbakanlıktan gelen ibret verici hukuk fakültelerinde ders olarak okutulması gereken bir yok hükmünde kararname Resmi Gazete‘de yayımlanmayan, Cumhurbaşkanınca imzalanmayan kararname, temel ilkeler belirleyen hukuki durumda değişiklik yapmayan icrai olmayan kararlar  üzerine bir   belge ortaya çıkmıştır ki;

T.C.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

VE

BAŞBAKAN YARDIMCILIĞI

SAYI: B.02.0.002/0141

KONU:

SÜRELİDİR

ANKARA

 09/09/2002

 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

İLGİ:a) TBMM Başkanlığı’nın, 05/08/2002 tarih ve KAN.KAR.MD..A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/8167-16647/39295 sayılı yazısı.

         b) Başbakanlığın 09.08.2002 tarih ve B.02.0.KKG.0.12/106-778/4382 sayılı yazısı.

             Bursa Milletvekili Sayın Ali ARABACI’nın Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği, sayın Başbakanımızın da kendileri adına Başbakanlığım koordinatörlüğünde cevaplandırılmasını istediği 7/8167-16647 Esas no’lu Yazılı Soru önergesi cevabı hazırlanarak ekte sunulmuştur.

         Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

                                                                                                Prof. Dr. Şükrü S.GÜREL

                                                                                                     Dışişleri Bakanı ve

                                                                                                    Başbakan Yardımcısı

Ek: Soru önergesi cevabı (2 sayfa)

DAĞITIM:

Gereği:                                                                            Bilgi       :

TBMM Başkanlığına                                                       Başbakanlığa


T.C.

BAŞBAKANLIK

KANUNLAR VE KARARLAR

 GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

SAYI: B.02.0.KKG/106-778/4731                                                       SÜRELİDİR

                                                                                                                   ANKARA

                                                                                                                  29/08/2002

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCILIĞINA

(Sn. Prof. Dr. Ş.Sina GÜREL)

İLGİ: 20/08/2002 tarihli ve B.02.0.002/0085 sayılı yazınız.

            Bursa Milletvekili Ali ARABACI’nın Başbakanımız Sayın Bülent ECEVİT tarafından cevaplandırılmak üzere verdiği 7/8167-16647 Esas Numaralı yazılı soru önergesine verilecek cevaba esas olmak üzere, söz konusu soru önergesinin Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğünce cevaplandırılmasına ilişkin ilgi yazınız ve ekleri incelenmiştir.

            Söz konusu soru önergesinde; Bergama,Çamköy-Ovacık-Narlıca mevkiinde bulunan altın madeni işletmesine verilen geçici deneme izninin yürütülmesinin durdurulmasına ilişkin İzmir 3.İdare Mahkemesinin 10/01/2002 tarihli ve E.2001/401 sayılı Kararı ile Bursa Orhangazi İlçesinde faaliyet gösteren Cargill TarımSsanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait tesise 1 yıl süre ile deşarj ve emisyon izin belgesi verilmesin ilişkin Bursa İl Mahalli Çevre Kurulu Kararının iptaline dair açılan davada Danıştay 6.Dairesinin 18/04/2002 tarihli ve E.2001/6785 sayılı yürütmenin durdurulması kararını bertaraf etmeye yönelik ve anılan tesislerin işletilmesine olanak sağlayan “Bakanlar Kurulu Prensip Kararı” adı altında herhangi bir karar olup olmadığı hususunun cevaplandırılması taleb edilerek Türk Anayasa Hukukunda “Bakanlar Kurulu Prensip Kararı” adı altında ve Cumhurbaşkanının imzasını taşımayan bir müessesenin düzenlenmediği, demokratik bir hukuk devletinde şeffaflığın esas, gizliliğin ise istisna olduğu belirtilmektedir.

            Bilindiği gibi, kural olarak Bakanlar Kurulu kararnameleri Başbakan ve bütün bakanlarca imzalandıktan sonra Cumhurbaşkanının imzasıyla tekemmül etmektedir. Bununla birlikte, Bakanlar Kurulunca alınan tüm kararların Cumhurbaşkanı tarafından imzalanması gerekmemektedir. Örneğin, kanun tasarıları ve olağanüstü hal süresinin uzatılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararları gibi bazı kararlar Cumhurbaşkanının imzasına sunulmaksızın tekemmül etmektedir.

            Yine; “Prensip Kararı” ya da “Prensip Kararnamesi” denilen Bakanlar Kurulu kararlarının da Cumhurbaşkanının imzasına sunulması gerekmemektedir. Bakanlar Kurulu Prensip Kararları, Türk Anayasa Hukukunun kaynakları arasında yer alan anayasal teamüllere göre, Bakanlar Kurulunda görüşülüp kararname çıkarılmasını gerektirmeyen konularda alınan ve Cumhurbaşkanının onayına sunulmayan kararlardır.

            Bunlar, genellikle bir kanunun çeşitli bakanlıklara yetki verdiği bir konuda dikkate alınacak esasları belirleyen (Servet Armağan, 1961 Anayasası ve Bakanlar Kurulu, İstanbul 1978, s.102) veya milli güvenlik konularında alınan kararlardır. Bu nedenle, soru önergesinde yer alan, türk hukukunda böyle bir müessese bulunmadığı ve alınan prensip kararlarının yok hükmünde olduğu yolundaki iddia yerinde değildir.

Not: Verilecek cevaplarda Daire adının, yazı, tarih ve sayısının açıklanması


T.C.

BAŞBAKANLIK

KANUNLAR VE KARARLAR

GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

Sayı: B.02.0.KKG/106-778                                                                         ANKARA

                                                                                                                          /     /2002

             İdarenin tek taraflı olarak hukuki durumlarda değişiklik yapan, hukuki ilişkileri etkileyen kararlar alma yetkisi vardır. İdarenin bu yetkisi doktrinde icrai karar alma yetkisi olarak adlandırılmaktadır. Bu yetkiye dayanılarak alınan kararlar ise icrai karar olarak adlandırılır. Bununla birlikte idarenin tek taraflı olarak aldığı kararların tümü icrai nitelikte karar olmayıp bunların bir kısmı icrai olmayan, açıklayıcı, bildirici, temenni mahiyetinde kararlardır. Bu kararlar hukuki durumlarda herhangi bir değişiklik yapmazlar. Bakanlar Kurulu Prensip Kararlarınıda icrai nitelikte olmayıp bu kararlar ile Bakanlar Kurulunca çeşitli konulardaki temel ilkeler belirlenmektedir.

            Prensip kararları; icrai nitelik taşımayıp Bakanlar Kurulunun çeşitli konularda kabul ettiği kimi ilkeleri belirlemeleri ve sadece ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik açıklayıcı kararlar olmaları nedeniyle yayımlanmamaktadır.

            Diğer taraftan, soru önergesine konu Bergama Altın Madeni İşletmesinin faaliyetinin devamına izin verilmesin ilişkin prensip kararının iptali talebiyle açılan dava Danıştay 8. Dairesinin 30/07/2002 tarihli ve E. 2002/2817, K. 2002/3936 sayılı Kararıyla reddedilmiştir.

            Ayrıca, anılan davalarla ilgili yargı süreci devam ettiğinden, Anayasanın 138 nci maddesinde yar alan “Görülmekte olan bir dava hakkında  Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunamaz” hükmü gereğince bu safhada konuya ilişkin soru önergesi verilmesinin Anayasaya uygun olmadığı değerlendirilmektedir.

            Bilgilerinizi rica ederim.

                                                                                                      Dr. Füsun KOROĞLU

                                                                                                              Başbakan a.

                                                                                                                Müsteşar

Not: Verilecek cevaplarda Daire adının, yazı, tarih ve sayısının açıklanması

Son duruma bakın  …. Ne kadar acı değil mi ?

ÜNİVERSİTELERİMİZ BAROLARIMIZ  BAŞTA OLMAK ÜZERE HALKIMIZ BUNLARI TAM DA SEÇİM AREFESİNDE BİLMELİ, DEĞERLENDİRMELİ SEVECEKSE  SEVMELİ, SEVMEYECEKSE SEVMEMEMELİDİR.

BU KONUDA YENİDEN  HORTLAYAN İNSAN VE DOĞANIN HUKUKU YANINA ALARAK DEVLET VE HÜKÜMET VE ÇOKULUSLU ŞİRKETLER VE YEDEKLERİNE DÜŞMÜŞ KİŞİLERE KARŞI HAREKETE  YARDIM İSTENMEKTEDİR.

Özellikle Eurogold (Normandy)  ikinci kez yargı organında yenilince yani Bergama’da siyanürle  altın işletmesine  geçit verilmeyince, ortaya çıkan ve MİLLİYET gazetesinde beliren atakla ilgili  örneğin 30.6.2001  günü  başsayfadan  Fikret Bila gibi bir  bey ikna edilerek, "Uydular Türkiyeyi 2. zengin altın ülkesi bulmuşlar. 6500 ton var imiş. 15 milyar dolar Türkiye’ye gelirmiş. Binlerce kişiye iş  bulunacakmış. Bu altın aleyhtarı  hareket Almanya’nın desteklediği FIAN isimli bir  çevreci örgüt yüzünden Almanya’nın  yönlendirdiği bir harekettir.2 DSP'li milletvekili  Hasan Özgöbek ve Erol Al   firmaya  çok yakınlaşmış olarak Ecevit'e baskı yapıp   biz o siyanür havuzunda yüzeriz, demekteymişler" biçiminde haber/yorum yer alır.

Oysa medya, Türk basını “ben çok  köklüyüm, güvenilirim“ dediğine göre, hele 150.000 lirayım  diyen Milliyet Gazetesi  bir yargı kararı çıktığında, bu yargı kararını öne alır onu verir. Ona uymanın hukuk devleti geleneğini gösterdiğini söyler... Türkiye’nin mahkeme kararlarına karşı ayıp bir uymama  huyunun değişmesini söyler... Yoksa 2 Milletvekili ile    2 maden profesörü ile "Mahkeme kararını unutun, altın madem var toprağın altında  çıksın. Türkiye zengin olacak"  dümenine  girmez.. Basın ahlak ilkelerine önem verir. Çünkü bu firmalar  bu gün yarın giderler. Milliyet Gazetesine Halk kalır tüketici kalır. Halk da artık eski unutma huyunu bırakıyor.

Bu  konuda Savcılıklar,  basın Kuruluşları, Rekabetin korunması kuruluşları vardır. Görev başındadırlar.

İkincisi maden profesörleri firma ile ne kadar  sıkı  fıkı olanlar olmasına rağmen en olumlu görüşle mesleklerini inkar noktasına gelmemek için “biz bilimadamlarıyız kadınıyız. Zarar vermeden çıkarılmasını savunuruz“ görüşünü savunmaktadırlar. Onlara Bergen Konferansı  Madde 6 ile artık Avrupa maden biliminin “işletmeyi halka sormak gerek,  balıklama  atlamamak gerek, Halk tarafından çıkarmayın  istemiyorum.“ dendiğinde  ısrar etmemek gerek  diyen yeni kulvarına direniyorlar. Yakında  direniş biter. Halk ile  demokrasi ile...

Sonra  Maden  Profesörleri ve  bazı Gazeteciler ve  bazı milletvekilleri Anayasamızı 138. Maddeyi 4. bendi okumalıdırlar,  zaten bir  gün okumayı öğreneceklerdir.’’ Burada mahkeme kararlarına değil Valiler, değil bakanlar değil Hükümetler, Parlamento  bile direnemez, uymamazlık edemez ‘’ yazıyor.  Türk Ceza Yasasının  ise 146. Maddesi Anayasayı ihlal suçuna İdam diyor... Biz idam cezasına karşıyız. Ancak ne yazdığını da söylemek zorundayız.

Sonra Suna Atak isimli İTÜ maden proflarının  yüz katı  Proflar,  Prof Ümit Erdemler, Prof. Şevki Filizler, Prof Gürel Nişliler,İsmail Dumanlar, Şinasi Ezgiakayalar, İlhan Talınlılılar,Ünal Altınbaşlılar, daha niceleri vardır. Gazeteci  mikrofonunu  kağıdını onlara da  sunmalıdır. Anlatsınlar  size  siyanürün ağır metallerin  insana  doğaya  zararını   riskini...Dünya sağlık  örgütü WHO'nun  çap kurallarını...

Gazeteciler  İdare Hukuk Profesörlerine  gitmelidirler;  Profesöre Ülkü  Azrak‘a,  Yıldırım Uluer‘e, İlhan Özay’a, Zehra Odyakmaz’a. Onlar da  mahkeme kararlarına uymamanın  sonuçlarını anlatsınlar.

Sonra gazeteciler, bu mahkeme kararı çıkarken dosyaya giren belgeleri incelesinler; Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyinin, Türk Mühendis Mimarlar Odaları Birliği’ nin kafam kadar bilimsel raporlarını okusunlar...Türkiye’de yaşayan insanların da kurtların, kuşların da yaşama hakkı vardır.

Gitsinler önce Kütahya‘nın Dulkadir Köyü‘ne ve  112 kişi köyde 56 kişi kaldığını onların da hepsinin kanser olduğunu ve  Prof.  Necla Özdemir'in  gizli raporunu okusunlar ki bu ölümler ve kanserin  Kütahya’daki gümüş madenindeki atık toprağı köy evlerine bilmeden  badana ve sıva yapan   köylü kadınların  bütün bunlara yol açtığını  görsünler, mezarları ziyaret etsinler.

Alman Fian  vakfı   diye bir örgüt yoktur. FIAN  derneği vardır. Açlık gıda ve  çevre konusunda çalışan mütevazı bir  örgüttür. Ve başında Petra  Sauerland diye  bir hanım vardır. Önce ben  tanışmışımdır, ikna etmişimdir. Birsel Lemke ile  tanışmışlardır.. Avrupa’da dergilerinde Avrupa Parlamentosunda bu konuda insanımız doğamız için   kısmen  ellerinden  gelen yardımı yapmaktadırlar.  Greenpeace ile de  aynı şekilde ... Yani Almanya malmanya devlet mit cıa mıa  yoktur.  Ben varım. Ben de Çerkesim.  Hepsi komplo’ dur.

DSP ‘ de sanırım bu hızlı 2 milletvekilinden başka milletvekili vardır. Güney Afrikada altın madenindeki 150 ölüyü bilen...Ekvatorda 300 ölüyü, Bolivya'daki , Güney Karolina'daki ölüleri, Guyana'daki ölüleri, Ölen balık ve  doğa  ve  canlıları da...

Belki bu milletvekilleri, 3213 sayılı Maden Yasası ve 14. Madde'ye göre cevherden işletme yıllık brüt karın % 5 ini devlet hakkı olarak % 5’ ini de  fon olarak alınacağını bunun da bir şey yazmayacağını bilirler...

Belki bu milletvekilleri bu altın ve gümüş alaşımının  Türkiye‘de ayrıştırılamayacağını Londra'ya  götürülüp orada ayrışacağının ve  şu kadar kilo altın, şu kadar şu çıktı deneceğini... bilirler belki...

Bu milletvekilleri 1948 New York, 1950 Roma, 1990 Paris,1992 Rio sözleşmelerini  belki bilirler...

Belki herkesler Bergama'dan 8 yıl  içinde  çıkarılmak istenen altının 12 ton, gümüşün 12 ton olduğunu bilmiyorlardır.  .

Bu milletvekilleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ersin Faralyalı‘nın bunlara izin verirkenki raporunu okusunlar... "Güney Afrika'dan ırkçı rejimlerden kaçtılar bize geldiler," diyen ve sevinen raporunu  okusunlar.

Bakarsınız belki Ecevit'in Karaoğlanlığı tutar da  bu gazete abartmalarını  dinlemez ve  "yargı kararına uymak gerektiğini en iyi bilenlerdenim. Zaten 10 yıldır yanlış yaptık. Hem mahkeme kararını ve hem Köylüleri dinlemedik. Pardon..." diyebilir.

Gel kardeşim Firma   sen  3 milyon dolar mı 300 milyon dolar mı masraf ettin gel..  konuşalım deyip  bu işi bitirebilir.

Dedik.

Ama hükümet bırak yargı kararına uymayı, milletvekilleri bırak yargı kararına uymayan hükümetin sorumluluğu için çalışmayı, Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu ”altın madeni çalışacaktır, her şeye, yargı kararına rağmen çalışacaktır,şeklinde karar almayı düşünebilmiştir, tahayyül edebilmiştir, cesaret edebilmiştir. Yargı kararına uymama olgusu artık zıvanadan çıkmıştır.

Demek ki çok çalışmak, çok didinmek gerekmektedir.


Anasayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1