|
Cangı Avukatlık Bürosu Av. Banu Dalgıç Cangı & Av. Arif Ali Cangı 858 Sokak No: 9 Paykoç İşhanı Kat: 7/705 Konak / İZMİR Tel&Fax : 0232 4256688 & 4256689 & 4820132 E.mail: [email protected] |
İZMİR DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Kanalıyla
ANKARA 1 NOLU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Dosya NO :2002/ 144 Esas
AÇIKLAMA SUNAN
SANIK : Senih ÖZAY (Avukat),
VEKİLLERİ : Av.Arif Ali CANGI ve aşağıda imzası bulunan avukatlar
DİLEKÇE KONUSU : İddianame hakkında açıklamalarımızın sunulması, belirtilen dava dosyalarının delil olarak değerlendirilmek üzere celbi istemidir.
AÇIKLAMALARIMIZ :
İddianamede; Müvekkil Senih Özay’ın suçlanmasına dayanak olarak, müvekkillerin “İzmir,Bergama, Çamköy-Ovacık-Narlıca mevkiindeki siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine karşı 10 yılı aşkın süredir yürütülen toplumsal ve hukuksal mücadelenin içinde yer alması” olarak gösterilmiştir. Müvekkillerin bu mücadele içinde yer almakla müsnet suçu işlediği iddia edilmesine karşın, bu mücadelede kazanılan hukuksal kazanımlardan, mahkeme kararlarından ya hiç söz edilmemiş ya da yüzeysel olarak değinilmiştir. İddianame bu yönüyle eksiktir. Bu eksikliğin giderilmesi için sözü edilen mücadelenin hukuksal boyutunu özetlemek istiyoruz. Bu mücadelede; müvekkiller konumu insana, çevreye, doğaya duyarlı, sağlıklı çevrede yaşama hakkını savunan, bu hakkı hukuksal yöntemlerle koruma yönünde çalışma yapan, davalar açan bir avukat ve yurttaştır.
A-DAVALAR, MAHKEME KARARLARI, HUKUKSAL SÜREÇ:
I- Çevre Bakanlığı’nın İşlemi (Dava Konusu İlk İşlem):
Çevre Bakanlığı tarafından, “Eurogold firmasına siyanür liç yöntemi ile altın çıkartılmasına izin verilmesi yolundaki idari işlem''in iptali amacıyla Bergama'lı 652 yurttaş tarafından, 1994 yılında İzmir İdare Mahkemelerinde davalar açılmıştır. Uzun zamana yayılan yargılama süreci sonunda davacı yöre yurttaşlarının istemleri, Danıştay 6. Dairesi’nin 13.05.1997 tarih ve 1996/5477 Esas, 1997/2312 Karar sayılı bozma kararı (EK-1) doğrultusunda, İzmir 1.İdare Mahkemesi’nin 15.10.19997 Tarih ve 1997/636-877 Sayılı kararı (EK-2) ile kabul edilmiştir. Karar; Danıştay’ın denetiminden de geçerek kesinleşmiştir. Gerek Danıştay 6.Dairesi’nin Bozma kararı, gerekse İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin iptal kararı; Sağlıklı çevrede yaşama hakkına dayanan, alanında ilk ve örnek bir karardır. (Bu davada; Senih Özay davacı ve davacılar vekilidir).
Kararların gerekçesinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere;
· Anayasanın 17. maddesine göre; “...'Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir...”, Anayasanın 56. maddesine göre de; “... Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler...'',
· Canlı yaşamının en önemlisi olan insan yaşamının sağlıklı, dengeli, bozulmamış bir çevrede sürdürülmesi esastır. İnsan yaşamının korunması bir öncelik olduğuna göre, insanın doğal yaşam temellerinin korunması ve geliştirilmesi gerekmekte ve çevrenin korunması insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olmaktadır. Bu durumda yukarıdaki saptamalardan hareketle dava konusu altın madeni işletme yönteminin yarattığı sakıncaların doğrudan ve dolaylı olarak insan yaşamı ile ilgili olması karşısında, belirtilen Anayasa ve yasa hükümleri de dikkate alınarak dava konusu idari işlemin yargısal denetimin de öncelikle kamu yararı ve bu kavramdaki önceliklerin irdelenmesi gerekmektedir.
· İşletmecinin iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak, yapılacak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin,doğada ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır. Siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesinde işletmeciye ve yapılacak olan denetime duyulan güvene bağlı olarak risk olasılığının azalacağından söz etmek mümkün değildir.
· Yukarıdaki teknik ve hukuki belirlemeler karşısında, insanın yaşama hakkını ve devletin de çevre sağlığını koruma, çevre kirlenmesini önleme, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlama ödevlerini dikkate aldığımızda, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve bilirkişi raporlarında da öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır.''
II- Başbakanlığın Kanunsuz Emri:
Kesinleşmiş bu mahkeme kararından sonra, mahkeme kararının uygulanması ve madenci şirketin orman arazisini terk etmesi beklenirken, Başbakanlık Müsteşarlığı’nın 05/04/2000 gün ve B.02.O.MÜS.0.13.00.00-263 No. lu “...Bergama Çamköy Ovacık Mevkii’nde bulunan altın madeni işletmesi ile ilgili olarak TÜBİTAK'ın düzenlediği rapora göre mahkeme kararında belirtilen risk faktörlerinin ortadan kalktığı, İçişleri, Sağlık, Bayındırlık, Enerji Tabi Kaynaklar, Orman ve Çevre Bakanlıklarından konuyu yeniden değerlendirmek suretiyle işlem tekemmül ettirmeleri'' yolundaki emri (EK-3) öğrenilmiştir.
Başbakanlığın kesinleşmiş mahkeme kararını hiçe sayan emri üzerine ilgili bakanlıklar, işlem tesis etmeye başlamışlardır. Orman Bakanlığı orman alanının tahsisi iznini uzatmış, Sağlık Bakanlığı da madenci şirkete bir yıl süre ile deneme izni vermiş, Çevre Bakanlığı da tüm bu olanlara sessiz kalmış ve madende deneme üretimine geçilmiştir.
Oysa; Başbakanlık Müsteşarlığının anılan işlemi ve bu işleme dayanılarak tesis edilen işlemlerde, Prof Dr. Ülkü Azrak’ın belirttiği gibi; “yargı kararına karşı apaçık bir direnme” söz konusuydu (EK-4). Tartışmalı bir rapora dayanılarak, mahkeme kararının yok sayılması, madende deneme üretimi izni verilmesi, kendisini "HUKUK DEVLETİ" olarak nitelendiren bir hukuk düzeninde asla kabul edilemezdi.
Bu nedenle; bir grup yurttaş tarafından, bu kanunsuz emir niteliğindeki işlemin iptali için dava açılmıştır. Yapılan yargılama sonunda; İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 01.06.2001 gün ve 2000/896 Esas, 2001/485 Karar sayılı kararı (EK-5) ile “...altın madeninin . doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olarak siyanür liçi yöntemle izin verilmesi yolundaki işlem kamu yararına aykırı bulunarak kesinleşmiş yargı kararı ile iptal edilmiş iken; işletici şirketin tesiste bazı ilave yatırımlar yaparak ek önlemler aldığından bahisle, “siyanürle altın arama yöntemi”ni yeniden tartışmaya açarak davalı idareye başvurması üzerine, konunun yeniden gündeme getirilerek ve TÜBİTAK tarafından firmaca alınan önlemlerle risklerin ihmal edilebilir boyutlara indirildiği yolunda düzenlenen rapor da esas alınarak, siyanür liçi yöntemle işletilecek olan altın madenine izin verilmesi gerektiği yolundaki dava konusu işlem, kesinleşmiş mahkeme kararının, uygulamada değiştirilmesini ortaya çıkarmıştır ki, bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır...” gerekçesiyle iptal edilmiştir. Davalı tarafın temyizi üzerine, bu karar hakkında Danıştay Nöbetçi Dairesi dava konusu işlemin, “kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığı” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı vermiştir (EK-6). Bu dava dosyasının temyiz incelemesi devam etmektedir (Bu dava dosyasında, Senih ÖZAY davacı ve bir kısım davacılar vekilidir).
III- Kararları Uygulamayan Kamu Görevlilerinin Tazminat Sorumluluğu:
1997 yılında verilen kesinleşmiş mahkeme kararını 30 gün içinde uygulamayan dönemin yöneticileri hakkında açılan tazminat davasında; temyiz incelemesi yapan, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 25.09.2001 gün ve 2001/3884 Esas, 2001/ 8478 Kararı (EK-7) ile “dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer, Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy, Bayındırlık Bakanı Yaşar Topçu ile İzmir Valisi Erol Çakır aleyhinde tazminata hükmedilmesi gerektiğine” karar verilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 25.09.2001 gün ve 2001/3884 Esas, 2001/ 8478 Karar sayılı ilamında özetle;
· “...Mahkeme kararının Çevre Bakanlığı tarafından 23.10.1997 tarihinde, Başbakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İzmir Valiliği ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın İzmir Bölgesi Müdürlüğü’ne gönderildiği ve yargı kararının gereğinin yerine getirilmesinin istendiği, bu yazının usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine karşın, Çevre Bakanı İmren Aykut dışında kalan davalıların, yasada öngörülen süre içerisinde siyanür liçi yöntemiyle altın madeni çıkartılmasını önleyici eylemde bulunmadıkları, işlem tesis etmedikleri ve böylece yargı kararını uygulamadıklarının anlaşıldığı...”
· “...Anayasanın 138/son maddesinde;Yasama ve Yürütme Organları ile İdarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organların mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştirilemeyeceği ve bunların yerine getirilmesinin geciktirilemeyeceği kuralının bulunduğu, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 28. maddesinde de Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, kararın tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde işlem tesis etmek ve eylemde bulunmak zorunda bulunduğu, aynı maddenin 4. fıkrasında, mahkeme kararların otuz gün içinde yerine getirmeyen kamu görevlisi hakkında, tazminat davası açılabileceğinin hükme bağlandığı...”,
· “...ayrıca ceza hukuku yönünden, yargı kararlarının gereklerini yerine getirmeyen kamu görevlilerinin eylemleri, kişilerin haklarını çiğneyip zarar verdiğinden, keyfi davranma olarak nitelenerek, Türk Ceza Yasasının 228.maddesi kapsamında suç sayıldığı...”
· “...yargı kararını uygulamak durumunda bulunanların, kararın eksikliğini ya da yanlışlığını tartışma yetkileri bulunmadığı gibi, bu kararları eksik uygulamaları, uygulamış gibi davranarak işleme yapay bir görüntü vermeleri de kararın uygulandığı sonucunu doğurmayacağı, kararın 30 gün içinde uygulanmamış olması kişisel sorumluluk için yeterli sayıldığı...”
· “...bu yasal düzenlemeler ve somut olaydaki olgular birlikte değerlendirildiğinde, yargı kararı gereğinin yerine getirilmemesi biçiminde gerçekleşen (İmren Aykut dışındaki) davalıların haksız eylemi sonucunda, davacıların kişilik haklarının zarar gördüğünün benimsenmesi gerektiği...”
belirtilmiştir.
Bozmaya uyan Ankara 5.Asliye Hukuk Mahkemesi 16.10.2002 gün ve 2002/353-711 sayılı kararı ile (İmren Aykut ve Erol Çakır hariç olmak üzere) davalıları müştereken ve müteselsilen 34.500.000 TL. tazminat ödemeye mahkum etmiştir (Bu davada, Senih ÖZAY, davacılar vekilidir).
IV- Son Yürütmeyi Durdurma Kararları:
14 Ekim 2000 günü yapılan İzmir Barosu Olağan Genel Kurulu; Yönetim Kuruluna “Bergama ilçesi, Çamköy- Ovacık- Narlıca mevkiinde siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine ilişkin gelişmeleri takip etmek, gerekli tepkiyi gösterme ve hukuksal mücadele yapma” görevi vermiştir. Genel kurulun bu kararı üzerine Başbakanlığın hukuka aykırı işleminden sonra; İzmir Barosu Başkanlığı tarafından Sağlık Bakanlığı tarafından tesis “bir yıllık deneme izni” işleminin iptali için dava açılmıştır. Madenin çalışmasını sağlayan Sağlık Bakanlığı’nın işleminin iptali davasında davada, İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin 10.01.2002 gün ve 2001/401 Esas sayılı kararıyla “...dava konusu işlemlerin kesinleşmiş yargı kararının uygulamada değiştirilmesi sonucu ortaya çıkarmıştır ki, bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır...” gerekçesiyle “yürütmeyi durdurma kararı” verilmiştir. (EK-8),
Yine Başbakanlığın işleminden sonra tesis edilen, Orman Genel Müdürlüğü’nün “altın madeni işletmeciliği ile ilgili Orman sahasına ilişkin izinlerin uzatılmasına ilişkin” işlemi hakkında açılan davada da İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 23.01.2002 gün ve 2001/239 Esas sayılı kararıyla, aynı gerekçelerle yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir.(EK-9) (Senih ÖZAY bu davada da davacı vekilidir).
Örnek bir karar olan İzmir 3.İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararının gerekçesinde özetle;
denilmektedir.
Bu yürütmeyi durdurma kararlarına davalı tarafın yapmış olduğu itirazlar, İzmir Bölge İdare Mahkemesi tarafından, “...dava konusu işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması koşullarının her ikisi de gerçekleştiğinden...” gerekçesiyle reddedilmiştir (EK-10, EK-11). Bu kararla birlikte sözü edilen yürütmeyi durdurma kararına karşı başka bir başvuru yolu kalmamıştır.
VI- Bakanlar Kurulu’nun Mahkeme Kararını Hiçe Sayan Prensip Kararı:
Sağlık Bakanlığı’nın deneme izni hakkında verilen Yürütmeyi Durdurma kararından sonra; İzmir Barosu Başkanlığı tarafından Sağlık Bakanlığı ve İzmir Valiliği’ne 27.02.2002 tarihinde başvurularak, mahkeme kararının uygulanması istenmiştir (EK-12). Bunun üzerine, Sağlık Bakanlığı; İzmir Valiliği’ne gönderdiği 28.03.2002 gün ve 4875 sayılı yazısı ve ekinde bulunan Bakanlık oluru (EK-13) ile “...İzmir Barosu Başkanlığı tarafından Normandy Madencilik A.Ş.nce altın çıkartılması amacıyla kurulan işletmeye deneme izni verilmesine dair işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması için Bakanlık aleyhinde açılan davada İzmir 3.İdare Mahkemesi’nin 10.01.2002 gün ve 2001/401 sayılı kararı ile dava konusu işlemin teminat aranmaksızın dava sonuçlanıncaya kadar yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği, kararın 04.03.2002 tarihinde bakanlığa tebliğ edildiği, bu nedenle 2.12.2000 tarih ve 18847 sayılı deneme izni ilgili olarak, mezkur yürütmenin durdurulması kararının 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın uygulanması ile deneme izninin ve işletmenin faaliyetinin durdurulması için kararın en geç 03.04.2002 tarihine kadar İzmir Valiliğince tesis yetkililerine tebliğ edilmesi...” gerektiği belirtilmiştir.
Yürütmeyi Durdurma kararı ve ardından “mahkeme kararının uygulanmasını” içeren Sağlık Bakanlığı yazısı, gazetelerde haber konusu olmuş. Hatta; “son gün” başlıklı haberler yayınlanmıştır (EK-14).
Bakanlık yazısında belirtildiği gibi; mahkeme kararına uygun olarak, 03.04.2002 tarihinde işletmenin faaliyetinin durdurulması gerekirken, 01.04.2002 tarihinde, önce Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un bir televizyon kanalında yaptığı açıklamayla ve 03.04.2002 tarihinden itibaren de gazetelerde çıkan haberlerle (EK-15); Bakanlar Kurulu’nun mahkeme kararlarına karşın, Ovacık Altın Madeni İşletmesinin çalışmasını sürdürmesi konusunda “prensip kararı” aldığı öğrenilmiştir.
Bu kararın iptali için İzmir Barosu tarafından 09.04.2002 tarihinde yürütmeyi durdurma istemli olarak dava açılmıştır (EK-16). Ayrıca Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında; “Yargı Kararının Uygulanmasını Engelleyen Bakanlar Kurulu Kararı Çıkartarak Anayasayı ihlal etmek suretiyle TCK 146/1. Maddesine Muhalefet Etmek” ten suç duyurusunda bulunulmuştur.
İzmir Barosu’nun açmış olduğu Bakanlar Kurulu kararının iptali davasında; Danıştay 8. Dairesi’nin 13.05.2002 gün ve 2002/1477 E.,2002/2738 K.sayılı kararı (EK-17) ile “…dilekçenin incelenmesinden, dava konusu işlemin veya kararın dilekçeye eklenmediği görülmüş ve davanın konusunun ne olduğu da anlaşılamadığı...”gerekçeleri ile dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Dava dilekçesinin reddi kararının tebliği üzerine; İzmir Barosu tarafından faks ve mektupla Başbakanlık’tan Bakanlar Kurulu kararının en kısa zamanda gönderilmesi istenmiş, Bakanlar Kurulu kararının Bergama Kaymakamlığı’nda olduğunun öğrenilmesi üzerine, Bergama Kaymakamlığı’na başvurulmuştur (EK-18).
Bergama Kaymakamlığı tarafından İzmir Barosu’na gönderilen yazıda; Bakanlar Kurulu Prensip Kararı’nın Kaymakamlık’ta olmadığı belirtilmemiş, kararın Valilik ya da daha üst makamlarda olabileceğinden, kararın örneğinin ilgili merciilerden talep edilmesi...”gerektiği bildirilmiştir (EK-19).
Tüm başvurulara karşın Bakanlar Kurulu Kararına ulaşılamamış, İzmir Barosu tarafından, karara ulaşılamadığı da belirtilerek, eldeki bilgiler ve belgelere göre, yeniden dava açılmıştır (EK-20).
30.07.2002 Danıştay 8. Dairesi’nin 2002/2817-3936 sayılı kararı (EK-21) ile “…yasal süresi içinde yenilenen dava dilekçesinde yine aynı hususlarda yanlışlık yapılarak, dava konusu işlemin dilekçeye eklenmemiş olması ve dava konusu net olarak ortaya konulmadığı…” gerekçesiyle İzmir Barosu’nun davasının reddine oyçokluğu ile karar verilmiştir.
06.10.2002 İzmir Barosu tarafından Danıştay 8. Dairesi’nin 30.07.2002 gün ve 2002/2817-3936 sayılı kararı temyiz edilmiştir (EK-22).
22.11.2002 tarihinde İzmir Barosu tarafından, (AİHM’nde devam eden dava dosyasından gönderilen) dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı eklenerek Danıştay 8. Dairesi’nin 30.07.2002 gün ve 2002/2817-3936 sayılı kararı hakkında yeniden yürütmeyi durdurma istemli ek temyiz dilekçesi verilmiştir (EK-23).
Bakanlar Kurulu Prensip kararı hakkında bir grup yurttaş da dava açmıştır. Bu dava Danıştay 6.Dairesi’nin 2002/2618 Esas sayılı dava dosyası ile derdesttir (EK-24) (Bu davada Senih Özay, davacı ve bir kısım davacılar vekilidir).
Sağlık Bakanlığı’nın deneme izni hakkındaki yürütmeyi durdurma kararı ve Sağlık Bakanlığı yazısına karşın, maden çalışmaya devam etmiştir. İzmir Barosu Başkanlığı tarafından yapılan yazışmalar sonucunda; Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Baromuz gönderilen yazıda (EK-25) da “…konuyla ilgili mahkeme kararının uygulanmasına ilişkin yazıdan sonra, Bakanlıkça her hangi bir işlem yapılmadığı…” belirtilmiştir.
Bu arada, Milletvekili Ali Arabacı tarafından Başbakan Bülent Ecevit’in yazılı olarak yanıtlaması istemi ile TBMM Başkanlığına verilen yazılı soru önergesi verilmiştir (EK-26).
Önerge üzerine, T.C. Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı’nın 09.09.2002 gün ve B.2.0.002/0141 sayılı TBMM Başkanlığı’na yazılan yazısı ve ekinde yer alan T.C. Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü’nün 29.08.2002 gün ve B.02.0KKG/106-778/4731 sayılı Dışişleri ve Başbakan Yardımcılığı’na yazıda (EK-27) ; “…Bakanlar Kurulu Prensip Kararlarının icrai nitelikte olmayıp, Bakanlar Kurulunun bu konuda kabul ettiği ilkeleri belirleyen ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik açıklayıcı nitelikte bir karar olduğu….” belirtilmiştir.
Başbakanlığın bu yazındaki açıklamalara göre; Bakanlar Kurulu’nun sözü edilen kararına dayanılarak madenin çalıştırılması gerekirken maden şu anda faaliyetini sürdürmektedir, üstelik hiçbir hukuksal dayanağı olmadan.
Bu günlerde, Madenci şirketten işten atılan Türk çalışanların açıklamalarının gazetelerde yer alması üzerine, madenin kapatılması tartışmaları yeniden gündeme gelmiştir (EK-28).
Bergama Kaymakamlığı’nın madeni kapatma kararı alması, Madenci Şirketin bu kararı dikkate almaması tartışmaları arasında; konuyla ilgili iki ayrı belge elde edilmiştir.
· Yürütmeyi durdurma kararı üzerine, 02.04.2002 günü saat 17.00’da madenin üretiminin durdurulması yönünde gerekli bölümlerin mühürlendiğine ilişkin kapatma tutanağı (EK-29).
· Bakanlar Kurulu Prensip kararına dayanılarak; 03.04.2002 günü saat 15.20’de madendeki mühürleme işlemi söküldüğüne ilişkin tutanak (EK-30),
· Bergama Kaymakamlığı’nın Bergama Sağlık Grup Başkanlığı’na yazdığı “mühür sökme işleminin iptal edildiğine” dair 04.04.2002 gün ve 195 sayılı yazısı (EK-31),
Bu yazılardan anlaşıldığı kadarıyla, yürütmeyi durdurma kararı gereğince Maden 02.04.2002 günü akşamı mühürlenmiş, ertesi gün öğleden sonra, Bakanlar Kurulu’nun Prensip kararına dayanılarak, mühür sökülerek çalışmaya başlamıştır. Mühür sökme işleminden bir gün sonra da mühür sökme işleminin iptal edilmesine karşın, yeniden mühürleme işlemi yapılmamıştır. Yani 03.04.2002 saat 15.20’den itibaren çok büyük bir Birinci Sınıf Gayri Sıhhi Müessese olan, Bergama Ovacık Altın ve Gümüş Madeni işletmesinde, mahkeme kararına karşın, hiçbir hukuksal dayanağı olmadan ve hiçbir denetime tabi tutulmadan siyanür liç yöntemi ile maden çıkartma faaliyetin sürdürülmektedir.
VII- AİHM’ne Yapılan Başvuru :
1997 yılında verilen kesinleşmiş mahkeme kararının uygulanmaması üzerine, Bergamalı 511 yurttaş tarafından; “siyanürlü liçi yöntemi ile altın maden işletmeciliği bölgede ikamet eden başvurucularla birlikte yöre halkına ve ekolojik dengeye telafi edilemez zarar verdiğinden/vereceğinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. ve 8. maddeleri ile mahkeme kararının yerine getirilmemesinden dolayı hak arama özgürlüğü ihlal edildiğinden 13. Maddesinin, ayrıca mahkeme kararının infaz edilememesi nedeniyle 6.maddesinin ve sözleşmenin ek 1. Protokol 1. Maddesindeki mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin tespiti” için 1998 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 3 ayrı başvuru yapılmıştır. İvedilikle görüşülmesine karar verilen her üç başvuruda da TC Hükümeti’nin yanıtı alınmıştır. Bu arada, Hükümet tarafından bu dosyalara , herkesten saklanan Bakanlar Kurulu kararı gönderilmiştir. Bu sayede, “Hizmete Özel” Gizlilik dereceli karara ulaşılmıştır (EK-32). (Bu başvurularda, Senih ÖZAY başvurucular temsilcisidir).
B- DEĞERLENDİRMELER :
Anayasasının “Cumhuriyetin Nitelikleri” başlıklı 2.maddesinde; “...Türkiye Cumhuriyeti'nin HUKUK DEVLETİ olduğu...” vurgulanmaktadır.
Anayasasının 11. maddesi; “...Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır…”,
Anayasanın 138/son maddesi; “...yasama ve yürütme organları ile İdarenin mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştirilemez ve bunların yerine getirilmesini geciktirilemez…”,
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 28. maddesi de; “...Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre İdare en geç 30 gün içinde işlem tesisi etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur…”
der…
Çağımızda bir devletin siyasal meşruluğunun koşulu Hukuk Devleti olmasıdır. Hukuk Devleti deyimi, yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan devlet düzenini anlatır. Anayasa Mahkemesi’nin 11.10.1963 tarihli 1963/124 Esas ve 1963/243 Karar sayılı kararında belirtildiği gibi; “...Hukuk devletinin temel unsuru, bütün devletin faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır....”
Yüzyıllardan beri çeşitli aşamalardan geçen ve bu güne ulaşan Hukuk Devleti’nin varlığı ve işlerliği, hukukun üstünlüğü anlayışının uygulamaya geçirilmesi, hukukun tüm devlet organlarının etkinliklerinde egemen kılınması ile olasıdır. Hukuk Devleti ilkesinin temel özelliği, devlet içinde tüm kamusal yaşamın ve idarenin yargı denetimine tabi tutulmasıdır. Bu amaçla Anayasa’nın 125/1. maddesinde “...idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır...” düzenlemesi getirilmiştir.
Hukuk Devleti olmanın “olmazsa olmaz” koşulu, İDARENİN YAPMIŞ OLDUĞU İŞLEM VE EYLEMLERİN YARGI TARAFINDAN DENETLENMESİ VE BU DENETİM SONUNDA, VERİLEN MAHKEME KARARLARININ BAĞLAYICI OLMASIDIR. Anayasasının Başlangıç Bölümünde kendisini “HUKUK DEVLETİ" olarak tanımlayan, Anayasasının diğer hükümlerinde ve yasalarında mahkeme kararlarının gecikmeksizin ve eksiksiz uygulanması kuralını koyan devletin; kendi idari kurumlarının ve kamu görevlilerinin kesinleşmiş mahkeme kararını zaman geçirmeksizin ve eksiksiz uygulaması gerekmektedir.
Bergama’da siyanür liçi yöntemiyle altın madeni işletmeciliğine izin veren idari işlemler yargılanmış, yargılama sırasında tartışılmıştır..
Bakanlar Kurulu tarafından “prensip kararı” adı altında alınan dava konusu işlem ile mahkeme kararının uygulanması engellenmiş, mahkeme kararlarına direnilmiştir. Mahkeme kararının uygulanmaması yönüyle dava konusu işlem, tek başına Anayasa’nın 2. maddesinde yazılı Hukuk Devleti niteliğini yok saymaktadır. Bu işlemle hukuk güvenliği yok edilmiştir. Bu uygulama, hukuk devletine yakışan bir uygulama değildir.
Bu işlemi tesis eden anlayış; mahkemeleri yok sayan, onların kararlarını etkisiz hale getirmeye çabalayan, hukuk devleti ilkesini ayak bağı olarak gören tehlikeli bir anlayıştır.
Yapılan bu yargılamalarda, müvekkil Senih Özay davacı olmuş ve davacılar vekilliği görevini üstlenmiştir. Şimdi, sağlıklı çevrede yaşama hakkından yana tavır alan Anayasa’nın 56. maddesinde verilen hak ve ödev ile davacı ve davacı vekili olarak hukuksal ve demokratik mücadele veren, bu mücadelede elde edilen mahkeme kararlarını uygulatmak için çaba harcayan müvekkilimiz, casuslukla suçlanmaktadır. Bu son derece tehlikeli bir yaklaşımdır. Demokratik hukuk devleti, ancak bunu benimsemiş, özümsemiş ve bu uğurda mücadeleyi göze alan insanların oluşturduğu toplumlarda gerçekleşebilir. Bu nedenle, konuya duyarlı olan herkese görev düşmektedir.
Bergama mücadelesi; haklı bir mücadeledir, İnsan merkezli, doğa korumacı, sağlıklı ve dengeli bir çevre mücadelesidir, demokratik hukuk devleti mücadelesidir. Müvekkillimiz Senih ÖZAY da davacı ve davacılar avukatı olarak, bu mücadelenin önemli aktörlerindendir.
Biliyoruz ki, yapılacak yargılama sonunda, müvekkilimizin aklanmasına karar verilecektir. Burada şunu vurgulamak isteriz ki; müvekkillerin “suçun unsurlarının oluşmadığından aklanmasına” şeklinde kısa ve gerekçesiz aklanma kararı yeterli değildir. Verilecek kararda;
· Müvekkilimizin içinde yer aldığı mücadelenin haklılığının,
· “dünyanın bize atalarımızdan miras kalmadığını, onu çocuklarımızdan ödünç aldığımızı” ,
· “çağdaş bir toplumda yaşayan bireylerin, edilgen değil, haklarını elde etmek ve korumak için etken bireyler olması gerektiğinin”
· “demokratik hukuk devletinde, asıl suçun mahkeme kararları ile alay edercesine işlem yapmak olduğunun”
ve benzeri gerekçelerin, yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Bu şekilde, Sayın Mahkemenizin kararı örnek bir karar olacaktır.
C- SONUÇ VE İSTEM :
İddianame ile yukarıda belirttiğimiz bilgiler ve ekli belgelerin birlikte değerlendirilmesinin yapılacak yargılamanın adil bir yargılama olmasına büyük katkısı olacaktır. Bu amaçla;
· İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 1997/636 Esas sayılı,
· İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 2000/896 Esas sayılı, (Danıştay 6.Dairesi’nin 2001/3919 Esas sayılı),
· Ankara 5.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/353 Esas sayılı,
· İzmir 3.İdare Mahkemesi’nin 2001/401 Esas sayılı,
· Danıştay 8.Dairesi’nin 2002/28l7 Esas sayılı (Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 2002/1149 Esas),
· Danıştay 6.Dairesi’nin 2002/2618 Esas sayılı,
dava dosyalarının getirtilerek, delil olarak değerlendirilmesini, yargılama sonunda müvekkilin, gerekçeleri belirtilmek suretiyle aklanmasına karar verilmesini dileriz.
Saygılarımızla. 11.12.2002
Senih Özay Vekilleri
Av.Arif Ali Cangı