Helsinki Yurttaşlar Örgütü’ne sunulan bir çalışmadır.

‘’Çevresel sorunlar, esas olarak insan sağlığı ve iyiliğini tehdit eden kirlenme sorunları olarak görülür. Bu sorunlar kriz düzeyine ulaşana kadar beklenerek baştan önleme akla getirilmeyerek çözüm de var sanılarak çözmelere kalkışılır.

Bir kere bu yaşam merkezli değil insan merkezli görüştür.

Yaşam sistemini tehdit edenin bir araya gelmiş milyarlarca insanın etkileri olduğunu kavrayamayan görüştür.

Yaşam biçimini değiştirmemeyi öngören görüştür.

Aşırı tüketimi, aşırı nüfusu artışını göremeyen görüştür.

Eğer dünyadaki kaynaklar tükenmeye yüz tutarsa diğer gezegenlerden çıkarırız diyerek dünyayı uzay gemisi gibi gören bu düşünce yer kürenin doğal sermayesini tüketip bozarak geçinmeye dayalı yetersiz görüştür.

Sorunların çözümü ‘’ dünya merkezli, yaşam merkezli dünya ‘’ düşüncesi geliştirmektedir.’’ 


11 yıl önce Kütahya'da Gümüş Madeni çıkarımı için Alman Krupp firması gelmiş yöreye... Başlamış Siyanür pompalamaya... Bizim, Çevrecilerin devletin, haberi olamamış. (Pardon. Devletin belki haberi olmuştur...)

Kütahya’da koskocaman bir siyanür havuzu yapmışlar, havuzun başına bir bekçi bile koymamışlar. Havuzdan siyanür buharlaşmış. Eskişehir'e kadar varmış. Havuz sızıntı yapmış... Siyanürü

N harekete geçirdiği Arsenik toprağa, içme suyuna karışmış. Dulkadir köyü de kanserden ölmüş. Bazı köyler de kurbağa hastalığına yakalanmışlar. Şimdi orada devlet önlem olarak halka diyor ki; 'suyu içme. Toprağa dokunma. ) 'Ölüm artık girmiş ki Kütahya'ya....

Bu dram devam ediyor.

Arkasından, Bergama'nın Ovacık Köyünde altın madeni arama izninin, Duayyen (Doğayiyen) Eczacıbaşı'nda olduğunu duyuyoruz.

Ardından bu iznin, uluslararası, dev Eurogold firmasına devredildiğini, onların da Ankara’da Bakanlıkları ziyarete başladığını görüyoruz. Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın'ın, iyi niyetli ancak büyüyemeyen homurdanması da sürüyor.

Bu arada İzmir Barosu ve Basın olaya el atıyor.

FAKAT BERGAMALILAR ŞANLARINA YAKIŞIR BİR DİRENİŞİ, İLK ETAPTA GÖSTEREMİYORLAR. ÇÜNKÜ SİYANÜRLÜ ALTIN ARAYAN FİRMADA, ÇOCUKLARININ İŞE ALINMASINA SEVİNMELERİ GEREKECEĞİNİ ZANNEDİYORLAR.

HERKES GİBİ ONLAR DA MEMLEKETİMİZDE ALTIN ÇIKACAK DİYE UMUTLANIP ALTIN NASIL ÇIKACAK SORUSUNU YUTUYORLAR. BAŞKAN İSE NASIL SORUSUNU YİYİP YUTMUYOR. DAHA SONRA GÖRÜYORUZ Kİ BERGAMA HALKI BAŞKANA HAK VERMEYE BAŞLAMIŞILAR. ARTIK BAŞKAN YALNIZ DEĞİL. BAŞKANIN BİLDİĞİ BİR SIRRI ARTIK HALK DA BİLİYOR. BERGAMA DÜNYA ,TARİHİNDE BİR SAĞLIK MERKEZİDİR. ROMA İMPARATORLUĞUNUN EN İYİ HASTANESİ ORADADIR. HEM DE EN İYİ AKIL HASTANESİ.BURADADIR. DOĞAL BİTKİLERLE ÇAMURLA TERMAL KAPLICALARLA, MÜZİKLE HASTALAR TEDAVİ EDİLİYORDU. BU HASTANE SAĞLIK TANRISI ASKLEPION ADINA KURULMUŞTU. VE GİRİŞ KAPISINDA ESKİ LATİNCE ŞÖYLE YAZIYOR ' ' Ölüm buradan içeri giremez.' '

SİYANÜRCÜ ŞEYTAN AZRAİLİ DE KOLUNA TAKIP Türkiye'ye sinsi, sessiz dalarken Edremit körfezine gelmez mi ? Havran Küçükdere köyünde altın aramaya kalkışmaz mı ?

Onun sessizliğinin sesi Tanrıların oturduğu, Kutsal Zeytin ve İncirlerin olduğu, İda dağlarına çarpmaz mı ? Öyle bir Eko oluştu ki, Madra dağlarına gitti. Duyuldu. Çünkü Orada Küçükdere köyü var.. ÇERKES MUHTARI AHMET VAR...

O sıralarda, İktidar Milletvekili Melih Pabuççuoğlu İda dağlarını milli park yapmaya çalışıyordu. Onun kulağına İda dağlarındaki tanrılar fısıldadı ve dediler ki Madra dağlarındaki Küçükdere köyüne git. Gitti. Ve Mücadele başladı..

Ve ondan sonra Edremit Körfezi’nde Türkiye’de görülmemiş bir çevre hareketi başladı.

Güzel Edremit körfezinin bekçileri önce şeytana karşı ağızlarını Hayır'a açtılar. Sonra da, ' ‘allahtan utanmıyorsan kuldan kork,' diyerek büyük bir kutsal mücadeleye başladılar.

BİZ İSTEMİYORSAK OLMAAAZ sloganı bütün körfezde duyulmaya başladı.

1.Önce köy halkı karşı çıktı.

2.Sonra milletvekili Melih Pabuççuoğlu.

3.Sonra başta gömeç Belediye Başkanı Şefik Birdar olmak üzere tüm 14 belediye başkanı.

4.Sonra Körfez halkı .

5.Sonra Türkiye basını,.

6.Sonra Midilli belediye başkanları.

7.Sonra Avrupa Parlamentosu.

8.Sonra Ege Üniversitesi Profesörleri ve Odalar

9.Sonra Münih Üniversitesinden dünya çapında kendisine eko kimyanın babası ismi verilmiş olan Profesör Korte.

10.Sonra Yunanistan basını,

11.Sonra Almanya basını,

12.Sonra Türkiye'ye turist getiren yabancı Tur Operatörleri.

13.Sonra Turizm bakanı ve Kültür bakanı

14. Ve en sonunda Çevre Bakanlığı...

 

Ve bu 14 kurmay savaşı kazandı.

Savaşları sırasında Bu Güzel Edremit Körfezinin bekçileri ölüm buradan girer mi girmez mi tartışmasını bile yapmadılar. Şeytan bu kapıdan zaten içeri giremezdi. Çünkü Edremit körfezi cennetti. Zaten bu yüzden Çevre Bakanı da Edremit Körfezinin cennet olduğunu hissetti ve ' burada kutsal zeytin var .Altın olmaz ' dedi. Ama Altıncıların Şeytan olduğunu hissetmedi. Şeytan Edremit Körfezinde mesaisini yapamadı. Azrail bile Şeytanın şeytan olduğunu anladı ve Edremit Körfezini terketti . Tabii ki böylece kurulmuş olan şeytan Limited firması Tüprag işsiz kaldı.

Azrail Edremit körfezini terketti ama Altıncı siyanürcü Şeytan Türkiye’yi terketmedi. Eline de

3 çatallı asayı alarak (Bakanlıklar dilinde Çevre Etki değerlendirmesi rapor dosyası) bakanlık- bakanlık dolaşarak, ölümsüzlük ve güzellik sembolü olarak, şu anda en yetenekli rolünü oynayarak mesaisine devam etti. Ve seyircileri de fena halde etkiliyor. Çünkü herkes 'yaşasın memleketimizde altın çıkacak' diyorlar. Ama bilmiyorlar ki, aslında ' ölsün memleketimizde her şey.. ' demiş oluyorlar.

Ama bu arada şeytan, Körfezdeki başarısızlığını da kendine yediremeyerek ' Ama ben orayı da, burayı da, şurayı da istiyorum.' diye tutturuyor. Ve hatta Valiliklere dilekçe de veriyor.

Bunun üzerine, Edremit Körfezi bekçileri bu sefer o meşhur altınlı siyanür masalı' nı yazıyorlar.

 

‘’Ve bütün Türkiye Analarını, kadınlarını Altınlı Siyanüre karşı savaşa çağırıyorlar. Şu anda masal, Türkiye'de geziyor, ama şeytan da geziyor. Şık, kravatlı ve elinde altın asası (dosyası) ile .

Artık Şeytanın maskesinin düşme zamanı geldi.

Melih Pabuççuoğlu vakti zamanında Tempo Dergisine demişti ki, 'Memleketimizdeki altın popomuza mı batıyor da yabancılara peşkeş çekiyoruz.'

Bu asa bizim popomuza değil, şeytanın poposuna batsın. Şeytan firmaları Dağlarımızı devireceklermiş suyumuzu siyanürleyeceklermiş, Çocuklarımızı öldüreceklermiş, devlete de % 10 komisyon vereceklermiş. Adamlar Türkiye’ye alışverişe gelmişler. Alış var, veriş yok. Ölüş var.

Tekrar diyoruz ki, Altın asalarını (dosyalarını) alıp popolarına batırsınlar.

Günün atasözü; İğneyi kendine 3 çatallı asayı şeytana batır.

Şimdi biz bu kravatlı şeytanların yalancı ve yıkıcı olduklarını Türkiye Hükümetine nasıl ispat edebiliriz?

Kutsal kitaplarda, şeytan şahsiyeti ile başından deklare edilir. Avrupa ülkelerinin, Almanya'nın kanunlarında da siyanürle altın aramak başından yasaklanmış. Ama nasıl olabiliyor da bu şeytanlar Türk hava alanlarından ve gümrüklerinden sorguya bile tutulmadan geçiriliyor, hesabı sorulmuyor, üstelik bir de onlara DPT tarafından teşvik veriliyor.

Böylece bu şeytanlar '' Avrupa'da yasaklı, Türkiye’de teşvikli misafir'' haline gelmiş oluyorlar.

Türkiye’nin insanlarının marul salatalarını yiyip, ' Canım başımızdakiler biliyorlardır, doğrusunu yaparlar,' diyerek yaşamaları doğru mu ?

Vücudumuza kanser girdiği zaman, ' Canım başımızdakiler biliyordur. Doktora gitmeyelim,' diyor muyuz? Bu altıncılar da memleketimize sızmış bir virüstür. Bağışıklık sistemimizi devreye geçirmeyecek miyiz? Bu şeytanlara karşı tanrısal direncimizi göstermeyecek miyiz?

Bizi idare edenler belki iyi niyetliler, belki ülkenin zengin olacağına inanıp, marul salataları yerken izinler veriyor olabilirler. Bilinçli ve vejeteryan olarak, marul yemek yüksek felsefedir. Ama öldürüleceğini bilmeden bilinçsiz olarak yemek koyunluktur.

Koyunlara da sorumluluğumuz var... Hiç olmazsa onların yediği otların zehirli olmamasını sağlayalım bari.

Hem marul salatası yiyip, hem Şeytanın maskesi nasıl düşürülür?

Artık Türkiye’de marullu rakı masaları değil ,kriz masaları kurulmalıdır. Doğayı korumak için.

Artık masum koyunlarla, Sevgili doğa ile Güzel insanlar ile ortak sorun, ortak mücadele , ortak hedefimiz var;

Şeytanın maskesini düşürmek...

Öbür Eurogold daha büyük oynamaya kalkıyor.Cumhurbaşkanı Demirel’i ikna ediyor.

Eurogold sonra da kadın ve de çocuk doğurmuşluğu olan Tansu Çilleri Türkiye'de değil, Amerika’da buluyor ve madende engellendiklerini ve bu engellemede Çevre Bakanı’nın olduğunu söylüyor onu değiştirin diyebiliyorlar.(Hürriyet Gazetesi)

Başbakan Türkiye’ye dönüyor ve Çevre bakanının bu yolda istifasını istemeye kadar vardırıyor. Ve basında,'' Bergama’da siyanürle altın aramaya geçit veriliyor'' haberi çıkıyor.

Şimdi ne olacak? Diyoruz.

Çevre hareketi olaya el koyacak.

Hukuksal savaş ilan edecekler.

Önce 72 saat içinde 2 Alman firmasına'' bu işten elinizi eteğinizi çekin'' ültimatomu verecekler.

Sonra hükümete '' toplayınız Bakanlar Kurulunu '' ''Çevre Bakanına baskı yapmayı bırakınız'' '' İzinleri kaldırın '' .Balıkesir, İzmir Valisine söyleyiniz ki, altıncılar faaliyet taleplerini reddetsinler.'' Ültimatomu verecekler.

Sonra Parlamentoya ' siz de siyanür kullanımı, siyanürle altın arama yasağı getiren yasa çıkarınız ' ültimatomu verecekler.

Sonra ve de bu arada itirazcılar bir çığ gibi büyüyecek.

Anayasa'ya GÖRE DİLEKÇELER , TELGRAFLAR, MEKTUPLAR, YAĞMUR GİBİ HER YERE YAĞACAK.

ÇEVRE YASASININ 10 ve 30 MADDESİNE GÖRE TÜM KİŞİLER VE ÖRGÜTLER TÜM KURUMLARI HAREKETE GEÇİRECEKLER.

MİTİNGLER YAPILACAK.

KONSERLER YAPILACAK.

SEÇİMLERE ETKİ MÜDAHALESİ YAPILACAK..

BELEDİYE BAŞKANLARI .............

MUHTARLAR........................

ODALAR...............

BAROLAR.............

ÖĞRENCİLER BÜTÜN DÜNYAYI KOMPOZİSYON YARIŞMALARINA BOĞACAKLAR.

KAMYONCULAR SİYANÜR TANKI TAŞIMAYACAĞIZ DİYE GREVE GİRECEKLER.

OTOBÜSÇÜLER ANKARA’YA DEVLETİ ETKİLEMEYE BEDAVA İNSAN TAŞIYACAKLAR.

 

İnsanlar, siyanür kamyonlarının gittiği kara yollarında araçlarını süremeyecekler.

Siyanür kamyonlarının bindiği feribotlara binmeyecekler.

Fırıncılar siyanürsüzdür şeklinde ekmek çıkaracaklar.

Altınsever lakabı halk arasında küfür edebiyatına giriyor . Ve bu sözcük, kullanıldı diye Savcılar, Mahkemeler harekete geçiyorlar.

Hele hele, ‘Tüprag çocuğu’, ‘Eurogold çocuğu’ en ağır hakaret sayılıyor. Bu suç tecil edilemez ve paraya çevrilemez özel suç ilan ediliyor.

Camilerde imamlar, altın sözcüğü kullanan ve düşünenlerin abdestlerinin bozulduğunu yeniden abdest almaları gerektiği hakkında vaazlarını veriyorlar.

Diş Hekimleri Birliği kongre tertip edip altın dişin gülümsemeye etkisi konusunda komisyon kurarak ‘’ ya altın dişi olan gülmeyecek ya da dişi zorla uyuşturucucusuz çekilerek ağlar türden peltek konuşması sağlanacak ‘’ şeklinde İlke kararı alarak tüm diş doktorlarına tebliğ ediyorlar.

Altına olan sevginin ve altın takmanın ALTINS adıyla ruhsal hastalık olduğunu, cinsel temas dahil her türlü, temasla geçtiğini, Türk doktorları buluyorlar. Ve sarı kargalar adasında dev terapi merkezi kurmuşlar ve insanları aç gözlülükten arındırmak için çıplaklar kampı şeklinde altına - şöhrete sahte güzelliğe ilişkin terapi ve trans altın güzelleme meditasyonları yapıyorlar.

Avrupa’da, Almanya’da yasak olan şeyi yaptırıyoruz, diye bizi ortak pazara almıyorlar.

‘’Siyanür kamyonları karayollarımızda hiç devrilmez ‘’ diyenler mahkemeye veriliyorlar.

Almanlar 7 milyon yahudiyi vakti ile öldürdükleri siyanür gazı ile bu sefer Türkleri aynı gazla ve kendi ülkelerinde öldürmeye kalkıştıkları için Nürnberg'de tekrar mahkeme önüne getirecekler.

O mahkemede alman firmalarının sadece altın aramak için siyanür getirmedikleri, altın aramayı bahane edip kendi ülkelerindeki kimyasal pislikleri depolamak için Türkiye'yi çöplük olarak kullanmak istedikleri ortaya çıkacak.

Ve Almanya Dünyanın yüzkarası olarak tarihe geçecek. Ve Alman halkı buna çok kızacak Bunu duyan almanlar kendi firmalarını protesto etmek ve durdurmak için halk inisiyatifine destek için çare bulmaya başlıyorlar.

Bu olayda Fransızlar durumu öğrenince Almanlara nota vererek kendilerine kakalayamadıkları çöpleri Türkiye’ye yollamanın hesabını soruyorlar. Ama bu sefer almanlar Fransızlara sizin 1992 yılında çevreyi en çok kirleten firma olarak ödüllü DUPONT firmanızdan alıyoruz biz siyanürü . Siz susun.'' diyerek taraflar birbirlerini iki yüzlülükle suçluyorlar.

Hollandalılar ise Türkleri Almanya’da yaktığınız yetmiyormuş gibi, kendi memleketlerinde de zehirlemenin alemi var mı ? diyerek Birleşmiş Milletlere şikayet ediyorlar.

Almanya da bu sefer onlara Eurogold firmasındaki HOLLANDA HİSSELERİNİ GÖSTERİYORLAR VE BÖYLECE NÜRNBERG MAHKEMESİNDE SANIKLAR KALABALIKLAŞIYORLAR ve çok uluslu oluyorlar.

Hakimlere takviye olarak İsrail ve Brezilya (Yanonamiler) da Yargıç yoluyorlar. Bu arada ortak pazarın asıl manası ortaya çıkıyor. Ve Almanya ve Fransa ve Hollandalılar ortak ,Türkiye ise Pazar. Sadece pazar. Alış var. Veriş yok. Ölüş var......

Bu arada yargıçlara Amerika müdahale ediyor ve Türkiye aleyhine etkilemeye çalışıyor. Yargıçlar ise Amerika’ya, ‘’Senin Mississipi’n taştı onunla uğraş,'' diyorlar.

Güney Afrika da yargıçlara mektup yazıyor ve kendi ülkelerinde altın çıkıp durduğunu zencilerin de patır patır öldüğünü, bu konuda hiç üzülmeyen tabiatın bu siyah nüfusu ulu orta çoğalmaması işin fren mekanizması TEŞKİL ETTİĞİNİ BELİRTİYOR.

OKUL AİLE BİRLİKLERİ İLKOKULLARDAKİ ÇOCUKLARIN SABAH yeminine, Türküm doğruyum sözcüğünün arkasından ‘’altınsever değilim‘’ tümcesinin yerleşmesini sağlama kararı aldılar.

Basın birbiri ile adeta yarış edercesine hangi siyasal partilerin hangi yöneticilerinin altınsever ve siyanürkar olduğunun tespiti yolunda savaş muhabirleri istihdam ederek tüm kadroları ile seferber olmuşlardır. Her bültenlerinde TRT'' iyi akşamlar sayın seyirciler''! şeklindeki muhafazakar tutumunu korurken , atak özel TV'ler ''Altın sevmez seyirciler ''diyerek haberlere başladılar. ''Altınsız akşamlar ''diyorlar artık.'' SİYANÜSÜZ HAFTA SONLARI '' DİYORLAR.

KONSOLOSLUKLAR VE KAYMAKAMLIKLAR ve Valilikler, halka bildiri dağıtma kararı alıyorlar ve ilk defa bildiri dağıtma hukuku, halktan devletin eline geçiyor. Ve halk bunu yargılamak için halk mahkemesi kurmaya kalkıyor.

Mühendis ve Mimarlar yaptıkları binaların fosseptik çukurlarının duvarlarını sarı kargalar adasından gelen hibe altınlarla örüyorlar . Altın da böylece bu dışkı çukurunda şahsiyetini buluyor. Ve insanlarla temasını kaybetmemiş oluyor.

BUNLAR OLUNCA ,

 

PARLAMENTO YENİLENİYOR.

ÜLKE ANAYASASI DEĞİŞİYOR.

VE ÜLKEDE UYGAR KURALLAR KONULUYOR VE UYGULANIYOR...

BUNLAR HAYAL DEĞİLDİR.

 

Senih ÖZAY

Avukat


‘’’’’ Diye bu ülke bir başbakanına bu mektubu yazmışım. Ortaya çıkardım.

Ve ek gibi Bergama'da Eskişehir’de Eşme’de durum çok kötüleştiği için ve Ülkemin insanların örgütlerini, internetçilerini, e-mailcilerini, basınını artık pek harekete geçiremediğim için bu sefer bunu salmayı düşledim.

 


Dostlar,

Kamuoyu ,

Basın,

Ey Devlet,

 

Duy...

 

Ki, Siyanürle altın Türkiye’ye hoyratça giriyordu.

Bergamalı Köylüler, Sivrihisarlı köylüler başta olmak üzere İnsanlar, doğa karşı çıktılar. Çünkü Bilim insanları ‘’ risk var ‘’ konusunda ikiye ayrıldılar. Ve anayasal hak arama özgürlüğü düğmesine basan yaşama hakkı ve sağlıklı yaşama hakkını savunan ve Danıştay’dan kesinleşen mahkeme kararı elde eden ve yörede bu faaliyeti engelleyen davacı köylülere karşı, Uluslar arası firmalar ve devlet tekrar soyundu.

Eski Cumhurbaşkanının önderliğinde meşhur BAŞBAKANIMIZIN iknası sonrası TÜBİTAK isimli bir bilimsel kuruluşa, yörede, halkı – hukuku- Danıştayı ikna edecek bir gelişme olmuş mudur ? sorusu yöneltildi.

Bu bilimsel kuruluş ( ileride herhalde geniş yazılacaktır . Bu bilimcilerden depremci Aykut Barka bana yörede fay var mı dediler ben yok dedim’’ dediği rivayet olunur. Halbuki başka bilim insanları 1,5 kilometre ötede Kaynarca fayı geçiyor ve bu fay 1939 yılında kırılmıştır ve 9 şiddetinde deprem meydana gelmiştir diyorlar.Ne yapacağız şimdi?) ‘’bir ilave kuyu açmışlar, 2 siyanür ölçüm cihazı

İlave getirmişler, bir ilave istinad duvarı yapmışlar ve böylece risk kalkmıştır ‘’diyor.

Beklenen cevabı duyan Başbakanlığımız Çevre bakanlığına da kolayca teyid ettirdikten sonra Devletin birimlerine uyun+direnmeyin+ izinleri verin yollu yazısını yollar.

Şimdi ise bu baskı ile Orman Bakanlığı vermediği tahsisi vermektedir.sağlık Bakanlığı eskiden destek veren imza veren bir tek tıp doktoru bulamazken şimdi bulmaktadır.

Sonuç, durum vahimdir.

İzinler vermeler, Valiler, sertlikler, tanklarla faaliyet yaklaşmaktadır.

Herkese çok iş düşmektedir.

İzmir Çevre Hareketi Avukatları toplanmış ve ek Devlete ve Kamuoyuna ek başvuruyu yapmaya ve kamuoyunu aydınlatmaya karar vermişlerdir.

Herhalde bu mesaj siz yiğit insanlarca alınacaktır. Daha diyeceğimiz yoktur.

Selamlar

Av.Senih ÖZAY


Anasayfaya dön.

Yayım tarihi: 28 Ağustos 2000

Hosted by www.Geocities.ws

1