| Suç Duyurusu |
Ek
dilekçe , bence
Senih Özay yerine herkes kendini
ilgisini vs yazarak 2
savcılık yerine de iadeli
taahhütlü veya o şehrin Savcılığından havaleli
yapılıp sonra fotokopisi
basına, etkili yerlere
yollanabilir.
KENDİSİ HAKKINDA SORUŞTURMA
AÇILMASINI
İSTEYEN..................................: Av.
Senih ÖZAY
1. Beyler
Sok. 51/306. Konak. İzmir
KONUSU..........................................................: Bergama köylüleri hakkında gizli örgüt üyeliği suçunun işlendiği iddiasıyla açıldığını öğrenmiş bulunduğum hazırlık soruşturmanızdaki iddiaların hepsi yersiz, hukuka aykırı olmakla birlikte; bu soruşturmanın kapsamına Bergama köylülerin avukatlığını 8 yıldır yürütmem nedeniyle girmem gerektiğini düşünüyor ve bu soruşturma ile ilgili olarak ifademin alınması ve soruşturma kapsamına alınmam istemini sunuyorum.
AÇIKLAMALAR
1. Bergama’ daki Yaşama hakkına, sağlıklı çevrede yaşama hakkına ilişkin önce kadınların sonra erkek köylülerin yükselttiği hukuk ve sivil itaatsizlik mücadelesi sonucu ZAFER sonrası geriye doğru,
Özetlemek istersek;
Siyanürle
altın Türkiye’ye hoyratça giriyordu.
Bergamalı
Köylüler, Sivrihisarlı köylüler başta
olmak üzere İnsanlar, doğa karşı
çıktılar. Çünkü Bilim insanları “risk
var” konusunda
ikiye ayrıldılar. Ve
anayasal hak arama özgürlüğü düğmesine basan yaşama hakkı ve sağlıklı
yaşama hakkını savunan ve Danıştay’dan
kesinleşen mahkeme kararı elde
eden ve yörede bu faaliyeti
engelleyen davacı köylülere karşı,
Uluslar arası firmalar ve devlet tekrar soyundu.
Eski
Cumhurbaşkanının önderliğinde
meşhur BAŞBAKANIMIZIN iknası sonrası
TÜBİTAK isimli bir bilimsel kuruluşa, yörede, halkı – hukuku- Danıştay’ı
ikna edecek bir gelişme olmuş mudur ? sorusu
yöneltildi.
Bu
bilimsel kuruluş (İleride herhalde geniş yazılacaktır. Bu bilimcilerden
depremci Aykut Barka’nın, “‘Bana yörede fay
var mı?’ dediler, ‘Ben yok,” dedim,” dediği rivayet olunur.
Halbuki başka bilim insanları, “1,5 kilometre öteden Kaynarca fayı geçiyor
ve bu fay 1939 yılında kırılmıştır ve 9 şiddetinde deprem meydana
gelmiştir,” diyorlar. Ne
yapacağız şimdi?) “Bir ilave
kuyu açmışlar; 2 siyanür ölçüm cihazı ilave getirmişler, bir
ilave istinat duvarı yapmışlar ve böylece risk kalkmıştır,”
diyor.
Beklenen
cevabı duyan Başbakanlığımız Çevre bakanlığına da kolayca teyit
ettirdikten sonra “Devletin
birimlerine uyun+direnmeyin+ izinleri verin” yollu yazısını yollar.
Şimdi
ise bu baskı ile Orman Bakanlığı vermediği tahsisi vermektedir. Sağlık
Bakanlığı eskiden destek veren imza veren bir tek tıp doktoru bulamazken
şimdi bulmaktadır.
Başbakanlık
Müsteşarlığı,5/4/00 gün ve B.02.O.MÜS.0.13.00.00-263
nolu yazısı ile İçişleri, Sağlık, Bayındırlık, Enerji, Orman ve Çevre
Bakanlıklarından; “Bergama/Çamköy-Ovacık mevkiinde bulunan altın
madeni işletmesi ile ilgili olarak TÜBİTAK'tan alınan rapora göre mahkeme
kararında belirtilen risk faktörlerinin ortadan kalktığı,
ve bu nedenle ilgili bakanlıkların konuyu yeniden değerlendirmek
suretiyle işlem tekemmül ettirmelerini,” istemiştir.
Başbakanlığın
anılan yazısı içeriği ve niteliği itibarıyla Anayasanın 2, 11, 129,
138. maddelerine kesinlikle aykırıdır. Bu yazıyı hazırlayan ve imzalayan
Başbakanlık bürokratları T.C.K. 228, 230, 240, 146. maddelerine muhalefet
etmek suretiyle görevlerini kötüye kullanmışlar ve Anayasayı ihlal suçunu
işlemişlerdir.
Muhatap
Başbakanlık ve Bakanlıklar tarafından çok iyi bilindiği gibi, Çevre
Bakanlığı tarafından, Eurogold firmasına, İzmir ili, Bergama ilçesi, Çamköy-Ovacık-Narlıca
mevkiinde verilen ''siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine
izin verilmesi yolundaki dava konusu işlem''in iptali amacıyla Bergama'lı
652 yurttaş İzmir 1.İdare Mahkemesi'nde 8/11/1994 günü üç adet dava açmışlardır.
Davalar, çok ayrıntılı ve tartışmalı aşamalardan sonra derecattan geçmek
suretiyle davacı yurttaşların lehinde, davalı Çevre Bakanlığı ve müdahil
Eurogold A.Ş aleyhinde sonuçlanmıştır.
Danıştay
6.Dairesinin 13/5/1997 gün ve E.96/5477, K.97/2312 no lu karar gerekçesine göre;2709 sayılı T.C.Anayasasının 17.maddesinde: ''Herkes yaşama, maddi
ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek,
çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve
vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı
içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi
arttırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını
tek elden
planlayıp
hizmet vermesini düzenler...'' kuralları yer almıştır.
Canlı
yaşamının en önemlisi olan insan yaşamının sağlıklı, dengeli,
bozulmamış
bir çevrede sürdürülmesi esastır. İnsan yaşamının korunması bir öncelik
olduğuna göre, insanın doğal yaşam temellerinin korunması ve geliştirilmesi
gerekmekte ve çevrenin korunması insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru
olmaktadır.
İşletmecinin
iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara
bağlı
kalınarak, yapılacak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada
ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün
gerçekleşmesi halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi
doğaldır. Siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesinde işletmeciye
ve yapılacak olan denetime duyulan güvene bağlı olarak risk olasılığının
azalacağından söz etmek mümkün değildir.
Yukarıdaki
teknik ve hukuki belirlemeler karşısında, insanın yaşama hakkını ve
devletin de çevre sağlığını koruma, çevre kirlenmesini önleme,
herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlama
ödevlerini dikkate aldığımızda, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve
bilirkişi raporlarında da
öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi
halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını
etkiliyeceği kesin olan siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine
izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk
bulunmamaktadır.''
Anayasa
138/4 maddesine göre;''Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme
kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir
suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.''
Anayasanın
bağlayıcılığı ve üstünlüğü başlığı altında düzenlenen 11.
madde uyarınca; ''Anayasa hükümleri,yasama, yürütme ve yargı organlarını
idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk
kurallarıdır. Madde 129; ''Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve
kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.''
Anayasa
137/2; ''Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez;
yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.''
657
no lu Devlet Memurları Kanunu Md.6; ''Devlet memurları, Türkiye
Cumhuriyeti
Anayasasına ve kanunlarına sadakatla bağlı kalmak ve milletin hizmetinde Türkiye
Cumhuriyeti kanunlarını sadakatla uygulamak zorundadırlar.'' D.M.K. Md.11/3; ''Konusu suç teşkil eden
emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan
kurtulamaz.''
2577
no lu İdari Yargılama Usulü Kanunun 28/1 maddesine göre;''Danıştay,
idare mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının
icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde
bulunmaya mecburdur.''
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 22/10/1979 gün ve E.78/7, K.79/2 no
lu kararına göre; ''Anayasa ve yasanın, mahkeme kararlarının kesinlikle
yerine getirileceği yolundaki açık emri karşısında, kararların
uygulanmaması, Anayasa ve yasanın öngördüğü kuralları kağıt üzerinde
bırakan ve onu değersiz sözcükler haline getiren bir davranış olur.''
Çevre
Bakanlığı,ilgili kamu kurumları ve İzmir Valiliğine gönderdiği
23/10/1997 gün ve 6971 no lu yazısıyla yukarıda belirtilen mahkeme kararının
gereğinin uygulanmasını istemiştir. Çevre Bakanlığının iptal edilen
maden işletme faaliyet izninden önce madenci şirkete, Enerji Bakanlığınca
verilen ''maden işletme ruhsatı'',
Orman Bakanlığınca verilen ''işletme izni'', Sağlık Bakanlığınca
verilen ''tesis izni'', İzmir Valiliği tarafından verilen ''yapı ruhsatı''
ve ''M.K.E'den patlayıcı madde satın alma ve kullanma izni'' ve benzeri
izin ve ruhsatların hukuken hükmü kalmamıştır.
İptal
davasının konusu olan idari işlem, Danıştayın iptal kararı vermesi üzerine
kesin olarak ortadan kalkar. Bireysel bir işlemin iptali sonucunda bu işleme
bağlı diğer işlemler de bu sakatlıktan etkilenir. Bunlar hukuksal
dayanaklarından yoksun kalırlar. (İdari
yargılama Usulü,Pr.Şeref Gözübüyük, Güven Dinçer, Ank.1996, sh.454)
Anayasa
ve İYUK'un açık hükümlerine karşın mahkeme kararı açıkça çiğnenmiş
ve 19/2/98 ile 27/2/99 tarihleri arasında altıncı firma tarafından 3 ton
siyanür kullanılmak suretiyle altın doresi elde edilmiştir. Başbakanlığın
yukarıda belirtilen 5/4/00 günlü yazısı uyarınca İzmir Valiliğinin
ilgili devlet dairelerinin madenin yeniden işletilmesi için teşebbüslerde
bulundukları, Orman Bakanlığının ''orman arazisi tahsis kararını''
uzattığı yolunda gelişmeler yaşanmaya başlamıştır. Kısacası,
evvelce doğru dürüst uygulanmayan ve adeta askıda tutulan mahkeme kararının
ağır ve açık biçimde ihlali suretiyle işlemler tesis edilmektedir. Oysa
Anayasanın 138.maddesi uyarınca, siyanürlü liç yöntemiyle altın madeni
işletilmesine verilen iznin iptali hakkındaki karar, yalnızca davacı
yurttaşları, davalı Çevre Bakanlığı ve Eurogold A.Ş.'yi değil TÜBİTAK
dahil diğer tüm kamu idarelerini de bağlayıcı niteliktedir. Mahkeme
kararlarını aşmak ve delmek için TÜBİTAK'ı kullanmak hem
suçtur hem de TÜBİTAK'ın saygınlığına vurulan bir darbedir.
Hemen
ardından Yok Bergama Kaymakamlığının, Yok Bergama Jandarma Komutanlığının,
Yok terörle MÜCADELE ŞUBESİNİN KİMİN ETKİSİNDE KALMIŞ OLURSA
OLSUN BERGAMA KÖYLÜLERİNİN
MASUM İTAATSİZLİKLERİNİ
GİZLİ ÖRGÜT DİYE NİYE NİTELEYEREK 80 KÖYLÜYE SORUŞTURMA BAŞLATMASI
ÇOK TEHLİKELİ BİR HUKUKSAL
ZORLAMA OLMUŞTUR.
Bizler,
aşağıda imzası bulunan ''davacı köylüler vekili'' ve hukukçular VE
YURTTAŞLAR VE VE VE sıfatıyla,
HUKUK DEVLETİ ilkesine açıkça aykırı olan ve konusu suç teşkil
eden BU SORUŞTURMA ZORLAMALARINA KARŞI
hiç bir makam ve merciinin, Anayasanın üstüne çıkmak suretiyle
mahkeme kararlarını aşmak, çiğnemek, geciktirmek, delmek ve uygulamamak
yoluyla ve de bu tür dipsiz soruşturmalarla
halkı korkutma saikiyle HUKUK DEVLETİNİN temeline dinamit atmak hak ve
yetkisi yoktur. Anayasayı çiğneyen ve TÜRK MİLLETİ ADINA karar
veren mahkemelerin kararlarını yok sayanlar er veya geç adalet önünde
hesap vereceklerdir.
Yukarıda
arz olunan olay ve nedenlerle;
Bergama/Çamköy-Ovacık-Narlıca
mevkiinde altın işletmesine verilen iznin İPTALİNE ilişkin İzmir 1. İdare
Mahkemesi ve Danıştay 6.Dairesinin kararlarına aynen uyulmasını, mahkeme
kararından önce verilen izin ve ruhsatların iptalini, konusu suç teşkil
eden Başbakanlık Müsteşarlığının anılan yazısı uyarınca hiç bir
idari işlem tesis edilmemesini, mahkeme kararlarına uymayan kamu görevlileri
hakkında suç duyurusunda bulunulacağının ve kişisel tazminat davası açılacağının
bilinmesini, en son Bergama
savcılığının ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığının
ortaklaşa yürüttüğü ve
80 köylünün beğenmediğimiz Anayasamızın
25. maddesinde yer alan Düşünce ve kanaat hürriyetine, 26. maddede
yer alan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine dayalı faaliyetlerinin
soruşturmaya uğratıldığı
dosyada, olaylarda ben de
Avukatlığımın bile sınırlarında dolaşarak
sıklıkla köy
kahvelerine çağrılarak, giderek onlara hukuki mütalaalar vermekle onlar için
Türkiye içinde ve yurt dışında sayısız Panellere konuşmacı
olarak katılmakla basına ve kamuoyuna açıklamalar
yapmakla, onlara sağlıklı katkı yapmak için Uludağlarda Sivil
itaatsizlik konulu kollokyumlara katılmakla suç işlediğimi düşünüp,
bunları iletip,
sonuç olarak HUKUK DEVLETİ ilkesine ve Bergamalı köylülere
saygı gösterilmesini sağlamak için kendi hakkımda soruşturma
açılmasını istiyor,
kendi hakkımda suç duyurusunda bulunuyorum.
651
Davacı köylü vekili Av.Senih Özay
Bilgi için Herkeslere yollanmıştır.
| 17 Eylül 2000 |