Bilim ve Ütopya dergisinin Kasım 2001 tarihli 89. sayısında yayımlanan Hablemitoğlu'ya yazdığım yanıt yazısı aşağıdadır.
Y. Savaş Emek


Hablemitoğlu’ya yanıt
Yapmayacedin Sayın Hablemitoğlu! Etmeeecedin bunu!
Bergama köylüsünün anti-emperyalist mücadelesini arkadan hançerlemecedin!


Y. Savaş EMEK
S.O.S Akdeniz Ağaçkakan Dergisi Yayın Sorumlusu (*)


Sevgili Rennan Pekünlü, Ağaçkakan dergisine yazdığı, nükleer santrallar ile ilgili bir yazıda "Etmeecedik bunu.. dürtmeecedik yeraltının, karanlıklar dünyasının tanrısı Plütonyumu çirkin emellerimize alet etmeecediiiik!" diyordu, ben de kendisinden esinlenerek, sayın Hablemitoğlu’ya böyle seslenmeyi uygun buldum.

Sayın Hablemitoğlu’nun "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası" adlı kitabı ve konuyla ilgili iki televizyon programı belli ki çok "gürültü kopardı". Üstelik sadece "gürültü" koparmakla kalmadı, "ulusalcı" kanatta yer alan birçok insanın kafasında soru işaretleri doğmasına, hatta bazılarının fikir değiştirmesine neden oldu. Oysa neredeyse on yıldır Bergama konusuyla ilgili çeşitli dergilerde, Bilim ve Ütopya dahil, gazetelerde, yüzlerce makale, rapor, inceleme, görüş yayımlandı. Konuyla ilgili yayımlanan haber ve yorumların analizi, yüksek lisans tezlerinde ele alındı. Üniversiteler bu tartışmalarda yer aldılar. Bilim insanları gazetelere ilanlar bile verdiler. Bunca yıldır tartışılan bu konuda, Bergama köylülerinin haklılığı üzerine neredeyse fikir birliğine varılmışken, sayın Hablemitoğlu’nun kitabı ve televizyon programı üzerine kopan gürültüyü anlamak için biraz "kafa yormamız" gerekiyor, galiba.

İsterseniz önce, birkaç küçük not:

Sayın Hablemitoğlu bu kitabı yayımlamadan önce, Aydınlık dergisinde Birsel Lemke ve Fian örgütü üzerine bir yazı yayınlanıyor. Bu yazı, o zamanki adıyla Eurogold şimdiki adıyla Normandy tarafından çoğaltılarak Bergama köylerinde dağıtılıyor.

İzmir’de yayınlanan ve ikisinin de sahibi aynı kişi, Çetin GÜREL olan, Gözlem gazetesi ve Gözlemci adlı dergilerde konu ele alınıyor ve geniş bir şekilde işleniyor ki yine bir hatırlatmada daha yarar var, bu adı geçen gazete ve dergiler Eurogold/Normandy yanlısı olarak biliniyorlar.
Bu kez Alman Vakıfları konusu, Eurogold/Normandy yanlısı köşe yazarlarının yazılarına taşmaya başlıyor.
Ama kaynak hep aynı, Aydınlık dergisinde ardarda yayımlanan Alman Vakıfları ile ilgili yazılar...
Derken ortaya sayın Hablemitoğlu’nun kitabı çıkıyor. Büyük bir titizlikle hazırlandığı belli, ciddi bir çalışmanın ürünü ve inandırıcı?
Sayın Hablemitoğlu’nun kaynaklarına bakıyorsunuz, yine aynı, Aydınlık dergilerindeki Alman Vakıfları ile ilgili yazılar ve gazetelerdeki konuyla ilgili haberler...

Şimdi ortaya çıkan tabloya bir bakar mısınız? Eurogold, Normandy her ne ise, gibi çokuluslu; yıllardır ezilen ülkelerde, işbirlikçi hükümetler sayesinde, altın arama faaliyetleri yürütmüş, bu çıkardığı altınları yurtdışına çok cüzi komisyonlar karşılığında götürmüş, geriye ise tam bir doğa enkazı bırakmış bir şirket, onun Türkiye’deki yardakçıları, beslemeleri ulusalcı kanatta yer alıyorlar, Türkiye’nin menfaatlerini düşünüyorlar, yıllardır her eylemde ellerinden Türk bayraklarını düşürmeyen, "Bu Bir İkinci Kurtuluş Savaşı’dır", diyen, Emperyalist şirketi kovana kadar eyleme devam etme azmindeki, Bergama köylüleri, Alman emperyalizminin işbirlikçisi kanadında yer alıyorlar.

Bu tabloda bir çarpıklık yok mu? Bence durup bir kere düşünmekte yarar var.

Yıllardır Aydınlık dergisini düzenli olarak okurum. Sayın Hablemitoğlu’nun kitabında adı geçen yazıların tümünü okudum. Hatta daha ötesi yayına hazırlama sorumlusu olduğum S.O.S. Akdeniz Ağaçkakan dergisinde, bu yazıların bir kısmını alıntıladım, Alman Yeşilleri için "Alman emperyalizminin ön tekerleği" deyimini kullandım, konuyla ilgili kapaklar hazırladım. Peki ben niye Aydınlık dergisinde çıkan yazıları okuyunca, "Yahu acaba bu Bergama işinde Alman emperyalistlerin ekonomik çıkarları mı var?" diye düşünmedim.

Bu sorunun yanıtı aslında çok basit, ama insanlarımız unutuyorlar.

Sayın Hablemitoğlu kitabında Alman vakıflarının ve Alman yeşillerinin, örtülü faaliyet yürüten dernek vb’lerinin marifetlerini, çok güzel ortaya koymuş (Keşke kitap bu kadarla kalsaydı). Ancak sayın Hablemitoğlu, bu faaliyetlerle Bergama olayını birleştirirken iki temel tez ortaya koyuyor, ki kitabın inandırıcılığını da bunlar sağlıyor.

Birincisi Almanya’nın Türkiye’deki altın üretiminden ekonomik bakımdan zarar göreceği. Bunu dayandırdığı "Türkiye Altın Konsepti ve Bergama Operasyonunun Çerçevesi" başlıklı bölümde sözünü ettiği "Federal Alman İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Ocak 1990’da yayımlanan Türkiye’de Altın Konsepti başlıklı bir rapor (s. 71) .. Bu rapora dayanarak, Türkiye’nin altın yataklarının yabancı şirketlerce işletilmesi, Alman ekonomisine zarar verecektir, demektedir.

İkincisi, yine kitabında (s. 157) "Kısaca, ister Türk, ister yabancı sermaye, yer altı zenginliklerimizi ulusal ekonomiye kazandıracak her yatırım, işçimizin emeğini sömürmeyecekse, çevreyi kirletmeyecekse, vergisini kaçırmayacaksa, ülke ekonomisine katkı sağlayacaksa, saygıya değerdir" demekle, Eurogold/Normandy her ne ise, bu şirketin altın çıkarma faaliyetini "yer altı zenginliklerimizi ulusal ekonomiye kazandırmak" olarak ortaya koymaktadır.

Yani ne diyor sayın Hablemitoğlu, Eurogold/Normandy yeraltındaki altın madenini Türkiye ekonomisine kazandıracak, Alman ekonomisi de bundan zarar görecek, zaten Almanya dünyanın en çok altın stokuna sahip olan ülkesi, bundan zarar görmesinden daha doğal bir şey olamaz, o zaman Bergama’daki altın arama faaliyetine karşı çıkmayı örgütleyiniz, ey Alman örgütleri, ajanları, vb’leri?

Şimdi madde madde gidelim:

Sayın Hablemitoğlu’nun kitabında, yüzlerce dipnot var, her cümle, her rapor, her konuşma aktarılırken dipnotlanmış ve kaynak verilmiş. Sayfa 71’de yer alan, yukarıda aktardığım "Federal Alman İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanan Ocak 1990 tarihli rapor" un alıntılandığı kaynağa baktım. Sayfa 203?de 63. No?lu dipnot: Kaynak, sayın Hablemitoğlu’nun kendi kaleminden aktaralım: "Konseptin matbu nüshası ve çevirisi, İsveç’te yaşayan Prof, Dr. Metin Deliormanlı tarafından ülkemizdeki tüm ilgili birimlere gönderilmişse de, kontr-espiyonaj kapsamında?" ,diye devam ediyor, bu kadarcık. Bu kadar önemli, Ocak 1990?da hazırlanmış, biz daha henüz Aliağa Termik santralı projesine karşı eylemler yaparken, Bergama hiç mi hiç gündemde yokken, "Türkiye’deki altın aramayı ve üretmeyi baştan durdurmak için radikal çevreciliğin tüm söylem ve eylemleri yaşama geçirilecektir. Bu iş için FIAN görevlendirilmiştir,,, Heinrich Böll ve Gustav Stresemann vakıflarınca da her türlü lojistik destek faaliyeti yürütülecektir" diyen bir rapor, böyle mi ortaya konulur: Filanca profesörün, tüm ilgili birimlere gönderdiği sözcükleriyle.. Rapor nerede? Kapağı, içeriği, ben olsam kitabıma sadece bu raporu basardım, zaten başka söze bile gerek kalmazdı. Düşünebiliyor musunuz, Alman Yeşiller Partisi’nin en önemli isimlerinden Claudia Roth 1995 yılında İstanbul’da büro açmaya kalkıyor, H. Böll Vakfı daha Türkiye?de faaliyette değil, biz Ağaçkakan dergisinde "Evine dön Claudia! Annen seni bekliyor" diye kapak yapıyoruz. 1990’da Alman emperyalistleri karar veriyorlar, Bergama için harekete geçin diye.. Biz bu işe alet oluyoruz?. Böyle bir şey mümkün mü?

Ne diyordu, sayın Hablemitoğlu, yeraltı zenginliklerimizi ulusal ekonomimize kazandıracak yatırım: Bergama...

Bakalım Eurogold/Normandy ne kazandıracakmış ulusal ekonomimize! Bu kez unutkanlar için, Bilim ve Ütopya dergisinin Nisan 1997 tarihli, 34. sayısında yer alan Şükriye Hiçdönmez’in yazısından bir alıntı yapalım: "Bergama Ovacık Altın İşletmeleri Türkiye için ne yabancı sermaye, ne de yabancı yatırımdır. Ortada bir ortaklıkta yoktur. Eurogold AŞ yatırımından çok daha fazlasını altın olarak alıp götürecektir. Kurulacak tesislerden ister bırakılsın, isterse götürülsün, Türkiye’nin yararlanması mümkün değildir. Sadece altının üretilmesi aşamasında şirket tarafından kullanılacaktır. Ayrıca bir ihracat söz konusu değildir. Şirket kendi altınını yurtdışına götürecektir. Karşılığında bir bedel ödemesi söz konusu değildir. Yasalara göre devlet yüzde 10 maden fonu ve vergi kazancı olarak 13,5 milyar lira kazancı olacaktır. (?) Şirketin hesaplarında gelir ve kar görünmeyeceğinden devlet herhangi bir vergilendirme kesintisi ve fon kesintisi de yapamayacaktır. Devlet sadece çalışanlarının maaşlarından vergi kesebilecek ve bir ‘bordro mahkumu’ olacaktır. Sonuçta masrafları Türkiye ödeyecek, altınların sahibi ise Eurogold Madencilik AŞ olacaktır".

Başka türlü ve daha açık söylersek, Bergama’dan ya da ülkemizin başka bir yerinden çıkarılacak altınlar, altını çıkaracak şirketin malıdır. Üstelik bu altınlar, ülkemizde altın işleyecek bir rafineri bile olmadığından, "ham" halde yurtdışına çıkarılacak ve şirket tarafından, "şu kadar altın elde ettim, al komisyonunu" biçiminde bir alışverişe konu olacaktır. Yani Almanya’nın altın stoklarına karşı Türkiye’nin altın stokları... Yok böyle bir şey...

İşin ekolojik sonuçlarına hiç girmiyorum, çünkü bence konumuz bu değil. Sayın Hablemitoğlu’nun kitabında daha birçok iddia, "Bergama direnişinin yerel dinamikleri" gibi bölümler de var. Birsel Lemke Alman gizli servislerinin hizmetinde olsa ne olur, Senih Özay düzgün Türkçe konuşmasa ne olur? Ya da Sefa Taşkın ya da Oktay Konyar... Ya da filanca bilim adamı Almanların adamı olsa ne farkeder?

İşte şimdi meselenin can alıcı yerine geliyoruz: Bence sayın Hablemitoğlu’nun kitabı, Alman emperyalistlerinin faaliyetlerini ortaya koyuyormuş gibi yapıyorsa da, Bergama olayını salt ekonomik çıkara bağladığı için esas olan siyasi faaliyetini perdeliyor.

Bakın Hablemitoğlu’nun da alıntıladığı 21 Ocak 2001 tarihli Aydınlık dergisinde yayımlanan Argun Erbay’ın "Alman NGO’larının 2001 Türkiye Programı" başlıklı yazısı bu konuyu çok açık olarak ortaya koyuyor: Yürütülen esas olarak siyasi faaliyettir. Köylüler, kadınlar, diğer bütün "sivil hareketler".. siyasi amaçla el atılan kesimlerdir. Bergama’da Alman emperyalistlerinin ve onların örgütlerinin bir faaliyeti varsa, ki olması kuvvetle muhtemeldir, burada düşünülmesi gereken başka bir şey vardır. Emperyalist faaliyetler, halkın yüzde yüz haklı olduğu, hükümet edenlerin, gerek rüşvet, yiyicilik, gerekse, siyasi nedenlerle bu haklı taleplere karşı çıktığı, bu talepleri bastırmaya çalıştığı yerlerde daha kolay yürütülür. Halkın arasına daha kolay sızılır. Türkiye devletini çökertmek için "altın üretimine engel olmaya çalışmak" gibi baştan aşağı tutarsız bir iddiaya sarılmak yerine, gerçeği görelim. Köylüler Bergama’da haklıdır. Esas olarak ulusalcıların, bu ülkeyi sevenlerin bu köylülerin yanında yer alması gerekir. Hatta onlara öyle sahip çıkmalıdırlar ki, emperyalist ajanların faaliyetlerine zemin kalmasın...

Siz bu halkın haklı, sonuna kadar yurtsever, sonuna kadar ulusalcı taleplerine karşı çıkarsanız, sonra oturup da "yabancı ajanlar" Bergama?da "cirit atıyor" diye dert yanamazsınız. Gelin birlikte Bergama?ya gidip biz "cirit atalım" , emperyalist faaliyetleri birlikte engelleyelim.

Sayın Hablemitoğlu! Akkuyu nükleer santralı projesine karşı mücadele ederken de benzer sorunlarla karşılamıştık. Uluslararası örgütler, Alman vakıfları bu mücadeleye de sızmaya çalıştılar, kısmen başarılı oldular da, onlara karşı da orada bulunarak mücadele vermeye çalıştık. Ama bakın, sizin yaptığınızı o dönem aynen A. İlhan da yapmaya çalışmış ve bizleri, nükleer santral karşıtlarını neredeyse "vatan hainliği" ile suçlamaya kalkışmıştı. Hatta Cumhuriyet gazetesindeki köşesine, yine bir dönemler Aydınlık dergisinde açıklandığı gibi, yine bir emperyalist oyunun parçası olarak kurulmaya çalışılmış KASKA adlı bir örgütün, neredeyse kurucusu bir nükleerciyi konuk etmişti. Ama ne oldu biliyorsunuz değil mi, hükümet nükleer santral projesinden vazgeçti, derken Beyaz Enerji operasyonu başladı, bu işlerin kaç milyon dolarlar için yürütüldüğü açığa çıktı. Nükleer enerji ülke ekonomisine katkıdır diyenlerin, kaçar dolara alınıp satıldıklarını biz değil, fezlekeler yazdı... Biz sayın A. İlhan’dan bir özür yazısı bekledik, ama olsun.

Biliyor musunuz, aslında hazır Enerji Bakanlığı’ndaki yolsuzluklar mercek altına alınmışken, bir de Bergama dosyası açılsa... Eurogold bunca yıldır hangi siyasetçiye, hangi yerel yöneticiye, hangi muhtara, hangi yazılı ve görsel basına neler dağıtmış, bütün bu olanlar kaç dolar için yapılıyormuş, bir ortaya çıksa... Yoksa siz de sayın A. İlhan gibi mi yapacaksınız?


Anasayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1