|
Cangı Avukatlık Bürosu Av. Banu Dalgıç Cangı & Av. Arif Ali Cangı 858 Sokak No: 9 Paykoç İşhanı Kat: 7/705 Konak / İZMİR Tel&Fax : 0232 4256688 & 4256689 & 4820132 E.mail: [email protected] |
27.02.2003
ANKARA 1 NOLU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Dosya NO :2002/ 144 Esas
SAVUNMA SUNAN
SANIKLAR : 1-Senih ÖZAY (Avukat),
2-Oktay KONYAR
VEKİLLERİ : Av.Arif Ali CANGI
Av.Mehmet Ali Koç
DİLEKÇE KONUSU : Savunmalarımızın sunulmasıdır.
SAVUNMALARIMIZ:
1. Sayın Mahkemeye sunmuş olduğumuz 26.12.2002 tarihli dilekçemizde; iddianamede eksik olan “müvekkillerin de içinde yer aldığı Bergama’da siyanür liçi yöntemiyle altın madeni işletilmesine karşı 10 yılı aşkın süredir yürütülen toplumsal ve hukuksal mücadele” özetlenmiş, bu mücadelede elde edilen “hukuksal kazanımlar (mahkeme kararları)” eklenmiştir.
2. Yargılamada dinlenen savunma tanığı Hasan Gökvardar; 30.01.2003 tarihinde mahkeme huzurundaki sözlü tanıklığında ve dava dosyasına sunulan yazılı açıklamalarında;
· “...Altın ve Gümüş cevheri çıkartmayı, altın ve gümüş elde etmeyi hedefleyen Ovacık Altın Madeni İşletmesi’nin, madeni işletme sahasından kazarak çıkartması için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından Maden İşletme Ruhsatını 1992 yılında aldığını, işletme ruhsatlarının 10 yıllık süre için verildiğini, 2002 yılında kesinleşmiş mahkeme kararları olmasına rağmen İşletme Ruhsatının 2012’ye kadar 10 yıl daha uzatıldığını,
· Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına verilen Maden İşletme Projesinde madenin ömrünün sekiz yıl olarak gösterildiğini, cevher miktarı, tenörü bir ton kaya için 9 gram altın ve 11 gram gümüş olarak toplam rezervinin (Toplam altın, gümüş miktarları) 24 ton altın 24 ton gümüş olarak gösterildiğini, buna karşın işletme projesinin tamamen değiştirildiğini Ovacık Köyü tarafındaki sağlık koruma bandının genişletildiğini, kapalı işletmenin köy camiinin altına kadar ilerlediğini, işletmenin Devlete bildirdiği planlar ve miktarların gerçeğe uygun olmadığını, işletmenin rezervi (toplam altın ve gümüş miktarları) ve tenörü (bir ton kayadaki altın-gümüş miktarları) şirkette çalışan Türk personelden dahi gizli tutulduğunu, rezerv ve tenör değişiklikleri konusunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bilgi verilmediğini, kısaca Ovacıktaki rezerv ve tenörün, Türk çalışanlardan, kamuoyundan ve Devletten saklandığını,
· Atık Barajının, Çevre Bakanlığı’nın Tehlikeli Atıklar Yönetmeliği Standartlarına uymadığını, depolanan siyanürlü atıkların standartların çok üzerinde bir oranda Tehlikeli Atıklar Baraj inşaat kriterlerine uyulmadan depolandığını, ruhsatsız Atık Barajının Çevre ve İnsan Sağlığını tehdit ettiğini,
· Yurt Dışına çıkan altın miktarının doğru beyan edilmediğini, beyan edilenden fazla altın ihraç edildiğini,
· İnşaat ruhsatı ve Gayri Sıhhi Müessese Açılma Ruhsatı olmayan İşletmeye TEDAŞ tarafından inşaat elektriği tarifesinden elektrik verildiğini,.
· Madenin, yeterli uzman kadrosu olmayan bir komisyonca usulen ayda bir kez denetlendiğini, denetimin şirketin beyanına göre yapıldığını, atık ve suyun usulüne uyulmadan (Çamurdan filtre edilerek – süzülüp - temizlenip) alındığını, usulsüz alınan numunelerdeki toplam siyanür yerine su kısmındaki siyanürün ölçüldüğünü, sadece su içinde ölçülen siyanür miktarının bile, İşletmenin Bakanlıklara verdiği taahhüt sınır miktarlarının çok üstünde olduğunu, siyanür miktarının üst üste 3-5 gün yüksek çıkmasına karşın hiçbir müdahalede bulunulmadığını,
· Madende çalışan yabancı personelin Oturma ve Çalışma İzinleri olmadan çalıştığını,
· Maden lehine olan TÜBİTAK Raporunu düzenleyen bilim adamlarının ve , geçmiş dönem bazı milletvekillerinin (Erol Al, Hasan Özgöbek gibi) eşleri ile birlikte Amerika’ya teknik geziye götürüldüğünü,
· Şirketin; çevre köylerdeki madene karşı olan tepkiyi kırmak için köylüleri birbirine düşürdüğünü, Sn. Hablemitoğlu’na “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adındaki kitabı hazırlattığını, söz konusu kitabın basım ve dağıtımının şirket tarafında finanse edildiğini...”
ifade etmiştir. Adı geçen tanık, 13 yıl madende çalışmış, Kamu İlişkileri Müdürlüğü görevi yapmış bir kişidir. Bu yönüyle tanıklığı son derece önemlidir.
3. Bu davanın yargılamasında da açıkça kanıtlandığı üzere; “İzmir,Bergama, Çamköy-Ovacık-Narlıca mevkiindeki siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine karşı 10 yılı aşkın süredir yürütülen toplumsal ve hukuksal mücadele” haklı bir mücadeledir. Müvekkiller, duyarlı yurttaş olarak ve avukat olarak bu mücadele içinde yer almışlardır. Şimdi bu mücadele içinde yer almış olmaları nedeniyle “Türkiye’nin Bütünlüğü ve Laik Cumhuriyet Rejimi Aleyhinde Gizli İttifak Oluşturmak” suçlamasıyla karşılaşmışlardır. Bu suçlamanın hiçbir tutarlı ve haklı yanı bulunmamaktadır. Bu mücadele içinde yer alan müvekkillerin, bu tür suçlamalar yerine ödüllendirilmeleri gerekmektedir.
4. Bu mücadelede; müvekkil Oktay Konyar, demokratik tepkisini göstermiş, müvekkil Senih Özay da davacı olmuş ve davacıların vekilliği görevini üstlenmiştir. Şimdi, sağlıklı çevrede yaşama hakkından yana tavır alan Anayasa’nın 56. maddesinde verilen hak ve ödev ile davacı ve davacı vekili olarak hukuksal ve demokratik mücadele veren, bu mücadelede elde edilen mahkeme kararlarını uygulatmak için çaba harcayan müvekkilimiz, suçlanmaları mı yoksa onurlandırılmaları mı gereklidir? Suçlanmaları son derece tehlikeli bir yaklaşımdır.
5. Çağımızda bir devletin siyasal meşruluğunun koşulu Hukuk Devleti olmasıdır. Hukuk Devleti, kısaca hukuka bağlı devlet demektir. Hukuk Devleti deyimi, yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan devlet düzenini anlatır. Anayasa Mahkemesi’nin 11.10.1963 tarihli 1963/124 Esas ve 1963/243 Karar sayılı kararında belirtildiği gibi; “...Hukuk devletinin temel unsuru, bütün devletin faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır....”
6. Yüzyıllardan beri çeşitli aşamalardan geçen ve bu güne ulaşan Hukuk Devleti’nin varlığı ve işlerliği, hukukun üstünlüğü anlayışının uygulamaya geçirilmesi, hukukun tüm devlet organlarının etkinliklerinde egemen kılınması ile olasıdır. Hukuk Devleti ilkesinin temel özelliği, devlet içinde tüm kamusal yaşamın ve idarenin yargı denetimine tabi tutulmasıdır. Bu amaçla Anayasanın 125/1. maddesinde “...idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır...” düzenlemesi getirilmiştir.
7. Hukuk Devleti olmanın “olmazsa olmaz” koşulu, İDARENİN YAPMIŞ OLDUĞU İŞLEM VE EYLEMLERİN YARGI TARAFINDAN DENETLENMESİ VE BU DENETİM SONUNDA, VERİLEN MAHKEME KARARLARININ BAĞLAYICI OLMASIDIR. Anayasasının Başlangıç Bölümünde kendisini “HUKUK DEVLETİ" olarak tanımlayan devletin; kendi idari kurumlarının ve kamu görevlilerinin kesinleşmiş mahkeme kararını zaman geçirmeksizin ve eksiksiz uygulaması gerekmektedir.
8. Müvekkillerin de içinde yer aldığı mücadele ile Bergama’da siyanür liçi yöntemiyle altın madeni işletmeciliğine izin veren idari işlemler yargılanmış, yargılama sırasında tartışılmış ve yapılan işlemin hukuka aykırı olduğu mahkeme kararları ile kesinleşmiştir. Böyle olmasına karşın, “mahkemeleri yok sayan, onların kararlarını etkisiz hale getirmeye çabalayan, hukuk devleti ilkesini ayak bağı olarak gören” tehlikeli bir anlayışla, bu mahkeme kararları uygulanmamaktadır.
9. Bergama mücadelesi; haklı bir mücadeledir, İnsan merkezli, doğa korumacı, sağlıklı ve dengeli bir çevre mücadelesidir, demokratik hukuk devleti mücadelesidir. Müvekkillimiz Oktay KONYAR ve Senih ÖZAY da hiçbir şiddete başvurmadan demokratik istemlerde bulunarak, meşru vasıtalarla başvurular yaparak, davacı ve davacılar avukatı olarak, bu mücadelenin önemli aktörleridir.
10. Görüldüğü gibi; Anayasada yazılı olmakla tek başına demokratik hukuk devleti olunamamaktadır. Demokratik hukuk devleti, ancak bunu benimsemiş, özümsemiş ve bu uğurda mücadeleyi göze alan insanların oluşturduğu toplumlarda gerçekleşebilir. Bu uğurda, konuya duyarlı olan herkese ve her kuruma görev düşmektedir. Bu anlamda, Sayın Mahkemenize de görev düştüğünü düşünüyoruz. Demokratik hukuk devleti için mücadele eden kişiler, bu çabalarında desteklenmelidir. Bu nedenlerle; Sayın Mahkemenin müvekkilimiz hakkında vereceği beraat kararı, gerekçeli olmalıdır.. Müvekkiller hakkında, “suçun unsurlarının oluşmadığından aklanmasına” şeklinde kısa ve gerekçesiz aklanma kararı yeterli değildir. Verilecek kararda;
· “dünyanın bize atalarımızdan miras kalmadığını, onu çocuklarımızdan ödünç aldığımızın”
· “sağlıklı çevrede yaşama hakkı”nın, en temel insan hakkı olduğunun”,
· “çağdaş bir toplumda yaşayan bireylerin, pasif değil, haklarını elde etmek ve korumak için aktif bireyler olması gerektiğinin”
· “demokratik hukuk devletinde, asıl suçun mahkeme kararları ile alay edercesine işlem yapmak olduğunun”
· “Müvekkillerimizin içinde yer aldığı mücadelenin haklı ve yürütülmesi gereken bir mücadele olduğunun”
ve benzeri gerekçelerin, yer alması gerekmektedir. Bu şekilde, Sayın Mahkemenizin kararı örnek bir karar olacaktır.
Saygılarımızla.
Senih Özay- Oktay Konyar Vekilleri
Av.Arif Ali Cangı Av.Mehmet Ali Koç