Türkiye’nin Altın Rezervi Dünyada İkinci İmiş!
Tahir Öngür
Jeoloji Yüksek Mühendisi

İzmir İl İdare Mahkemesi, Başbakanlığın Normandy Şirketinin Bergama Ovacık Altın İşleme tesislerinin işletmeye alınması kararını bir kez daha durdurması üzerine kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye yönelik geniş kapsamlı bir kampanya başlatıldı.
    Altıncıların gözü bu kez pek kara. En sıradan gerçekleri ve bilimsel tanım ve terimleri alabildiğince çarpıtan, medyatik gösterilerle hedef saptıran ve gerçekleri anlaşılmaz kılmaya yönelen bir kampanya, bu. Bu kampanyada oldukça zengin ve renkli konular gündeme sürülüyor. Böyle durumlarda sık başvurulduğu gibi, konu ulusal sorunlarımızın çözümüne kadar vardırılıyor; ya da, insanı korumaya yönelik ve bütün dünyada saygı ile izlenen Bergama köylüsünün direnişi, bir yabancı ülkenin ülkemize altın satamayacağı için çıkarları bozulup gizli örgütleri ile para dağıtmasına bağlantılandırılmaya çalışılıyor.
    Bu yolda, altıncılar medyadaki haberleri kaynak gösteriyor, medyada etkiledikleri kalemler de onları. Körlerle şaşılar, birbirini ağırlıyor.
    Cephe daha da genişledi ve bu kez altıncıların savunucularının sözcülüğü iki milletvekiline kaldı. Onların çıkışlarını, TÜBİTAK Raporu’nun sorumlusu bir öğretim üyesi; yurtdışından zararlı atıkları getirip ülkemizde yakmak üzere kurulmuş bir şirketin yöneticisi olan bir başka bilim insanı (!) ve hem öğretim üyesi ve hem de bir mühendisler odası başkanı olan bir başka bilim insanı, bazı köşe yazarları, zordaki bazı TV’lerin özel haber editörleri ve tartışma programı yöneticileri paylaşıyor.
    Bu kez kullanılan gereç te çeşitlendi ve zenginleşti. Bu kez bir bilimsel araştırma raporu denerek ilginç bir bildiri, anlatımları bin bir biçime sokularak kullanılıyor.
    Öykü Ocak 2001’de başladı. 3 Ocak 2001’de akşam Gazetesi “Taşımız toprağımız altın” başlığı ile “Türkiye'nin jeolojik yapısının altının oluşumu için son derece elverişli olduğu belirtilirken, günümüzde ortaya konulmuş olan işletilebilir altın rezervinin çok üstünde bir rezervin yeraltında yattığı iddia ediliyor. Türkiye'nin altın potansiyelinin belirlenmesi için yapılan MTA ve DPT raporlarına dayanan bir araştırmanın sonucunda tahmini altın potansiyelimizin 6 bin 500 tona kadar çıkabileceği belirtiliyor. Türkiye'de arama çalışmaları arttıkça yeni altın rezervleri bulunuyor. Potansiyelin değerlendirildiği taktirde bugünkü fiyatlarla değerinin, 70 milyar doları bulduğu ve ülke ekonomisine ise 300 milyar dolar katma değer yaratacağı ifade ediliyor. İşletilebilirliği söz konusu olan yatakların toplam altın rezervi 240 ton iken, günümüzde işletilmesi için hazırlıkları sürdürülen altın yataklarının toplam rezervinin ise 215 ton olduğu belirtiliyor. Yetkililer, aramaların sürdürülmesi halinde 5 yıl sonra Türkiye'nin işletilebilir altın rezervinin 1000 ton metal altın rezervinin üzerine çıkacağını vurguluyor. Öte yandan, Türkiye altın potansiyelinin ortaya konulabilmesi için 8 milyar dolar arama yatırımı ve 12 milyar dolar işletme yatırımı yapılması gerektiği bildirildi.” haberini veriyor idi.
    6 Ocak 2001’de, yine aynı gazete MTA’nın Manisa’da belirlediği maden zenginliklerimizin arasında, Salihli ve Kaletepe çevresindeki “81 bin metreküp” (???) altından da söz ediyordu.
    Oysa daha önce 21 Şubat 2000’deki bir haberde ise “Selçuk Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Temur tarafından gerçekleştirilen 'Türkiye'de ve Dünyada Maden Rezervleri' konulu araştırmaya göre, Türkiye'de stratejik madenlerin başında gelen 10 ton uranyumla, 100 ton altın topraktan çıkarılmayı bekliyor. “ deniyordu.
    Yine oysa ki, Hürriyet 17 Ekim 2000’de “Maden Tetkik Ve Arama (MTA) Türkiye'de halihazırda işletilebilir 250-300 ton altın rezervi olduğunu bildirdi“ diyordu.
    Ancak, bu haberler o zaman, son günlerdeki kadar yankı bulmadı, kullanılmadı.
    Ne var ki, Normandy aleyhine gelişen hukuksal süreç bu iddiaları yeniden haber yaptı.
    Bu kez 30 Haziran 2001 ve izleyen günlerde yazılı ve sözlü basında da, internet basınında da yeni bir haber dillendirildi. Uzun bir alıntıyı saldırgan liberal “Habertürk” Sitesi’nden yapalım :
    “UYDULARA GÖRE DÜNYADA İKİNCİ BÜYÜK ALTIN REZERVİNE SAHİP ÜLKEYİZ. ANCAK TÜRKİYE 400 MİLYAR DOLAR DEĞER BİÇİLEN BU REZERVDEN HİÇ ÜRETİM YAPMIYOR!! EKONOMİK KRİZDEN ÇIKIŞ İÇİN KALICI ALTERNATİF KAYNAKLAR ARAYAN HÜKÜMETİN ÜZERİNDE DURDUĞU PROJELERDEN BİRİ DE TÜRKİYE'DEKİ ALTIN REZERVİNİ EKONOMİYE KAZANDIRMAK!!
    Ecevit'e sunulan raporlara göre Türkiye, dünyanın ikinci büyük altın rezervi. Ancak buna rağmen Almanya'dan yılda 800 milyon dolarlık altın ithal ediyoruz. Almanya'nın bu nedenle altın üretmemize karşı olduğunu söyleyen DSP'li Al ve Özgöbek, Bergamalılar'ı Alman FİAN Vakfı'nın örgütlediğini ileri sürüyor
    Ekonomik krizden çıkış için kalıcı alternatif kaynaklar arayan hükümetin üzerinde durduğu projelerden biri de Türkiye'deki altın rezervini ekonomiye kazandırmak. Başbakan Bülent Ecevit, bu konuda kendisine sunulan "altın projesi"nin Türkiye'yi sağlam ve kalıcı bir ekonomik kaynağa kavuşturacağı düşüncesinde. Ancak, İzmir 1. İdare Mahkemesi'nin Bergama altın işletmesi için verdiği iptal kararı, bu alandaki mevcut ve muhtemel girişimleri riske sokmuş durumda. Kesin karar, Danıştay tarafından verilecek. Birinci Güney Afrika Hukuki alandaki çalışmalar sürerken, Ankara'da bir yandan da Türkiye'nin altın rezerviyle ilgili projelendirmeler de yürütülüyor. MTA ve ODTÜ'nün araştırmalarının yanı sıra DSP milletvekilleri Erol Al ve Hasan Özgöbek'in çalışmaları da Başbakan Ecevit'e sunulmuş durumda. Başbakan Ecevit'e sunulan bilgilere göre Türkiye, dünyada Güney Afrika'dan sonra ikinci en büyük altın rezervine sahip ülke. Dünyada saptanan 43 bin ton altın rezervinin 20 bin tonuna sahip olan Güney Afrika birinci sırada yer alırken, 6 bin 500 tonla Türkiye ikinci, 4 bin 770 tonla da ABD üçüncü sırada bulunuyor.
    ABD 340 ton üretiyor En büyük rezerve sahip Güney Afrika yılda 447 ton, üçüncü sıradaki ABD 340 ton, dördüncü sıradaki Kanada 158 ton, beşinci sıradaki Avustralya 300 ton altın üretirken, ikinci büyük rezerve sahip Türkiye hiç altın üretmiyor. Başbakan Ecevit'e sunulan bilimsel raporlara göre Türkiye, altın rezervini bir ekonomik kurtuluş projesi olarak değerlendirebilir. Yapılan hesaplara göre Türkiye'nin altın rezervinin asgari değeri 400 milyar dolar. Türkiye işletmeye geçtiği takdirde yılda 15 milyar dolar ihraç geliri elde edebilir. Bu rakam daha yükselebilir. Ayrıca dünyanın ziynet üretimi ve ihracında ikinci sırada bulunan Türkiye, altın ithalatına ödediği kaynağı da tasarruf edebilir. Uzaydan yapılan saptamalara göre Türkiye'de 580 noktada altın rezervi bulunuyor. Bütün dünyada 553 altın madeni ocağı bulunduğu düşünülürse Türkiye'deki rezervler için açılacak maden ocaklarının sayısı dünyadaki toplamı aşıyor. Bu rezerv noktalarının üretime açılması halinde 25 bin kişiye iş olanağı yaratılacağı saptanmış durumda. Almanlar kızıştırıyor Yine Başbakan'a sunulan bilgiler arasında dikkati çeken bir yön de sivil toplum kuruluşlarının Bergama'da altın işletmesinin açılmasına karşı yürüttükleri ünlü kampanya. Siyanürle altın üretimine karşı geliştirilen, insan sağlığı ve çevre temizliği ekseninde yürütülen bu kampanyanın Alman Fiyan Vakfı tarafından desteklendiği saptaması var. Türkiye'nin altın üretimine karşı kampanyaları Alman kuruluşların desteklemesinin nedeni olarak Almanya'nın her yıl Türkiye'ye 800 milyon dolar tutarında altın ihraç etmesi gösteriliyor. Dünyada ikinci sırada ziynet eşyası üreticisi konumundaki Türkiye'nin kuyumculuk sektörünün bütünüyle ithal altına dayandığına dikkat çekiliyor. Siyanür ayrıştırılıyor Dünyanın ikinci büyük altın rezervine sahip olan Türkiye'nin üretime geçmesi halinde dünya altın piyasasında çok büyük bir yere sahip olacağı ve ekonomiye sürekli bir alternatif kaynak yaratmış olacağını vurgulayan DSP milletvekilleri Erol Al ve Hasan Özgöbek'in siyanürle ilgili olarak verdikleri bilgi de şöyle: - Dünyanın 553 işletmesinde de siyanür kullanılıyor. Siyanür, çıkarılan madendeki altın ve gümüşün diğer madenlerden ayrılması için kullanılıyor. Maden, siyanür tanklarına konuluyor ve orada sıvılaşıyor. Sonra sıvı karbon süzgeçlerden geçiriliyor. O sıvının içindeki altın ve gümüş karbona tutunuyor. Diğer maddeler ise atık havuzuna gidiyor. Atık havuzuna giden kısımdaki siyanür de kimyasal işlemle azot ve hidrojene ayrışıyor. Atık suda içme suyundaki gibi 0.01 miligram siyanür kalıyor ki, bu tutar insanın normal besin maddelerinden aldığı siyanürün bile altında kalıyor. 'O havuzda yüzerim' Hatta Erol Al, siyanürle altın üretiminin insan sağlığına ve çevreye zararsız olduğunu kanıtlamak için Bergama'da atık havuzunda yüzebileceğini belirtiyor. Türkiye'nin altın rezerviyle ve ekonomiye sağlayacağı kalıcı katkıyla ilgili olarak Başbakan'a sunulan rapor ve projeler, üzerinde durulmaya değer nitelikte görünüyor. Ayrıca, altın üretimine karşı yürütülen sivil toplum kampanyasının amacı ve destek kaynaklarının da üzerinde durulmasının yararlı olacağı anlaşılıyor. Ankara, altın konusunu mercek altına almalı...“
    Haber aynı idi; ama, bu kez oldukça farklı terimlerle oldukça iddialı tezler ileri sürülüyordu. Ülkede bıçak kemiğe dayanmışken, yüreklere bir su serpiliyor ve altıncıların önüne çıkanların yurtseverlikleri sorgulanmaya yöneliniyordu. Bu kez haberin medyada yankı bulması için de çaba gösterdi. Aynı tezler, daha çarpıtılmış anlatımlarla TGRT’nin bir Ana Haber bülteninde bir “Özel Haber”de sunuldu. Bazı köşe yazarları bu işe gönül verip artık altıncıların önünde bir engel kalmaması gerektiğini bize anlatmaya çalıştı. Bazıları da, örneğin Akşam’da Emin Pazarcı (03.07.2001’de) ya da Habertürk’te Güler Kömürcü, tartışmanın iki yanındakilerin de hatalı olduğunu; konunun siyanür kirliliği sorunu olmadığını; aslında yabancı işletmecinin işletme kazancından ülkemize birşey bırakmayacağı için sömürüleceğimiz ve doğal kaynaklarımızın boşa tüketileceğini ileri sürüp özgünlüklerini gösterme olanağı buldular.
    2 Temmuz 2001’de Türkiye Gazetesi’nde çıkan açıklamada, “Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Güven Önal, Türkiye’nin maden kaynaklarını üretime geçirmesiyle 10 yıl sonra 11 milyar, 20 yıl sonunda da 34 milyar dolar yıllık gelir sağlayabileceğini bildirdi. Türkiye’nin yeraltındaki zenginliklerinin farkına varamadığını ifade eden Prof. Dr. Önal, “Hazırladığımız Madencilik Stratejisi Raporu’na göre, maden kaynaklarının üretimi sonunda Türkiye’nin, 10 yıl sonra 11 milyar, 20 yıl sonunda da 34 milyar dolar düzeyinde yıllık gelir sağlayacağı hesaplanmaktadır. Madencilik kırsal kesimde yapıldığından iç göç önlenecek, ayrıca diğer sektörleri de harekete geçireceğinden elde edilen katma değer daha çok yüksek olacaktır” dedi.
    Görüldüğü gibi, yılbaşında, MTA ve DPT raporlarına dayanılarak tahmini altın potansiyelimizin 6 bin 500 tona kadar çıkabileceğinden söz edilip potansiyel değerlendirilirse bugünkü fiyatlarla 70 milyar dolar altın çıkarılabileceği ve ülke ekonomisine 300 milyar dolar katma değer yaratılacağından söz edilip işletilebilir toplam altın rezervi 240 olarak dile getirilirken; Haziran ayı sonunda uydulardan belirlendiği ve DSP milletvekilleri Erol Al ve Hasan Özgöbek'in çalışmalarıyla Başbakan Ecevit'e sunulmuş bilgilere göre Türkiye, dünyada Güney Afrika'dan sonra ikinci en büyük altın rezervine sahip ülke olmuş, dünyada saptanan 43 bin ton altın rezervinin 20 bin tonuna sahip olan Güney Afrika’dan sonra Türkiye 6 bin 500 tonla ikinci sıraya yükseltilmiş, Türkiye’nin altın rezervini bir ekonomik kurtuluş projesi olarak değerlendirebileceği ve Türkiye'nin altın rezervinin asgari değerinin 400 milyar dolar olduğu noktasına gelmişiz.
    Bu arada ne mi olmuş? İzmir İl İdare Mahkemesi Ovacık’taki altın işletme iznine yürütmeyi durdurma kararı vermiş.
    Neyse ki, öykünün aslını, birinci ağızdan anlatımını Temmuz başında Kanal 6 TV’nda yapılan ve Uşak Milletvekili ve konuya bir yönünden ilgi gösteren bazı akademisyenlerin katıldığı tek yönlü bir tartışma programından öğrenebildik.
    Bir kere, öyle uydu fotoğraflarından bir rezerv belirleme olmadığı anlaşıldı. Çarpıtmalar bir yana, haberin kaynağı 1999 yılında “52. Türkiye Jeoloji Kurultayı”na sunulan bir bildiri metni. Kurultay Bildiriler Kitabı’nın 137-142. sayfalarında yayımlanmış. Erler ve Oygür’ün bu yayını “Türkiye Altın Potansiyelinin Tahmini” başlığını taşıyor. Daha başlığında, okuyanı uyaran iki terim var: Potansiyel ve Tahmin.

Erler ve Oygür Ne Demişti?

Yukarıda uzun uzun alıntılanan haber ve yorumları doğru anlayabilmek, konunun nereden nereye getirildiğini algılayabilmek için bu yayını iyi okumak gerekli. Yazarlardan ilki ne yazık ki erken yitirdiğimiz bir bilim insanı, Ayhan Erler. Erler, maden jeolojisinde ülkemizin gerçekten üst düzeyde ve az sayıdaki uzmanından biri idi. Bu arada altın yatakları üzerine de zengin bir birikiminin olduğu biliniyordu. Anılan bildiri sunulduğunda ne yazık ki kendisi yaşamıyordu. İkinci yazar, Oygür de MTA’nın yetiştirdiği ve yine maden jeolojisinde ciddi birikimi olan eski bir demokrat. Şimdi, Normandy firmasının bir müdürü; bildiri sunulduğunda da öyle idi (elbette o zaman Eurogold’da müdürdü).
    Yazarlar, bildiride ülkemizin bilinen ve envanteri yapılmış toplam altın rezervinin 225 ton olduğunu belirterek başladıkları sunuşlarında temel jeoloji ve maden jeolojisi verilerini kullanarak Türkiye’nin altın potansiyelini tahmin etmek üzere bazı önerilerde bulunuyorlar. Evet, Türkiye’nin altın rezervini değil, altın potansiyelini; ve hesaplamayı değil, tahmin etmeyi deniyorlar.
    Yaptıkları, dünyada bu konuda önerilmiş 5 değişik modeli, bir kaç değişkene farklı değerler atayarak ve Türkiye ile benzerlikler buldukları ABD Kaliforniya ve Nevada’yı kıyaslayarak modellemek ve bu benzerliklere göre ülkemizde ne kadar altın potansiyeli olabileceğini tahmin etmek.
    Kullandıkları terimler dürüst ve açık. Kasıtlarını aşacak şekilde anlaşılmaya yatkın hiç bir şey söylemiyorlar. 9 ayrı yaklaşımla, potansiyel tahmini yapıyor ve 1730 ton ile 6490 ton arasında değişen 9 ayrı tahmin yapıyorlar. “Altın potansiyeli değerlerinin ortalaması 3649 ton, standart sapması ise 1451 tondur.” diyen yazarlar, arama ve işletmeler geliştikçe bu tahminlerin daha duyarlı olabileceğini not ediyorlar.
    Açık bir biçimde görülüyor ki, bütün spekülasyonlara kaynak olan metinde rezervden söz edilmiyor. Daha doğrusu söz ediliyor ve 225 ton olduğu söyleniyor. Yine bu yazıda, Türkiye’nin altın potansiyeli 6500 tondur da denmiyor. 1730-6490 ton arasında tahminler yapılıyor, ortalama değer 3649 ton olarak belirtiliyor. Yazıda bu miktardan ne kadarının işletilebileceği (hatta ne kadarının bulunabileceği) ve ülkemizin bundan ne kadar yararlanabileceğine yönelik hiç bir anlatım yok. ODTÜ’lü bilim insanı ile Eurogold’un müdürünün yazılı metninde, yukarıdaki spekülasyonlara malzeme olabilecek hiç bir sav yok. Bu konu çok açık. Yanlış anlamaya neden olabilecek hiç bir bulanıklık da yok.
    Ancak, yazıdaki yaklaşımın bu şekilde kötüye kullanılmasına yazarlardan yaşamını sürdüreni en küçük bir tepkisi duyulmadı. Erler’i yitirmiş olmamızın acı bir yönü.

6500 Ton Altın Kaç Para Eder

Yukarıda açıklandığı gibi Erler ve Oygür’ün yazılarında sergilenen yaklaşım ve vardıkları sonucun çarpıtılmasının, değişik biçimlerde yapıldığını görmekteyiz.
    Potansiyel değeri, rezerv olarak; tahmini değerler gerçek sonuçlar olarak; 1730 ton ile 6490 ton arasında saçılmış tahmin değerleri 6500 ton olarak çarpıtıldığı gibi bunun pazar değeri de çarpıtılıyor. İlk haberlerde doğru biçimde bildirildiği gibi 6500 ton altının pazar değeri, 300 USD/ons birim fiyattan (şimdi 268 USD/ons) yaklaşık 63 milyar dolar dolayında iken, Ocak 2001’de bunun katma değeri olarak bildirilen 300 milyar dolar; Temmuz’a gelindiğinde bu altın kaynağının asgari değeri deyişi ile 400 milyar dolara yükseltiliyor.
    Buna sayın Başbakanımız inanmıştır, hiç kuşkusuz. Biz de inanalım mı?
Bu çarpık mantığın sınırları içinde bile, ortalama potansiyel tahmini değeri olan 3649 ton ve 268 USD/ons değerlerini kullanarak, bu kadar altınımız olsa, maloluşunu bir yana bırakın, ancak 31,5 milyar dolara satabileceğimizi görmemek için Uşak Milletvekili olmak gerekli anlaşılan. Hele, yukarıda Kömürcü ve Pazarcı’nın değinilen köşe yazılarında işaret edildiği gibi bu satış değerinin olsun olsun %15’inin ülkemize kalacağı göz önüne alındığında da, kazancımızın (? dikkat ?) 4,7 milyar dolardan çok olmayacağı ortaya çıkıyor.
    Bütün bu hesaplar, Erler ve Oygür’ün tahmin ettikleri altın potansiyeli aranır ve bulunur, öngörü doğru çıkar da bu miktar altın kaynağı olarak belirlenir, işletme ve işleme maloluşları ile dünya pazarındaki fiyatlar uygun olur da bu miktar, rezerv niteliği kazanırsa ortaya çıkacak olan olası kazanç.
    Bu paragrafta kullanılan terimler gündelik dile ilişkin değil. Özenle üzerinde durulması gereken terimler, bu “potansiyel”, “kaynak” ve “rezerv” terimleri ve bunları niteleyen öteki alt terimler. Bir de bu konuya bakalım.

Rezerv Nedir?

Kanal 6 TV’deki tartışma programına katılanlardan biri, hem Maden Mühendisleri Odası Başkanı ve hem de ODTÜ Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı olan sayın Prof Dr Tevfik Güyagüler idi. Oldukça suskun ve mahcup bir şekilde oturduğu uzun program boyunca, toplantıya iki kez kısa katkılarda bulundu ve madenciliğe karşı çıkılmaması; ancak, hukuka saygı gösterilmesi gerektiğini söylemekle yetindi. Ancak, ne yazık ki maden mühendisliği kavramlarının görmesi gereken saygıya sahip çıkmadı ve toplantı boyunca altın potansiyeli tahmininden altın rezervi diye söz edilmesine karşı çıkıp, bu alandaki bilimsel ve teknik terimleri açıklayarak izleyenleri aydınlatmadı. Oysa, bu konuda söylenmesi gereken önemli şeyler var. Sayın başkan açıklasa daha iyi olurdu ama, biz yine kendi başımıza iş görmeyip, örneğin Uşak Milletvekili’nin yöresinde altın işletmeye hazırlanan Avustralyalı Eldorado Firmasının ya da Artvin’de altın işletmek için uğraşan Kanadalı Cominco firmalarının web sayfalarındaki , uluslararası sınıflama terimlerinin tanımlarını aktarmaya çalışalım.
    Öncelikle söylenmesi gereken, uluslararası ortamda altın yataklarına değer biçilirken bizim altıncıların “tahmin edilmiş potansiyel”ine denk düşen bir kategori ve terimin olmadığı.
    Olan terimler ise, “kaynak” (resource) ve “rezerv”(reserve).
Kaynak, bir cevher mineralinin bir yatağın ekonomik değeri olabilecek şekilde yoğunlaştığı, nicelik, tenör, biçim, yoğunluk ve fiziksel özellikleri yeterli arama ve değerlendirme yöntem ve teknikleri ile belirlenmiş ve ekonomik ve teknik parametrelerin uygulanabileceği olgulara verilen ad. Kaynağın, bütünü ile ortaya çıkarılmış ve özellikleri belirlenmiş kesimine “Görünür Kaynak” (measured resource); yayılım ve özellikleri genel olarak belirlenmiş kesimine “Olası Kaynak” (Indicated resource); ve az-çok ortaya çıkarılanlara da “Olabilir Kaynak” (Inferred resource)* denmekte.
    Rezerv ise,cevher kaynağının işletme koşulları ve o günün pazar koşulları açısından ekonomik olarak işletilebilir kesimine verilen ad. Rezerv’in de “Kanıtlanmış”(proven) ve “Olası” (probable) terimleri ile anlatılan iki sınıfı var. İlki, bütününün varolan fiyat ve maloluş koşullarında ekonomik olarak işletilebileceği kanıtlanmış olan rezervler için; ikincisi de, bütünü ya da bir bölümünün bu şekilde ekonomik olarak işletilebileceği umudu bulunan rezervler için kullanılıyor.
    Örneğin, Cominco Artvin Kafkasör Cerattepe’deki yatak için
    5400 ton Olası Kaynak
    6700 ton Olası Rezerv
    bildiriyor, web sayfasında.
    Eldorado (ülkemizde, devraldığı ve bir Güney Afrika altın şirketini de %37 ortak ettiği Tüprag adı ile çalışıyor) da   
    Türkiye’deki varlıklarını,
    İzmir Efemçukuru’nda Görünür ve Olası Kaynak olarak 26,6 ton
    Olabilir Kaynak olarak 7,9 ton
    Kanıtlanmış ve Olası Rezerv olarak 24,3 ton
    Uşak Kışladağ’da Görünür Kaynak olarak 12,4 ton
    Olası Kaynak olarak 137,8 ton
    Olabilir Kaynak olarak 56,6 ton
    Eskişehir Kaymaz’da Görünür ve Olası Kaynak olarak 6,8 ton
    Havran Küçükdere’de Görünür ve Olası Kaynak olarak 8,2 ton
    Olabilir Kaynak olarak 0,9 ton
    bildiriyor. Efemçukuru yatağı dünya pazarlarındaki fiyatlar ve alınması gereken çevre koruma önlemleri nedeni ile yerinde işletilebilir görünmüyor ve ancak, yarı işlenmiş cevher Kışladağ’a taşınabilir ise rezerv niteliği kazanacak. Kışladağ’ın fizibilitesi bu sıralarda hazırlanıyor ve şirket, bundan sonra rezerv niteliği kazanacağından çok umutlu.

Ülkemizde Altın Arama ve İşletmesinin Neresindeyiz?

Örnek ve kaynakları zenginleştirmek olanaklı. Ama, sözü çok uzatmadan söylenebilecek olan şey, Türkiye’nin 6500 ton altın rezervi olmadığı ve dünyada bu açıdan ikinci durumda değil sonlarda olduğu. Dünyadaki yaklaşık 48.000 ton’luk altın rezervi, yukarıda verilen tanımlamalar açısından rezerv. Bizde ise, farklı şekillerde söylense ve bir bölümü henüz rezerv olarak nitelenebilecek denli geliştirilmiş olmasa da 250-300 ton’u bulmayan bir rezervimiz var. Dünya rezervinin % 0,58’ine sahibiz. Artabilir belki; ama, bundan medet ummanın IMF’den medet ummaktan daha gerçekçi olmadığı açık.
    Rezervimiz Çok mu?
    Bu rezerv çok mu? Kim buna evet diyebilir ki? Bunun tümünü bir günde çıkarıp satsanız, satış geliri 2 milyar 150 milyon dolar tutar. Ülkeye kalsa kalsa 325 milyon dolar kalır. Dünyada altın üreten ülkelerde ortalama olarak her yıl rezervin % 5 kadarı üretiliyor (USGS, 2001). Buna göre, öngörülen üretimin 20 yıl gibi ortalama bir sürede gerçekleşebileceği göz önüne alındığında da yıllık katkının 15-17 milyon doları aşmayacağı açık.

İyi ki Altın’ımız Çok Değil

Bu bile kârdır diyen olabilir. Ama, durup düşünülmesi gerekenler bitmedi ki.
    Madem ki, altın potansiyeli farklı modellerle tahmin edilebiliyor ve bu kadar da ilgi görüyor; gelin bir başka modelle bunun çevreye ve ekonomiye yükünü de “tahmin” edelim.
    Bunu, bir şekilde Prof Duman denedi : “Türkiye’de (çokuluslu şirket beyanlarına göre) mevcut altın rezervi 6500 tona varmaktadır. Bugünkü satış fiyatından 58,5 milyar dolar eden bu göz kamaştırıcı zenginliğe ulaşmak için yılda 650 ton altın üretilmesi gerekecektir. Çünkü bir altın madeninin ortalama ömrü 10 yıldır; yıllık üretimi ise yaklaşık 1 tondur. Bunun bir başka anlamı da, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde altın tesisleri ve atık barajlarıyla birlikte herbiri ortalama 100 hektar büyüklüğünde 650 adet siyanür yarası açılacağıdır. … Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu topraklarında üretilmiş maden zenginleştirme atıklarının toplam miktarı yaklaşık 26 milyon tondur. Türkiye “altın çağı”na girmeye karar verdiğinde sadece 1 yıl içinde üretilecek zararlı-zehirli kimyasal atık miktarı ise 160 milyon tondur. Ve 10 yıl sonra elimizde kalacak olan kimyasal atık miktarı, asitlenmiş dekapaj toprağıyla birlikte, yaklaşık 2 milyar tondur. Bu atığın Türkiye’deki çevre yasalarına uygun olarak nihai uzaklaştırılması için gereken harcama 1,4 trilyon USD’dir.”
    Bu uyarı çok önemli. Ayrıntısına girilmeli.
    Altın madenciliğinin sonunda inanılamayacak miktarlarda atık oluşuyor. Bunlar gereğince denetim altına alınamadığından ötürü de asitli su akıntıları ve zehirli kimyasallar çevreyi kirletiyor. Bu etki yüzyıllar sürebiliyor. Örneğin 19. Yüzyılda işletilmeye başlanmış olan Kaliforniya Iron Mountain Madenindeki asit maden drenajının 3000 yıl sürebileceği öngörülüyor. Montana’daki Berkeley açık ocağına, kapandığı 1983 yılından bu yana asitkli su dolması sürüyor. Madencilik ve zenginleştirmede kullanılan siyanür, kireç, peroksit, azot ve fosfor, sülfürik ve hidroklorik asitler, fuel oil, kerosen ve sayısız kimyasal madde de çevreyi tehdit ediyor.
Bunların çevreye etkilerinin giderilmesi ya da denetim altına alınması için yoğun önlemler alınması gerekiyor. ABD’nde buna karşı işletmecilerden kapanış sırasında alınacak önlemlerin planlanması ve buna karşılık çeşitli teminatlar verilmesi isteniyor. Ancak, alınan teminatların yetersiz kaldığı konusunda da yaygın örnekler veriliyor. Montana’da birçok kez çevreyi kirlettikten sonra iflasını ilan eden Zortman-Landusky Madeni oldukça ünlü. Maden kapandığında teminatlar 8.5 milyon dolar eksikti. Daha sonra kamu örgütlerinin yaptığı hesaplara göre madeninin temizlenmesi için 30 milyon dolar gerektiği hesaplanmıştı. Yakın zamanda yapılan yeni bir temizleme planının maliyeti ise 120 milyon dolar. Idaho’da Stibnite Altın Madeni terkedildiğinde de işletmeci The Dakota Mining’in 800,000 USD’lık teminatı devlete aktarıldı; ancak, şimdi temizlik için milyonlarca dolar gerekeceği belli oldu. Colorado’da Summitville Altın Madeni’ni işeten Kanada’lı Galactic Resources iflasını ilan edince yalnızca 4.7 milyon dolar teminatına el konulabildi; ama, şimdi EPA bu sahanın temizlenmesinin 120 milyon dolara mal olacağını hesaplıyor.
    ABD’nin madencilik yapılan 32 eyaletinde, çevre sorunu yaratan binlerce terkedilmiş maden bulunduğu biliniyor. Bunların sayısını, Mineral Policy Center 557,650 olarak kestirirken, EPA 200,000 dolayında öngörüyor. Genel Hesap Ofisine göre, bu sahalarda 50 milyar ton maden atığı var . 14,400 sahanın asit maden drenajından etkilenmiş olan 5,000 millik akarsu yatağını ve yüzey sularını korumak üzere ciddi uğraşları gerektirdiği belirtiliyor. Orman Dairesi alanlarında yer alan 1700 sahanın standartlara uygun, 4200 sahanın ise çevreyi tehdit eder nitelikte olduğu bildiriliyor.
    Bu sahaların kamu eli ile iyileştirilebilmesi için Arazi Yönetimi Bürosu’na göre 4-35 milyar dolar; Mineral Policy Center’a göre ise 33-72 milyar dolar harcama yapılması gerekiyor. USEPA’nın, “daha önce madencilik yapılmış yerlerin belirlenmesi ve iyileştirilmesi için onyıllar ve milyarlarca dolar harcanması gerekli” tesbiti uyarıcı.
    Erler ve Oygür’ün Türkiye ile koşutluklar kurduğu iki ABD eyaletinden Kaliforniya’da 13 büyük altın ve gümüş işletmesi olduğu, bunların kapanış sırasındaki temizlikler karşılığında 34 milyon dolar teminat verdiği; ancak, bu madenlerin terkedilmesi durumunda vergi ödeyenlerin 17-68 milyon dolar arasında değişecek şekilde kayba uğrayacakları öngörülüyor. Nevada eyaletinde ise, çalışan 73 büyük sert kaya madencilik işletmesinin 70’inin altın-gümüş madeni olduğu; bunlardan 52’si çalışırken 17’sinin çalışmalarını ya durdurduğu ya da kapatıldığı; bunlardan 438 milyon dolar teminat alındığı; ancak, Nevada eyaletinin yalnızca alınan teminatların önemli bölümü şirketlerin kendi kağıtlarından oluştuğu için 360 milyon dolar, olası giderlerin eksik hesaplanmasından ötürü de 96-480 milyon dolar arasında hesaplanan miktarda kayba uğrayacağı belirtiliyor. National Wildlife Federation’un hazırlattığı bir çalışmaya göre batı ABD’de büyük madencilik işletmelerinin zarar verdikleri araziler 100 ile 10,000 dönüm arasında alana sahip ve kapanıştaki temizleme giderleri koşullara göre dönüm başına 1,000 USD’den az ile 20,000 USD arasında değişiyor. Bütün batı eyaletleri göz önüne alındığında karşılığı teminat altına alınmamış temizleme maliyetinin toplam maloluşu 254-1,037 milyon USD arasında hesaplanıyor.
    Kanada’daki terkedilmiş maden sayısının 10,000’den çok olduğu, ancak kesin sayının bilinmediği belirtiliyor. İşletmecilerden, kapanış sırasında alınacak önlemlere ilişkin olarak bir takım teminatlar alınıyor olsa da, bunun yetersiz kaldığı belirtiliyor. Örneğin, Yukon eyaletindeki Nansen Dağı Madeni için alınan teminat 225,000 USD iken iyileştirmenin şimdiki maliyetinin 6 milyon dolara ulaştığı ve yıllık bakım gideri olan 2 milyon doların da buna ekleneceği bildiriliyor. Bunun gibi, NWT ve Yukon eyaletlerindeki Giant ve Faro madenlerinde olduğu gibi iflaslarla terkedilen madenlerin terkedilmesi ile devletin yüzlerce milyon dolarlık temizleme yükü altında kalmış oluşu da başka bir sorun .
    Bizde, hele yabancı altıncılardan nakdi teminat alınabileceğini düşünüyormusunuz? Uşak milletvekili bu konuda da bir çalışma yapsa da medyanın ilgisini çekse ne iyi olur. Bunu bile yapamayan bir ülkede de, hangi maden işletmesi normal yollarla ve temizlenip gereğince düzeltilerek kapatılır. Ülkemizde yapılacak her bir altın işletmesinin çevreye vereceği zararların önlenmesi için devletin elini cebine atmasının kaçınılmaz olacağı bir gerçek.
    EPA’nın yaptığı bir çalışmaya göre, ABD’nde çalışan 201 altın madeninden %90’ını oluşturan açık işletmelerde, 1992 yılında 540.661.000 ton ve 1998 yılında 553.000.000 ton malzeme kazılmış(bunun 160.000.000 tonu cevher, kalanı pasa) ve 5.250.000 ons (yaklaşık 162,8 ton) satılabilir metal altın elde edilmiş. Oran, yaklaşık 3,5 milyonda bir, gibi. US DOI Bureau of Mines’a göre oran 682.000’e 1. Yani 682.000 ton kaya kazıp 1 ton maden elde ediyorsunuz. Bizimle kıyaslarsak, 6.500 ton altın elde edebilmek için 22 trilyon 750 milyar ton kazı gereci çevreye yığılacak demektir. Ya da, Erler ve Oygür’ün ortalama tahmini doğru çıkarsa işletme ömrü süresince çıkacak pasa 9 trilyon ton dolayında olacak. 50m yükseklikte yığsanız 71 km2 alan kaplanacak.
    Nevada’da üç düzine kadar dev çukur kalacak altın madenlerinden geriye. Bunların 5-6 km uzunluğu, 2 km genişliği ve yarım km’den büyük derinliği olacak.
    Hesaplara göre, işletmede kazılarak çıkarılan gerecin %71’I pasa olarak atılıyor. Bunlar asit maden drenajı ve ağır metal kirlenmesinin yanında toz yayılması sakıncası da yaratıyor.
    Geri kalan önemli hacimdeki cevherin içindeki metal alındıktan sonra da bu öğütülmüş ve kimyasallarla işlenmiş gereç atık barajlarında biriktiriliyor. Bunların boyutları da çok değişken : örneğin, Montana’daki Golden Sunlight Madenindeki 450 dönüm alanlı ve 50 m derinlikli; Güney Carolina’daki Ridgeway Madeni’ndeki 480 dönüme büyütülüyor; Washington’daki Pegasus Madenindeki de 49 milyon ton atık alacak.
    Bütün bu bilgileri göz önüne aldığımızda şöyle bir değerlendirme yapılabilir :
    · Tahmin edildiği gibi 3649 ton altın potansiyelimiz olsa;
    · bunun tümünü arasak bulsak;
    · bunun tümünün de varolan fiziksel ve ekonomik koşullarda işletilebilir olduğu belirlense ve bunlar görünür rezerv olsa;
    · bunlar ortalama 100’er tonluk 37 maden işletmesine dönüşse;
    · bunlar 20 yıl içinde işletilse ve her birinin 10’ar yıllık ömrü olsa;
    · bunlardan yılda 180 ton altın üretsek;
    · bugünkü fiyatlarla bunlardan yılda 1,5 milyar dolar satış geliri elde edilse ve yabancılardan bize 225 milyon dolar kalsa;
    · tahmin edilen potansiyelden bize 20 yılda hepi topu 4,5 milyar dolar kalır.
    Buna karşılık,
    · bunlar ortalama 5000’er dönümlük ocak ve atık alanları oluştursa;
    · bu ocaklar kapatılırken 20.000 USD/dönüm temizleme ve kapatma gideri yapılsa;
    · devletimiz de her şeyi geride bırakıp giden yabancı altıncılardan kalan pisliği temizlemek için ocak başına 100 milyon dolar, 37 ocak için toplam 3,7 milyar dolar harcasa
    ne kadar kârlı oluruz, değil mi?
    Belki temizleriz.
    Daha bugünden yaratılan bu bilgi kirliliğine bakınca ülkenin 37 yerinde kirlilik bombalarını tartışır dururuz 20 yıl sonra.
    Uşak Milletvekili bunlara da çalışsa ne iyi olur.

© 2001, Tahir Öngür

Anasayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1