ALTINA HÜCUMUN ARDINDAN:
Siyanürle Altın Arayışına Karşı Dünya Çapındaki Mücadele
Alman Bavyera Televizyonu
Yayım Tarihi: 13 Şubat 2000

Çeviren: Dilek Zaptçıoğlu

 

Altın madenleri ile ilgili dünyada kazanılmış birçok deneyim var.  Bunları ulaştığım kaynaklardan çeviri yoluyla sizlere iletmeye çalışacağım.  Bunlardan bence çok önemli dersler çıkarmak mümkün.

Aşağıda Romanya´daki siyanür kazasından önce hazırlanmış ve 13 Şubat 2000 tarihinde, yani bir buçuk yıl önce Alman Bavyera TV´sinde yayımlanmış çok iyi bir filmin tam metin dökümü var. TV ekibi Türkiye, ABD Nevada Çölü ve Guyana´ya giderek birçok kişi ile görüşmüş, bunlar arasında madenlere direnen yöre halkı, uzmanlar, şirket temsilcileri ve politikacılar var. Bergama malum, ABD´de ise madene komşu olan Bati Shoshon kızılderililerinin direnişi sürdürüyor; Guyana´da ise 1995´de ülkenin en büyük nehrine 3 milyon metreküpü aşkın siyanürlü atık su karışmış, insanlar hasta, nehrin rengi artık değişik, ama siyanürlü atık nehre verilmeye devam ediliyor.

Ben bu yazıdan çok şey öğrendim. Örneğin yalnız madenin açılması ve işlemesi değil, kapatılması da başlıbaşına bir sorun. Veya madenci şirketin iflası durumunda ortada kalan atıklar. Altın madenlerinin, Romanya ve Guyana ve Türkiye gibi ekonomisi zor durumdaki ülkelere gelince, şirketlerin istedikleri koşulları dikte edebilmesi.

Dilek Zaptçıoğlu


GİRİŞ

Uluslararasi maden sirketleri, altin arama ruhsati alabilmek icin heryerde insanlara ve resmi kurumlara "Altin Gelecek" vaadettiler. Ancak modern altin arayicilari, yeni arama yöntemleri sonucu olusan tehlikeleri kücük göstermeye calisiyor. Altin bugün kazmayla degil, genis alanlarda kurulan madenlerde siyanür yöntemiyle cikartiliyor. Sonuc: Insan ve doga, cok zehirli camurun depolanlandigi acik atik havuzlari yüzünden büyük tehdit altinda. Bu film, altin mitosunu konu aliyor ve Türkiye, ABD ve Guyana örneklerinden yola cikarak bölge insanina, cevre korumacilara ve sirket temsilcilerine söz hakki veriyor.

Romanya´daki Baia Mare´de bulunan "Aurul" madenindeki siyanür kazasinin ve Somes, Theiss ve Tuna nehirlerinin zehirli atikla kirlenmesinin ardindan bu film korkunc bir güncellik kazandi. Cünkü Romanya´daki olaylar, 1995´de Guyana´daki Omai madeninde yasananlari hatirlatiyor. Orada da Romanya´daki gibi bir havuzun set duvari yikilmis ve büyük miktarda siyanürlü atik su önce Omai, sonra da ülkenin en büyük akarsuyu olan Essequibo nehrine karismisti. Guyana hükümeti olaganüstü hal ilan etti, icme suyu karneye baglandi. Guyana´dan balik ihracati durduruldu. Zarara ugrayan köylüler 23 bin kisi adina madeni isleten sirketler olarak Kanada´daki ana firma Cambior ve Guyana´da kayitli Omai sirketine dava actilar. Sirketler bugün hala bir zarar olustugunu reddediyor ve "nehir suyunun renk degistirmesinin yol actigi psikolojik rahatsizliktan" söz ediyorlar.

Romanya gibi Guyana´da da altin madenlerinin büyük hissedarlari, Batili endüstri ülkelerindeki sirketler.

Guyana´da bu, Kanada-Amerikan ortakligindaki "Cambior" sirketi ve Romanya´da Avustralyali "Esmeralda" firmasi. Iki ülke arasinda bir paralellik daha var: Guyana cok yüklü dis borcu yüzünden acilen yurtdisindan yatirima ihtiyac duyuyordu. Dogu Blogu ülkesi Romanya da ekonomik acidan bitmis oldugundan yabanci yatirimciya davet cikarmisti. Guyanali milletvekili Rupert Roopnaraine´in dedigi gibi, "Yabanci sirketler bir hükümetin pazarlik gücü olmadigini görünce istedikleri kosullari dikte ediyor." Üstelik IMF ve Dünya Bankasi bu tür yatirimlari tesvik ediyorlar. Rupert Roopnaraine söyle diyor: "1995´deki kazadan sonra meclise sirkete belli yükümlülükler getirilmesi yolunda önerge verdik. En önemli taleplerden biri, sirketin siyanürlü atik sularin temizlenmesi icin bir tesis kurmasiydi. Ama Dünya Bankasi´nin sigorta sirketi olan MEGA bize söyle dedi: ´Eger firmadan böyle bir aritma tesisi yapmasini istersek üretim maliyeti cok artar ve bu da sonucta madenin devletlestirilmesine yol acar, Guyana devleti bundan zarar eder.´ Yani Dünya Bankasi bize nazik bir üslupla bundan vazgecin dedi."

Romanya´daki Baia Mare´deki "Aurul" madeni 1997´de eski bir altin madeninin yerine kuruldu. Mikroskobik boyutlardaki altin parcaciklari bile siyanür yardimiyla cikartilabiliyordu. Yanlis bir deyimle "Recycling" (yeniden dönüsüm) olarak adlandirilan yöntemi Dünya Bankasi, tesvik edilmesi gerekli atirim projeleri arasina sokmus bulunuyor.


Altin cok caziptir. Altin degerlidir. Altin iktidar, güc demektir. Altinin bir fiyati vardir. Bu cok mu yüksek bir bedele tekabül ediyor? Artik altin aramak zorunda miyiz?

Washington D.C.´deki The Gold Institute´ten John Lutley söyle diyor: "Bilgisayar, altin olmasa calismazdi! Telefon altin olmadan islemezdi!" Ökolojik kimya uzmani Prof.Dr. Friedheln Korte ise su görüste: "Bugün altin üretimini gerektirecek herhangi bir teknolojik neden yoktur. Elimizde yeterince altin zaten var. Bu altini sinirsiz bir süre boyunca hep yeniden devreye sokabiliriz."

Altina hücum, 19.yüzyilin ortalarinda Kaliforniya ve Alaska´da zirveye ulasmisti. Nehirlerde binlerce insan altin aradi. Ama yalniz birkaci bulabildi ve zengin oldu. Bircogu ise mantar gibi yerden biten ve kisa sürede hayalet sehirlere dönüsen kasabalarda sefil bir hayat sürdü.

Devletlerin paralari uzun süre altina bagli kaldi. Bu altinlar bugün de merkez bankalarinin kasalarinda yatiyor. Ancak altin standardinin ortadan kalkmasindan sonra degerli maden paranin güvencesi olma islevini kaybetti.

Altin, daha sonra uzay teknolojisinde yeni kullanim alani buldu. Altin bugün uydu teknolojisinin yanisira cok iyi bir iletken olma özelligiyle iletisim sanayiinde bilgisayar ciplerinin üretiminde önemli rol oynuyor. Tipta altin yalniz dis dolgu malzemesi olarak degil, kalp pillerinde de kullaniliyor. Ancak altin üretiminin en büyük bölümü mücevher sanayiinde kullaniliyor. Dünyada yillik 2 500 tonluk altin üretiminin yaklasik yüzde 85`i mücevherde isleniyor. Pek kimsenin bilmedigi bir gercek: Tek bir altin yüzük icin, altin iceren 1 ton topraga ihtiyac vardir.

Altin bugün büyük ölcüde madenlerden kazanilmaktadir. Madenden önce yeralti sularinin disari pompalanmasi gerekir, cünkü madenler genellikle yeralti su düzeyinin altina kadar inmektedir. Aciga cikan cok zehirli artiklar acik depolara koyulur.

Altin madenlerinin insanlara etkisi nedir? Nasil tepki gösterirler?

Ilk duragimiz Türkiye´nin batisindaki Edremit Körfezi. Bir zamanlar Aristoteles´in ekolüne ev sahipligi yapan, medeniyetin besigi. Turistler de Edremit körfezi´ni kesfetmis ve degerini anlamislar. Cogu Alman. Dinlenmek, bakir kumsallarda denize girmek, tarihi hinterlandi görmek istiyorlar. Eve götürmeyi sevdikleri bir hatira da altin mücevherler.

Türkiye dünyada altin isleyen ülkeler arasinda ücüncü sirada yer aliyor. Ülke yilda ortalama 100 ton altin ithal ediyor. 1980´lerin ortalarinda Edremit Körfezi civarinda altina rastlandi. Artik Türkiye kendisi de altin üretmek istiyordu. Uluslararasi bir konsorsiyum, altini cikartma önerisinde bulundu ve Türkiye´de tescilli Eurogold sirketini kurdu. Eurogold´un Yönetim kurulu Üyesi Orhan Gückan: "Burada 24 ton altin oldugunu saptadik. Yilda 3 ton altin ve 3 ton gümüs cikartabiliriz, bunun süresi 8 senedir. Eger altini Türkiye´de cikartmazsak disardan satin almak zorunda kalacagiz. Vergileri, veya Türkiye´de yaratilacak isyerlerini düsünün. Altin madenciligi Türkiye´ye fayda saglar."

Altin bir dagin altinda, üzerinde ise Ovacik köyü var. Eurogold, köylülerin baska yere tasinmasini istiyor. Sirket bunun icin 55 yeni bina yaptirmis. Ama Ovaciklilar yeni konutlara tasinmamis. Evler, buradaki sartlara göre komforlu olmalarina karsin bos duruyor. Ovacik´in hayattaki sakinleri tasinmayi reddederken, bir zeytinyagi fabrikasinin yanindaki ölüler tasinmis. Mezar taslari, bos duran evler gibi tek tip, betondan karsimizda duruyor.

Bergama´nin eski belediye baskani Sefa Taskin herseyin nasil basladigini söyle anlatiyor: "Ilk basta, 1989´da, Eurogold Bergama´ya gelip topragimizda altin oldugunu söyleyince cok sevindik. Onlara cukulata ve hediyeler verdik. Cünkü altin ihtisam, zenginlik demekti ve biz bu altinin bizim icin bir lütuf oldugunu düsündük. Ama insanlar bu altinin siyanürle cikartilacagini duyunca düsünmeye basladilar. Cünkü siyanür ölüm demek. 30 miligram siyanür bir yetiskini derhal öldürmeye yetiyor. Ve burada 4 ton siyanür kullanilacakti." Edremit Körfezi´ndeki sehirlerde ve köylerde altin madenine karsi genis bir muhalefet olustu. Bunlardan biri de termal banyolariyla ünlü Güre´ydi. Madeni finanse edeceklerden biri de basta Alman Dresdner Bankasi´ydi. Güre Belediye Baskani frankfurt´a kadar gitti ve bankanin projeden cekilmesini sagladi. Güre Belediye Baskani kamil saka: "Dresdner Bank, sirketin cevre temizlik kosullarini yerine getirmedigini söyledi. Biz biliyoruz, bu altin sirketleri burada calismaya baslarsa hayat alanimiz yok olacak. Soruyorum, siyanürle zehirlenmis zeytinimizi veya zeytinyagimizi hangi Almana satabiliriz? Ya da kime sunu diyebiliriz: Lütfen gelin ve siyanürlü denizimizde yüzün! Biz zeytinden, zeytinyagindan ve turizmden geciniyoruz."

Altin madeninin en atesli muhaliflerinden biri de eskiden Yesil Parti´yi yöneten Birsel Lemke: "Pilot projeler Kücükdere, Bergama ve Truva´nin yakinindaydi. Sonra Türkiye´nin 560 yerinde siyanürle altin cikartilacagi söylendi. Bunlar korkunc boyutlardi ve anladik ki, Kücükdere veya Bergama´ya izin verirsek bu adamlar heryere yayilacak."

Eskiden ve bugünkü altin madenciligi arasindaki farki, ökolojik kimya uzmani Prof. Korte acikliyor:

"Altin, cok az element gibi saf halde dogada bulunur, baska bir elementle reaksiyona girmez ve bu saf halde de cikartilir. Altin saf haliyle topraktan cikarildigi sürece hicbir sorun yoktu, cünkü altini topraktan almaniz yetiyordu." Münih Teknik Üniversitesi´nde görevli olan Prof. Korte ünlü bir uzman olarak Eurogold ile birlikte 1994´de bir bilirkisi raporu hazirladi. 1997´de madeni yasaklayan Türk Yüksek Idare Mahkemesi kararinda bu rapora göndermede bulunuyor.

1999´daki bir sempozyumda bilim adamlari siyanürlü arama teknigine muhalefetlerini tekrar dile getirdiler. Cevre örgütleri yeni adimlar planliyor: Avrupa Mahkemesi´ne kadar gidip tazminat isteyecekler.

Antik Bergama sehri: Hiristiyanlik öncesi caglarda medeniyetin zirvesinde burada ünlü bir hastane de vardi. Bu kültürel mirasi korumak icin Avrupa Parlamentosu 1994´te altin madenine karsi bir karar aldi. Üstelik bugün Bergama yerlesiminin bulundugu bölgede eski caglardan beri depremler oluyor. Deprem bölgesinde acik siyanür havuzlari - Eurogold´a göre bu hic sorun degil. Havuzun özel folyoyla izole edilecegi söyleniyor. Buna Prof. Korte´nin cevabi su: "Bu tabii sacmaliklarin en büyügü. Bir yillik üretimin depolandigi büyük bir havuzu gözünüzün önüne getirin. Bu 400 bin metreküp demek, yani 100 metre eninde, 100 metre boyunda, 40 metre yükseklikte bir havuz. Havuz bu boyda. Bunu izole edecekler - neyle? Plastikle. Nasil? Bunu kim yapabilmis ki...bunu duyduguma inanamiyorum! Atiklarla ugrasan herkes bilir ki, bu tam anlamiyla acik bir zehirli atik deposudur! Bu boyda bir havuza hicbir akli basinda ülke kendi sinirlarinda izin vermez!"

Eurogold´un Bergama bürosunda bize tam karsit görüsler sunuluyor. Madenin teknoloji ve cevre acisindan örnek standartlari oldugu anlatiliyor. Ovacik madeninin bir maketine bakinca, planlanan altin madeninin boyutlarini da kavriyoruz: 100 hektarlik bir alan, 65 metre derinliginde bir maden. Madene gidiyoruz. Levhada "Ovacik madenine hos geldiniz" yaziyor. Altinda isin mecburen durduruldugu günler sayilmis. Türkiye´nin ilk altin madeni tamamiyle bitmis. Tek bir dügmeye basilarak üretim baslayabilir. Eurogold madene 10 yildir 110 milyon Dolar yatirim yapmis. O yüzden isletme ruhsatini almak icin ugrasiyorlar. Eurogold Yönetim kurulu´ndan Orhan Gückan: "Tabii yüksek mahkemenin kararina saygiliyiz. Ama karar, siyanürün yalniz halk sagligina zarar verirse tehlikeli oldugunu söylüyor. Ama biz bütün riskleri ortadan kaldirdigimizi kanitlarsak Cevre Bakanligi gibi yetkili merciler konuya yeniden egilecek. tehlike olmadigini görünce ruhsati verecekler. Bu cok normal bir sürec."

Madenin yukarisinda, Camköy´deyiz. Köylülerin büyük cogunlugu siyanüre "Hayir" diyor. Kendi halindeki köylü aktif eylemciye dönüsmüs. Özellikle kadinlar basi cekiyor - cocuklari icin en cok korkan onlar. Eskiden evlerinden pek cikmayan kadinlar Istanbul´a ve Ankara´ya kadar gidip gösteri yapiyor. Bir kadin: "Eurogold ilk köyümüze geldiginde bize altini zehirsiz cikaracagiz dediler. Köylüye zengin olacaksiniz, artik tarlada calismayacaksiniz dediler. Bazilarina para vermek, rüsvet vermek istediler, kimisine yalan dolan yaptilar." Baska bir kadin: "Bize isyeri vaadettiler." Kadin: "Evet, dogru, isyeri acacagiz dediler." Baska bir kadin: "Hala öyle diyorlar" Kadin: "Bin dereden su getirdiler, hala da ugrasiyorlar." Ama köylünün direnisi kirilmamis. Bir ciftci: "Ben bu mücadeleyi sonunda kazanacagim. Topragimin zehirlenmesine göz yummayacagim. Bize de kendilerine de eziyeti birakip ülkemizden cekip gitsinler. Bu güzel ülke deneme tahtasi degil. Illa istiyorlarsa gitsinler baska bir Avrupa ülkesine, orada yapsinlar." 67 yasindaki köylü protestosunu cizgili külotuyla yapmisti. Inancli adam, Eurogold´un köylünün herseyini elinden aldigini söylemeye calisiyordu. Bergamali Obeliks´in ünü bütün ülkeye yayildi. Kadinlar ve erkekler, nasil gösteri yaptiklarini bize anlatmak icin "Eurogold Defol!" diye bagiriyor. "Biz köylüleriz. Hakli olan biziz. Kazanacagiz!" - "Siyanürlü altin istiyor musunuz? - Hayir!" Hatta siyanürlü altina karsi bir anit bile dikilmis.

Ama herkes madene karsi cikmiyor. Bazisi burada ise girmis. Bu yüzden aileler bölünmüs. Maden iscisi: "Sirket zararsiz diyor. Köylüye garanti de veriyor. Ama köydekiler sirkete inanmiyor. Sirket diyor ki: Gelin notere gidelim, bir zarara ugrarsaniz bunu tazmin edelim."

Köylü icin altin, zeytin agaclari. hem yag elde ediyorlar hem de ahsapini kullaniyorlar. Bunlar büyüyen kaynak - altin gibi degil. Durmadan yetisiyor. Zeytin bölgesinin kalbindeyiz. Burada, Kücükdere köyünün yaninda bir maden kurulmasi planlaniyor. 3 bin zeytin agaci simdiden kesilmis. Siddetli protestolar üzerine Cevre Bakanligi ruhsati iptal etmis. Kücükdere halki Prof. korte´ye bir bidon zeytinyagi ile tesekkür ediyor. Ökolojik kimya uzmani Prof. Korte: "Türkiye kendisiyle gurur duymali. Türkiye, siyanürle altin aramayi resmen yasaklayan ilk ülke oldu. Onu son zamanlarda Cek Cumhuriyeti izledi."

Altinin degeri nedir sorusuna köylüler kendi cevabini bulmus. Yasli bir adam: "Duyduguma göre bizim burada bin yildan yasli zeytin agaclari var. Altin bana ne verir ki? Zeytin öyle cok insana hizmet ediyor. Altini ise sadece süs yapip boynuna takabilirsin."

Ikinci duragimiz Amerika Birlesik Devletleri. Amerika´da altin arayiciliginin uzun bir gelenegi var. Amerika´nin batisinda bir cok hayalet sehir, gecen yüzyilin altina hücum döneminin canli kalintilari. Vahsi Bati´nin isgali sirasinda ikibucuk Dolar ödeyen herkes kendi topragini citle cevirebiliyordu. Altin kazma ve tavayla cikartilmasa da artik, bu fiyat aslinda hala gecerli. Washington uzun süredir 1872´den kalma maden yasasinin reformunu tartisiyor. Bugün burada altini artik yalniz büyük sirketler cogunlukla kamu arazirlerinde cikartsa bile, hala Baskan Ulysses Grant zamaninda cikarilan yasa gecerli. Grant bununla Bati´nin iskanini kolaylastirmak, altin arayicilarinin kendi icindeki kavgalarina ve kizilderililerle catismalara son vermek istemisti. Yasanin reformunu altin sanayiini destekleyen Cumhuriyetci senatörler engelliyor. Grant´in haleflerinden Clinton hic olmazsa 1999 yazinda Yellowstone Milli Parki´nin yaninda bir altin madeni kurulmasini engelledi.

Cevre örgütü Mineral Policy Center´in merkezinde, örgüt lideri Stephen d´Esposito ile konusuyoruz: "Baslica amacimiz, ABD´deki hükümet politikasini ve yasalari degistirmek ve giderek dünyada da buna önayak olabilmek. Bir altin sirketi bölgelerine gelip de maden acmak isteyince bölge halki cücenin devle savasina girmek zorunda, biz bu insanlara yardimci oluyoruz." Mineral policy Center´in baslica calisma araci, internet. Kazalar, gelismeler - bütün dünyadan tek bir klikle ulasilabilen degerli bilgiler ve mücadele icindekilere ulasma adresleri. Stephen d´Esposito: "Cüceler böylece birbiriyle iletisim kuruyor ve bilgi alisverisinde bulunuyor. Bu cok yararli. Yurttaslar icin bizim raporlarimiz, arastirmalarimiz ve belgelerimiz cok faydali oldu."

Büyük altin sirketleri de interneti kendi amaclari icin kullaniyor. Altin madenlerinin yarattigi refahi vurguluyor, bu degerli metalin yararlarini övüyor, kac isyeri yarattiklarini anlatiyor ve cevre sorumlulugunun altini ciziyorlar. Altin madeni sirketlerinin cati örgütlerinden biri de "Gold Institute". Kamuoyunu altinin faydalari hakkinda aydinlatmayi amacliyor. Enstitünün yöneticisi John Lutley: "Yogun bir yanginin icinde kalmis bir itfayeci düsünün. Yüz siperligi altinla kapli. Bu, görüsünü engellemeyen cok ince bir altin tabakasi. Ama asiri sicagin yüzünü kavurmasini önlüyor." Ancak "World Gold Field" adli sanayii birliginin verilerine göre dünyada üretilen altinin yalniz yüzde 15´i sanayiide kullanilmakta. "Gold Institute" müdürü John Lutley: "Biz, sanayiinin ülkeye faydalarini anlatma cabasindayiz. ABD 1980´lerde kücük bir üreticiydi ve sanayiinin gereksindigi altinin yüzde 80´ini ithal ediyordu. Bugün ABD´nin bütün ihtiyacini karsiladigimiz gibi Amerikan altin üretiminin yüzde 30´unu da ihrac ediyoruz."

Placerdome sirketinin Cortez Madeni´ndeyiz simdi. Burada, Kuzey Nevada´da ABD´nin en zengin altin yatagi bulundu. En modern teknoloji burada kullaniliyor - bütün makinalarin tam yerini gösteren uydu bazli GPS sistemi var. Madende 450 kisi calismakta. Madende calismak cok cazip, yilda 60 bin Dolar maasla bu isciler bölgenin en cok kazanan iscileri. Isciler ABD´nin dört bir yanindan gelmis. Cortez madeninin cevre mühendisi Al Reuter: "Su anda madeni isletebilmek icin asagidan pompalayip cikardigimiz suyun yüzde 95´ini yeniden yeralti suyuna karistiriyoruz. Suyun yalniz yüzde 5´ini tozu azaltmak icin kullaniyoruz. Buna kapali drenaj adi verilir. Bu drenajdan hicbirsey buradaki Humboldt nehrine karismaz." Madeni isleten Placerdome sirketinin Baskan Yardimcisi Joe Danni: "Kuskusuz cevreyi etkiliyoruz, evet. Ama cevreyi yeniden eski haline getirmek gibi bircok yükümlülügümüz de var. Ama etkileme söz konusu, bunu da bazilari konu ediyor. Bu yüzden isimizi topluma dogru anlatmaya calisiyoruz. Bu mükemmel bir sürec sayilmaz, kolay da degil, ve önceden de kestirilemiyor. Ama yapmak zorundayiz."

Nevada´daki cevre korumacilarin bir endisesi daha var. Acik alanda siyanür kullanimi. Az altin iceren topragin büyük bölümü böyle isleniyor. Iki futbol sahasi büyüklügündeki bir toprak yiginina birkac metre aralikla hortumlar dösenmis. Siyanürlü su, cim sular gibi fiskiyelerden toprak yiginin üzerine sikiliyor. Bu 60 gün sürüyor. Topragin alti cakil, plastik folyo ve kerpicle izole edilmis. 60 gün sonra üstüne yeni toprak dökülüyor. Cevre korumacilar bu yöntemi siddetle elestirmekte.

Cortez Madeni karli. Günlük üretimi her biri 500 bin Mark (300 milyar TL) degerinde 4 ila 5 altin külce arasinda degisiyor. Placerdome sirketi, madenin yolactigi zarari karsilamak ve yükümlülüklerini yerine getirmek icin bagimsiz bir sigorta sirketinde bir fon olusturmus. Cevre sorumlulugunu böyle kanitladigina inaniyor.

Madenin hemen yanibasinda yasayan Bati Shoshonlar (bir kizilderili kabilesi) ise buna inanmiyorlar. Kizilderili bilincinde insan, doganin bir parcasi. Dogayi yok ederseniz, kendinizi de yok etmis oluyorsunuz. Bati Shoshonlar Ulusal Konseyi´nin Baskani Raymond Yowell: "Bizim inancimiza göre insan yenilenebilir kaynaklari kullanmakta özgürdür. Ama bu, kaynaklarimizin yeniden yetismesi demek - hayvan veya bitki. Biz asla yenilenmeyen kaynaklara el atmadik ve insanin bunu yapmamasi gerektigine inaniyoruz. Bu boyutlardaki altin arayisi acikca bizim dinimize aykiridir." Shoshonlarin Hayat Agaci, hayatin bu degismez döngüsünü sembolize ediyor.

Crescent Valley, araba romorklarindan olusmus bir koloni. Burada cogu madenci 500 kisi yasiyor. Bati Shoshonlari burada bir bilgilendirme bürosu acmis. Alternatif Nobel Ödülü sahibi Carrie Dann burada calisiyor: "Biz bu altin madenlerini istemiyoruz. Bizi, yasama bicimimizi yok ediyor. Bizi yokederken hayvanlarimizi da yok ediyor. Suyumuzu, hayvanlari, kuslari. Bu sirketler, Amerika´da yaptiklarinin dogru oldugunu hic söylemesin. Dünyanin bircok yerinde oturanlar ve diger halk altin sirketlerine karsi cikiyor."

Nevada cölünde yasayan Bati Shoshonlar icin sicak kaynak sulari da cok degerli. Bati Shoshon Lovis söyle diyor: "Burada gördügünüz türden sicaksu kaynaklarini biz Shoshonlar düzenli kullanirdik. Susuz hayat olamaz. Su hayattir. Su bizim icin iyilesmede, temizlenmede önemlidir. Hayatta kalmak icin. Bu sicak su kaynaklarimiz oldugundan cok sansliyiz, onlari günlük hayatimizda kullaniyoruz. Bütün canlar birbiriyle baglantilidir, su kaynaklari da, bu yüzden altin arayisinda ve pompalamalar yüzünden cok suyun kaybolduguna inaniyoruz. Su bu vadide büyük önem tasir. urdan gecerken bile ne kadar kurak oldugunu görürsünüz."

Dann ailesinin ciftligindeyiz. Bircok Shoshon gibi onlar da sigir yetistiriyorlar ve altin madeninin hayvanlara zarar vereceginden korkuyorlar. Catistiklari kurum, ABD Toprak Koruma dairesi. Bu daire, kizilderililerin resmi kayyumu. Kizilderililer, dogayi korumakla görevli daireye karsi büyük ithamlarda bulunuyor. Cünkü ayni daire, altin madenlerine de ruhsat veriyor.

ABD Toprak Koruma dairesi´nden Eldon Allison: "Amerika´nin eski sakinleri ile bizim Amerikan kültürümüz iki tamamen farkli bakis acisina sahip. Kizilderililer icin en önemlisi, ana olarak gördükleri ve taptiklari topraga duyulan saygidir. Toprak anaya büyük saygi duyarlar. Buna karsin bizim kültürümüz ekonomik gelismeye yöneliktir, kaynaklarin kullanimina ve saire. Topraga bir bütün olarak bakilmaz."

Humboldt Nehri. Bilim adamlari, altin madeninin pompaladigi sulardan büyük bölümünün buharlasarak yok olmasindan korkuyor. Nevada Üniversitesi´nden Prof.Dr. Glenn Miller: "Altin aramaya baslamadan önce, bir madenin nasil kapatilacagini bilmek gerekir. Madeni kapatirken neler olacagi, nasil davranilmasi gerektigi bastan bilinmeli. Simdi herkes baslangicta ve iyimser. Biz problem yaratmayacagiz diyorlar. Ama sonunda baska türlü konusacaklar: Kusura bakmayin, bazi sorunlar cikti. Bunlari gidermek cok pahaliya gelir. O yüzden oldugu gibi birakiyoruz, diyecekler."

Burada tam da bu durum ortaya cikmis. 1980´lerin ortasinda faaliyete gecen Paradise Peak Madeni el degistirmis. Madeni satin alan sirket, altin fiyatlarindaki düsüs yüzünden 9 ay sonra iflas etmis. Müflis firmanin kurdugu sigorta fonu da böylece cökmüs. Maden 4 yil önce faaliyetine son vermis bulunuyor. Zehirli camurla dolu havuz oldugu gibi birakilmis. Bugüne kadar yeniden dogaya kazandirmaya yönelik hicbir islem yapilmamis. Havuzun kenarlari artik saglam degil ve yavas yavas yeralti sulariyla doluyor. Bu sulara siyanür karismakta. Böyle durumlarda olusan maliyet yine vergi ödeyen normal vatandasa cikartiliyor, olusan cevre zararini onun ödemesi gerekiyor. Madenin girisinde duran "Cevreyle Dostluk" yazili levha bugün bir kara mizah örnegi olarak göze carpiyor.

Bati Shoshonlarin Cevre Koordinatörü Bernice Lalo söyle diyor: "Maden sirketleri, altini cikarip bitirdikleri an cekip gidecekler. Ama Bati Shoshonlar burada yasamaya devam edecek. Cocuklarimiz, torunlarimiz da. Onlarla bizim aramizdaki fark iste bu. Bizimkilerden bile bazilari caresizlige düsüp, ne yapacaksin, nasil olsa bunlar oluyor, diyorlar. Ama, nasil olsa olacak diye düsünüp mücadelemizden vazgecmemeliyiz. Bunu engellemek icin elimizden geleni yapmaliyiz."

Ücüncü duragimiz yine uzak bir ülke: Guyana. Güney Amerika´nin balta girmemis ormanlarinda sakli bir mücevher. Yagmur ormanlari ülkenin büyük bölümünü kapliyor. Ülkenin yerli halkinin dilinde Guyana "Su Ülkesi" demek. Burasi Georgetown, ülkenin baskenti. 800 bin Guyanali´nin büyük cogunlugu burada yasiyor. Ingiliz sömürgeciligi döneminden bazi binalar restore edilmis. Afrikali kölelerin torunlarindan olusan siyah nüfus ile Güney Amerikali yerli nüfus arasinda pek de uyumlu olmayan bir ortak yasam var. Bölgedeki pek cok ülke gibi azgelismis Guyana da yabanci yatirimlara muhtac. Hükümet, ülkenin iclerindeki balta girmemis yagmur ormanlarinda bulunan zengin altin yataklarini degerlendirmeye karar veriyor. Yabanci sirketler, gerekli ekipmani ülkeye getirmisler.

Guyana Basbakani Samuel Hinds: "Altin madenciligi ülkemiz icin önemli. Döviz gelirimizin yüzde 25´ini altindan sagliyoruz. Omai gibi büyük sirketler, hatta orta ölcekli sirketler bile altin cikartmak icin büyük sermaye yatirimina gereksiniyorlar ve bu sermayenin kendini amortize etmesi gerekiyor. Bizim hükümet olarak kardan yüzde 5´lik bir payimiz var."

Guyana hükümeti, bir Kanada-Amerikan Altin Madeni konsorsiyumu ile anlasma imzalamis. Ancak parlamentodaki muhalefet bunu elestirmis. "Isci Ittifaki" partisinin milletvekili Rupert Roopnaraine: "Guyana hükümeti pazarlik edecek gücte degildi. Acilen yurtdisindan sermaye girisine ihtiyacimiz vardi. Yabanci sirketler bir hükümetin pazarlik gücünün zayif oldugunu hissettikleri anda istedikleri sartlari dikte ediyorlar."

20 Agustos 1995´de Omai Madeni´nde bir kaza meydana geldi. Bir atik havuzunun set duvari yikildi. 2,5 milyon metreküpü askin siyanürlü su ve zehirli camur Guyana´nin en büyük nehri olan Essequibo´ya akti. Havuzun ic basinci cok yükselmis, bu yüzden duvarlari catlamisti. Cevre uzmanlari daha önceki muayenelerinde de nehirde siyanür izlerine rastlamislar ve olusacak felakete karsi uyarmislardi. Guyana hükümeti hemen olaganüstü hal ilan etti. Yakindaki Bartica kentinin sakinleri öfke ve caresizlik icinde ayaklandilar. Omai sirketi ise sadece basit bir kazadan söz ediyordu.

Omai Altin Madeni Müdürü Norman McLean: "Cevreye verdigimiz zarar asgaride kalmistir. Malzeme Essequibo nehrine ulastiginda bile, konsantrasyonu icme suyu icin öngörülen sinirin altindaydi. Bizim icin asil problem, nehir suyundaki renk degismesi oldu. Bu psikolojik bir sorun yaratti. Insanlar, burada kötü bir seyler oluyor diye düsündü. Nehir normalde siyah renkte akar. Oysa rengi sari ve kahverengi olmustu."

"Isci Ittifaki" milletvekili Rupert Roopnaraine: "Buna benim cevabim, psikolojik bir sorunun cok ciddiye alinmasi gerektigidir. Insanlarda deri alerjisi olusuyorsa ve bunun siyanürlü sudan geldigine inaniyorlarsa, bu gercekte öyle olmus kadar ciddi bir durumdur. Insanlar artik nehirden korkuyor. Ben sirketin buna karsi ne yaptigini hala bilmiyorum. Düsünün ki, Omai madeni acildiginda bizim Guyana´da daha cevre yasasi bile yoktu."

Kazadan bes yil sonra bugün Bartica sehri. Balik pazarinda cesit bol. 1995´deki kazanin ardindan komsu Karibik ülkeleri, Guyana´dan balik alimini durdurmuslardi. Bartica´dan yola cikip nehri yukari dogru takip ettiginizde Amerindio yerlilerinin köylerine variyorsunuz. "Green" adli cevre kurulusundan Candice Ramessar, Essequibo nehrinin kenarindaki bu köyleri dolasiyor. Bu sadece kayikla mümkün. Ormanda yol yok. Candice nehir kenarinda yasayanlari ayda iki kez ziyaret ediyor. Amerindio´lar odunculuk yapiyor, balik ve kücük hayvanlar avlayarak gecimlerini sagliyorlar. Cevre koordinatörü Candice Ramessar: "Köylüler özellikle suyun sorunsuz icilip icilmeyecegini bilmek istiyor. Kazadan sonra onlara, suyu icmeyin ve kullanmayin denmis. Birkac hafta sonra ise, tamam, artik suyu kullanabilirsiniz demisler. Ama insanlar cok endiseli. Cünkü suyu kullandiklarinda bir sürü sorun yasiyorlar. 1995´den önce hic bilmedikleri alerjiler cikiyor. Ishal oluyorlar, kusuyorlar ve baslari agriyor. Bu tür sorunlar nehir kenarinda siklikla yasanir, ama bu köylerdeki hastaliklar Guyana´da simdiye kadar hic görülmedigi kadar agir ve uzun sürüyor."

Kücük kizi ile bir köylü kadin: "Nehir suyunu her zaman kullaniriz. Suyla hicbir zaman problemimiz olmadi. Cünkü su berrakti. Ama o günlerden beri artik suyun rengi hep degisik. Ve suyu kullaninca hep derimiz kasiniyor ve kasintidan kiriliyoruz. Herkes böyle, cocuklar da, büyükler de. Kizim da bu hastaliktan muzdarip. Doktor önemsemiyor, sorun yok diyor. Ama bir yandan da bize ilac veriyor. Omai madeni, Essequibo nehri kenarinda yasayan bircok insana zarar verdi, cünkü artik suyu kullanmaktan korkuyorlar."

Cevre koordinatörü Candice Ramessar: "Bu nehir onlarin tek ve en önemli su kaynagi. Nehrin suyunu kullanamazlarsa bu onlar icin felaket demek: Cocuklarina hangi suyu verecek, hangi suda yikanacak, yemegi neyle yapacak, hayvanlar hangi sudan icecek?" Köylüler 23 bin kisi adina Omai sirketi ile Kanada´daki ana firma Cambior hakkinda suc duyurusunda bulunmuslar. Avukat Dennison Smith: "Köylüler, madenin onlara zarar verirken yaptigi kardan kendilerine tazminat ödemesini istiyorlar. Nehire artik hicbir atik verilmemesini, zehirli atiklarin yok edilmesini talep ediyorlar. Madenin cevreye zarar vermemesini istiyorlar - yagmur ormanina, nehre ve yasadiklari yerlesimlere. Eger bu mümkün olmuyorsa madenin kapatilmasini istiyorlar."

Omai sirketi ile ana firma Cambior ise madenin Guyana ekonomisine katkisini ön plana cikartiyor. Yüzlerce isyeri acildigi vurgulaniyor. Madenin en yeni teknolojik standartlara göre isledigi belirtiliyor. Güvenlik önlemlerinin en yüksek düzeyde tutuldugu, cevreyle uyuma dikkat edildigi bildiriliyor. Omai Altin Madeni Müdürü Norman McLean: "Bu gördügünüz, eski havuzun set duvari. Gördügünüz gibi bunu acik biraktik ve havuzu toprakla dolduruyoruz, hükümetin kapatma planina uygun hareket ediyoruz." Hükümet eski havuz yerine yapilan yeni büyük havuza da ruhsat vermis. Özel pompalarla sizmanin ve duvarlarda catlaklarin önlenmesi öngörülüyor.

Guyana Basbakani Samuel Hinds: "Insanoglu, hesaplarda ve konstrüksiyonlarda elinden geleni yapar. Ama bazen böyle kazalar olabilir: Binalar cöker, füzeler rotasindan sapar. Kazalar oluyor iste. Ama burada hersey yoluna girdi. Ne Omai, ne de Cambior hükümete baski yapmamistir. Iliskilerimiz her zaman iyi oldu. Sirketler hep ellerinden geleni yaptilar."

Avukat Dennison Smith: "Ama bugüne kadar hala atiklarini nehre veriyorlar. 3,2 milyon metreküp zehirli su ve camurun ülkenin en büyük nehrine karistigi 1995 felaketine ragmen, hala ayni durum sürüyor."

© 2001, Dilek Zaptçıoğlu

Anasayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1